...................
...................

OTOBÜS

Ağustos 2012

                         
...................
 
...................

Bindokuzyüzyetmişdört yılı...

Bir film...

Yönetmen, Ömrümüz değil...

Yönetmen, Tunç Okan...

Adımı soyad vermişim yönetmene...

Yönetmen sadece yönetmiyor, oynuyor...

Oyunculuk, yönetmenlik benden değil...



Tunç Okan dışında, bir kaç adam daha var...

Tunçel Kurtiz...

Ve bir kaç adam daha...

'Mesele' oyuncular, oyun değil...

Film hiç değil...



Tunçel Kurtiz'in dediği hiç değil.

'...Mesele ölmek değil yeğen! Mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın elinle ölmekmiş mesele...'



Hepsi bir oyun, ekranlarda, hep birlikte izlediğimiz...



Otobüs siyah beyaz zemin üzerinde, bir meydanda...

Perdeden bir tek göz bakıyor çaresizlik içinde...

Müzik ağır, film daha ağır...

Bitiyor kapının açılmasıyla, o siyah beyaz zemin üzerinde...



İkibinoniki yılı...

Maykop...

Elma diyarında...

Bir minibüs...

Ceviz ağaçları olan Nalçik, ilk durakları olmuş...

Oraya kadar nasıl geldiklerini bilmiyoruz...



Kota dolmuş...

Nalçik kotası dolmuş...

Onbeş kişi...



Binmişler bir minibüse...

Elbruz’u sola almışlar...

Elma diyarına doğru...



Filarmoni ile Shaguase arasında bir yerde...

Bir sokakta durmuşlar...

Bir gece vakti...

Kimse haberi olmadan...

Gece saat onbir...

Onbeş kişi...

Çoluk, çocuk...

Kotası dolan Nalçik’ten gelenler...

Nalçik’e Suriye’den gelenler...

En azından ikisi çocuk...

Bir kaç aile...

Yaz akşamı o kadar soğuk ki, o iki çocuk için...

Gece oniki olmadan...

İki prenses ayakkabılarını henüz kaybetmeden



Türkiye’den gelenler belki, en çok onlar anlıyorlar...



Kim kimi alacak...

Onbeş kişi...

En azından çok dağılmadan, dağılıyorlar...

Haçes...



Yirmi gün...

Ne kadar devam eder...



Benzetme belki çok yerinde değil...

Sadece, otobüsten inen işçilerin etrafa bakmasıyla, minibüsten inenlerin etrafa bakması arasında çok fark yok...



Çaresizlik bakışı...



Doğruya doğru...

Çok istediklerinden gitmediler belki...



Çaresizce yola çıktılar...

Kotası dolan Nalçik’e havadan, minibüsle Maykop’a karadan vardılar...



Tapular ellerinde kalmıştı...

Bedenleri gelmişti, ruhlarını bekliyorlardı...



Mesele, çocukların silah seslerinden korkmasıydı...

Mesele, istenirse gidebilecekleri bir yerin olmasıydı...

Mesele, bir perdeden bir göz bakabilmekti...



Dünyamız... Görüşümüz...

Perdemizi ne kadar açabilirsek...



Mesele bu kadar basit...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................