|
Köy mezarlığına, mezar taşları için
gittik...

Sapanca, göl kenarı...

Bir yanda Yanık, Maşukiye...
Diğer yanda Ketence, Uzuntarla...

Tren gelirken Haydarpaşa’dan...
Her istasyonda bırakılırmış günlük gazeteler...

Define avcısı zannettiler...
Dedelerimizin, ninelerimizin mezar taşlarının fotoğrafını
çekerken...
Daha iyi gözüksün diye, tebeşir kullanıyorduk...
Beyaz, pembe...

Yol kenarında, böğürtlen yerken buldu bizi...

Erik zamanını kaçırdık...
Armutlar, incirler, cevizler ve elmalar olmak üzere... Bir aydan
az zaman kaldı...

Gidelim onlara dedi...

Büyük bir bahçeye girdik,
İki kız kardeş karşıladı bizi...

Heybetli bir kapısı olan iki katlı bir ev...
Bir yuva...

Evleri, gönülleri kadar büyüktü...

Koruma altına alınmış...

Kimseye bir şey demeden içeri girmişler, bakmışlar incelemişler.
Burası, demişler....
Artık koruma altında...

İki kız kardeş...
İki Ubıh kız kardeş...
İki bekar kız kardeş...
İki yaşlı kız kardeş...

Koruma altında bir evde...

Makbule büyük olanı...
Doksanlarındaydı tanıdığımda...

Müeyyet küçük olanı...
Seksenlerindeydi tanıdığımda...

Makbule kardeşine biraz çıkışıyor, büyük olarak...
Misafirler geldi, ikram yap...
Sanki onbeşlik evin kızına söyler gibi...

Ne içersiniz diye ısrarla soruyor Makbule...

Bir köy evinde, ne beklersiniz...

İstanbul’da Nişantaşı, Bağdat Caddesi...
İzmir’de Sevinç Pastanesi yanında...
Kaldırımda, tezgah üstünde satarlardı...
Kaçak gelmiş Nescafe, Toblerone...

Bulunmazdı her yerde kolay kolay...

Makbule soruyor, tekrar...
Nescafe içer misiniz ?

Cevap veremiyoruz bile...

Teşekkür ediyoruz...

O zaman çikolata diyor, Makbule...

Madlen çikolata geliyor...

Hiç dişi yok, Makbule’nin...
Çok sevimli, konuşurken daha da sevimli oluyor...

Kiraz yiyoruz...
Belli ki, köyün çocukları bile gelmemiş toplamaya...
Çocukları, misafiri sevmediklerinden değil...

Köyde her yerde bol bol var kiraz ağaçlarından...

Bir daha gidiyoruz...
Dut zamanı...
Dalından dut yemek...

Dalından yemeyi en çok sevdiğim...
Dut...

Yerköy’de...
Abdallar Köyü’nde yerdim, doyasıya...

Çok gittik...

Mezar taşlarında ki tebeşirler silindi...
Çekilen fotoğraflar kaldı elimizde...
Makbule,
Başvekili ipe götüren geldiğinde köye...

Misafir etmiş, kağıt oynamışlar bahçedeki masada...

Göndermiş geri, verdiği dersle, başvekili ipe göndereni...

Cennet bahçede her çeşit çiçek varken...
Evin tuvaletlerine çiçek koyacak kadar zevk sahibiymiş Makbule...

Makbule kardeşinden korkarmış, sadece çiçek yüzünden...

Seksenine varan, doksanına varandan sadece çiçekleri için
korkmazmış...

İki kız kardeş...
İki bekar kız kardeş...
İki Ubıh kız kardeş...
Sırasıyla gittiler...
Diğerleri gibi...
Bazısı tebeşirli çizili köy mezarlığına, taşların yanına...
Define avcıları arıyorlar, ama bulamıyorlar hazineyi...

Koruma altında ki evde değil...
Giden iki kız kardeşteydi aranan define...
 |
|