...................
...................

BİR TÜNEL İÇİNDEYİM

Ocak  2013

                         
...................
 
...................

Bir mektup elinde, bir başka zarf içinde...

Okumuş.

Bir başka zarf içinde gönderdi bana...



Bir tünel içindeyim.

Zaman eşlik ediyor bana...



Gittiğimiz her yerde bulurdu babam...

"Hanım, bak kimi buldum" diye ansızın gelirdi yanındakilerle...



Her daim yemeği olan annem, hemen bir şeyler hazırlar, masayı donatırdı...



Pirinçli pırasa, bizim zeytinyağlı dediğimiz pırasa...

Bir tarafta olurdu...



Esin Ablam, buzdolabından yeni çıkan buz gibi zeytinyağlı fasulyenin üstüne tozşeker döküp öyle yerdi, ama bu pirinçli, havuçlu pırasaya o kadar konmazdı tozşeker...

Yenipazarlı diyor ki: "Bizde zeytinyağlı diye bir şey yok, tüm yemeklerimiz zeytinyağlı zaten..."



Kaş civarında, Elmalı Yaylası'nda olanlar tereyağlı, Ovaköy'de olanlar zeytinyağlı seviyorlar.

Düğünde öyle pişiyor kazanlar, gelin tarafı nereden gelecekse.



Bu iki bölgenin tek anlaştıkları ise yanık sütten yapılan dondurma...

Korkuteli'nin yanık sütten yapılan dondurması değişik, buruk bir tat...



Dondurmanın soğuğu değil, fasulyenin soğuğu değil...

Bıçak değil, kâğıt kesti elimi...

İncecik bir kâğıt, inceden kesti...

Kanattı, çok değil, bir-iki damla düştü...



Masada anlatıyor, eskileri anlatıyor...

Güzel al yanaklarıyla, bir kız çocuğu olduğu zamanı anlatıyor...



Çapa yapmak için bahçede...

Egosunu terbiye edebilen kız çocuğu...



Domateslerin olduğu bahçede çapa yapıyor, sevdiği için...

Mis gibi, yeşilden kırmızıya dönen domates kokusu var bahçede...



Kâğıt gibi düzgün, ayırıyor ikiye, bir domatesi...

Isıramıyor, daha olmamış çünkü...

Belki turşuluk olacak...

Ne zeytinyağlı fasulye ne de pirinçli pırasa

İkisine de yakışmaz, olmamış bu domates...



Kız çocuğu olarak, bunları anlatırken

Bir yudum aldı...

Soğuk, kırmızı şaraptan...



Büyük bir yudumdu aldığı...

Yutkundu...

Dudaklarında ince bir çizgi gözüküyordu...

Emdi dudakları o ince çizgiyi, yutkunurken emdi dudaklar...



Siyamlı Hampal ceza verircesine, kumu olduğu halde gömleğe yapıyordu...

Kafkasyalı Ovcharkas ise sahibini uzun zaman sonra görmenin sevinciyle, altına yapıyordu...



Glühwein...

Daha zamanı gelmemişti...



Kırmızı elmalar yakışmıştı...

Kıpkırmızı bir paltosu vardı...

Kırmızı bir örgü şapka...



Domates gibi değildi hiçbirisi...



"Hanım, bak kimi buldum" dedi...

Niğde'de, 'İstanbul Okullar Pazarı...'

Karşısında, 'Aile Pastanesi', büyük bir bahçe içinde...



'Gizli Görev' oyunu, hediye edilmişti bir defasında...

Domino oyun taşı, hediye edilmişti bir başka defasında...

Mediha...

İlk onu tanıdık...

Sonra bir kardeşini İstanbul'da...

Bir başka kardeşini Maykop'ta...



Mediha, eşini az önce uğurlayan kadındı...



Bir kasa elma gönderdi, eşinin dileği olsun istedi...

Kıpkırmızı 'Niğde Elması...'

Buzhaneden değildi, ayrıca...



Olmamış domatesten, bir-iki damla su akıyor...

Yeteri kadar suyu yok...

Çekirdeği belli, sayılı...

Ne fazla, ne eksik...

Bir ömürde verdiği çekirdeği belli olan domates...

Yeşil domates, çapa yapılan bahçeden...

Turşuluk değilmiş belli oldu.

İki çekirdeğinden, iki fide veriyor. Toprağa düşen çekirdeklerinden...



Bir elma...

Bir kırmızı şarap...

Biraz ceviz...



Masada ceviz olduğunun farkında bile değil...



O kadar hararetli anlatıyor ki...

İki saat geçti...

Kaç sigara içti bilmiyorum ama paket bitti neredeyse...

Rizla olsa, sarar içerdi herhalde...



Bir şişe getirmiş, ilaç niyetine...

Öksürüğe iyi geliyor, dedi...



Neredeyse tuvalete gitmeyecekti, zamandan kaybetmemek için...

Bir kasa elma...

Bir olmamış domates...

Bir şişe kırmızı şarap...

Soğutulmuş...

Bir-iki parça peynir...

Ama en önemlisi ceviz...

Laf arasında yenildi, ne kadar yenirse artık...

On beş senenin sonunda, iki saat yetmedi...

Ne çabuk açıldı yollar...

Üstelik cuma akşamıydı o akşam...

Mandalina alırken...

Ben bunu çok seviyorum, bizim oralarda yok, dedi...

Nar çiçeği açmış, içinde binlercesi saklanıyordu...



Leke yaptı, eliyle yerken...

Leke oldu dudakları, yerken...



Domates olmamıştı, bahçeden kopardığı zaman...

Masada...

Anlattı, anlattı, anlattı...

Bir 'pakh' ile başlayan dostluğu, dile getiren güveni anlattı.



Trene binemiyordu artık...

Okuyacak zamanı yok mektupları...

Vakti geldiğinde olmayacak, kasada saklanan kırmızı elmalar...

Belki ceviz kurtlanacak...

Bilmeyen Saray'ın Kargası, taşlara vura vura kırmaya çalışacak kurtlanan cevizi...

Ne Kafkasyalı Ovcharkas ne Siyamlı Hampal gibi...

Karganın yaşlısı, Saray'ın beyaz mermerlerinin ortasına yapacak...

Lekesi kalacak, temizlenemeyecek...



Portekiz'den gelen mantar kurtaracak, bir şişe kırmızı şarabı...

Saklanan, belki de bir masa etrafında konuşulan, anlatılanlar olacak...

Sol yanımda...



Belki o zamana kadar olmayan yeşil domates, kızarıp renk verir...



Altıncı sayfaya geçmeme izin yok henüz, sadece bir-iki satır...



Kapı çaldı, misafirimiz var...

Bakın kim geldi...
 

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................