|
Günlük olarak belirlenen
döviz kurlarından geriye bir Amerikan
Doları kaldı...
Kaçı gitti, yerine sadece biri geldi...
Euro geldi...
Liret gitti, Drahmi gitti, Mark gitti, Frank gitti...

Kartvizit...

Daha önce gitmişti bir mektup, çok önce. Adres için kartvizit
isteyene, bizim buranın tek kartı bu denmişti, daha önce oysa...
Oysa, en büyük kahramanın babası, köyümüzde büyüyenin kızıydı.
Hasan Cemal’in zaman zaman köşesine davet ettiğiydi...
Dahası var ama onlara hiç girmeyeceğim...

Demek teleks kullanan hala var aramızda...
Bir reklam gördüm...
Giden sadece teleks, faks değilmiş herhalde, telefon kulübelerinde
üstünü değiştiren kahramanları soruyordu reklamda...

Geleneği seven İngilizlerin kırmızı telefon kulübeleri, tüm
ihtişamıyla işlevsel olmaktan öte, göze hitap ediyor, ülkenin dört
bir yanında...

Bir canım gitti, bir daha dönmez...
Dilerim bir daha gitmez, böyle giderse devam edecek...

Bir tek can vermez, dedikleri keşke can verse giden o güzel yiğit
yüze...

Yardım edenleri olduğu gibi, zarar verenleri daha çok oldu
Yunanlıların...

‘Sırça Köşk’...
Duymuştum ama, hiç görmediğim için bilmiyordum...
‘Sırça Yürek’ bir ‘Yıldız’ gördüm. Sadece geceleri çıkmıyordu
karşınıza sırça yürekli Yıldız...

Gece gündüz, ne zaman Işık görmek isterseniz çıkıyor karşınıza,
sırça yürekli Yıldız.

Yine bir Yıldız hikayesi. Yine ondan bir hikaye, eksiği var
fazlası yok.
Yalanım hiç yok!

Çok var daha, vakit olunca gelecek teker teker anlatmaya, yazılsın
diye...

Bir tek can vermezdi dediği, oradan gelenlerden bir büyüğüydü...

Öyle güzel tahta oymacılığı yaparmış ki...
Elinden her şey gelirmiş...
Masa, sandalye, ‘pantuk’...
Daha nicesi.

O yüzden onun için, tahtaya bir tek can vermez, derlermiş...

Pinokyo maceralarını bile bilmeyen bir nesilden geldiği için,
çalıntı değil, yalan değil...
Yalan söylüyorsam burnum uzasın, daha ne kadar uzar büyür bilemem
ama...

Köylerini Yunanlılar işgal etmişler...

Bir tek köyün en güzel evini yakmamışlar...
Mahmudiye köyünde, o güzel evde toplanmış tüm köylü...

Daha fazla kalamayınca yıkılan o köyde, Mecidiye köyüne
gitmişler...
Türkmen, belki Tatar olan köye, Mecidiye’ye...

Gidişleri kolay olmamış...
Tüm Mahmudiye tek tek sırtta geçmiş, koca Porsuk üzerinden...

Ne zaman kavak yaprakları dökülmüş, yeniden dönmüşler
Mahmudiye’ye, bu sefer köprü üzerinden...

İşte bir tek can vermez dedikleri, sadece bir tek evi ayakta
kalabilen köyü yeniden Mahmudiye yapmış...

Can vermiş köye...
İşte, sırça yürekli Yıldız’dan geldi...

Prag, kuklalar diyarı...
Pinokyo’yu bulamazsam, kendi kuklamı yaptırırım...
Nasıl olsa Mahmudiye’de can verenler var tahtaya... |