|
Selimiye’de yekpare bir binada, dört
başı mamur, dört başı pencereli bir binada...
Kapıdan girince sağ üst köşede, yerden yüksek bir zeminde, bir
masa çevresinde, bir sandalye üstünde devamlı...

O zaman, o kadar çok şapka takmazdı diye hatırlıyorum...
O zaman da sakalı vardı.
Ne kadar siyahtı bilemiyorum ancak, beyazı vardı sakallarında, o
zaman bile...
Şimdi biraz daha fazla...

Şimdi şapkası ile özdeş...

Neden bilmem hep akil adam gibi gördüm...

Sanırım güvendi...

Çok göstermezdi sevgisini...

Uzun zamandır görüşmedik, laf geldi tabii ki...

Madem bu kadar önemli gördün, nerelerdesin...

Sardunyalı yoldan çıkarken, özlediğimi hatırladım...

Camel sigara...
Aklımda kalan...

Hiç tek paket satın almazdı...
Cebinde bir paket olurdu muhakkak...

Tırnakları, yazıldı daha önce...

Bu kadar geniş yürekliyiz aslında, dedi en son bir anısını
anlatarak...

Köye gelenlere sormuş, elinde bastonuyla yürüyen yaşlı kadın...

Sen kimsin, tanıyamadım ?
Abhaz’ım...

Kucaklar yaşlı kadın, bizden diyerek...

Sen kimsin ?
Adige’yim

Kucaklar yaşlı kadın, Kafkasya’lıyız diyerek

Sen kimsin ?
Türk’üm

Kucaklar yaşlı kadın, hepimiz müslümanız diyerek

Sen kimsin ?
Fransız’ım

Kucaklar yaşlı kadın, hepimiz insanız diyerek

Köyde, bastonuyla ancak yürüyebilen bir yaşlı kadın...

Bizden biri diyerek kucaklaması bir...
Hepimiz insanız diyerek kucaklaması bir...

Selimiye’de sağ üst köşede masasında...
Sohum’da, otelde köşe dairede...

Yeri hep bellidir...
Duruşu hep bellidir.

Gümüşlü cam bardakları vardır...
Çok değil altı tane...

Az olsun, öz olsun diyenlerden...

Validesinden gelen aşureyi, paylaşır...

Sevmediğinden değil yalnızca...
Sevdiği votkayı da, gümüşlü cam bardaklarıyla paylaşmasından
belli...

Çift merdivenli ev...
Şimdi

Tek merdivenli ev...
Önce

Dingin bir hayat için gitti, canlar ülkesine...
Mücadeleci Bab-ı Ali’den...

Zaman zaman hiç konuşmadı...
Çok şey ifade etti...

Şimdi bir başka kapıda...
Karadeniz'e bekçilik eden, Hisar’da...

Duruşu bellidir...
Selimiye’de, Sohum’da, Hisar’da |