|
Belki şöyle demek daha doğru...
Zorunda değilim, fakat yazarsam daha iyi olur...

Bindokuzyüzellidört Aralık başı...

Sivas o sene çok soğuk...

Her yer kar altında...
Kızaklı faytonlar çıkmış, çekiyorlar yolcularını, yüklerini...

Bir anne ile bir oğlu arasında geçenler...
Mahrem elbet...

Bir kamyon, odun alınması...
İki çift çorap alınması...

Ellisekizsene buradan...

Bindokuzyüzyetmiş Mayıs başı...
Habur o sene çok soğuk...

Her yer kar altında...
Kimse yok ortada, belki kaçakçılar sadece...

İki kardeş arasında geçenler...
Mahrem elbet...

Konserve sebze bitti mi, diye sorulması...
Yürüyüş tavsiyesi...
En kısa zamanda geleceğiz temennisi...
Kırkikisene buradan...

Bayram sabahı, günü karşılamak isteyen eski mektuplar...
Sivas’tan günaydın diyorlar, ellisekizsene sonra...
Habur’dan günaydın diyorlar, kırkikisene sonra...

Bayram sabahı...
Sevdiğim üzere, büyük bir sofrada.
Zeytinyağlı Dolma...
Çerkez Tavuğu...
Ezme Fasulye...
Çay...

Bayram sabahı...
Eskiden almasını, şimdi vermesini sevdiğim, bayram harçlıkları... |