|
Bulabildiğimi gönderiyorum dedim ama
bulabildiklerim hatırladıklarımla kısıtlı ancak...
British Library girişi zor. Giriş yapmak ise daha da zor...
Ben kütüphanede çalışmak istiyorum dedim, bana şehir kütüphanesi
var oraya git dediler... Master öğrencisiyim dedim. Sonunda
resimli bir kart çıkardılar, içeri girmem için...

Böylece içeri girişlerim başladı...
O zaman mikro filmler vardı, fotokopi vardı, bazı nadide
kitapların olduğu bölümde ise sadece kurşun kalem vardı, not almak
isteyen istediği kadar kalabiliyordu burada...

Portfolio, Free Press
David Urquhart

İşte bu anahtar kelimelerle başladı her şey. Bulabilirim bir çok
şeyi diye dolaştım o kubbeli büyük salonda...
Aslında uzun zamandır belirtmedim, F.'nin çok yönlendirmesi
var....
Fazıl İskender vermişti okumam için...
Keçi-Öküz Yıldızı...
Milliyet Sanat Dergisi...
Her neyse tekrar döneyim, kütüphaneye...

Önce oturacağınız yeri belirliyordunuz...
C140
Bir istek formu dolduruyordunuz, kitap bilgileri yanı sıra
oturduğunuz yerin neresi olduğunu yazıyordunuz o forma...
Bazı istek formlarını farklı yerlere vermek durumunda oluyordunuz,
yerinize gittiğinizde ise ilk verdiğiniz yerden formların olduğu
taleplerin oturduğunuz yere geldiğini görünce seviniyordunuz...
Bazen istek yaptığınız kitabın bulanamadığı bilgisi gelince, kısmi
olmayan bir üzüntü oluyordu...
Neden British Library...
Bende değil cevap, cevabı verenden alıntı yapıyorum...
Gerçek, ‘British Library’ raflarında yer alan kitaplarda değilse
nerede, diye sormuş bir bayan...
İşte demek, bazen bulunamıyor o aradığımız gerçek. Aradığınız
‘item’ bulunamadı diye istek formlara not düşerek masanıza geri
bırakıyorlardı...

Aradığım gerçek bulunamadı...

Bir kaç merdiven ile müzeye, bir kaç düz adımla kütüphaneye giriş
yapıyordum...
Öncesinde sokaklarda kaybediyordum kendimi...

Durup biraz dinleniyordum gördüğüm her levha karşısında...

Virginia Woolf burada yaşadı... Maple Street yakınlarında, bodruma
inen yere yakın binada...
Isaac Newton burada yaşadı... National Gallery’de, Van Gogh’un
‘güne bakan’larını görmeye giderken ara bir sokakta, şimdi
kütüphane olan binada...
Agatha Cristie burada yaşadı... Quensgate ile Thames arasında
dolaşırken, sisli ara sokaklar arasında...
Darwin burada yaşadı... Russell Sq civarında dolaşırken, şimdi
üniversite olan binalar arasında...

Charing Cross Rd.
Burada, olduğundan daha fazlası Great Russell Rd. üzerinde yer
alıyordu...
Museum Shop, kütüphane yolunun üzerinde olan bir sahaf...
İçeri giriyorum...
Anadolu Medeniyetleri diye daha sonra Türkçe versiyonu basılan,
‘Ancient Civilisations and Ruins of Turkey’ kitabı var önümde...
Yazarı Ekrem Akurgal...
Mobil tarafından yayınlanmış bir kitap...

İçini açıyorum, bakıyorum imzalanmış...

To Prof Seton Lyod
Ankara’dan selamlarımla
Ekrem Akurgal

Yutkunuyorum. Hemen fiyatını bakıyorum... 20 İngiliz Poundu...

Çaktırmadan gidip, tekrar fiyatını soruyorum...
Evet rakam doğru...
Hemen yanımda para olup olmadığına bakıyorum...
Yanımda o kadar para yok...
Tekrar gelirim almaya diyorum...

İstanbul ile Tanışın, gezileriyle Murat Belgeyi Boğaziçi ve
yalılarında, Haliç-Balat arasında dinleme şansım oluyor...
O zaman, daha Gitanes içtiği zamanlar...

İzmir’de ise Halikarnas Balıkçısı'nın manevi oğlu Şadan
Gökovalı’nı dinleyerek öğrendim Ege'yi...
Prienne, Didim ve Afrodisyas...
Dünyanın ilk modern şehircilik anlayışını yansıtan ‘mazgal’
sistemi ile önemli bir yere sahip olan Prienne’yi, ondan
dinliyorum...
Rehberlerin rehberi...
Şadan Gökovalı...
Medusa bizi kör etmesin diye, mermer başlığı tepe taklak edilen
Didim’i, yine onunla görüyorum...
Bir ağaç altında görüyorum tüm eski Ege şehirlerini...

İşte o zaman rehberler ellerinde bu kitap, o ne söylerse, o
kitabın sağına soluna notlar alırlardı...
İşte o zamandan biliyorum bu kitabı...

Beyazıt, tek şekerli olduğu zamanlarda, sahaflarda bile daha
pahalıydı bu kitap...
Üstelik imzasız...

Buldum para, geri döndüm. Aldım kitabı...

Ekrem Akurgal'dan imzalı kitabı aldım...

Çok sonra öğrendim meğer Seton Lyod en azından onun kadar ünlü bir
arkeologmuş...
...Trapsh bilir sanırım...
Bir gün en çok sevdiğim kitapçıda Ekrem Akurgal'ın kitabı yanında
Seton Lyod kitabını görünce fark ettim...
Sonra öğrendim...

Üzüldüm aslında, çok ünlü bir arkeolog tarafından imzalanan bir
kitabın sahafa düşmesine üzüldüm...
Bana imzalanan kitapların sahaflara düşmesini istemedim...

Radi Fiş imzaladı bana...
Bir kitap fuarında...
Hemşehrim diyerek...
Ben De Halimce Bedreddinem, kitabını imzalamıştı...

Bizde yok ama ‘müsahip’ kültüre sahip olana hediye etmiştim,
onaltı yıl sonra saklıyor, ikinci defa okuyarak...

Belki bir maydanoz düşer... Belki bir küp buz...
Hepsi erir, hepsi renk bir tat verir...
Sevene...

Devam edecek biraz, uzun bir mektup olacak bu...
Ada hikayesi ne kadar uzarsa...
 |
|