...................
...................

SW7 5AB

Ekim 2012

                         
...................
 
...................

Mevlana’nın ne kadar önemli olduğunu, Gallipoli’nin neresi olduğunu, Şelpe’nin ne olduğunu, bir ada ülkesinde öğrendim...

Sisli, yağmurlu bir ada ülkesinde, kraliçenin ülkesinde öğrendim bunları...



Mesnevi bir şömine üstünde duruyordu, yanında bir harita Gelibolu’yu gösteriyordu. Dokuma bir bez örtü üstüne işlenmiş bir haritaydı bu Gelibolu haritası...

Şömine yanıyordu, soğuk bir kış gecesinde ısıtıyordu odayı...

İki uzun koltuk vardı, şömine yanı başında...

Yakın oturanın bir yanağı ateşten yanardı, diğer yanak soğuk kalırdı...

Soğuk kalanı ısıtmak için bir çözüm bulmuştuk...



SW7 5AB - South Kensington London UK



Bu ezberimde kalan adrese gelen mektuplar olurdu. Telli bir raf üzerinde dururdu, ‘uçak ile’ diye yazardı gelen çoğu mektupta...



Şömine başında elimizde birer bardak olurdu, içi dolu, yanak ısıtmak için...



Yemek sonrası olurdu genelde...



Bağlaması ile gelmişti Berlin’den...

Biraz hakir görerek gülmüştük, şimdi ülkenin en ünlü ‘ciğer’ nakleden cerrahıyla...



Siyah kılıfı içinde bağlaması ile yalnız kalmıştı kapının kenarında...



90 pound ödeyerek, borçla almıştım...

Charing X denen yolda...

İlk geldiği zaman kalmış, ‘sessiz direniş’ sahibi bir lider olmadan önce...

Et yemişti, isyan için...



Charing Cross Rd.

İki katlı kırmızı otobüslerin eksik olmadığı bu yolda, en çok sevdiğim şeyler vardı...

Kitap satanlar...

Müzik aletleri satanlar...



90 pound vererek, ikinci el bir ‘İrlanda Mızıkası’ almıştım...



Janset hak ettiği için ona verdim doğduğu zaman, büyük halası kadar iyi çalar umuduyla...



İkinci aldığım mızıka için 500 Euro verdim Hollanda’da...

İlki kadar iyi çıkmıyor sesi, ayarından sanırım...



Jubilee metro hattında, Kilburn durağında bir dükkanda, boy boy rengarenk...

Herhalde değişmemiştir o dükkan. Hiç bir şeyin değişmediği ülkede, o dükkanda değişmemiştir diye umuyorum.



Beş çayını her gün aksatmadan içen, çayı sütle içen ülkede, bazısı çayın yanında bir şeyler atıştırır... Ben en çok ‘shortbread’ severim sütlü çay yanında...

‘Shortbread’ tereyağ ile yapılmış un kurabiyesine benzer diye severim, çaya banınca erimez kolay kolay...



Dönelim, üstünde Mesnevi olan, yanında bez ekmek örtüsü üzerine işlenmiş Gelibolu haritası olan, şöminenin başına...



Yanaklarımızın bir yanı ateşten sıcak, diğer yanı bardaktan sıcak olduğu o soğuk kış gecelerinde...

Bir bağlama sesi olurdu...

Bir bağlama ‘şelpe’ çalınırdı...

Erzincanlı bir Erdal sesiydi, bağlamayı 'şelpe' çalanın sesiydi...



İşte o zaman sevdim bağlamayı...

Şömine başında hep birlikte dinlerken...

Mesnevi ve Gelibolu’yu ise bilmediğimden utandım, utanıyorum...

Bilmek için Farsça öğrendim diyordu, sur içini en çok seven...



O, adrese ilk geldiğinde...

Yüksekçe bir yere koyduğum, o zaman en kıymetlim olan ‘mızıka’ dikkatini çekince sormuştu...

Beş dakika çalamadım, onun bilmediği ezgileri...

Zaten alkış tutan yoktu...



Beş dakika sonra, bende bağlama çalayım dedi, başladı bitmek bilmedi...

Yıllardır çalıyor...

Eski ekip, bir oluyoruz onu dinliyoruz yine...

Sütlü çay yok yanımızda ne yazık ki...

Aslan sütü var, üstelik sadece ‘Perşembe Akşamları’ değil...



Bindokuzyüzdoksanaltı...

İkibinoniki...

Demek, onaltıyıl geçmiş...



Ben mızıkayı hala çok seviyorum...

Sütlü çayı, aslan sütünü ve bağlamayı hala çok sevdiğim gibi...



Karpuz yemeyi seviyorum, çekirdekleri çıkarılmış karpuzun göbeğini yemeyi seviyorum...
 

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................