...................
...................

PŞİNE ÇALAN, ÇERKESCE KONUŞAN KÜRT ÇOCUK

Temmuz 2012

                         
...................
 
...................

Bindokuzyüzyetmiş...

Demişim ama beş eksik almış...

Bindokuzyüztemişbeş olması gerekiyordu...



Yaşam bana,

üç sene borçlu olmasın...

‘‘...

Dağlar...

Tepeler...

Karşımda yemyeşil....

Ev boş...

Sessiz....

Nasıl alışacağız bilmiyorum...

...’’

Çaldım dedim, haber verdim...



Belki biraz Manavgat, belki biraz Niagara olacak...



İçeceksek Narzan hep var...



Öğrenince ‘tuzlu’ Borjomi yerine, aramıştım Narzan’ı raflarda Kiev marketlerinde...

'Teliani Valley', şarapları var ama, şişelenmiş Lıhnı yok o zaman...



İstesekte istemesekte, er veya geç kavuşacak tüm damlalar...

İster karşı konulamaz düşüşle, bir şelaleyle...

İster dingin akan, bir tatlı suyla...



Eskiden tamamen dut vardı...



Benim en çok sevdiğim, dalından yenilen dut ağaçları vardı her yerde...

Uzağa gitmeyecekse, yapraklarından tabak yaparak ikram edilirdi, dalından koparıp yiyemeyenlere...



Önceden haberleşemedik ama buluyorsunuz sevdiklerinizi, her yerde...



Nalçik...

'Oğlum için yaptığım en iyi şey, buraya gelmek.'

Demişti...



Yeni yeni gitmeye başladığımız dönemler...

Yerinde duramayan, enerjisi bitmek bilmeyen birisi...



Jan...

Yine dut diyarı bir köy, üstelik ilk yerinde...



Daha Şamil, askere bile gitmemişti...



Lada ile her sabah birlikte gidiyoruz...

Talih önde, ben arkada...

Kaçırırsam saatini beklemeden beni, basar giderdi...



Bir gün tahsilata gittik Beşiktaş’a...

Parayı tahsil edeceğim kişi beni bekletince, epey bir zaman geçmiş...

Barbaros’dan basıp gelmişti, Mecidiyeköy’e yine beklemeden beni...



Bende otobüsle...



Biz kahvaltı ederken, o öğle yemeğine geçerdi...



Annesini, telefonda tanıdım...

Oxford Street’ten otobüse binersin, ben seni gelince durakta karşılarım diye ısrar
etmişti onlara gitmem için...



Üç biraderi, adada...



Maykop’a giderken, yolda yememiz için ‘volibah’ verdi...

Böyle yolluğa can kurban...



Bak buldum, demişti...



Daha olmaz demeden. ‘Tabii, gözü üstünde kaşı var değil mi ?’ demişti...



Sonradan, demek ki varmış, diye eklemişti...

Yine Jan

yanında farklı bir düşünceden, bir kız...



Oğlum için demişti...



Kayınvalide toprağından, lafını yine beğendim...



Kayınvalidesi, altın iplikle kamçı yapıyor...



Nalçik’te ceviz ağaçları parkında...



Şimdilerde, ‘Schindlerin Listesi’ gibi

Ne kadar çok olursa diye, bir kişi daha olabilirse diye, uğraşıyor...



‘Deniz Yıldızı’ hikayesi gibi...



Belki biraz Manavgat, belki biraz Niagara olacak...



Demiştim, su akıyor gideceği yere...



Karışık olsa bile...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................