...................
...................
İÇLERİNDE ARAP HALİT DE VADI MENEMME…

HAPİ Yusuf Mahmud
Aktaran: HAPİ Cevdet Yıldız

                         
...................
 
...................

Düzce'nin Sarayyeri (Къоук1ьэхьаблэ) köyünde yaz günü ve ramazan ayı idi. Çocuklar ramazan davulcularına öykünerek küçücük kasnaklardan davullar yaptırmışlardı. Köyümüzün kıyısından geçen Küçük Melen ırmağı vadisinde (Мэлэн к1ьэй), köyün biraz ilerisinde söğütlük (пцэлэш) denilen bir yer vardır. Burası köye bir km kadar uzaklıktadır.

Çocuklar yakınlarda, Melen kıyısında davullar çalmaya başlamışlardı. Sesler üzerine ben de oraya doğru koşmaya başladım. O zamanlar on, on bir yaşlarında olmalıydım.

Çocuklar beni görünce, kendilerini aratmak için söğütlüğe doğru kaçtılar. Ben de peşlerinden koşmak durumunda kaldım, ama onları bulamadım. Anlaşılan kendilerini bana iyice  aratmak istiyorlardı. Bunun üzerine ben de söğütlük kenarında köyün sığır ve manda sürüsünü otlatmakta olan Melendereli (Yığılcalı) çobanımıza;
- Çocuklar nerede, diye sordum.
- Dömbelekçile çaydan geçtile, içlerinde Arap Halit de vadı menemme, diye yanıt verdi.

Arap Halit dediği bizden bir iki yaş büyük olan Haydeç' Halid (Хьайдэч1 Хъалид) ya da Kara Halid (Къэрэ Хъалид) idi ve çocukları o yönetiyordu.

Paçaları sıvayıp çayı (Melen'i) geçtim ve çocukları pirenlerin (мэла1ик дэста1) arkasında saklanırlarken yakaladım ve onlara katıldım.


DALAŞ YONTA GİBİ YONTTUN ELLEHEM…

Sonbahar mevsiminde cevizler olgunlaşmaya ve dallardan dökülmeye başlar. Gelenek olduğu üzere çocuklar sabahları erken saatte uyanır, ceviz ağaçlarından yere kendiliğinden dökülmüş olan cevizleri toplarlardı. Ancak ağaçlardan ceviz döktürülmez ve alınmazdı, çünkü çok ayıp ve hırsızlık yerine geçerdi. Hırsızlık en başta kendi aileleri tarafından asla bağışlanmayan bir suç sayılırdı ve mutlaka cezalandırılırdı. Tabii kiraz, erik ve karpuz hırsızlıkları çocukların vazgeçmediği şeylerdendi. Bunlara pek bir şey denmezdi, ama sözgelişi kümesten yumurta çalmaya gelince, iş değişir ve bu tür bir suç bağışlanmazdı.

Ben de, diğer çocuklar gibi,  her sabah başak ceviz toplamaya gitmeye başladım ve bir hayli ceviz topladım. Cevizlerin kabuklarını soydum ve onları güneşte kuruttum, çürükleri ayıkladım. Aileler bu tür toplanmış cevizlere karışmaz, gelirini çocuklara bırakırlardı.

Benim amacım ceviz karşılığı bir ustura, sabun ve tıraş fırçası almaktı. Berberliğe merak sarmıştım.

O zamanlar köylere  yaya ya da at arabalı gezginci satıcılar gelirlerdi. Bunlar köylülerden ceviz, yumurta ve tavuk gibi şeyleri alır, karşılığında para ya da mal verirler, sipariş de alırlardı. Bu satıcılar çoğunlukla Roman (Çingene) kökenli olurlardı, ama az ya da çok Çerkesçe bilen dürüst kişilerdi, çoğu Adigece'yi aksanlı konuşurdu.

Ben de topladığım cevizleri verip tıraş takımı aldım. Deneme için Melendereli çobanımıza gittim ve saçını bedava tıraş edeceğimi söyledim. O zamanlar, bit toplamasın diye saçlar ustura ile kazınırdı. Ben de “Acemi nalbant gavur eşeği nallar” misali, berberliğe garip çobanımızla başlamaya karar verdim. Çobanın başını sabunladım ve ustura ile kazıdım, ardından su ile yıkayıp havlu ile sildim. Her şey tamam diyecekken çoban elini başına götürdü. Avucu kan  içinde kalmıştı. Bir eline, bir de bana baktı, ardından:
- Dalaş yonta gibi yonttun ellehem, dedi.



ТЭ АДЫГЭХЭР ТЫБЗЭГЬАГЪ…


Мы къэстхырэр Хьайдэч1 Хъалиды къысфи1отэжыгъэхэмэ ашыш. Хьайдэч1 Хъалид ятэ Дузджэмгьэ Хьапыпхыхьаблэ шышагъ. Ыунагъо фэплъырын, дэ1эпы1эгъоу къыфэхъун фэш1гьэ Къоук1ьы Хьаджэбыи ч1ыгу рити, унэ фыриш1и къуаджэм къыдыригъэт1ысхьэгъагъ. Хъалид ыкъо Къэрэ Хъамисрэ сшынахьыжърэ яшъхьэ къек1угъэ зы 1офыгъогори ет1уанэ къэстхыжын. Хьигь Хъалиды 1980’рэ ылъэсхэм сэррэ Хьабрацо Муратрэ къытфи1отэгъагъэ зы гушэ1эц1ык1у горэ къэстхэ сш1оигъу. Хъалиды къытфи1отэгъэ пэмч1ырэ гъэш1эгъонхэри шы1эх. .

Адыгэм (чэркэсия) Гъуае тышысыгъэу къя1отэжы. Гъуаем мэл шыпхъун нэмыч1эу зи къышымыхъуштыгъэу, къушъхьалъэу шытыгъэу къя1отэжы.

Адыгэхэр урысым фырикъужхэуи къыхэк1ьыгъ. Урысым “Шыхьагъэу сыкъэшъумыш1, пшыгъо къышъостын”, къари1уагъ. Ау тыдэ1уагъэп. Бзылъфыгъэхэм пцэлым гын хяш1ык1ьэу, урысым фикъужыхэу шытыгъэх. Мыхъужыхэу зэхъум къезауи урысым адыгэхэр Къафкъасием къыригъэк1ьыгъэх.



BİZ ADİGELER YARAMAZ KİŞİLERDİK…


Bu yazılanlar Haydeç’ Halid’in (Arap ya da Kara Halid) bana anlattıklarındandır. Halid’in babası Düzce’nin Kestane (Хьапыпхыхьаблэ) köyü doğumlu idi. Ailesine göz kulak olması ve yardım etmesi karşılığı olmak üzere Kovk’ı Hacebıy, toprak verip ve ev inşa ettirip onu Sarayyeri köyüne (Къоук1ьэхьаблэ) yerleştirmişti. Halid’in oğlu Kara Hamis (Hamid) ile ağabeyimin birlikte başından geçmiş olan bir olayı, daha sonra yazmaya çalışacağım. Şimdi Halid’in 1980’lerde Murat Özden (Хьабрацо) ile bana anlattığı küçük bir anlatıyı sunmak istiyorum. Halid’in başka ilginç anlatıları da vardır...

Adigey’de (eski Çerkesya’da)  Ğuaye (Гъуае) denilen bir yerde oturduğumuz anlatılıyor. Ğuaye’de koyun besiciliği dışında bir uğraş yoktu, dağlık bir yerdi.

Adigelerin Ruslarla başa çıktığı dönemler de vardı. Ruslar “Bize karşı çıkmayın, bizimle uğraşmayın, size beylik (pşığo) verelim”, dediler. Ancak biz söz dinlemedik. Kadınların söğüt ağacından barut yaptığı, Ruslarla boy ölçüşüldüğü bir dönem de vardı. Başka bir çıkar yol kalmayınca, Ruslar Adigeleri Kafkasya’dan çıkardılar. HCY