|
Biz topraktan girdik, o yüzden daha
ucuza aldık.
Ben mülk sahibiyim, dört daire aldım arsa karşılığında.

Bir akşam yemeği...
Dört numaralı dairenin yeni kiracıları çok gürültücü, mal
sahibinin haberi yok, olsa bir konuşur herhalde.
Yok, en iyisi yöneticiyi haberdar etmek. Ben yarın kapıcıyla
yöneticiye haber gönderirim, dört numaralı dairenin gürültü
yaptığını. Geç saatlere kadar yüksek sesle televizyon izlenir mi?
Kulakları duymuyorsa kulaklık alsınlar televizyonu izlemek için...

Alıntılara geçelim...
Bir yerde nefes alıyordur...
Şimdi nefes alanla, geçmişte çıkardığı ses karışmış...
Genç nefes, yaşlı nefes ayırt edilememiş...
Alıntıydı, esinlenme oldu...

Bir kahvaltı sofrası...
Çay demleniyor, buhar camı içerden kaplamış. Dışarda, Kasım soğuğu
var gibi sanki...
Yarısı gitmiş, yarısı kalmış Kasım ayının...

Dört numaralı daireden kurtulduk sonunda, çok gürültücülerdi. Her
defasında uyardım, camları elinizde tasla yıkamayın diye, tüm
pislikler aşağıya akıyor dedim, ama nafile.
Bu yeni gelenler nasıl...
Asansörü bozdular biliyorsun. Kaç defa söyledim, birisi taşınırken
asansörü çalıştırmayın dedim, hem yöneticiye hem de kapıcıya,
dinleyen kim...

Apartman, yönetim toplantısından sonra...
Siz de kendinizi tüm apartmanın sahibi zannediyorsunuz, olmaz ki.

Böyle demediler mi, tabii ki zannederim, bu arsanın mülk sahibi
kim...
Temel kazıldığı zamandan beri kim var burada, ben varım tabii ki,
biraz daha söz hakkım tabii ki olacak...

Kimileri tüm apartmanın sahibi zanneder kendini, kimi kendi
dairesi dışında hiç bir şeyle ilgilenmez.
Kimine kendi dairesi, kendi apartmanı yetmez, yan apartmanı,
sokağı hatta tüm mahalleyi takip eder...

Kim sabah namazında kalkar, kim gece yarısı gelir evine hepsi
kayıtlıdır zihinlerinde...

Bir aidat parası bedelidir nihayetinde...
Bir aidiyettir, aidat ödemek belki de...

İşi olanın, olmayanın kendine iş çıkarmasıdır, ne kadar çok
ilgilendiği çevresiyle...
Balkonda, 'üveyik' gelmesini beklemenin heyecanı olmaz çoğunda...
Sabah erkenden kalkanlar kızarlar en çok. Taşların üzerine ceviz
düşürerek kırmaya çalışan kargalara...

Bir cennet diyarın sahibi kim bilmiyoruz, diyoruz ki kendisine
bıraktığı toprağı bize verdi...
Tanrı misafirimiz var cevabına karşılık...

Bir diğeri, iki nehir arasında, vaat edilmiş topraklar bize,
dedi...

Gelip geçenler var bu tünelden...
Kendi ülkesini korumak isteyen...
Kendi ülkesini, kendi komşusunu korumak isteyen...
Yan sokağı korumak isteyen...
Tüm mahallesini korumak isteyen...

Kargalara ceviz kırarken kızarlar en çok, çıkardığı ses için...
Bombalar yağarken toprak üzerindeki ekine, kızanlar kargalara
kızanlardır yine...

Duymaz kimisi, ne kargaların cevizlerini, ne de uçakların
bombalarını...

Denizin ötesi bizim değildir, diyenler...
Deniz kuruyunca, ötenin kalmayacağını görecek, göreceğiz...

Karadeniz kurumuştu bir zamanlar, çöl kaldı kuruduğundan bu
yana...

İyi akşamlar, görüşemiyoruz. Bu toplantılar olmasa, komşular bir
araya gelemiyoruz ne yazık ki...
Tabii, iki senede bir yapıyoruz yönetici seçimlerini o yüzden.

Kimler aday...
Ben adayım...
Kiracılar aday, dolayısıyla yönetici olamaz. Sadece ev sahipleri
aday olabilir, yönetici seçilebilirler.
Ama herkes aidatını düzenli ödeyecektir.

Hayırlı olsun...
Geçen dönemde yöneticimiz olan, mülk sahibi ve beş numaralı daire
sahibi, bu dönem için de, bu sefer altı numaralı daire sahibi
olarak yine yönetici olmuştur.

Cevizler kırılacak, bombalar patlayacak...
Deniz çöl olana kadar...
Kum kalacak geriye...

Bir ada, bir avuç boncuğa alınmıştı...
Kaç paraya aldınız ?
Topraktan aldık biz... |