...................
...................

“KATİL KİM İDİ?”

Ağustos 2012

                         
...................
 
...................

Israr oldu doğrudur, iyi olmadı mı ?

Mehtap, Atila, Ergün, Kalyon...

Şimdi Betül’ün sözü var bana...

Güzel çay demleyen Betül’ün sözünü, tutunca görürüz, hep birlikte...



Bu yazıda geçen tüm kişi, karakter, yer ve dönemler hayal ürünüdür...

Muhteşem Yüzyıl’dan...

Meral Okay demişse, bir bildiği vardır herhalde.



Dizide olduğu gibi, başlamadan önce özet geçemeyeceğim...

Zaten çok kısa...

Zaten kısıtlamalarım var...

Bilenler belki..

Belki bilmeyenler de...

Ancak doğrudan sonunu söyleyebilirim, sonunu merak edenler için...



c diye sorarmış, Agumba Kadir Dede.

Çok severdi rahmetli, konuşmayı...

Büyük eziyet geldi başına...

Gırtlak kanseri oldu...

Boynunda bir delikle anlatabildi...

Biraz gözleri yaşararak...

Nizip'te içi olmayan kaşığı anımsayınca...

Damlalar düşerdi, gözlerinden...



Eşi, Tasfire Nene...

Portakal kabuklarına, ismim yazılmadan çok önce...

Daha üç, dört yaşındayken belkide...

Üstünde ismim yazılı, bir kazak örmüştü bana...

Kış vakti Nizip'te kazağımla...



Yaz vakti ise, arkadaşlarımla...

En iyi arkadaşım Ayten ve Serap ile Avşa’da, kayık salıncaklarda, deri sandaletimle sallanırdım...



Şimdi, katili baştan söylüyorum...

‘Dilerim, hikaye bir daha yaşanmaz...’

Katil, hikayenin bir daha yaşanmaması...



Geçebiliriz şimdi, hikayenin başına.



Daha haritanın çizilmediği dönem.

Dünyanın, tüm ülkelerinden toplanıyorlar...

En çok,

Avrupa'nın Batılısı diye bilinenlerle...

Avrupa'nın Doğulusu diye bilinenler...

Bal kovanına gelen işci arılar gibi, ana kraliçe çevresinde toplanıyorlar...



Kleizmer sevenler...

Bir avuç insan, arıların dansı...



Kuru toprağa gidiyorlar...



Kuru toprak, kovanları oluyor...



Verimli oluyor kuru topraklar...

Topraklar, denizin dibinde olmasına karşın, daha kuruymuş öncesinde...



Yeni dünyada, ikizleri varmış, bu toprakların...



Onuncu kavmin gittiği, geldiği yer belli değilmiş...

Rivayetmiş, nereden geldikleri...



Sular yarılmış...

Fırat, Dicle, Nil...

Yeşilırmak, Kızılırmak...

Asi



Bereketi taşırmış...

‘Onsuz barış, bunsuz savaş...’

olmaz derlerdi, oraları bilenler...



Dürziler ve Çerkezler olabilmişler sadece imtiyazlı...

Araplar...



Çay mı kahve mi diye sorduklarında...

‘Önce çay, sonra kahve’ demişler...

Ya da tam tersini...



Öncesi var...



Tepelerin olduğu yerde...

Beş mi, desem...

Altı gün mü, desem...

Dünya kaç günde kurulmuştu ?



Savaşlar olmuş...



Kadeş'ten beri kardeşiz...



Demek tüm kardeşler önce kavga ediyorlar...

Sonra barış...



İşte günlerce süren, o günlerde....



Arapların, kuru topraklarına hürmet edenler...

Diğerlerinin, kazanmayacağını zannederek...



Belki de, sadece suyun gücüyle...



Kuru toprakların yeşermeyeceği için...



Diğer gidenlerin, gitmek zorunda kalanların arasına karışarak...

İsimlerin, ikizi olduğu yerlere gitmişler...



Bulmuş örümcek ağı, eninde sonunda bulacağım demiş, daha bulmadan önce.

Karadul...

Karadul, ölümü hediye etmiş, var olmanın bedelini...

Sessiz, sedasız...



Sonra bir petek kovan süzülmüş...

Bereketli toprakların balı...



Bu hikaye, şimdilik bitti.

Dilerim, tekrarlamaz.

Dilerim, bir daha hiç olmaz...



İyiyi anımsatandan, kötüyü anımsatandan...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................