|
Düzce'nin Sarayyeri (Къоук1ьэхьаблэ) köyünde
yaz günü ve ramazan ayı idi. Çocuklar ramazan
davulcularına öykünerek küçücük kasnaklardan
davullar yaptırmışlardı. Köyümüzün kıyısından geçen
Küçük Melen ırmağı vadisinde (Мэлэн к1ьэй), köyün
biraz ilerisinde söğütlük (пцэлэш) denilen bir yer
vardır. Burası köye bir km kadar uzaklıktadır.
Çocuklar yakınlarda, Melen kıyısında davullar
çalmaya başlamışlardı. Sesler üzerine ben de oraya
doğru koşmaya başladım. O zamanlar on, on bir
yaşlarında olmalıydım.
Çocuklar beni görünce, kendilerini aratmak için
söğütlüğe doğru kaçtılar. Ben de peşlerinden koşmak
durumunda kaldım, ama onları bulamadım. Anlaşılan
kendilerini bana iyice aratmak istiyorlardı. Bunun
üzerine ben de söğütlük kenarında köyün sığır ve
manda sürüsünü otlatmakta olan Melendereli
(Yığılcalı) çobanımıza;
- Çocuklar nerede, diye sordum.
- Dömbelekçile çaydan geçtile, içlerinde Arap
Halit de vadı menemme, diye yanıt verdi.
Arap Halit dediği bizden bir iki yaş büyük olan
Haydeç' Halid (Хьайдэч1 Хъалид) ya da Kara
Halid (Къэрэ Хъалид) idi ve çocukları o
yönetiyordu.
Paçaları sıvayıp çayı (Melen'i) geçtim ve çocukları
pirenlerin (мэла1ик дэста1) arkasında saklanırlarken
yakaladım ve onlara katıldım.
DALAŞ YONTA GİBİ YONTTUN ELLEHEM…
Sonbahar mevsiminde cevizler olgunlaşmaya ve
dallardan dökülmeye başlar. Gelenek olduğu üzere
çocuklar sabahları erken saatte uyanır, ceviz
ağaçlarından yere kendiliğinden dökülmüş olan
cevizleri toplarlardı. Ancak ağaçlardan ceviz
döktürülmez ve alınmazdı, çünkü çok ayıp ve
hırsızlık yerine geçerdi. Hırsızlık en başta kendi
aileleri tarafından asla bağışlanmayan bir suç
sayılırdı ve mutlaka cezalandırılırdı. Tabii kiraz,
erik ve karpuz hırsızlıkları çocukların vazgeçmediği
şeylerdendi. Bunlara pek bir şey denmezdi, ama
sözgelişi kümesten yumurta çalmaya gelince, iş
değişir ve bu tür bir suç bağışlanmazdı.
Ben de, diğer çocuklar gibi, her sabah başak ceviz
toplamaya gitmeye başladım ve bir hayli ceviz
topladım. Cevizlerin kabuklarını soydum ve onları
güneşte kuruttum, çürükleri ayıkladım. Aileler bu
tür toplanmış cevizlere karışmaz, gelirini çocuklara
bırakırlardı.
Benim amacım ceviz karşılığı bir ustura, sabun ve
tıraş fırçası almaktı. Berberliğe merak sarmıştım.
O zamanlar köylere yaya ya da at arabalı gezginci
satıcılar gelirlerdi. Bunlar köylülerden ceviz,
yumurta ve tavuk gibi şeyleri alır, karşılığında
para ya da mal verirler, sipariş de alırlardı. Bu
satıcılar çoğunlukla Roman (Çingene) kökenli
olurlardı, ama az ya da çok Çerkesçe bilen dürüst
kişilerdi, çoğu Adigece'yi aksanlı konuşurdu.
Ben de topladığım cevizleri verip tıraş takımı
aldım. Deneme için Melendereli çobanımıza gittim ve
saçını bedava tıraş edeceğimi söyledim. O zamanlar,
bit toplamasın diye saçlar ustura ile kazınırdı. Ben
de “Acemi nalbant gavur eşeği nallar” misali,
berberliğe garip çobanımızla başlamaya karar verdim.
Çobanın başını sabunladım ve ustura ile kazıdım,
ardından su ile yıkayıp havlu ile sildim. Her şey
tamam diyecekken çoban elini başına götürdü. Avucu
kan içinde kalmıştı. Bir eline, bir de bana baktı,
ardından:
- Dalaş yonta gibi yonttun ellehem,
dedi.
ТЭ АДЫГЭХЭР ТЫБЗЭГЬАГЪ…
Мы къэстхырэр Хьайдэч1 Хъалиды
къысфи1отэжыгъэхэмэ ашыш. Хьайдэч1 Хъалид ятэ
Дузджэмгьэ Хьапыпхыхьаблэ шышагъ. Ыунагъо фэплъырын,
дэ1эпы1эгъоу къыфэхъун фэш1гьэ Къоук1ьы
Хьаджэбыи ч1ыгу рити, унэ фыриш1и къуаджэм
къыдыригъэт1ысхьэгъагъ. Хъалид ыкъо Къэрэ
Хъамисрэ сшынахьыжърэ яшъхьэ къек1угъэ зы
1офыгъогори ет1уанэ къэстхыжын. Хьигь Хъалиды
1980’рэ ылъэсхэм сэррэ Хьабрацо Муратрэ
къытфи1отэгъагъэ зы гушэ1эц1ык1у горэ къэстхэ
сш1оигъу. Хъалиды къытфи1отэгъэ пэмч1ырэ
гъэш1эгъонхэри шы1эх. .
Адыгэм (чэркэсия) Гъуае тышысыгъэу къя1отэжы.
Гъуаем мэл шыпхъун нэмыч1эу зи къышымыхъуштыгъэу,
къушъхьалъэу шытыгъэу къя1отэжы.
Адыгэхэр урысым фырикъужхэуи къыхэк1ьыгъ. Урысым
“Шыхьагъэу сыкъэшъумыш1, пшыгъо къышъостын”,
къари1уагъ. Ау тыдэ1уагъэп. Бзылъфыгъэхэм пцэлым гын
хяш1ык1ьэу, урысым фикъужыхэу шытыгъэх. Мыхъужыхэу
зэхъум къезауи урысым адыгэхэр Къафкъасием
къыригъэк1ьыгъэх.
BİZ ADİGELER YARAMAZ KİŞİLERDİK…
Bu yazılanlar Haydeç’ Halid’in (Arap ya da
Kara Halid) bana anlattıklarındandır. Halid’in
babası Düzce’nin Kestane (Хьапыпхыхьаблэ) köyü
doğumlu idi. Ailesine göz kulak olması ve yardım
etmesi karşılığı olmak üzere Kovk’ı Hacebıy,
toprak verip ve ev inşa ettirip onu Sarayyeri köyüne
(Къоук1ьэхьаблэ) yerleştirmişti. Halid’in oğlu
Kara Hamis (Hamid) ile ağabeyimin birlikte
başından geçmiş olan bir olayı, daha sonra yazmaya
çalışacağım. Şimdi Halid’in 1980’lerde Murat Özden (Хьабрацо)
ile bana anlattığı küçük bir anlatıyı sunmak
istiyorum. Halid’in başka ilginç anlatıları da
vardır...
Adigey’de (eski Çerkesya’da) Ğuaye (Гъуае)
denilen bir yerde oturduğumuz anlatılıyor. Ğuaye’de
koyun besiciliği dışında bir uğraş yoktu, dağlık bir
yerdi.
Adigelerin Ruslarla başa çıktığı dönemler de vardı.
Ruslar “Bize karşı çıkmayın, bizimle uğraşmayın,
size beylik (pşığo) verelim”, dediler. Ancak biz söz
dinlemedik. Kadınların söğüt ağacından barut
yaptığı, Ruslarla boy ölçüşüldüğü bir dönem de
vardı. Başka bir çıkar yol kalmayınca, Ruslar
Adigeleri Kafkasya’dan çıkardılar. HCY |