...................
...................

SOL YANIMDAN İKİ DAMLA GÖZ YAŞI AKTI...

Kasım 2012

                         
...................
 
...................

Yağmur yağıyor...

Damlaya yağmur karışıyor...



Sol ayağım henüz kuru, daha ıslanmadı. Ama sağ ayağım çoktan ıslanmış durumda... Ilık bir ıslaklık var, soğutmamaya çalışıyorum sol ayağımı.

Su çeken ayakkabıları hiç sevmedim.

Ballıkayalar'da bilerek, botlarımla bileğime kadar su içine girene kadar, ayağımı ıslatan su çeken ayakkabıları hiç sevmedim.



Daha önce ayakkabı ile topa vurmuştum. Topa vurduğum için tırnağım düşmüştü...

Şimdi taşa vurdum, tırnağım yerinde duruyor biraz mor olmuş halde.

Tırnak düşmemiş halde, ıslak olan sağ ayağımla dolaşıyorum...

Kaldırımlarda su birikmesin diye yapılmış oluklar var kaldırım taşları üzerinde.



Kapının girişinde duvarda, bakır levhalarda isimleri yazıyor, evlerde oturanların...

Her birinde bir başka isim yazan levhalar duvarda...



Sokaklar canlı, dolu...

Yağmur yağarken büyük bir sıçan nehri geçiyor, zar zor görünüyor yağan yağmurda nehri geçen büyük sıçan. Oysa dün akşam yağmur yazmazken, dolunay ışığında çıkardığı dalgalar belli oluyordu, çok rahat gözüküyordu sıçan...

Kuyruğu yön veriyordu ona, dümen gibi...

Karşı kıyıya varana kadar, çıkardığı dalganın halkası çoktan karşı kıyıya varmıştı...



Koridor olmasına rağmen, sokaklar dolu...

Üstü kapalı pencereleri kapalı köprü üstünde yer alan koridordan, tek tük geçenin ayak sesleri belli oluyor, o sessizlik içinde bile...



Canlı sokaklardayım...

Bir kahve içiyorum, içimi ısıtması için... Çay yok çünkü...

Bir bardak su önceden veriyorlar, kahvenin tadını daha iyi almak için...



Ayakta içerken kahveyi, ayaklarımın sızısı ıslaklığı kardeş oluyor...

Şeker koymuyorum, karıştırma zamanı kadar zamanı kazanıyorum... Yine de şekersiz içerek kazandığım zaman kadar kaybediyorum, çünkü bu sefer fincanı elleyemiyorum.

Neden mi ?

İçinde bir miktar su olan tepsinin içinde delikler var, bu deliklerden kaynayan sular kabarıyor. Tepsiye ters kapatılmış fincanlar bu şekilde ısınıyor...

Genelde kahve soğumasın isterken, bu sefer fincanın tez elden soğumasını bekliyorum, istiyorum...

İşte bu soğumayı beklerken kaybediyorum belli bir zaman...



Islak ayağımı soğutmamak lazım...

Bir çağın başladığı binalara girince görüyorum...



Her ne kadar bir şaheser görsem de her defasında, her bir çerçeve karşısında, ayağım ıslak olduğu için keyfim doruklarda değil, üstelik parke zeminde adım atarken ayakkabımdan çıkan su sesi herkesin dikkatini çekiyor...

Ayakkabımdan çıkan ses yüzünden bana bakanlarla göz göze gelince, resmimi yapan ressam zannediyorum hepsini. Hiç hareket etmeden duruyorum öylece beni daha rahat çizebilsinler diye...

Yağmur yağıyor...

Hatta kar bile yağdı...

Sonunda güneş açacak üstelik gece yarısında...



Yağmur yağarken Pantheon'un tam tepesinden, boşluktan...

O boşluktan, yağmur alabildiğince yağıyor Pantheon'un içine...

Yağmur suları gidiyor olsa dahi giderinden, yeraltına doğru.

Panteon’un sol sütunu ıslak kalıyor...



İşte görevim var, kendi kendime görev biçmişim...

Sol yanımdan inen damla bitene kadar, yaş kuruyana kadar görevim...

O yüzden dilerim, yağmur hiç bitmez...

Bitse de sonunda denizde damla olacak.



Dağlarda karlar da er geç eriyecek, damla damla karışacak denize...



Adam olan arkadaşım sordu, ‘ben neredeyim...’

Sol yanımda olan kalbimde...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................