...................
...................
ŞİİRLER

Mine Alcan Karaçay

                         
...................
...................
GUAŞHE

Bu öyle eski,
Öyle sıcak,
Öyle güzel,
Öyle tanıdık,

Ve öyle hüzünlü bir sözcük ki;
Destanlardan,
Savaşlardan,
Kaf Dağ’ından kalan.
Sence sahiden guaşhe miyim?
Ve hayat bizi bunca örseliyorken öyle kalabilecek miyim?


NERESİ VATAN BANA, NERESİ SÜRGÜN?

Binerken yüklediğim umutlarımı;
Kağıttan gemilerim vardı,
Sürüldüm yalınayak anavatandan.

Dedim ya; kağıttandı,
Battı bir kaçı,
Haz etmedim o gün bu gün hiç yaşamaktan.

Gözlerim kartallara bakardı,
At sırtında saçlarımı rüzgar yalardı,
Yoruldum destan kokan bir geçmişle avunmaktan.

Geride bıraktı sürgünlüğüm yüzyılı,
Yağmalandı evler, şehirler bombalandı,
Utandım küçük bir kız çocuğu gibi gözlerinize korkuyla bakmaktan.

Bir sen bir o vatan bana yardı,
Ömrüm özgürlüğe akardı,
Bilmem neresi vatan bana, neresi sürgün gayrı,
Bıktım yatağı değişmiş nehirlere akmaktan.


YETİM KALACAK

Gidiyorum yurdumdan yalınayak,
Ardımda bir ömür bırakarak,
Duvarında babamın resmi,
Her odasında bir hatıra gizli,

Doğduğum ev yetim kalacak.
Doğduğum ev ki;
Yüzü geniş bir avluya bakardı,
Babam geldiğinde;
Annem, ayağa kalkardı,
Bahçesinde nadide çiçekler vardı,
Bir tek bu bahçede böylesi güzel kokardı,
At binmeyi öğrendiğim içinde,
Bahçem yetim kalacak.

Atım ki;
Rüzgardan hızlı koşardı,
Hanede kardaşım,
Savaşta can yoldaşım,
Sevdada sırdaşımdı,
Benimle uçurumdan atlayan,
Dostluğumu sırtlayan,
Sevdamı saklayan,
Atım yetim kalacak.

Ve sevdam ki;
Sütten ak elleri vardı,
Woredler söyler, pşine çalardı,
Bazı zamanlar gözleri uzaklara dalardı,
Güldü mü; her defasında kalbimi yeniden çalardı,

Gidiyorum yurdumdan yalınayak,
Ardımda bir sevda bırakarak,
Biliyorum şimdi değemez O’na kimsenin eli,
Yurdumun toprağı kucaklar;
Sevdamın ince bedenini,
Üzerine kapanıp ağladığım içli içli;
Mezarı yetim kalacak.

 

OĞLUM

Oğlum;
Gidiyor musun;
Daha sarılıp uyuyacaktık beraber oysa,
Ben masal anlatacaktım sana;
Yolu düşmeyen ölüme ve savaşlara,
Çatışmalar sonrası eve dönüşlerde,

Sen dalacaktın uykuya benden önce.


Oğlum

Gidiyor musun;

Daha öpüp koklayacaktım saçlarını oysa,

Kıvrılan uçlarını alıp usulca avucuma,

Dayayıp başını başıma,

Şiirler yazdıran bahar gecelerinde,

Ve değerken sıcaklığın yüreğime.


Oğlum;

Gidiyor musun;

Daha at binecektik beraber oysa,

Benzeyecektin üzerinde olduğunda,

Dünyaya meydan okuyan kahramanlara.

Düşe kalka öğrenecektin önce,

Sonra geçecektin rüzgarın bile önüne.


Oğlum;

Gidiyor musun;

Daha pşine çalacaktık beraber oysa,

Sevda şarkıları söylemeyi öğretecektim sana,

Ve dahi hayata dair ve kavgaya.

Çalıp söyleyecektim ben önce,

Dinleyecektim sonra;sevdaya düştüğünde.


Oğlum;

Gidiyor musun;

Daha yaşayacaktık birlikte bir ömür oysa,

Kah durarak bir uçurumun kıyısında,

Kah her daim hazır olarak kavgaya,

Özgürlük için ve anavatanımız uğruna.

Ben gidecektim bu dünyadan senden önce,

Sen taşıyacaktın bayrağımızı nesillerce...



NEREYE GİDERSİN EY SEVGİLİ?
 

Gidiyordun; sordum sana;

‘’Nereye gidersin ey sevgili, atını sürüp yabana ?

Ateşi mi çalacaksın tanrılardan ?

Dalacak mısın yerin altına ?

Ne kadar uzağa varır yolun ?

Kim yoldaş olur sana ?

Kim olur yandaş; ana vatanından sürgün olmuşa ? ‘’

Gidiyordun; sordum sana;

‘’ Dönüp gelir misin yine, yeryüzüne çıkıp,

bahar olduğunda ? ‘’

‘’ Dönerim mutlak ‘’ dedin, ‘’dallar incire durunca...’’

Ey Sevgili; anlattılar bizi sevdalılara yüzyıllarca,

Zincirlendiğini senin tanrılarca Elbruz’a,

Bu yüzden dönmediğini hala,

Bu yüzden taşıdığımı bir ömür resmini koynumda.

Bu yüzden bekliyorum seni hala bin yaşamda,

Omzunda mevsim dönen kahramanın masalında,

Bu yüzden bekliyorum seni hala zulme başkaldıran savaşçılarda,

Sevdalı genç kız vücutlarında,

Yetim kalan çocukların korkulu bakışlarında,

Bu yüzden bekliyorum seni hala hüzün çalan şarkılarda,

Eller havada, mırıldanılan bir duada,

Yahut cephe gerisinden yazılmış, hasret taşıyan bir mektupta.

Gidiyordun; sordum sana;

‘’ Nereye gidersin ey sevgili, atını sürüp yabana ?

Söyle ne kadar uzağa varır yolun;

sevdan bende durdukça ?

Bir sabah uyanır mıyım yeniden;

asırlardır hür kalan bağrında ?

İyileşir mi söyle;

kartalların yağmaladığı göğsün avucumda ?

Çalınır mı yeniden şarkılarımız dağlarda ?

Işıldar mı yine gümüş kaman gün ışığında ?

Gülümser mi yine babasız çocuklar;

başları okşandığında ?

Ve yahut kırmızı bir bilye kazandığında

sokak arasında oynanan bir çocuk oyununda ? ‘’

Gidiyordun; sordum sana;

‘’ Nereye gidersin ey sevgili, atını sürüp yabana ? ‘’

Dedin;

‘’ Sevdasını koynunda taşıyan yaban mı der yabana ?

Sürgün edilsem de ana vatanımdan;

yalınayak ve direnen adımlarla,

Düşlerim taşır, inancım taşır beni bir gün elbet;

El üstünde anavatanıma.

Ve boy verir eteğimde binlerce çocuk;

coşkulu dansları ve alkışlarıyla... ’’

 

 

BABAM
 

Sevgili dedem Mamıj Adil Özdamar’a...

Sımsıkı sarmıştı beni soğumuş bedeniyle annem,

Öldüğünü bilmiyordum ben.

Küçücük bir çocuktum zaten,

Başımı O'nun göğsüne saklayıp,

süt arıyordum memelerinde buz kesen.

Uzaklara bakıyordun öylece sen,

Elini alnına siper edip,gemileri beklerken.

Herkes hastaydı; kardeşlerim, ninem, sen.

Ve ağlıyordu ninem;

uzaktan gelen pşinenin sesini dinlerken.

Gün geçmedi; ninem de sustu ve iki kardeşim birden.

Ne hüzünlü bir şarkı kaldı kulaklarımda

bilsen o soğuk günden,

Açlık ve hastalık içinde ölenlerden,

Onları bıraktığımız tahta iskeleden.

Sen inmedin kucağında bindiğim gemiden,

Bir lokma ekmeğimiz vardı;

ya biz yiyecektik, ya sen.

Ablam vardı, güçlüydü, ağlamıyordu, sıcaktı hala;

Kollarının arasına bırakıp beni,

bir de ekmeğimizi artık küflenen,

Annem gibi bir köşede öylece soğudun sen.

Evlatlarım var şimdi benim de;

gölgemde boy veren.

Onlara seni anlatıyorum;

Benim de babam vardı diyorum;

Kocaman gövdesi, savaşlardan, sürgünden geçen.

Anasını, karısını, evlatlarını uzak bir kıyıya gömen,

Benim de babam vardı;

Benim için ölümü seçen,

ekmeği ile bana can veren.

Biliyor musun baba; ablam da öldü artık

Ve iyice yaşlandım ben.

Ama hala üşüyorum uzaktan gemiler gelip geçerken...



BİR ÖLÜM, BİR DÜĞÜN VE SÜRGÜN....
 

Hepten ‘’ ıskalayacaktı ‘’ hayatlarımız birbirini;

Olmasaydı bir ölüm,

Yahut bir düğün şenlik ateşli,

Biliyorum ah bir denesen çok severdin beni,

‘’ Boşver bunları sevgili,

Sesinden konuşalım ‘’ derdin geceleri,

Oysa sesim suskunluğa sürgün şimdi...

ÖLÜM ? ...

Emeklerken bile,

Odaya girdiğimde,

Ayağa kalkardın; ‘’ Oğlum ‘’ diye,

Ben geldim caledaxe ’n anne,

Uyan da bana yeniden şarkılar söyle,

En sevdiğin kırmızı çerkeskam üzerimde,

Yamçımı örteceğim üstüne,

Üşüme diye;

Ben inanmıyorum çünkü ölüme...

 


O BENİM YAVRUM
 

O benim yavrum denize attığınız;

Ben doğurdum O’nu sancılar içinde,

Ben taşıdım karnımda umut içinde,

Ben yatırdım koynumda huzur içinde.


O benim yavrum denize attığınız;

Daha yaşını geçeli 3 ay oldu,

Beklerken soğuk iskelede, hastalıktan soldu,

Siz atarken Karadeniz’e gözlerime kan doldu.


O benim yavrum denize attığınız;

Kucağımdaydı günlerdir küçük bedeni,

Bulamadım hastalığına şifa edeni,

Daha el kadarken var mıydı ölümün nedeni ?


O benim yavrum denize attığınız;

Ben diledim ben O’nu tanrılardan,

Ben korudum bitmeyen savaşlardan,

Kıyamam uyandırmaya uykulardan.


O benim yavrum denize attığınız;

Ben anneyim inanmam ölüme; eyvah oğlum boğulur.

Annesiz bir çocuk, soğukta nasıl uyur ?


O’nu atınca mı denize, koca gemi kurtulur ?

O benim yavrum denize attığınız;

Bilen var mı; artık bulur mu huzur ?

Söyleyin bana efendiler, belki ruhum avunur;

Denizin dibinde silah sesi daha mı az duyulur ?

 


UMUDUNU YİTİRME
 

Sevgili Mustafa Atalar’ın ‘’ Kainatın en annesine ’’

şiirine ithafen...
 

Gelecek günden umudunu yitirme,

Yarına çıkmayacağını düşünme,

Daha baba olacaksın;

Ve el öptüreceksin uzağa gidecek oğullara,

Müjdeli haberler alacaksın;

Anka Kuşu kanatlarında,

Sen derdin hep; ‘’şairler ölmez’’ diye,

Ölmeyeceksin elbette,

Anavatanımıza döneceğiz birlikte,

Sen

ve diğer bütün sevdalı şiirler biriktiren kardeşlerim göğsünde.

Hepimiz birer kardelen değil miyiz aslında söyle;

Başkaldırırken yüzyıllardır zulme ve esarete ?

Gelecek günden umudunu yitirme,

Yarına çıkmayacağını düşünme,

Döneceğiz kucağına günün birinde;

Kainatın o en anne ülkesinin birlikte ...



UNUTMA SEVGİLİ
 

Aşka sığınıp şarkılar söylerdik,
Çünkü aşk; dağların ardında bir sakin limandı,
Fırtınalardan geçince varılan.
Bilirsin; biz de sürmüştük atlarımızı asırlar önce aşka çıkan yokuşlara,
Sarp dağlardan geçip,
Asi nehirler içmiştik kana kana,
Ve anavatan bilmiştik;
Onca savaştan sağ çıkan yorgun bedenlerimizi,
Oysa şimdi yine sustu pşine,
Sustu şarkılar,
Bombalar düşüyor biliyorsun uzak şehirlere,
Vuruluyor aşklar...
Bir sabah uyanıp göğsünde bulduğum başımda esiyor korkuyla rüzgarlar...
Unutma sakın sevgili;
Fethedilip dönülmez olsa da anavatanlar;
Gider yanaşırız yine de elbet; aslolandır limanlar...



ÖZGÜRLÜĞÜN ESİRİ...
 

Bağımsızlığının 11.yıldönümünde tüm

Abhazya şehitlerine ithafen.....

Gittiğimde açılacak mı kapın yalnızlığa;

Yoksa sokulacak mısın bir başka hayatın koynuna,

Dayayacak mısın başını başka bir omuza,

Dokunacak mısın o beyaz ellerinle bir başka avuca,

Ey sevgili;

Sen ki;

Sevdasını göğsümde taşıdığım kutsal bir emanet gibi,

Kederini yüklendiğim sürgün gemileri gibi,

Gözlerinin ışığını sevdiğim anne gibi,

Ve sakladığım o ışığı dost sırrı saklar gibi...

Sen ki;

Bedeli üç yüz bin can eden özgürlük gibi,

Tutulmuş sözler gibi,

Şeref gibi,

Ve cesaretle ölümün üzerine gitmek gibisin...

Sen ki;

Bir at sırtında dağlar geçmek,

Tanka, topa, mermiye direnmek,

Vatan toprağına yüz sürmek

Ve üstünde secde etmek gibisin...

Sen ki;
Hep bir siper ardında geçen ömrüme değdin kurşun gibi,

Değip geçtin,

Delip geçtin,

Bana ‘’sevgili’’ deyip geçtin.

Şimdi ömrüm yaralı bir kuş gibi,

Bir kapı eşiğinde bekliyorum sesini;

Yüreğime bir koltuk değneği,

Göğsüme bir yama arar gibi.

Gidiyorum;

Bil ki; yerin hep hazır koynumda,

Omzumda yer var hala başına,

Ve hiçbir el değmeyecek avcuma.

Kederin kederim,

Gözlerinin ışığı; nedeni şiirlerimin,

Ve sevdan emanetim olacak daima.

Ey sevgili;

Kirli postallar geziyor anavatanım üzerinde,

İsterdim ki;

Çatışmalar olmasın yeryüzünde,

Çocuklar öldürülmesin kalleşçe,

Ve ağlamasın hiçbir anne;

Gülümseyerek karşılayan evladına yüz sürüp; ölümü bile,

Ayrılık şiirleri gezinmesin hiçbir sevdalının dilinde,

Ve çalmasın ağlatan kafe,

Düğünler yapılsın yine gecelerce,

Genç kızlar ve delikanlılar ve oşhamafe...

İsterdim ki;

Çağırmasın beni vatan sevdası,

Çağırmasın özgürlük kavgası,

Oysa bir ülke var orada,

Yakın değil,

Uzak değil,

Gidemem ama; zaten hiç dönmedim.

Bir ülke var orada sürgün edildiğim,

Ey sevgili;

Gidiyorum,

Kim bilir belki dönemeyebilirim.

Bir sevgilim daha var senden başka benim;

Adına özgürlük dediğim,

Uğruna üç yüz bin can daha veririm,

Beklersen; koynuna başım dik dönerim.

Çünkü ben senin sevdandan gayri;

Özgürlüğün de esiriyim....