|
Belki ilk o mektuplar demeseydi,
olmazdı...
Şimdi kalbini 'çekecek' herhalde...

Bir dede
Bir torun...

Dede'nin toruna anlattıkları geliyor kulağıma...
Gel gidelim deniyor, birlikte dinleyelim deniyor.
Ben torundan dinlemesini de seviyorum, belki o yüzden dedeye
gitmiyorum.

Bir cuma akşamı, püfür püfür esen Boğaziçi'nde o evdeyim yine...
Poyraz mı, lodos mu bilemeyeceğim... Keşke Tenedos yakınlarında
olmasa sorsak...
Belki bağ bozumuna gitti çaktırmadan, denizden denizden...

O evde, geceyi sabah ediyorum...
Biraz çocuklarla çocuk oluyorum, sanırım çoğunlukla öyleyim...
J. , J. ve A. arkadaşlarım.
Kadim arkadaşım A.N. gibi.

Rüzgar başlamadan önce, rüzgarı hissetmeden önce torun başlıyor
anlatmaya.

Uzunyayla'da geçiyor hikaye, yine...
Bu arada, hani elinize bir bardak çay alırsanız, mektubu okurken
bir kaç duyum alırsanız sevinirim. En azından bir çay içmiş
olursunuz bu vesileyle.
Bir aile varmış, atları o kadar çokmuş, o kadar çokmuş ki,
neredeyse iki köy arasına bile sığarmış...
İki köy tek köy olurmuş, karaltı olurmuş iki köy arasında, ev var
mı yok mu bilinmezmiş...

Bir Uzunyayla hikayesi olduğu için baştan söyleyeyim, bu bir Abaza
ailesi değil.
Abartıları okuyunca öyle sanılmasın diye belirteyim istedim...

Ailenin atları o kadar çokmuş, o kadar çokmuş ki, Uzunyayla'ya kış
geldi mi, otlar yetmiyor diye tüm atları Hatay'a götürürlermiş...
Daha Hatay dışında maydanoz o kadar çok bilinmezken...
Bu aile, atları için bu güzel maydanozu yedirmek için
götürürlermiş Hatay'a...

Torun bilmezken, bildi şimdi Hatay'da maydanozun lezzetli, güzel
olduğunu...
Zahter, maydanoz...
Kırk çeşidi varken orada, biz ancak gidince biliriz o lezzeti.
Yeşil altın, maydanoz...
Yeşil altın maydanozdan, şimdi gelelim hikayeye, bildiğimiz sarı
altın hikayesine...

Ailenin bir annesi varmış, biraz yaşlıca bir kadınmış.
Bir oğlu varmış o yaşlı kadının, bir gelini varmış o yaşlı
kadının...

Yaşlı kadın biraz komikmiş...
Evlerine misafir gelenler takılırlarmış oğluna.
Biz senin altınları nerede sakladığını biliyoruz dediklerinde...
Yaşlı kadın o duymaz kulağı ile her ne hikmetse bunu duyar, hemen
gider o yastığın üstüne otururmuş, misafirler gidene kadar da
kalkmazmış üzerinden...

Çünkü, altınlar o yastık içinde saklanırmış.
Yastığın içine konan altınlar o kadar çokmuş ki, altınların
ağırlığından dolayı, yastığı yerinden kaldıramazlarmış.

Yerinden kalkamayan sadece yastık değilmiş, yaşlı kadının gelini,
oğlunun eşi de yerinden kalkamazmış...
Düğünde ona ne hediye edildiyse, çıkmamış üstünden...
Ayrıca, her sene birkaç bilezik alınmış, belki doğum yapar
ümidiyle...
İşte gelinin üstünde o kadar çok altın varmış ki, onu da yerinden
kaldırmak mümkün olmazmış...
İki kişi kollarından kavrayınca ancak kalkarmış, oturduğu
yerinden...
Zenginlikse bu kadar mı olur dedirten cinstenmiş, daha fayton
İstanbul dışında yokken, köye fayton getirtmiş gelin...
Bırakın Azziye’ye, diğer köye, köyün içinde bile bir yere fayton
ile gider hale gelmiş...
Dört atın çektiği fayton ile köy içinde...

Bu zenginlik ve altın hikayesi köyün içinde epey konuşulur hale
gelmiş, hatta biraz alay edilir hale gelmiş...

Bu konuşmalar arttıkça, sonunda yastığın üstünden hiç inmez duruma
gelen anne, oğlum al bu yastığı, git bir yere göm demiş...
Dört at zor taşımış yastığı...
Dört at ile
Gidip bir yere gömmüş yaşlı kadının oğlu.
Sizi bir ara götürür söylerim nerede olduğunu demiş, demesiyle
kalmış...

Bu kadar çok atı olunca, seveni de varmış, sevmeyeni de varmış...

Çayınız bittiyse, ikinci bardak daha iyi olur, demli bir bardak
daha içerseniz, belki biraz daha çekilir hale gelebilir mektup...

İki arkadaşına demiş, hadi gidelim.
Çıkmışlar üç arkadaş, üç at ile...

Yine dağlı olan, yirmibir kişi pusu kurmuşlar, iki ağaç arasında.
Bir kişi için...
Siz varın gidin, sizinle işimiz yok dense de iki arkadaş
bırakmamışlar, can bildikleri arkadaşlarını.
Önce, bir yastık altını nereye gömdüğünü kimseye söyleyemeyeni,
Hatay'a atlarını maydanoz yemeye götüreni vurmuşlar...
Sonra, iki arkadaştan birisini vurmuşlar, diğeri kurşun yarasıyla
kaçabilmiş, nasıl kaçabildiyse...

Haber getirmiş, atını bağlamasından anlaşılmış...
Haberi alınca...
Yaşlı kadın, oturduğu yerden bir daha kalkamamış...
Yaşlı kadının gelini ise bir daha oturamamış...

Yeşil altın maydanoza giden atların sayısı azalmış, yaşlı kadının
gelini çıkarmış her sene bir tane bileziği kolundan, hiç bilezik
kalmayana kadar...
Bir yastık altın, hala köy yakınlarında bir yerde gömülü... |