|
Biraz daha bilgim olunca 59/1 ile
ilgili şeyleri yazacağım.
Bu bir kenarda kalsın...
Topluyorum eskileri bilesiniz.
‘Gençlik’ heyecanı olanlardan...

Tokatı, biraz daha ayrıntılı anlatsana diyen Koças’a...
Murat Ağabey’in içinden geçtiği hikayeyi ayrıca yazmalısın diyen
Sine’ye...
Bir bayram sabahı, rom şişesini aldıktan sonra, ‘iyi yazmış mı’
diye soran Murat Ağabey’e...

Her biri ayrı ayrı kafamda yer etti...
Yazasım geldi...
Üstü kapalı yazmıştım ama, sonunda okkalı bir tokat yediğimi de
yazıyorum sonunda...

Sağ ile sol...
Zevc ile zevci...
İskele ile sancak...
Bunları karıştırdığımı söylemiştim...

Uzuntarla ile Uzunyayla, karıştırdıklarım arasında yerini alsın...
‘Birçok’ ile ‘Bir çok’ dün ilave oldu...

Bir yaz
Bir hafta sonu...

Uzuntarla’ya davet edildik...
Yebjin...
Hepimizi davet etti.

Babası, babamın arkadaşı...
Amcası, babamın arkadaşı...
Okyar Amca, babalarımızın arkadaşı...

İlk tanışıklığımızdan itibaren...

Babaannem dedi...
Rıdvan Amca dedi...
Okyar Amca dedi...

Yaşamına, üçünden öğrendiklerinden çok şey koydu...

Davet edildik...
Neden bilmem benden önce gitmişlerdi...
Barış, Koças, Ömer, Hasan, Hüseyin, Sami, Mecit...

Geldim...
Uzuntarla’ya geldiğimi, gelince anladım...
Ayı varmış bahçede...
Ayı beslenmiş...
Sonrasını bilmiyorum...

Beyaz bir at vardı...
Kısrak...
Dişiliği bilinmeyen...

Bir ev vardı...
İki katlı, ahşap...
Güzel kitaplar vardı o ahşap evde...
Okunduğu belli olan kitaplar kütüphaneyi doldurmuştu...

İlk defa tanışıyoruz arkadaşımın babasıyla, babamın arkadaşıyla...
Elimi sıkı sıkı tuttuktan sonra, ‘biliyor musun’ diye sordu...
Cevapsız kalınca, hatta biraz gülme emaresi gösterince, okkalı bir
tokat geldi suratıma...

İsimlerini bahsettiğim zevat epey bir güldü halime, maşallah hala
gülmeye devam ediyorlar. Sanırım hikayeyi duyanlar oldukça,
gülenlerin sayısı artacak...

Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan...
Biraz İngilizce, ondan daha az Romence, ondan da az Rusça...
Seslerini çıkarmaya çalışıyorum...
Dillerini bilemesem dahi, kültürlerini öğrenmeye epey
hevesliydim...

İngiliz kahvaltısı, sütlü çay.
Mamaliga, o biraz torpilli, sabahlara kadar süren düğünler.
Pasashok.
Neyse, yine kızacaklar bana, iyice karıştırmadan devam edeyim...

Hiç tanımadığım, ‘babamın arkadaşı’, ‘arkadaşımın babası’ ilk
görüşte tokat atabilecek kadar yakın görmüştü...
Ne güzel ki, yirmi sene sonra bile yakın görüyor...

Arkadaşımın babası...
Babamın arkadaşı...

Uzuntarla’da geçen o iki günde çok şey öğrendik...

O gün yedik, içtik, gezdik, dolaştık...
Kesmedi, koca göl bizi...
Hendek... Hadi, gidelim dedik...

Amerikan çift sıra bir kamyonet...
Hepimiz doluştuk içine...
Tek şoför, çok muavinle yola çıktık...

Uzunyayla’nın aşağısı yukarısı varsa...
Uzuntarla’nın eskisi, yenisi vardır Hendek yolu üzerinde...
Eşme yüzünden...

Her neyse, gittik...
Uzuntarla’da yedik, içtik, gezdik, dolaştık...
Hendek’te yedik, içtik, gezdik, dolaştık...

Uzuntarla kesmedi, Hendek kesmedi, Kargalı Hanbaba’ya geldik
sonunda...

Akşamüstü yola çıkmıştık, giderken...
Güneş arkamızdan doğmamıştı bile, dönerken...

Güneşten sonra vardık, Uzuntarla’ya...

Yine, tek şoför çok muavin ile dönmüştük...
Şen şakrak...

Geldiğimizde, tüm mahallenin ışıkları yanıyordu...

Herkes bizi beklemiş...
Babamın arkadaşı, arkadaşımın babası...
Murat Ağabey ile birlikte...

Şömine önünde sabahlamışlar...
Yüzyıllık bir ağaç kütüğünü atmışlar şömineye...
Yıllarca büyüyen ağaç, bir gecede kor olmuş...
Bizi bekleyenlerin gözlerinin kor olduğu gibi...

Dün yediğim, okkalı tokat üzerine...
Habersiz bu kadar geç saatte geldiğimiz için, bize bir şey olsa ne
diyeceğiz düşüncesiyle, sabahı sabah etmişler bekleyenler, çok
haklı olarak...
Aynen bizim yaptığımız gibi, kırk sene önce ne yaptıysak, aynısını
yapıyorsunuz...
En son söylenen bu oldu...

Kapı alınmış bir tavla açıktı, şömine önünde...
Murat Ağabey, hiç oralı değilmiş gibi, bizim sesimiz hiç
çıkmazken, elinde maşayla şömineyi düzeltir gözükürken, birden
dahil oldu söze...

‘Demek ki çocuklar, kaybetmemişler...
Siz, esas gittiğiniz Abaza köyünden ‘kulak’ getirdiniz mi, onu
söyleyin...’ diye dahil oldu söze...
Uzun sürmedi...
Haklısınız dedik, haklı çıktık...
Kıssadan hisse çıkardık...

Sadece gülünen o okkalı tokat değil, aklımızda kalan...
Yirmi sene önce olanın, yirmi sene sonra olmasını arzu ediyoruz
hep birlikte...

Oldu mu Koças?
Oldu mu Sine?
Dilerim olmuştur Murat Ağabey? |