|
Sevmiştim, geceleri sessiz olan bu
kubbeli yapıda olmayı...
Hem de her gece...
Quensgate kapılarının birinin ardında arkadaşlarım beklerdi. Bazen
‘Çörtük Köfte’ için, bazen ‘Peynirli Kabak Ogreten’ için
beklenirdim.
Yemeyi onlar yapardı, bulaşık ise bana kalırdı...

Bir gün arkadaşlarıma dedim, gidelim şu mezarlığa...
Turistik bir gezi olacaktı, bu mezarlık ziyareti...
South Ken denilen semtte yaşıyorduk... Sonradan kime söylesem çok
güzel semt dedi...

Bir gece vakti uyku tutmadı...
Çıktım Quensgate’in tam ortasına...
Önce Royal Albert Hall sonradan İrlandalı Jury’s Oteli’ne kadar
yürüdüm...
Bir süre sonra nal sesleri geldi...
Bir duvara yaslandım. Kraliçenin atlılarının geçişlerini
izledim...
Atların nallarının çıkardığı sesler...
Taş yolda o nal sesi, daha tok çıkıyordu...
Kımıldayamadım...
Sessizce geçtiler o atlılar önümden...
Baktım arkalarından...
Karlı’dan da böyle geçmişler, Çanakkale’ye. Bir daha geri
dönmemecesine...
Neden bilmem bunu hatırladım...

Kendime geldikten sonra, yürümeye devam ettim...
‘İsmaili Merkezi’ denen yere geldim...
Gecenin, sabahın bu saatinde gelenler vardı buraya...
İbadete gelen İsmaili mensuplarıydı gelenler...
Cesaret edemedim içeri girmeye...
Bildiğim tek şey ‘...Khan’ diyorlardı sevdiklerine...
Giremedim içeri...
Oysa Merdivenköy'de Şah Kulu Dergahı’na girmiştim, hiç
çekinmeden...
Öncesinde Ayhaba Murat Yağan’ın yazdıklarından, sonrasında
dinlediğim deyişlerden cesaret etmiştim...

Kiev’de, Shota Rustavelli sokağında, sarı renkli merkez sinagogun
terasında, çok güzel düğünler olurdu...
Düğün olduğu geceler, tam sinagog karşısında ‘kosher menü’ yapan,
büfede bir şeyler atıştırırdım...
İçeri giremediğimden, bari müziklerini duyayım istedim...

Musevi ‘oyun havaları’ güzeldir. Dinlemesini severdim, kim bilir
dansları nasıldır...

Kleizmer ayrıca severim...
Gogol Bordello, Besarabia havası çalar, kalpaklı havalarda
dinlenir bu havalar...

Neyse ki uykum sadece bir gece ile sınırlı kaldı...

Bir sabah arkadaşlarıma dedim, hadi şu mezarlığa gidelim...
Taktım, bir kaç akıllı peşime...
South Ken underground istasyonundan önce mavi renkli hat ile sonra
siyah renkli hat ile mezarlığa kadar geldik...

Siyah renkli hat ‘Northen Line’ diye bilinirdi...
Bir yerde, ikiye ayrılır, sonra yine birleşirdi...

Mezarlık önüne geldik...
İki mezarlık vardı...
Birisinin önünde bir hareketlilik varken, diğerine ‘ölüm
sessizliği’ hakimdi...

Burası, halk mezarlığı. Burası, asillerin mezarlığı diye açıklama
yaptı görevli kadın...
Asillerin mezarlığı önünde kimse yoktu, aşısız asma neredeyse
demir kapıyı sarıp sarmalamıştı...
Diğerinin girişinde ise içeri girmek isteyenlere bilet
kesiliyordu...

Paramızı ödeyerek mezarlığa girdik...
Oklara gerek yoktu, herkes onun mezarını merak ediyordu zaten...
Karl Marx mezarı...

O dönem, Madam Tussaud Müzesi en çok merak edilen yerler
arasındaydı...
Efes denen, kötü döner yapan ‘lokanta’ her gelenin rüyasıydı...
Kuzeyde fabrika satış mağazası olan ‘Burberry’, ilk görülmek
istenen yerler arasındaydı...

Üstümde New York yazan bir tshirt varmış o gün... Daha o zamanlar,
‘mavi jeans’ tarafından üretilen ‘İstanbul’ tshirtleri olmadığı
için sanırım...

Bulduk mezarı...
Bir nevi heykeldi mezar...
Sakallı bir adamın heykeli vardı önümüzde...
Bir kaç çiçek bırakılmış, bir kaç not vardı heykel mezar önünde...
Farklı lisanlardaydı notlar, uçmasın diye taşlar konmuştu...

‘Dünyanın tüm işçileri birleşin’ yazıyordu heykelin üstünde...

New York tshirt üstümde, yaslandım heykel mezara, arkadaşımın
sırtına yaslanıyor gibi...

Daha önce Frederique Longuet-Marx ile tanışmıştım...
Fransız Anadolu Araştırmaları Merkezi, ya da eski adıyla ‘dil
oğlanları’ denen yere gelmişti bir etkinlik için Frederique...
Dedesini sordum, bilmiyorum dedi ama olsun benim yine de hoşuma
gitti...
Paylaşıyorum tekrar...
Karl Marx, direnişin örnek olması için Şamil’i işaret etmiş...
Doğru olmasa bile, kulağa hoş geliyor...

Mezarlıkta, şairler, yazarlar, müzisyenler vardı...
Mezarlıkta, musevi, hristiyan ve müslüman vardı...

British Library’de ilk başta sevmediğim Alman vasıtasıyla gitmeye
karar vermiştim bu mezarlığa, arkadaşlarımı ayartarak.

Muzır bir İngiliz bana, Marx’ın mezarı yanında kimin mezarı var
biliyor musun, diye bahsetmesinin hiç ama hiç faydası olmadı bu
mezarlık ziyareti için...
Kim mi Marx’ın mezar komşularından birisi?
 |
|