|
Uzun boylu...
Çok uzun boylu...
Yaşlı...
Bir naip torunu...
Bir asker...
Bir albay...
Bir emekli...

Yaşamdan değil, meslekten emekli...
Bir Çeçen...
Bir Nohçi...
İki defa zikretmekte bir zarar yoktur herhalde...

Kadıköy evi...
Bahariye’de yaşamdan emekli olmadığı yerde gündüzleri...

Hiç bir etkinliğine katılmaz...
Yemek, balo, kahvaltı, gösteri...

Gündüzleri o küçük odada...
Duvarlarını, Berlin Duvarı yaptığı yerde...

Biraz huysuz aynı zamanda...
Biraz mı...

Masasında bir paket sigarası vardı hep...
İsmini pek görmediğim, duymadığım...
SİPAHİ...
Hep, Sipahi Ocağı üyesi zannederdim...

Hep, kitap satılsın isterdi...
Bir paket fotokopi kağıdı götüreni bile severdi...

Önce niye geldin diye sorardı...

Kızlara, güzel kızlara o kadar sormazdı...
Niye geldiniz diye...

Her daim kravatlıydı...
Her daim traşlıydı...

Annesi sırtında taşırken onu Beyşehir’de...
İsyan eder atlayacağım şu göle dermiş...

Çocuk aklıyla, ‘kendi atlıyor, benle niye atlıyor’ dermiş küçük
Halit...

Kitaplar satılsın isterdi...

Görevi...
Babadan aldı, kızına verdi...

Annesinin sırtında iken, bırakmadığı bu dünyayı...
Selimiye’de bıraktı, bir top arabası sırtında...

Anılarda kalan bir şahit...
Bir nikah şahidi...

Profilden bakıyor...
Hasır sepete çiçek konduğu zamanlarından...

Masadan camdan...
Babasına bakıyor 'pşinawe', neredeyse...

O, profilden...
duvakla papyona bakıyor...
 |
|