|
Dört arkadaş...
İş çıkışı, buluşurlar...
Belki biraz resmi denilebilecek kıyafetleri vardır üstlerinde...
Denizin altında buluşurlar...
Nautilus derler çoğu zaman oraya...

İster, bir masal kahramanı derler buraya...
İster, İş Bankası Mensupları Munzam Sandığı’na ait bir alışveriş
merkezi...

Güzel bir yemek yendikten sonra, hadi şimdi ne yapalım diye
sorarlar birbirlerine...

‘Aslında, canım ne zamandır bilardo oynamak istiyor’ der
içlerinden biri...

Diğeri, ‘king oynayalım mı’ der...

Sonunda eşli pişti oynayalım derler...

Denizaltından çıkarlar...
Yakınlarda bir kahve bulurlar...
'Güvercin Sevenler Derneği' olduklarını söyler, çaycı...
Korkar herhalde, gecenin bu vakti başımızı belaya sokmayalım diye
düşünür...
İçeride kumar oynanıyordur çünkü...

Kumar...

İlk, bozuk paralarla aile arasında keyif için oynadıklarında bile,
kaybetmeye tahammül edemezmiş...
O yüzden demişler ki. ‘Sakın, arkadaşlarınla bile oynama...’

İzmir’de, Buca’da, güzelim kahvelerde, sigaranın rahatça
içilebildiği kahvelerde bile oynamayı bilememiş...

Çay acı olduğu için, ada çayı içer olmuş...

Şimdi gelelim başka bir diyara...
Çaveşesku’nun, ‘Denizi getireceğim’ dediği...
Bükreş...

Türkiye’den gelenlerin soluğu aldığı, casino salonları...

Tek ceketiyle gidenler, daha gofret fabrikası kurmadan çok önce,
yiyecek paraları olmadığı zamanlarda sığındıkları casinolar...

Kaz gelecek yerden esirgenmediği için...
Gelen oynar oynamaz bakılmaz, istediği her şey yerine gelirdi
casinolarda...

Puro, konyak, şarap, yemek...
Mamaliga bile...

Bir açılış sonrası, yönetim kurulu üyesi bir paşa gelince ‘emir
eri’ olmam istendi...

'Vorbim Romaneste...'
Diye denilebildiği için, gidilmiş kumarhaneye...

Bankacı olduğu için...
Deneyimli müdürü demiş ki, ‘white horse’ isimli barda...

Sen bankacısın, başkalarının parasını yönetiyorsun bankada...
Sakın casinoda gözükme...

Kulağa küpe olmuş...

Bankacı olmayan,
Emekli paşa olan,
Banka yönetim kurulu üyesi olan,
Hadi gidelim hemen, diye ısrar edince.
Açılışı bile görememiş...

Kollu canavarda kaybedilmiş...
100
Bir 100 daha...

Telefon gelmiş, acilen dönüyoruz diye Türkiye’ye...
Özel jet gitmiş gece yarısı...

Travma kalmış...

Sabah banka depremi olmuş...
Eti, Sümer...

İsimler zarar etmiş...
Kültürleri bilemeden...

Travma kalmış...

Şimdi,
'Güvercin Sevenler Derneği...'

Önce Buca...
Sonra Bükreş...

Şimdi kabul edilmiyorlarmış derneğe...

Allah’tan damacana su satan yardıma koşmuş, şuraya gidin diye...

Gitmişler...
Yanlarında yancı yokmuş...

Onu bile, bilemeden oturmuş...

Bodrum’da denizin ortasında, duba üstünde, Poseidon’dan takip
ederlerken denizi...

Ben yancıyım demiş...
Pazularında rütbesi olan...

Girmişler içeri, damacana sucu tavsiyesiyle...
Çaylar, kahveler, gazozlar,
Hesap kaybedene...
Üstüne bir de gömlek alacak kaybedenler...

Gömlek kaybetmişler,
ayakkabı kazanmışlar,
pantolon kaybetmişler,
ceket kazanmışlar...

Kumar değilmiş oynadıkları...

Ama yine kaybetmeye dayanamıyormuş...
Bazen sinirleniyormuş...
Arkadaşları, dost bildikleri alttan alıyorlarmış...

Blöflerini görüyorlarmış...
Blöf yapıyorlarmış...

Bu mu? Bu mu?
Diye kızdırıyorlar birbirlerini, blöf yaparken...

Bazen kantarın topuzu atıyor, neredeyse kavga edecek...
Kim tahammül edebilir ki...
Bazen bir tabire göre keyiften, ‘çene ishali’ olup, yine
sinirlendirmeye çalışıyormuş...

Kumar değilse neymiş...
Arkadaşlarına hediye almanın bir yoluymuş belki de...

Kahve kapanınca gidip tekel bayisinden iskambil alınmış oynamak
için...

Şimdi eşler uzaklarda...
Birinin yeri Kuzey’de, içerde... ‘onlar diyarında...’
Birinin yeri Batı’da, dışarda... ‘tüm şaraplar ancak orada şişe
olabiliyor’

Kumarda kaybetmeyi bilebilmek...
Hayatta kaybetmeyi bilebilmek...

Vale, Kız, Papaz...
Kulaklarım çınlıyor...

Nautilus, anons yapılıyor...
Alışveriş merkezimiz, on dakika içinde kapanacaktır... |