|
Van kahvaltısı pek meşhurdur, bilenler
bilmeyenlere anlatsın demiyorum...
Van esnafı evinde doğru dürüst kahvaltı yapmaz, sabahları erken
saatlerde açılan kahvaltı salonları vardır Van’da. Bu kahvaltı
salonlarına esnaf işine gitmeden önce uğrar, güzelce bir kahvaltı
yapar sonra işine gücüne gider, kepenk açar bismillah ile...

Van'a her gidişimde o kahvaltı salonlarına giderim sabahları,
kaldığım otelde kahvaltı yapmam, o güzelim kahvaltı salonlarında
keyifle, o küçük tabaklarda yer alan otlu peynir ve diğer yöresel
kahvaltılıkları yer, üzerine keyif çayı içerek güne başlarım...

Ancak, bir Ramazan ayında Van’a gitmek gibi bir hata yaptım,
Ramazan’da bırakın kahvaltıyı dışarıda yapmayı, öğle yemeği yemek,
su içmek bile oldukça zor... Fakat, iftar yapmaksa yine oldukça
keyifli Van’da...

Eğer bir gün denizinde yüzebilirsem, o sodalı suyunda saçımın ne
renge döneceğini merak ediyorum, kim bilir.

Van’da bir kahvaltı salonu...
Kahvaltı salonu sahibi, elinde bir kaç hediyelik eşya...
Salonun içinde sabah sabah kimsenin afyonu daha patlamamışken,
anlatıyor da anlatıyor...
Fıkralar anlatıyor, sorular soruyor, deyişler söylüyor...

Meddah izler gibi hem gülüyorsunuz, hem de kahvaltı
yapıyorsunuz...
Bu kahvaltı salonuna şehir dışından çok gelen olduğu için, bir
nevi turistik bir hale dönüşmüş durumda, salon sahibinin
yaptıklarıyla...
Soruyor, kim İstanbul’dan geldi diye...
Muhakkak bir kaç kişi elini kaldırıyor, soruyor bu elini
kaldıranlara öncelikli olarak.
İstanbul’un en küçük semti neresidir, diye soruyor Van kahvaltı
salonu sahibi olan meddahımız...
Cevaplar geliyor,
Kadıköy
Hayır bilemediniz
Mecidiyeköy
Hayır bilemediniz
Küçükköy
Hayır bilemediniz

Arada bir gülme sesleri arasında devam ediyor, bu cevap
vermeler...

En son, soruyu soran kimse bilemeyince cevabı kendisi veriyor...
Bebek diyor, İstanbul’un en küçük semti bebektir, diyor.
Peşinden doğru değil mi ? diyerek üstüne onay alıyor herkesten...

Cevaba gülerken, peşinden ses yankı yaptı, hanımefendi doğru
cevabı verdi diyerek, küçük bir hediye takdim ediyor, gözüne
kestirdiği bir bayana...

Bir arkadaşım bahsetti, bir tespitini...
Bir aile içinde yaşanan boyutu var, bir de cemiyet içinde
farkındalık anlamında yaşanan boyutu var.
Çoğumuz cemiyet içinde yaşanan boyutuyla ilgiliyiz, ancak aslolan
aile içinde yaşanan boyutu sanırım.
İsli peynir alırken ve ev alırken olan boyutunun ihmal edilmemesi
gerekiyor...

Çankaya, 59/1
Beşiktaş, Şair Nazım’da Janberd, Barış, Tansel ve Haje’nin evi
Kadıköy, Uzun Hafız’da ‘ikiz kardeşler’ Hasan ile Hüseyin’in evi
Evvelce bahsettiğim Lalegül...

59/1 ile ilgili epey bir şeyler söylenecek ama ben hiç kalmasam
dahi Lalegül’den ve bir başka evden daha bahsedeceğim...
Bir yılbaşı akşamını birlikte kutlamak üzere Ankara’ya
gidiyoruz...
Ahmet Kanbolat, Janberd Dinçer, Tansel Akkaya, Kanşav Atilla,
Barış Güven ve ben aynı otobüsle yola çıktık....
Harem’den olsa gerek, o kadarını hatırlayamıyorum...

Yılbaşı gecesini ve bir kaç günü birlikte geçirdik Ankara’da...
Yahya Kemal yine çıktı karşımıza...
Hiç sevmem Ankara’yı, hala sevmem. Hiç sevmem ama, sevdiğim çok
Ankara’da...

Ankara’da Şelale Coşkun Yılal, Yüksel Cantürk Dinçer, Hatice
Cantürk Duman, Dijan Vatanartıran, Sinem Vatanartıran, Melek
Ertan, Sevgi Ertan... gibi sıkı bir bayan kadro var.
Ayrıca Ümit Dinçer, Ziya Şenvar, Ender Kankoç, Ercan Yavuz, Cengiz
Dinçer, Ergün Utku... gibi yine sıkı bir erkek kadro var.
Hep birlikte eğleniyoruz, gülüyoruz...
Gece geç bir saat oluyor...
Genelde Yüksel, sanırım organizasyon ve toparlama özelliği o
zamandan beri vardı, yüksekçe bir yere çıkıp elini kaldırıyor...
Lalegül diye bağırıyor...
Lalegül diye bağırmasıyla bir kıpırdanma oluyor...
Lalegül denilince, Yüksel’in yanına, Şelale, Hatice, Dijan, Sinem,
Melek, Sevgi ama sadece kızlar bir araya geliyorlar, hemen bir iki
taksi durduruluyor, atlıyor tüm kızlar içine...
İkinci akşam yine aynı şekilde, üçüncü akşam yine aynı şekilde...

En son dayanamadan soruyorum, her akşam Lalegül’lere gidiyorlar,
bizi neden çağırmıyorlar diye soruyorum. Meğer Lalegül Ankara’da
bir semtin adıymış. O semtin çevresinde ve yol üzerinde
oturuyorlarmış kız arkadaşlarımız, toplanıp hep birlikte
gidiyorlarmış...
Ben ise Ankara’nın semtlerini bilmediğim için, her gece her gece
bizi çağırmadan neden Lalegül’lere gidiyorlar diye merak
ediyordum...

Van’da, gelen soruya bildiğim halde cevap veremez iken, Ankara’da
hiç bilmediğim bir semt için, böyle düşünmem sanırım doğaldı.
Ancak ben Lalegül kim diye sorunca, başta Ümit olmak üzere epey
uzun bir süre dile düştüm...

Lalegül dışında, Ankara’da Ercan Yavuz ve Ümit Dinçer’in birlikte
kaldığı bir ev vardı...
Hoş bir dönem ben Ekrem Atbakan’ın da o evde kaldığını düşünür
olmuştum... Tunceli neresi, Ankara neresi...

Ercan'ın çok sevdiği üzere bol yumurtalı omletlerin olduğu ve
Ekrem’in çok sevdiği üzere ‘Cappy’ meyve sularının eksik olmadığı
kahvaltıları, Van kahvaltı salonlarını pek aratmazdı...
Büyük balkonunda, denizi seyreder gibi ODTÜ ormanını izlerdik hep
birlikte...
Ev tadilat gördü, alaturka tuvaleti alafranga oldu, halısı
değişti, koltukları değişti. Birçok değişen şey olmasına rağmen,
değişmeyen ve benim çok hoşuma giden bir karikatür vardı o evde...
İlk zamanlar alaturka olan tuvaletin duvarında, fayans üzerine
çizilmiş, hala ne olduğunu pek anlayamadığım ve gülemediğim bir
karikatürdü, benim sevdiğim o karikatür...

59/1 bilinsin istedim, epeyce bilen çıktı, yaşayan çıktı, duyan
çıktı...

Bebek, bildiğim halde sorusunun cevabını bilemedim...

Lalegül gibi, hepsi bilinsin...
Semt olduğu, ev olduğu bilinsin...
Ama en önemlisi hala yaşadığı, yaşandığı bilinsin...

Sıcak bir çay yanında, anlatılacak anılar arasında bilinsin hiç
değilse...

Van'da kahvaltı bitmeden önce, bir kusur olduysa affola
diyorlar...

Bir kusur olduysa affola... |