|
Köydeki
meyhanede sadece iki masada müşteri vardı ve birisinde oturanlar
Gogol’ün Ölü Canları’nda, mujiklikten özgür bırakıldıkları yüz
elli yıl öncesinden beri oturuyorlardı muhtemelen ve buraya gönül
eğlendirmeye gelmiş olan diğer masalardan ikram edilen votka
şişeleriyle idare ediyorlardı. Rusça selamlaştı bizimkiler ve
evlerden getirilen öteberilere, meyhaneci kadının eklediği birkaç
yemekle sofra zenginleştirilmeye uğraşıldı. Yinede birkaç parça
bir şeydi ortada olanlar, kapuska salatası, kartof salatası,
peynir ve birazda kolbas, ama votka çok, kadehler baş edilemeyecek
kadar büyüktü. Dolet, bunlar böyle içer dedi, bizim gibi kibar
değiller.
DAR’ın olağan kongresinden çıkarıp nereye gittiğimizi söylemeden
getirmişlerdi beni buraya. Ukrayna’da ilkokul öğretmenliği yapmış,
sonra gelip döndüğü Maykop şehrinde öğretmenliği bırakmıştı.
Kuzenlerinin işlettiği eski bir parke fabrikasında naçalnik (şef)
yapmışlardı onu ve işten hiç hoşlanmadığı halde. Amatör bir
güreşçi ve şahane bir serseriydi. Yine kendisi gibi köylü ve her
konuşmasını ince esprilerle süsleyen arkadaşı Hangery ile olmadık
durumlardan eğlence çıkarmanın ustasıydılar.
Kızları da alıp gideceğiz diye, kongreyi yarım bırakmaya zorlayıp
beni ikna etmişlerdi etmesine ama gördüğüm kızlar büyük bir hayal
kırıklığıydı ve ayrıca o gün Remedios’u göremeyecek olmam durumun
üstüne tuz biberdi.
Yinede tedirgin başlayan sofra, yuvarlanan birkaç kadehin sonunda
neşelenmiş, yüksek sesli neşeli anlatımlara dönmüş ve fıkra
olduğunu sandığım anlatıların bitiminde, herkesin masalara
kapaklandığı gülüşmelerle ivmesine kavuşmuştu. Gülüşmelere yan
masadaki Gogol’ün mujikleride katılıyordu. Rusça konuşmalardan
hiçbir şey anlamadığımdan benim durumum vahimdi, gülümseyerek
izlemeye çalışıyordum durumu ve rahatsızlığımı belli edip
huzurlarını kaçırmak içimden gelmiyordu.
Muhtemel ki, belden aşağı küfürlerin kolayca yapıldığı rahat bir
ortamdı ve epeyce rahat küfürler edildiğini, bazen Çerkesce
yapılan küfürlerden anlıyordum. Kadınlarında diğerlerinden aşağı
kalır yanı yoktu ve kahkahalarla bitiyordu her konuşmaları.
Hangery benim durumumu ilk kavrayan oldu ve bir çeki düzen vermeye
girişip, bir oyun teklifinde bulundu. Ben henüz ne olduğunu
anlamadan masalar birleştirildi ve meyhanede kim varsa büyümüş
sofranın etrafında buluştu. Biraz hileli bir şişe çevirme işlemi
sonucunda, bir gelin ve bir damat seçilip yan yana oturtuldu ve
diğer herkeste gelinin veya damadın akrabası oldular ve Hangery
yönetiminde başladı oyun.
Bana da bir rol düşmüştü ve seksen yaşında görünen mujik damat
adayının babasıydım, meyhanedeki en genç kadın olan meyhaneci ise
damat annesi. Dolet kız babası idi ve kızı da altın dişli subay
kadındı, diğerleri de başka şeyler. Aile ve arkadaşların tanıştığı
Rus usulü bir kız isteme durumuydu ve Hangery herkesi tanıştırdı
ve bir oğlan babası olarak sözü benim açmamı istedi. Ürkütücü bir
durumdu, oyunu henüz kavramış değildim ve ne tür konuşmaların
yapıldığını bilmiyordum. Hangery rahatlattı beni, yahu dedi mavra
yapıyoruz, yanlış bir şey söylersen tercümeyi değiştiririm,
korkma.
Buralarda öğrendiğim konuşma türlerine yatkınlığım vardı biraz ve
güvenle kalkıp altın dişli gelin ve ailesini selamladım.
Melehov ailesinin çok değerli üyelerini ve sevgili gelinimizin
değerli arkadaşlarını saygıyla selamlarım. Bir zamandan beri şu
gencecik oğlumun düştüğü aşk ateşinin nedenini ve annesi ve beni
düşürdüğü çaresiz durumların nedenini şimdi anlıyorum. Gece gündüz
haram etmiş uykuyu bir halde, sekiz aydan beri Harkov
sokaklarında bir mecnun gibi neden dolaşıp durduğunu şimdi
anlıyorum. Belarusya parti birinci sekreterinin kızı ve aynı
zamanda Minsk şehrinin en güzel kızı Aksinya’yı neden yüzüstü
bırakıp, beni yeni bir Sibirya sürgünü tehlikesiyle baş başa neden
bıraktığını şimdi anlıyorum. Beş gün beş gecedir yeni tamir
ettirdiğimiz jigulimiz ile neden yollarda olduğumuzu şimdi
anlıyorum. Bu güzellik karşısında ve şu zarafet karşısında Arşıdük
Ferdinand’ın bile dizleri titremez miydi soruyorum sizlere. Diğer
yandan, bizleri meyhanesinde açtığı Kral sofrasında ağırlayan O
muhterem anne ve nihayet Güney Rusya valisi gibi duran babası
beyefendi hazretlerini görünce, her türlü fedakarlığı yapmaktan
başka ve bizleri onurlu ailelerine kabul etmelerini dilemekten
başka ne gelir elimizden. Bu çocukların mutluluğuna engel
olmayalım dileğimi iletmek ister ve bu onurlu aile için kadehimi
kaldırırım.
Konuşmam sırasında sağlanan sessizlik Hangery’nin tercümesiyle
gülüşmeler ve laf atmalarla bir curcunaya dönüşmüş, genç aşık ve
güzeller güzeli gelin adayına laf atma ve sataşmalarla devam edip
alkışlarla karşılanmıştı. Bunun üzerine Hangery votka kadehini
bitirme hakkına kavuştuğumu bildirdi ve
iç-iç-iç tezahüratları
altında votkayı bitirdiğimde gözümde şimşekler çakar durumdaydı.
Adet gereği karşı konuşmayı kız babası yapacaktı herhalde ve Dolet
kalktı ayağa.
- Değerli misafirler, değerli dostlarım, bu günün benim için ne
kadar hüzünlü bir gün olduğunu hepiniz anlıyorsunuz umarım.
- Ne hüznü? elli yaşına gelmiş kızını okutuyorsun, bu gencecik
delikanlıya, üstelik Aksinya’yı yüzüstü bırakmış gelmiş taaa
Ukrayna’dan. Benzeri laflar atılıyor, ihtiyar damat adayı ise
Aksinya’nın kim olduğunu soruyordu yanında oturan altın dişli
sevgilisine.
- Bir prenses gibi eğitip büyüttüğüm bu güzeller güzeli kızımın
bir dişini de altından yaptırdım.
Dediğinde, gelin
küfürlü bir salvo fırlatmıştı babasına.
- Ömrümce yüreğimi titretip duran bu minicik kızımı, daha elli
yaşına bile basmadan kocaya vermek, annesi ne der bilemem ama
benim için ne kadar zor bilemezsiniz.
Annesi, ver kurtul
diye bağırıyordu o an.
Ama ne yapalım, ne yapsan bir
ayrılık günü geliyor. Yinede kötü bir jiguli sahibi olmaktan
başka bir varidatınız olmadığı halde muhterem sekreterin kızını
nasıl tavlamış olduğunuzu anlamakta zorlanıyorum. Diğer yandan
gerçek damat yerine dedesini getirdiniz herhalde yanlışlıkla.
Bütün bunlara rağmen kızımın gönlü varsa elden ne gelir. Ve çok
uzaklardan geldiklerini söyleyen beyefendi ve ailesini
ağırlamaktan onur duyarak kaldırırım kadehimi.
Giriş konuşmaları fena sayılmazdı ama arkasından hangi
aymazlıkların geleceği konusunda bir fikrim yoktu. Konuşmalar
pekte saygılı şekilde dinlenmiyordu. Laf atmalar ve kahkahalarla
kesilen bu curcuna içerisinde, sakalları çoktan ağarmış ve kulağı
pek işitmeyen mujik damat adayı masanın en vakur insanı olarak,
olan biteni ve üzerine yapılan şakaları anlamaya çalışıyordu.
Gelin’in tek kusuru altın dişi değildi, hafif bıyıklarla süslenmiş
bozuk bir cildi, fazladan bir otuz kilosu vardı ve yapılan sözlü
güzellemeler durumu kurtaracak gibi görünmüyordu. Ben konuşmaları
Hangery’in özet tercümelerinden takip edebiliyordum ve kaçırdığım
bir çok espri vardı kuşkusuz. Gelinden birkaç yaş küçük ve daha
bir biçimli görünen gelinin annesi, oturarak konuşacağını belirtip
kadehi kaldırdı.
- Ukrayna’dan gelmiş olduğunuza dair pek bir emare görmüyorsam da,
biz artık yaşına gelmek üzere olan kızımızı evlendirmek isteriz
elbette, ama şu gördüğüm damat adayının kızımı mutlu edeceğine
dair kuşkularımda yok değil. Kızımın ‘yapamıyor
anne’ diye iki hafta sonra eve dönmesini istemem nede
olsa,
demesiyle kahkahalar la her kes damada çevirdi bakışlarını. Damada
zor bela anlattılar durumu, anlamazlıktan geldi bir süre, sonra
O, bu konuda kimsenin kuşku duymaması gerektiği güvencesini verdi
herkese. Pek inandırıcı olmadı tabi ve bu konuda da espriler
patlatıldı. Bizim oğlana yapılan bu saldırılara annesi dayanamadı
ve söz istedi.
- Benim güzel oğlum biricik bebeğim, yemedim yedirdin içmedim
içirdim, Kiev’de okuttum seni bilge bir kişi yaptım. O kadar bilge
ki,Toltsoy’un ölmeden önceki son haline benzedin, hiç olmasa fizik
olarak. Bak şimdi senle nasıl eğleniyorlar, halbuki
…. Hatırlayamadı Aksinya
mıydı adı diye bana döndü.
Evet onu alsaydın yaşı yaşına boyu boyuna uygun olur du ama gönül
bu, ne yapalım diye geldik buralara kadar. Bu gelinin bir çocuk
doğurup bizleri bir torun sahibi yapacağı konusunda benimde
kuşkularım var. Sanki çocuk doğurma yaşını bir yirmi yıl geçmiş
gibi görünüyor.
Gülüşmeler karşısında, Gelin damat gibi vakur duramamış, şimdiden
kaynanasına dil uzatıyor, güzelliği ve gençliği konusunda hiçbir
taviz vermek istemiyordu. Kapışmanın seyrini değiştirmek için
Hangery müdahale etmek zorunda kaldı.
- Bizler, anneler ve babalar ne söylersek söyleyelim. Sonuçta
hayat onların hayatı birde onlara soralım müsaade ederseniz
diye sessizliği
sağladı ve geline söz verdi. Gelin, iyice incelttiği ve
gençleştirdiği sesiyle neredeyse titreyerek ve utanarak.
- Seviyorum onu …….
dedi ve alkış
koptu, damada söz vermeye bile gerek yoktu.
Öp öp tezahüratları başladığında ne olacağı konusunda hiçbir
fikrim yoktu. Gelin ayağa kalktı ve bunun üzerine uyarılarla ayağa
kaldırılan damadı dudaklarından uzun uzun ve bir sevgili gibi
öptü, öpüştüler. Alkışlar ve gürültülü tezahüratlar arasında süren
bu uzun öpüşme sahnesi bittiğinde, ihtiyar mujik’in ak sakallarına
kadının kırmızı ruju bulaşmış durumdaydı ve eve gittiğinde ihtiyar
kocakarıdan yiyeceği zılgıt üzerine takılmaya başladılar bu sefer
ve koca stekanlar votkalarla dolduruldu, gelin ve damadın mutlu
başlangıcına içildi.
Belden aşağı muhabbetlere epeyce açık kişilerce oluşturulmuş sofra
gurubu, bundan sonra nasihatler ve dileklerle sürecekti
anlaşılıyordu ki. Kış şartlarında hava erken saatlerde çoktan
kararmıştı ve tercüme edilecek esprilerin çoğunu kaçırır bir
sarhoşluğa ulaşmıştım. Nereye varacağını henüz anlamadığım bu
mujik muhabbetin tadını diğerleri gibi çıkarabiliyor değildim.
Aklım başka yerlerdeydi, Biz bu sarhoş halimizle bu karlı
yollardan şehre nasıl dönecektik ve Remedios nerelerdeydi.
Gelin ve damadın arkadaşları ve masadaki herkes sırayla konuşuyor
ve nasıl bir muhabbet dönüyorsa, dinleyenler gözyaşlarına
boğulacak kadar gülüyor ve votkaları devirmeye devam ediyorlardı.
Benim durumum ise umutsuzdu. Kar fırtınası altında zor ile açılan
kapıdan girenin Askerby olduğunu son anda ve sevinçle fark ettim,
arkasında Remediosu fark etmem biraz zaman aldı.
Uzun yoldan gelmiş bu yaşlı kayınpedere müsaade edelim dedi Dolet,
beni göstererek. Kurtarmıştım.
Devam Edecek... |