|
Bayramda yapılan balkon sefası
bitti...
Gün batarken artık rüzgar var.

Yılmaz Ağabey’in düğün davetiyesi duruyor, Yılmaz Ağabey’in
yazdığı mektuplar duruyor...
Saklanmış bir bohça gibi...

Eski fotoğraflar bulunuyor, sağda solda bulunan fotoğraflar var
Fotoğrafların birinde genç ben, diğerinde yaşlı ben var...

Düğün davetiyesini biliyorum çünkü bir cenazede elime
tutuşturuyor...
Oğlum bak git, demiyor...
Bak oğlum diyor, bunu bu kadar sene sakladım, annene götür diyor
cenaze sonrasında.

Düğün davetiyelerini saklamış... Belki bir otuz sene...
Şimdi Adapazarı Hasırcılar’dan, Mardin Silopi Habur’a yazdığı
mektup, saklanan o mektup çıkıyor ortaya...
Belki hep gurbet ellerden dolayı sevmişim mektupları...

Mektup yazılmış...
Üzerine kocaman bir IŞIK yazılmış, içi doldurulmuş o kocaman
ışığın...
S yapılmamış Ş yapılmış, yine ışık ile.

Kırk sene geçmiş üzerinden, sesini duyalım diye aranıyor Kayalar
Köyü...
Silopi’ye bir mektup göndermişsin denilince, hala orada mısınız,
diyor...
Hala orada değiliz, ama anılar orada, anılar burada diye cevap
veriliyor...

Ermeni komşular. Dikran Amca ile Mari Yenge komşu, Adapazarı
Hasırcılar’da komşu...
Kürt komşular. Silopi’de tek Türkçe konuşan Vesile ile Habur’da
Kılıçarslan’ın boğulduğu Habur’da fotoğraf çektirmeyen, şimdi ismi
bile hatırlanmayan Kürt kadın da komşu...

Hala orada olmadığımızı anlayınca...
Ne kadar çok sevindirdin beni...
Şimdi Kayalar’da evin kenarında ormana bakar oturuyordum. Ne kadar
çok sevindirdin beni. Işığın bol olsun, ışığın çok olsun...

Yaşarken ışığımız olsun. Hepimiz yaşadıkça, ışık verelim
birbirimize...

Agumba Yılmaz Akma imzalamış mektubu...
Ağabeyin Yılmaz, diye imzalamış...

Küçük kızı Nilay yazmış, artık sen ne anlarsan diye açıklamış,
kızının yazdıkları için...

Artık siz ne anlarsanız. Mektup sevenin, karşısına çıkıyor kırk
yıllık mektuplar...

Eylül geldi, havalar soğudu...
Bayramda yapılan balkon sefası gibi olmaz bundan sonra...
Çay demlenirken, buğu yaptığı camdan bakarak dışarıyı izlemek ne
hoştur...
Yapraklar dökülürken, demli çay dökülsün bardağa...

Yaşlı ben ile genç ben kaldı bir başka mektuba
 |
|