|
Bu sefer...
Almanya’ya gidenlerden....

Ah!
Hemde ne güzel yazılır...

Oğul, baba...
Dede, büyükdede aynı yerde gömülmemiş...

İki aile, et ile tırnak gibiler...
Şeytan tırnağı değil tabii ki, bazıları koparılır...

Bir tren yolculuğu...
İstanbul’dan Anadolu yakasından başlıyor...
Haydarpaşa’dan Kurtalan’a...
Kurtalan Ekpres...
Gece gündüz demeden giden trenle gitmek...
Diyarbakır'a daha varmadan, Maden, Ergani...
Unutulmuyor tren yolculuğu, otuz üç sene sonra klimalı araçla
geçerken Maden’den, hatırlanıyor sıcak, yorucu geçen tren
yolculuğu...

Bir tren yolculuğu...
İstanbul’dan Avrupa yakasından başlıyor...
Sirkeci’den Münih’e...
‘Padişah Efendimizin’; ‘Şimendifer geçecekse eğer, göğsümden
geçsin dediği için...
Sirkeci’de ilk durak...
Sur içinde ilk durak...
İşte bu yüzden...

Orient Express...
Gece gündüz demeden giden trenle gitmek...
Bindokuzyüzellibeş senesi...
Gece gündüz demeden giden trenle gitmek, zor...
Trenle giderken sınırlar geçmek...

Bükreş, Budapeşte, Viyana, Münih...
Bindokuzyüzseksenbeş...

İki aile, et ile tırnak gibi...
İki kardeş aile...
İki kardeş, birbirini seven aile...

Haziran ayı...
Çok sıcak...

Bir doktor, Mümtaz...
Bir mimar, Osman Edip...
 
Bir anne...
Benim büyük teyzem...
Güzel sanatlardan mezun...

Kalamış’ta...
Güzel bir ev...

Bedri Rahmi öğrencisi aynı zamanda...
Vardı onunda kalıpları...

Hat ve şark süsleme sanatını öğrettiler, ayrıca...

Sirkeci’den trene binen iki aile...

Harp sonrası...
Almanya'nın her taraf harabe...

Yeni baştan inşaa edilmesi gerekiyor...
İnsanlar yok...
Yok olan insanlar, yoksul...

O zaman küçük olan, şimdi büyük olan,
bir çocuk...

Aylarca tedavi gördükten sonra...

Hekimler, oraya gidin diyorlar...

Almanya, ülke
Bavyera, eyalet
Bad Tölz, kasaba

Gidin oraya, diyorlar...

Doktor Mümtaz
Mühendis Mümtaz...
Adını doktordan alan, mühendis...
İki adaş...
Doktor gitmiş önce Almanya’ya...
Mühendis gitmiş sonra Almanya’ya...
Adaşlar, gitmişler farklı zamanlarda...

Adaşım, dedesi ile adaş...
Adaşımın, adaşından kalan köstekli serkisofu var...

Sirkeci’den binilen tren...
Orient Express denilen tren...

Agatha Christie yolcular arasında...

Yok zaman tutmadı diyorsanız bile ruhu var trende...
Çünkü bazı yolcular, cinayet işlendiğini düşünüyorlar...

Alfred Hitchcock çekim yapıyor, görünmeden...
Bir yerinde gözüküyor,
Okan’da gözüksün bir defa...
Kadim dost Nemyisjan, yanımda...

Dönelim cinayete tekrar...
Zaman yokluk zamanı...
Almanya’da yokluk varmış ama Türkiye’de yok mu ?
Her yer de yokluk var...
İmkanlar kısıtlı...
Bir çocuk tedavisi için para gerekli, çok para gerekli...

Düşünüyorlar...
Ne yapsak, ne etsek, ne götürsek...
Para eder...

Wurst...

Almanlar sosis sevdiği için, harp sonrası sosis yapmak için
bağırsak mı, barsak mı tam olarak nasıl yazıldığını bilemiyorum,
aynen sarımsak, sarmısak gibi.
Varsın barsak diyelim, bağırsak deyince bağırmasak mı diye aklıma
gelmiyor değil hani...
İşte bu yoksulluk içinde, giderken barsak ihtiyacı olduğu
düşüncesiyle...

Mezbahalardan alırlar temizlenmiş, tuzlanmış kilolarca barsak...

Hatta kokoreç yapan bir tanıdık bile bulurlar. En ucuz ve iyisini
nerede buluruz diye sorarlar tanıdığa, söyler nerede olduğunu...
İşte biraz daha gizemli olmaya başlıyor...
Cinayet ve Orient Express...
Agatha Christie, Alfred Hitchcock

Şimdiki gibi sağlam valizler yok...
Yıl, bindokuzyüzellibeş...

Valizlerin en kıymetlisi üstünde kumaş olan...

Bazısı mukavvadan valizler...
Bazısı tahtadan valizler..

Aldıkları barsakları tahtadan, mukavvadan yapılı üstü kumaş kaplı
valizlere koyuyorlar...
Valizleri ise oturdukları koltukların üstüne...
Saatler geçiyor, şehirler geçiliyor, sınırlar geçiliyor...

Valizlerden damlayan barsak suyu, bir yolcunun üstüne damlıyor...
Okuduğu, Agatha Christie...
Ortalığı biraz karıştıyor, cinayet var diye basıyor çığlığı orta
yaşlı kadın... Ama anlatıyorlar durumu...
Agatha Christie kitabını okuyanın yanında, onsekiz yaşında
gözlüklü sakallı bir genç var...
‘Ödünç Alınmış bir Göğün Altında’ demiş çok sonraları...
Orta yaşlı kadın, kitabını kaldığı yerden okumaya devam ediyor...

İşte tüm heyecan burada bitiyor, bundan sonra sadece her sınır
geçişinde bezlerle, tülbentlerle, valizlerden şıp şıp akan barsak
suları temizleniyor, ‘paşaport polisi’ kompartmanlara girerken
sorun çıkarmasın diye...

Zaten trende kendilerini meşgül edecek bir şey olmadığı için,
biraz keyif bile verir olmuş bu temizliği yapmak...

Uzun yolculuk sonrası Bad Tölz’e varış...
Teyze olan küçük çocuk, altı ay tedavi olur...
Doktor olan Mümtaz aynı yerde çalışmaya başlar...

Mümtaz’ın çocukları
Daruk doğar...
Emir Berduk doğar, ardından...

Mümtaz’ın,
Cemre'si düşer toprağa...

Teyzenin, şimdi teyze kızları var...

Giden iki aile...
Giden, o iki aileden geriye kalan iki kişi var şimdi...

İç içe geçen renklerden yapılan tablolar, sanatçı anneden, büyük
teyzeden kaldı geriye yadigar...
Mümtaz olan doktordan, güzel anılar kaldı...
İsmi, kendi gibi mümtaz olsun diye verildi, doğan en son doğan
çocuğa, kardeş aile tarafından...

İlk oğula, baba adıymış verilen...
İkinci oğula, mümtaz olan doktorun adıymış verilen...

Trenden inerken, orta yaşlı kadın ‘hayla’ söyleniyormuş;
‘Kitapta, valizlerden akan barsak suları yoktu...’

‘Ödünç Alınmış bir Göğün Altında’, nefes alırken...

Bir defa gözüktük, bir defa daha gözüksek bir şey olmaz sanırım...
Ah!...
Bir eda kalsın...
 |
|