...................
MÜCADELE

Rc Sproul
Çeviri: Hasan Can Külahcıoğlu
TANRININ SEÇİMİ
Kaynak:
www.hristiyan.net

                         
...................
...................

Beysbol, Hot dog, Elmalı turta, Chevrolet. İşte Amerikan salatasının en bilindik karışımları. Bir de bu karışımın tadını tamamlamak için şu meşhur Amerikan sloganını ekleyelim: “Din ve politika tartışmayacağız!”. Sloganlar, yıkılmak için vardır. Belki de hiç bir Amerikan kuralı din ve politika tartışmamak kadar sık yıkılmamıştır. Hepimiz defalarca bu tartışmalara bir şekilde girmişizdir. Ve ne zaman sohbet konusu gelip din boyutuna ulaştığında ise seçilmişlik konusu en çok göze batan konu olmuştur. Ne yazık ki bu konunun açılması ile sohbet tartışmaya dönüşmüş ve serinletici bir ışık hüzmesi yerine  kızgınlık alevlerinin saçılmasına sebep olmuştur..

Önceden Belirlenme hakkında tartışmak, neredeyse katlanılamaz bir hale gelmiştir. Bu konu iştahlarımızı kabartmış ve felsefeye dair ne varsa, hepsi hakkında ağız kavgası yapmamız için bize gerekli ortamı hazırlamıştır. Bu konunun her açılışında, hepimiz insan Özgürlüğü Tepesi'ni, Patrick Henry’nin bile hayal edemeyeceği heves ve azimle savunan, birer süper kahramana dönüşmüşüzdür. Bizlerin lehinde, hatta aleyhinde karar alma gücüne sahip olan bir Tanrı fikri hepimizin şu çığlığı atmasına sebep olmuştur: “Ya özgür irade, ya da ölüm!”

Önceden Belirlenme cümlesinin duyulması bile sanki bizlere kötü bir haber verir gibidir. Bu konu Fatalizmin (kadercilik), umutsuzluk öğretisi ile bağdaştırılmış ve karamsar bir yapıda olduğu ileri sürülerek hepimizin anlamsız kuklalar olduğumuza işaret edilmiştir. Bu cümleyi duyduğumuzda zihinlerimizde, hayatlarımızla değişken oyunlar oynayan şeytani bir tanrı görüntüsü oluşmuştur. Garip arzuların eseri olan korkunç hükümlere maruz kalmış ve doğmadan önce canlı canlı betona gömülmüşüz gibi gözükmüştür. Hatta hayatlarımızın yıldızlara bağlı olması bile bu durumdan daha iyi gözükmektedir, en azından günlük yıldız fallarımızda kaderimiz ile ilgili ip uçları bulabilme imkanımız olurdu.

Önceden Belirlenme kelimesinin yarattığı bu korkunç manzaraya bir de bu öğretinin en ünlü öğreticilerinden birisi olan meşhur John Kalvin’in halk portresini eklersek işte o zaman tüylerimiz diken diken olur. Kalvin bize katı ve acımasız suratlı bir zorba, dik kafalı din düşmanlarının yakılmasından şeytani bir haz alan, on altıncı yüzyılın Ichabod Crane’i olarak tanıtılmıştır. Tüm bunlar, bizleri hem bu tartışmadan uzaklaştırır, hem de din ve politika tartışmamak için içtiğimiz andı tekrar etmemize sebep olur.

İnsanların bu kadar nahoş buldukları bu konunun tartışılıyor olması bile mucizedir. O halde Neden bu konu hakkında konuşur dururuz? Nahoş olmaktan mutlu olduğumuz için mi? Kesinlikle hayır. Bu konunun tartışılma sebebi, bu konudan kaçmayı beceremememizden gelmektedir. Çünkü bu doktrin, Kutsal Kitap’ta açık bir şekilde öne çıkartılmıştır. Önceden Belirleme hakkında hiç durmadan konuşuyorsak bunun sebebi Kutsal Kitab’ın önceden Belirleme hakkında konuşmasıdır. Eğer isteğimiz Kutsal Kitap’a dayanan bir teoloji bina etmekse, kendimizi hep bu kavram ile karşı karşıya buluruz ve kısa bir süre sonra anlarız ki Önceden Belirlenme’nin yaratıcısı John Kalvin değildir.

Genel olarak bütün Hıristiyan kiliselerinin önceden belirleme konusunda bazı resmi doktrinleri mevcuttur. Emin olduğumuz bir şey varsa o da Roma Katolik Kilisesi’nin Önceden Belirleme konusundaki doktrinin, Presbiteryen Kilisesi’nin doktrininden farklı olduğudur. Lutheranların bu konudaki görüşü ile Episkopsallarınkinden farklıdır.

Önceden Belirleme hakkında bu kadar farklı doktrinlere varılmasının ortaya koyduğu tek unsur,  eğer Kutsal Kitap’a uygun bir düşünce tarzına sahip olmaya çalışıyor isek Önceden Belirleme hakkında bir doktrine sahip olmamız gerektiği gerçeğinin altının çizilmesidir. Aşağıdaki çok iyi bildiğimiz ayetleri nasıl görmezlikten gelebiliriz? 

O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca, İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi.  (Efesliler 1:4, 5).

Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı'nın amacına göre önceden belirlenip Mesih'te seçildik.  (Efesliler 1:11).

Tanrı, önceden bildiği kişileri, Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeşler arasında ilk doğan olsun. (Romalılar 8:29).

Eğer amacımız Kutsal Kitap’a uygun bir doktrin geliştirmekse, sorun Önceden Belirleme hakkında bir doktrine sahip olmalı mıyız ya da olmamalı mıyız değil, hangi tür öğretişe sahip çıkmamızın gerekli olduğudur. Eğer Kutsal Kitap, Tanrı’nın Sözü ise, beşeri bir eser değil ise ve eğer Tanrı’nın kendisi Önceden Belirleme diye bir şey olduğunu beyan ediyorsa bu durumda böyle bir doktrini kucaklama arzusundan bizi kimse alamaz.

Eğer bu yapıda bir düşünce tarzımız varsa, en doğal olan hareket bir adım ileri gitmektir. Önceden Belirleme hakkında her hangi bir düşünceye sahip olmak yeterli değildir. Tanrı’nın Sözü’nü görmezlikten gelme ya da saptırma suçuna düşmemek için Önceden Belirleme konusunda ki doğru görüşü aramak bizim görevimizdir. İşte bu noktada gerçek mücadele başlamaktadır. Bu mücadele Kutsal Kitap’ın bu konuda tam olarak ne öğrettiğini ortaya çıkarma mücadelesidir.

Önceden Belirleme konusundaki mücadelem Hıristiyan yaşamımın erken dönemlerinde başlamıştır. Üniversitede Kalvinist öğretişine sahip olan bir felsefe profesörü tanıyordum. Bir gün önümüze Önceden Belirleme konusundaki “Reform” görüşünü getirmişti. Ben şahsen bu görüşü hiç sevmemiştim ve Üniversite yıllarım boyunca bu görüşe karşı tüm gücümle mücadele etmiştim.

Üniversiteden mezun olduğum zaman önceden belirleme konusunda ne Reform ne de Kalvinist görüşe ikna olmuştum. Üniversiteden sonra gittiğim seminerin öğretim kadrosunda ise  Kalvinistlerin kralı olarak bilinen John H. Gerstner’de vardı. Fizik için Einstein ne ise Önceden Belirleme konusunda Gerstner de öyleydi. Bu konuda Gerstner’e meydan okumaktansa izafiyet konusunda Einstein’a meydan okumayı ya da tercih ederdim.Ancak bende o cahil cesareti dedikleri şeyden vardı.

Sınıfta defalarca Gerstner’le uğraşmaya kalktım, tamamen bir baş belası oldum hatta bir sene boyunca iyi bir direnç gösterdim. Ancak yenilgiyi aşama aşama yaşamaya başlamıştım, bana acı veren aşamalardı bunlar. İlk darbeler kilisede stajyer Pastör olarak çalışmaya başladığım zaman gelmeye başladı. Bir kağıda aşağıdaki notu yazıp, çalışma masamın üzerinde her zaman görebileceğim bir yere astım.

KUTSAL KİTAP’IN GERÇEK DEMESİNİ İSTEDİĞİN ŞEYİ DEĞİL,
KUTSAL KİTAP NEYE GERÇEK DİYOR İSE SEN DE BUNA İNANMAK,
VAAZ ETMEK VE ÖĞRETMEK ZORUNDASIN.

Not kafamdan bir saniye bile çıkmıyordu. Ancak en büyük darbeyi son sınıftayken aldım. Jonathan Edwards’ın çalışmaları üzerine üç kredili bir dersim vardı. Gerstner’in öğretmeni olduğu bir sınıfta, Edwards’ın en meşhur kitabı olan The Freedom of the Will (İradenin Özgürlüğü) çalışacaktık. Daha da ötesi o dönem Romalılar kitabının Yunanca çeviri kursunu almaktaydım. Bu kursu alan tek öğrenci bendim ve bir Yeni Antlaşma profesöründen teke tek bir ders almaktaydım. Kaçabileceğim hiçbir yer kalmamıştı.

Bu ikili beni aşmaya başlamıştı. Gerstner, Edwards, Yeni Antlaşma profesörü ve hepsinin üzerinde olan Elçi Pavlus, benim direnç gücümü aşan, yenmesi güç bir takım oluşturmuşlardı. Romalılar kitabının dokuzuncu bölümü ise bana sarılıp beni sarsan bir bölüm olmuştu. Hiçbir şekilde bu ayetlerde öğretilenleri görmezliğe gelmek gibi bir olasılığım yoktu. Gönülsüzde olsa  teslim bayrağını çektim ancak bu teslimiyet kafamda gerçekleşmişti, yüreğimde değil. “Tamam, burada yazılanlara inanıyorum ama bunları benimsemem gerekmez!”

Kısa bir süre sonra ise Tanrı’nın bizi yaratırken yüreğimizi, zihnimizi takip eder bir şekilde yarattığını keşfettim. Bu yüzden cezalandırılmayacağından emin olsam da, zihnimde sevdiğimden yüreğimde nefret edemedim. Gözlerimi yumup kendimi bu doktrinin yüksek ikna gücüne ve derin anlamının kollarına bıraktım, gözlerimi açtığımda Tanrı’nın lütfunun yüceliğini ve hakimiyetinin verdiği eşsiz huzuru gördüm. Yavaş yavaş bu doktrin yüreğimi ele geçirdi ve Tanrı’nın merhametinin zenginliğini ve derinliğini bana gösterdiği anda ruhum coşkuyla dolup taştı.

Artık ne Fatalizmin cinlerinden nede bir kukla olduğuma dair çirkin düşünceden korkuyordum. Aksine tek ölümsüz, tek görünmez ve tek Bilge olan lütufkar Kurtarıcımın sayesinde tekrar neşe ile dolmuştum.

“İkna olmuş bir kişinin coşkusundan daha rahatsız edici bir şey yoktur” diye bir söz vardır. Örneğin ikna olmuş bir Arminiyanı ele alalım. İkna olmuş Arminiyanların ateşli bir Kalvinist olma eğilimleri vardır, işte sizde şu an bir ikna olmuş Arminiyanın çalışmasını okumaktasınız.

Verdiğim mücadelenin bana öğrettiği ve gösterdiği birkaç şey olmuştur, örneğin her Hıristiyan’ın Önceden Belirleme konusunda benim kadar coşkulu olmadığını anladım. Benden daha iyi olan insanlar gördüm ve aynı zamanda bu insanların benim vardığım sonuca katılmadıklarını da. Bir çok kişinin bu Önceden Belirleme konusunu yanlış öğrendiğini de. Aynı zamanda hatalı olmanın verdiği acıyı da öğrenmiş oldum. 

Ne zaman Önceden Belirleme doktrinini öğretsem, inatçı bir şekilde bu öğretişi reddeden kişiler yüzünden hüsrana uğrarım. İçimden onlara, “Farkında değil misiniz, karşı koyduğunuz Tanrı’nın Sözüdür diye?” diye seslenmek gelir. Bu hüsran durumlarında en azından bir iki olası günaha düştüğümü söyleyebilirim. Eğer benim Önceden Belirleme anlayışım doğru ise aynen benim gibi bu öğretişe karşı iç çatışma yaşayan insanlara karşı sabırsızlık gösteriyorum ve daha da kötüsü bana katılmayan kişilere karşı  kibirli ve gururlu davranıyorum.

Eğer benim önceden belirleme hakkındaki anlayışım hatalı ise, benim görüşüme karşı çıkan ve bu meleklere sahip çıkmak için mücadele eden azizlere iftira attığımdan dolayı günahım katlanmaktadır. Bu yüzden, bu konuda yüklendiğim sorumluluğun  farkındayım.

Önceden Belirleme hakkındaki mücadeleyi en fazla zorlaştıran unsur ise kilise tarihinde yer alan büyük isimlerin bu konuda uzlaşmaya varamamış olmalarıdır. Aydınlar ve Hıristiyan liderler, geçmişte ve günümüzde, bu konuda farklı tavırlar almışlardır. Kilise tarihinde yapılan titiz bir araştırma ise, önceden belirleme hakkındaki tartışmaların, Liberaller ile Muhafazakarlar arasında ya da imanlılar ile imansızlar arasında gerçekleşen bir çekişme olmadığını açıkça ortaya koyar. Bu tartışma imanlıların, en Tanrısal ve en içten Hıristiyanların kendi içinde yaşadığı bir konudur.

Geçmişte yaşamış olan en büyük öğretmenlerin bu konuya nasıl baktıklarını görmek faydalı olabilir:

“Reform” görüşleri

    Karşı görüşleri

Agustine

    Pelagius

Thomas Aquinas

    Arminius

Martin Luther

    Philip Melanchthon

John Kalvin

    John Wesley

Jonathan Edwards

    Charles Finney

Bu kitabı okurken geminin güvertesini doldurmaya çalıştığımı düşünebilirsiniz. Klasik Hıristiyan inancının en büyük isimleri hatta titanları olarak anılan düşünürlerin çoğunluğu Reform tarafında kalmaktadır. Ancak önemli olan bir nokta ise bu listenin benim görüşüm olmadığıdır, bu kişilerin bu konudaki fikirleri görmezlikten gelinemez tarihi gerçeklerdir. Tabii ki Agustin, Aquinas, Luther, Kalvin, ve Edwards’ın bu konudaki görüşlerinin hatalı olması olasıdır. Bu isimler başka doktrin konularının bazı noktalarında birbiri ile hemfikir değillerdir. Bu kişiler ne bireysel ne de grup olarak kusursuz değildirler.

Ancak, bizler doğru olanı tespit etmek için havaya kalkan elleri saymayız. Tarihin en büyük düşünürleri de hatalı olabilir. Ancak burada kesinlikle anlamamız gereken bir şey varsa o da Önceden Belirleme hakkındaki Reform doktrinin yaratıcısının John Kalvin olmadığıdır. Kalvin’in Önceden Belirleme konusunda belirttiği görüşlerde daha önce Luther ve Agustin tarafından belirtilmemiş hiçbir şey mevcut değildir. Daha sonraları, her ne kadar Lutheranizm taraftarları bu konuda Luther’in öğretişini takip etmeseler de Melanchthon, Luther’in ölümünden sonra bu konudaki fikirlerini değiştirmiştir. John Kalvin’in ise meşhur teoloji üzerine  yaptığı bilimsel inceleme olan, The Institutes of the Christian Religion (Hıristiyan Dininin Kuralları), isimli eserinde bu konuya az değinmiş olması da dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Luther, önceden belirleme konusunda Kalvin’den çok daha fazla yazı yazmıştır.

Tarih dersini bir kenara bırakırsak, bu bilge kişilerin bu kadar zor bir konuda hemfikir olduklarını belirtmek yeterli olacaktır. Ancak tekrar belirtmek istediğim nokta, bu kişilerin hemfikir olması, Önceden Belirleme konusunun doğruluğunu belirleyecek bir kriter değildir. Bu kişiler hatalı da olabilirlerdi, ancak bu konuda hem fikir olmaları bizlerin dikkatini çeken bir faktördür. Reform görüşünü, tuhaf bir Presbiteryen kanısı olarak kabul edip bir kenara atamayız. Ben şahsen, Önceden Belirleme öğretisi karşısındaki büyük mücadelemi verirken, klasik Hıristiyan inancının en büyük titanlarının bu konudaki tek sesliliklerinden çok rahatsız olmaktaydım. Bu kişilerin kusursuz olmadıklarını ya da hata yapmış olabileceklerini tekrar ederken bu kişilerin bizlerin saygısını ve içten bir şekilde kulak vermemizi hakkettiklerini de belirtmek durumundayım.

Çağımızın Hıristiyan liderlerine baktığımız zaman, hemfikir olma ve olmama konusunda daha dengeli bir liste karşımıza çıkmaktadır. (Bu tabloyu hazırlarken kişilerin genel görüşlerini dikkate aldığımızı ve her liste içerisinde bazı noktalarda fikir ayrılıklarının mevcut olduğuna dikkat ediniz.)

“Reform” görüşler

    Karşı görüşler

Francis Schaeffer

    C. S. Lewis

Cornelius Van Til

    Norman Geisler

Roger Nicole

    John Warwick Montgomery

James Boice

    Clark Pinnock

Philip Hughes

    Billy Graham

Bill Bright, Chuck Swindoll, Pat Robertson ve diğer bir çok liderin bu konudaki görüşlerini bilmesem de Jimmy Swaggart’ın Reform teolojisini açıkça şeytani bir sapkınlık olarak gördüğünü bilmekteyim. Kendisinin bu doktrine karşı yaptığı saldırılar kendini kaybetmiş bir üslupla yapılmıştır. Bu saldırılar, “Karşı görüşler”  sütununda bulunan isimlerin hassasiyetini ve samimiyetini yansıtmaktan çok uzak kalmışlardır. Bu sütundaki isimlerin görüşleri ise yakından takip edilmeyi hakketmektedir.

Benim yegane umudum hepimizin bu mücadeleye devam etmesidir. Asla bu tartışmanın sona erdiğini düşünmememiz gerekmektedir. Ancak anlamsız şüphecilikte de hiç bir anlam bulunmamaktadır. Her an bilgisini arttıran fakat asla gerçek bilgeliğine ulaşamayanlar, art niyetlidir. Tanrı ise sağlam ve içten bir inanca sahip olanlardan hoşnuttur ve inancımızın Tanrı gerçeği üzerine olması konusunda kaygı duymaktadır. Bu yüzden ümidim, önceden belirleme doktrinini incelerken yapacağımız faydalı yolculuk boyunca  sizlerin de benimle beraber bu mücadeleye katılmanızdır.

 

1      2      3      4      5      6      7      8      9