|
Reşitbey köyünde,
değirmenler varmış...
Dere boyunca...

Reşitbey değirmenlerinde,
bazen mısır, bazen buğday...
Öğütülürmüş.

Su akar, doldururmuş tekerleğini değirmenin...

Dört değirmen varmış.
Onlara karşı savaşan bir İspanyol, tek başınaymış...

Birincisi, Külliler’in değirmeni...
Dolaplı değirmen derlermiş,Küllilerin değirmenine...
Hafta sonları değirmen ziyaretine giderlermiş...
Dere boyunca sıralanan değirmenlere.

En çok, çocuklar severmiş değirmenleri.
Her çocuğun bir haznesi varmış...

İkinci değirmen, Geç Selahattin Ağabey’in, annesinin annesinden
kalmaymış...

Bahsedermiş babası, köprü başında indiği zaman vapurdan...
Köprüde verilen kuruş paraya,
‘Geç, geç dermiş,’ kuruş alan...

Üçüncü değirmen ise, Hafız İsmail Bey’lerin değirmeniymiş...
Cevdet, Cahide, Cazibe yaş sırasıyla sıralanmış isimleri...
İsimlerin sırasını karıştırma, yaş sırasına göre söyle der
dayım...

Dördüncü değirmenin sahibi Lazlar’mış...

Bu dört değirmen, ceviz ağaçları kadar büyük gözükürmüş
çocuklara...

Çekilen buğdaylara karşılık, ölçek usulü verirlermiş değirmenciye,
bedelini ödemek için...

Gün sonunda...
Çocuklara anlatırlarmış, eski hikayeleri...
Çocuklar yatmadan önce...

İki kardeşin.
İki çocuğu varmış...

İki kardeş...
Dört çocuk...

İki tane daha varmış ama onlar daha küçük olduğu için, sabahları
kurtarırlarmış kendilerini...

Erken yatsınlar diye, hikayeler anlatırlarmış...

Dinlerken, uyurmuş çocuklar...

Bu akşamın hikayesi...

Büyük dede evinde çalışan, karı koca Ermeni’ler varmış...

Erkek olan aşçı...
Kadın olan aşçı...

Erkek olan evin dışında, tarlada çalışanlara yemek yapar, kadın
olan ev ahalisine yemek yaparmış...

Bir gece vakti...

Geç bir vakit.
Kapı çalınmış...

Çalan bir Ermeni...

Aşçılardan cesaret almış olsa gerek...

Beni saklayın demiş, peşimdeler demiş...

Çık bacaya demiş, Mehmet Ağa...

Gelip görmüş eve gelenler, kimse yok burada demişler...

Ocaktan inen Ermeni’nin...
Üstü başı kara olmuş..

Giderken bir miktar ekmek vermişler, bacada saklanan Ermeni’ye...

Sabah Mehmet Ağa’nın atı çalınmış...
Şüphelenmişler biraz, gece sakladıkları Ermeni’den ...

Akşam olmadan bakmışlar.
Uzaktan geliyormuş at, sırtında Besime Teyze’nin kocası varken...

Mehmet Ağa...
Atıyla gidermiş, Alancuma üzerinden...

Her geçişte...
Alancuma yakınlarında...
Dinlenirmiş Mehmet Ağa, Besime Teyze’nin evinde...

Her defasında Besime Teyze’nin çocukları...
Atı alır, yemler göz kulak olurlarmış...

Bilirmiş at sevildiğini burada...

Atı çalan, geçerken Besime Teyze’nin evinin önünden...

At kişnemiş önce, şahlanmış peşinden tam evin önünde...

Erken kalkıp evin önünü süpüren Besime Teyze, Mehmet Ağa geldi,
diyerek sevinmiş...

Şahlanmış at, atmış üstünden, onu çalanı...

Çalan yayan kaçmış, kaçmak zorunda kalmış...

Özgür at...
Gelmiş, Besime Teyze’nin süpürdüğü temiz avluya...

Sonra...
Yemlenmiş at, yine çocuklar tarafından...

Besime Teyze’nin kocası, götürmüş Mehmet Ağa’ya atı...

Uzaktan geliyormuş at...

İki kardeş çocukları
İkisi bir kardeş...
İkisi bir kardeş...

Çocuklar dinlerken hikayeyi, uyuya kalmışlar...

Mehmet Ağa’nın torunu, bu dört çocuğun büyüğü...

Sabahları erken kaldırırmış, ezan okunurken. Evde yatan tüm
çocukları...
Kalkın, bahçeyi süpürürün dermiş...

Çocuklar, bahçeyi Besime Teyze zaten süpürdü diye uykulu uykulu
cevap verirmiş...

Kalkın çabuk !
Diyen büyüklerinin sesiyle, kalkmak zorunda kalırmış çocuklar...

Sabah toprak zemini süpürürlermiş...
Ertesi sabah tekrar, yine ezan okunurken...

Akşamı beklerlermiş çocuklar...
İkisi bir kardeş, ikisi bir kardeş...
Dört kardeş...

Büyükleri, otobüsle gelirmiş...
Adapazarı'ndan gelen son otobüsü beklerlermiş...

Reşitbey’e gelen son otobüs ‘Ormangülü’ otobüsünde, eğer yoksa
büyükleri...

Gider tepinirlermiş, daha bu sabah süpürdükleri alanı...

Köye gelmediği için büyükleri, sabah olmayacağı için, erken
kalkmayacakları için, bayram ederlermiş...

‘Besime Teyze sen süpür, Besime Teyze sen süpür’ diye bağırarak
oynarlarmış...

Akşamı yine dört gözle beklerlermiş, yeni hikaye anlatılacak
diye... |