MENÜ





 

.

.

BİR ZAMANLAR ÇERKESYA   -09

Erhan Hapae

.

.

Üç orta yaşlı kadından altın dişli olanı, Sovyet ordusunda subaydı. Yine onun topladığı iki kadın ile birlikte iki Jiguli arabanın içinde dağlara doğru bir Rus köyüne gidip bir mujik meyhanesinde mujikler gibi, votka içecektik. .....
 

Köydeki meyhanede sadece iki masada müşteri vardı ve birisinde oturanlar Gogol’ün Ölü Canları’nda, mujiklikten özgür bırakıldıkları yüz elli yıl öncesinden beri oturuyorlardı muhtemelen ve buraya gönül eğlendirmeye gelmiş olan diğer masalardan ikram edilen votka şişeleriyle idare ediyorlardı. Rusça selamlaştı bizimkiler ve evlerden getirilen öteberilere, meyhaneci kadının eklediği birkaç yemekle sofra zenginleştirilmeye uğraşıldı. Yinede birkaç parça bir şeydi ortada olanlar, kapuska salatası, kartof salatası, peynir ve birazda kolbas, ama votka çok, kadehler baş edilemeyecek kadar büyüktü. Dolet, bunlar böyle içer dedi, bizim gibi kibar değiller.

DAR’ın olağan kongresinden çıkarıp nereye gittiğimizi söylemeden getirmişlerdi beni buraya. Ukrayna’da ilkokul öğretmenliği yapmış, sonra gelip döndüğü Maykop şehrinde öğretmenliği bırakmıştı. Kuzenlerinin işlettiği eski bir parke fabrikasında naçalnik (şef) yapmışlardı onu ve işten hiç hoşlanmadığı halde. Amatör bir güreşçi ve şahane bir serseriydi. Yine kendisi gibi köylü ve her konuşmasını ince esprilerle süsleyen arkadaşı Hangery ile olmadık durumlardan eğlence çıkarmanın ustasıydılar.

Kızları da alıp gideceğiz diye, kongreyi yarım bırakmaya zorlayıp beni ikna etmişlerdi etmesine ama gördüğüm kızlar büyük bir hayal kırıklığıydı ve ayrıca o gün Remedios’u göremeyecek olmam durumun üstüne tuz biberdi.

Yinede tedirgin başlayan sofra, yuvarlanan birkaç kadehin sonunda neşelenmiş, yüksek sesli neşeli anlatımlara dönmüş ve fıkra olduğunu sandığım anlatıların bitiminde, herkesin masalara kapaklandığı gülüşmelerle ivmesine kavuşmuştu. Gülüşmelere yan masadaki Gogol’ün mujikleride katılıyordu. Rusça konuşmalardan hiçbir şey anlamadığımdan benim durumum vahimdi, gülümseyerek izlemeye çalışıyordum durumu ve rahatsızlığımı belli edip huzurlarını kaçırmak içimden gelmiyordu.

Muhtemel ki, belden aşağı küfürlerin kolayca yapıldığı rahat bir ortamdı ve epeyce rahat küfürler edildiğini, bazen Çerkesce yapılan küfürlerden anlıyordum. Kadınlarında diğerlerinden aşağı kalır yanı yoktu ve kahkahalarla bitiyordu her konuşmaları. Hangery benim durumumu ilk kavrayan oldu ve bir çeki düzen vermeye girişip, bir oyun teklifinde bulundu. Ben henüz ne olduğunu anlamadan masalar birleştirildi ve meyhanede kim varsa büyümüş sofranın etrafında buluştu. Biraz hileli bir şişe çevirme işlemi sonucunda, bir gelin ve bir damat seçilip yan yana oturtuldu ve diğer herkeste gelinin veya damadın akrabası oldular ve Hangery yönetiminde başladı oyun.

Bana da bir rol düşmüştü ve seksen yaşında görünen mujik damat adayının babasıydım, meyhanedeki en genç kadın olan meyhaneci ise damat annesi. Dolet kız babası idi ve kızı da altın dişli subay kadındı, diğerleri de başka şeyler. Aile ve arkadaşların tanıştığı Rus usulü bir kız isteme durumuydu ve Hangery herkesi tanıştırdı ve bir oğlan babası olarak sözü benim açmamı istedi. Ürkütücü bir durumdu, oyunu henüz kavramış değildim ve ne tür konuşmaların yapıldığını bilmiyordum. Hangery rahatlattı beni, yahu dedi mavra yapıyoruz, yanlış bir şey söylersen tercümeyi değiştiririm, korkma.

Buralarda öğrendiğim konuşma türlerine yatkınlığım vardı biraz ve güvenle kalkıp altın dişli gelin ve ailesini selamladım.


Melehov ailesinin çok değerli üyelerini ve sevgili gelinimizin değerli arkadaşlarını saygıyla selamlarım. Bir zamandan beri şu gencecik oğlumun düştüğü aşk ateşinin nedenini ve annesi ve beni  düşürdüğü çaresiz durumların nedenini şimdi anlıyorum. Gece gündüz haram etmiş  uykuyu bir halde, sekiz aydan beri Harkov sokaklarında bir mecnun gibi neden dolaşıp durduğunu şimdi anlıyorum. Belarusya parti birinci sekreterinin kızı ve aynı zamanda Minsk şehrinin en güzel kızı Aksinya’yı neden yüzüstü bırakıp, beni yeni bir Sibirya sürgünü tehlikesiyle baş başa neden bıraktığını şimdi anlıyorum. Beş gün beş gecedir yeni tamir ettirdiğimiz jigulimiz ile neden yollarda olduğumuzu şimdi anlıyorum. Bu güzellik karşısında ve şu zarafet karşısında Arşıdük Ferdinand’ın bile dizleri titremez miydi soruyorum sizlere. Diğer yandan, bizleri meyhanesinde açtığı Kral sofrasında ağırlayan O muhterem anne ve nihayet Güney Rusya valisi gibi duran babası beyefendi hazretlerini görünce, her türlü fedakarlığı yapmaktan başka ve bizleri onurlu ailelerine kabul etmelerini dilemekten başka ne gelir elimizden. Bu çocukların mutluluğuna engel olmayalım dileğimi iletmek  ister ve bu onurlu aile için kadehimi kaldırırım.


Konuşmam sırasında sağlanan sessizlik Hangery’nin tercümesiyle gülüşmeler ve laf atmalarla bir curcunaya dönüşmüş, genç aşık ve güzeller güzeli gelin adayına laf atma ve sataşmalarla devam edip alkışlarla karşılanmıştı. Bunun üzerine Hangery votka kadehini bitirme hakkına kavuştuğumu bildirdi ve iç-iç-iç tezahüratları altında votkayı bitirdiğimde gözümde şimşekler çakar durumdaydı.

Adet gereği karşı konuşmayı kız babası yapacaktı herhalde ve Dolet kalktı ayağa.


- Değerli misafirler, değerli dostlarım, bu günün benim için ne kadar hüzünlü bir gün olduğunu hepiniz anlıyorsunuz umarım.


- Ne hüznü? elli yaşına gelmiş kızını okutuyorsun, bu gencecik delikanlıya, üstelik Aksinya’yı yüzüstü bırakmış gelmiş taaa Ukrayna’dan. Benzeri laflar atılıyor, ihtiyar damat adayı ise Aksinya’nın kim olduğunu soruyordu yanında oturan altın dişli sevgilisine.


- Bir prenses gibi eğitip büyüttüğüm bu güzeller güzeli kızımın bir dişini de altından yaptırdım.
Dediğinde, gelin küfürlü bir salvo fırlatmıştı babasına.

- Ömrümce yüreğimi titretip duran bu minicik kızımı, daha elli yaşına bile basmadan kocaya vermek, annesi ne der bilemem ama benim için ne kadar zor bilemezsiniz
. Annesi, ver kurtul diye bağırıyordu o an. Ama ne yapalım, ne yapsan bir ayrılık günü geliyor. Yinede  kötü bir jiguli sahibi olmaktan başka bir varidatınız olmadığı halde muhterem sekreterin kızını nasıl  tavlamış olduğunuzu anlamakta zorlanıyorum. Diğer yandan gerçek damat yerine dedesini getirdiniz herhalde yanlışlıkla. Bütün bunlara rağmen kızımın gönlü varsa elden ne gelir. Ve çok uzaklardan geldiklerini söyleyen beyefendi ve ailesini ağırlamaktan onur duyarak kaldırırım kadehimi.

Giriş konuşmaları fena sayılmazdı ama arkasından hangi aymazlıkların geleceği konusunda bir fikrim yoktu. Konuşmalar pekte saygılı şekilde dinlenmiyordu. Laf atmalar ve kahkahalarla kesilen bu curcuna içerisinde, sakalları çoktan ağarmış ve kulağı pek işitmeyen mujik damat adayı masanın en vakur insanı olarak, olan biteni ve üzerine yapılan şakaları anlamaya çalışıyordu. Gelin’in tek kusuru altın dişi değildi, hafif bıyıklarla süslenmiş bozuk bir cildi, fazladan bir otuz kilosu vardı ve yapılan sözlü güzellemeler durumu kurtaracak gibi görünmüyordu. Ben konuşmaları Hangery’in özet tercümelerinden takip edebiliyordum ve kaçırdığım bir çok espri vardı kuşkusuz. Gelinden birkaç yaş küçük ve daha bir biçimli görünen gelinin annesi, oturarak konuşacağını belirtip kadehi kaldırdı.


- Ukrayna’dan gelmiş olduğunuza dair pek bir emare görmüyorsam da, biz artık yaşına gelmek üzere olan kızımızı evlendirmek isteriz elbette, ama şu gördüğüm damat adayının kızımı mutlu edeceğine dair kuşkularımda yok değil. Kızımın ‘yapamıyor anne’ diye iki hafta sonra eve dönmesini istemem nede olsa,
demesiyle kahkahalar la her kes damada çevirdi bakışlarını. Damada zor bela anlattılar durumu, anlamazlıktan geldi bir süre, sonra O, bu konuda kimsenin kuşku duymaması gerektiği  güvencesini verdi herkese. Pek inandırıcı olmadı tabi ve bu konuda da espriler patlatıldı. Bizim oğlana yapılan bu saldırılara annesi dayanamadı ve söz istedi.

- Benim güzel oğlum biricik bebeğim, yemedim yedirdin içmedim içirdim, Kiev’de okuttum seni bilge bir kişi yaptım. O kadar bilge ki,Toltsoy’un ölmeden önceki son haline benzedin, hiç olmasa fizik olarak. Bak şimdi senle nasıl eğleniyorlar, halbuki
…. Hatırlayamadı Aksinya mıydı adı diye bana döndü. Evet onu alsaydın yaşı yaşına boyu boyuna uygun olur du ama gönül bu, ne yapalım diye geldik buralara kadar. Bu gelinin bir çocuk doğurup bizleri bir torun sahibi yapacağı konusunda benimde kuşkularım var. Sanki çocuk doğurma yaşını bir yirmi yıl geçmiş gibi görünüyor. Gülüşmeler karşısında, Gelin damat gibi vakur duramamış, şimdiden kaynanasına dil uzatıyor, güzelliği ve gençliği konusunda hiçbir taviz vermek istemiyordu. Kapışmanın seyrini değiştirmek için Hangery müdahale etmek zorunda kaldı.

- Bizler, anneler ve babalar ne söylersek söyleyelim. Sonuçta hayat onların hayatı birde onlara soralım müsaade ederseniz
diye sessizliği sağladı ve geline söz verdi. Gelin, iyice incelttiği ve gençleştirdiği sesiyle neredeyse titreyerek ve utanarak.

- Seviyorum onu …….
dedi ve alkış koptu, damada söz vermeye bile gerek yoktu.

Öp öp tezahüratları başladığında ne olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Gelin ayağa kalktı ve bunun üzerine uyarılarla ayağa kaldırılan damadı dudaklarından uzun uzun ve bir sevgili gibi öptü, öpüştüler. Alkışlar ve gürültülü tezahüratlar arasında süren bu uzun öpüşme sahnesi bittiğinde, ihtiyar mujik’in ak sakallarına kadının kırmızı ruju bulaşmış durumdaydı ve eve gittiğinde ihtiyar kocakarıdan yiyeceği zılgıt üzerine takılmaya başladılar bu sefer ve koca stekanlar votkalarla dolduruldu, gelin ve damadın mutlu başlangıcına içildi.

Belden aşağı muhabbetlere epeyce açık kişilerce oluşturulmuş sofra gurubu, bundan sonra nasihatler ve dileklerle sürecekti anlaşılıyordu ki. Kış şartlarında hava erken saatlerde çoktan kararmıştı ve tercüme edilecek esprilerin çoğunu kaçırır bir sarhoşluğa ulaşmıştım. Nereye varacağını henüz anlamadığım bu mujik muhabbetin tadını diğerleri gibi çıkarabiliyor değildim. Aklım başka yerlerdeydi, Biz bu sarhoş halimizle bu karlı yollardan şehre nasıl dönecektik ve Remedios nerelerdeydi.

Gelin ve damadın arkadaşları ve masadaki herkes sırayla konuşuyor ve nasıl bir muhabbet dönüyorsa, dinleyenler gözyaşlarına boğulacak kadar gülüyor ve votkaları devirmeye devam ediyorlardı. Benim durumum ise umutsuzdu. Kar fırtınası altında zor ile açılan kapıdan girenin Askerby olduğunu son anda ve sevinçle fark ettim, arkasında Remediosu fark etmem biraz zaman aldı.

Uzun yoldan gelmiş bu yaşlı kayınpedere müsaade edelim dedi Dolet, beni göstererek. Kurtarmıştım.




Devam Edecek...

.

.

.