...................
SEÇİLENLER, SEÇİLMEYENLER:
ÖNCEDEN BELİRLEME İKİ TARAFLI MI?

Rc Sproul
Çeviri: Hasan Can Külahcıoğlu
TANRININ SEÇİMİ
Kaynak:
www.hristiyan.net

                         
...................
...................

İKİ TARAFLI önceden belirleme. İfade’nin kendisi bile kulağa garip gelmektedir. Tanrı’nın seçilmiş olanlar için olan lütufkar kurtuluş planı üzerine derin düşüncelere dalabiliriz ancak ya seçilmiş olmayanlar ne yapmalı? Onlar da mı önceden belirlendiler? Ürkütücü bir kötülük hükmü mevcut mudur? Tanrı, bazı talihsiz insanları cehenneme gitmeleri için mi belirlemiştir? İki taraflı önceden belirleme konusu geçer geçmez aklımıza ilk gelen sorular bunlardır. Bu tip sorular, bazı kişilerin, iki taraflı önceden belirleme konseptinin uçuk bir fikir olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştur. Bazı kişiler ise önceden belirleme doktrinine inanırlarken, tek taraflı bir önceden belirlemeye inandıklarını vurgularlar. Tek taraflı önceden belirleme konsepti; bazılarının kurtuluş için seçilmiş olduğunu kabul ederken, seçilmemiş olanların lanetlenmek için seçildiklerini var saymaya gerek olmadığını savunmaktadır. Bu görüş kısaca şuna inanır: bazı kişiler kurtuluş için seçilmişlerdir ancak herkesin kurtulmak için bir fırsatı vardır. Tanrı, bazılarının kurtulması için fazladan yardım sunmaktadır ancak insanlığın tümü kurtulabilir.

Tek taraflı bir önceden belirlemeden bahsetmek hem güçlü bir hassasiyeti içermektedir hem de iki taraflı önceden belirleme hakkındaki her hangi bir tartışmadan bizleri uzak tutmaktadır. Ancak karşımızda duran sorular listesi ile ergeç yüzleşmemiz gerekmektedir. Herkesin kurtuluş için seçildiğine kanaat getirmedikçe, seçilmişlik madalyonunun arka yüzünü kabul etmemiz gerekmektedir. Eğer önceden belirleme diye bir şey var ise ve bu önceden belirleme tüm insanlığı kapsamıyor ise, önceden belirlemenin iki taraflılığının mevcudiyetinin mecburi çıkarımından kaçınmamamız gerekir. Sadece Yakup hakkında konuşup durmamız yeterli olmayacaktır; Esav hakkında da düşünmemiz mecburidir. 

EŞİT AĞIRLIK GÖRÜŞÜ

İki taraflı önceden belirleme hakkında değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden bir tanesi o kadar ürkütücüdür ki, bu doktrin hakkındaki görüşleri karışmasın diye insanların uzak durmalarına sebep olmaktadır. Bu görüşün ismi, eşit ağırlık görüşüdür.

Eşit ağırlık görüşü, simetri konseptine dayandırılmaktadır. Seçilmişlik ve kötülük arasında tam bir denge arayışındadır. Temel fikri şudur: Tanrı, seçilmiş olanların yaşamlarına, yüreklerinde iman yaratmak için müdahale eder. Tanrı, eşit müdahaleyi, seçilmemiş olanların kalbinde imanın oluşmaması için yapmaktadır. Tanrı’nın aktif  bir şekilde seçilmemişlerin yüreğinde imansızlığı işlemesini ise Kutsal Kitap’taki, Tanrı’nın insanların yüreklerini katılaştırmasına dair ayetlere bağlamışlardır.

Eşit ağırlık görüşü, seçilmişlik hakkındaki Reform ya da Kalvinist görüş değildir.  Bazı kişiler bu görüşü, “hiper-Kalvinizm” olarak adlandırsalar da ben bu görüşe “alt-Kalvinizm” hatta daha da iyisi “anti-Kalvinizm” demeyi tercih ediyorum. Kalvinizm, iki taraflı önceden belirleme görüşünü benimsese de, onun benimsediği iki taraflı önceden belirlemede eşit ağırlık diye bir şey yoktur.

Bu konudaki Reform görüşünü anlamak için, Tanrı’nın pozitif ve negatif hükümleri arasındaki hayati farka çok dikkat etmemiz gerekir. Tanrı’nın seçilmiş olanların yüreklerinde ki aktif müdahalesi pozitif olandır. Negatif olan ise Tanrı’nın seçilmiş olmayanları mahrum etmesidir.

Bu konudaki Reform görüşü, Tanrı’nın seçilmiş olanların kurtuluşlarını güvence altına almak için hayatlarına pozitif ya da aktif olarak müdahale ettiğini öğretmektedir. İnsanlığın geri kalanını ise Tanrı kendi başlarına bırakmıştır. Onların yüreklerinde imansızlık yaratmamaktadır. Çünkü bu imansızlık zaten oradadır. Tanrı, onları günah işlemeye zorlamamaktadır. Onlar kendi seçimlerinin sonucu olarak günah işlerler. Kalvinist görüşe göre seçme hükmü pozitif; seçilmeme hükmü ise negatiftir.

İki taraflı önceden belirleme hakkındaki Hiper-Kalvinizm görüşü, pozitif-pozitif önceden belirleme olarak adlandırılırken, Ortodoks Kalvinizm görüşüne pozitif-negatif önceden belirleme ismi verilebilir. Bu iki görüşe aşağıdaki tabloda bakalım:

CALVİNİZM

HİPER-CALVİNİZM

pozitif-negatif

pozitif-pozitif

asimetrik görüş

simetrik görüş

Eşit olmayan ültimatom

eşit ültimatom

Tanrı, seçilmemiş olanlara müdahale etmez

Tanrı, seçilmemiş olanların yüreklerine imansızlık işler

Hiper-Kalvinizm’in işlediği korkunç hata, Tanrı’ya günah işlemeye zorlayan bir karakteri atfetmesidir. Bu, Tanrı’nın karakterinin güvenilirliğine, doğruluğuna ve adaletliliğine yapılan radikal bir saldırıdır.

Bir kişiyi Hiper-Kalvinizm’e yönlendirebilecek unsurlardan bir tanesi Kutsal Kitap’ta ki Firavun örneğidir. Mısır’dan Çıkış kitabında ki ayetlerde tekrar tekrar, Tanrı’nın, Firavun’un yüreğini katılaştırdığından bahseder. Tanrı, Musa’ya önceden yapacaklarını bildirmiştir:

Sana buyurduğum her şeyi ağabeyine anlat. O da Firavun'a İsraillileri ülkesinden salıvermesini söylesin. Ben Firavun'u inatçı yapacağım ki, belirtilerimi ve şaşılası işlerimi Mısır'da arttırabileyim. Ama Firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısır'ın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsrail'i ordular halinde Mısır'dan çıkaracağım. Mısır'a karşı elimi kaldırdığım ve İsraillileri aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak. (Mısır’dan Çıkış 7:2-5).

Kutsal Kitap, açık bir şekilde Tanrı’nın gerçekten de Firavun’un yüreğini katılaştırdığını öğretmektedir. Tanrı’nın bunu, hem İsrail’e hem de Mısır’a bir işaret olarak ve kendi zaferi için yaptığını biliyoruz. Bu olanların tümünde Tanrı’nın amacının kurtarıcı bir amaç olduğunu biliyoruz. Gene de kafamızı kurcalayan bir soru işareti olduğunu da biliyoruz. Tanrı, hem Firavun’un yüreğini katılaştırmıştır hem de Firavun’u günahından dolayı yargılamıştır. Tanrı, Kendisinin katılaştırdığı bir yürekten gelen günahlardan dolayı, Firavun’u ya da her hangi birisini nasıl sorumlu tutabilir ki?

Bu soruya vereceğimiz cevap, Tanrı’nın katılaştırma eylemini nasıl anladığımıza bağlıdır. Tanrı, Firavun’un yüreğini nasıl katılaştırmıştır? Kutsal Kitap, bu sorunun cevabını çok açık bir şekilde vermemektedir. Bu konu üzerinde yoğunlaştığımız zaman Tanrı’nın Firavun’un yüreğini katılaştırması için iki yol olduğunu görürüz: Aktif  ya da Pasif olarak.

Aktif katılaştırma, Firavun’un yüreğinin iç odalarına Tanrı’nın direk bir müdahalesini içerir. Bu görüşe göre Tanrı, Firavun’un yüreğine zorla girerek, orada hiç olmayan bir kötülüğü ve şeytanlığı yaratmaktadır. İddia edilen bu eylem, Firavun’un sebep olacaklarının aynen Tanrı’nın arzuladığı gibi olmasını kesinleştirmek bir yana günahın yaratıcısının Tanrı olduğunun ispatı olacaktır.

Pasif katılaştırma ise tamamen farklı bir hikayedir. Pasif katılaştırma, var olan bir günah üzerine tanrısal bir yargının gelmesidir. Tanrı’nın yapması gereken tek eylem, yüreği ümitsizce kötü olan bir kişinin yüreğini katılaştırmaktır. “Ona günahının karşılığını vermek” olan bu ilahi adalet konseptine Kutsal Yazılar’da sık sık rastlamaktayız.

Peki bu nasıl yürür? Bu konuyu en düzgün bir şekilde anlamamız için ilk olarak, Tanrı’nın genel lütfu denilen başka bir konsepte bakmamız gerekir. Bu konsept, tüm insanlığın ortak bir şekilde tecrübe ettiği Tanrı lütfudur. Dünyamızı tazeleyen ve ürünlerimizi sulayan yağmur, doğru olanların da, doğru olmayanların da üzerine yağmaktadır. Doğru olmayan kişiler, Tanrı’nın bu nimetlerini hakketmedikleri halde, bu lütuftan faydalanmaktadırlar. Dünyamız, güneş, gök kuşağı gibi bir çok nimetin sergilendiği bir genel lütuf tiyatrosudur.

Genel lütfun en önemli eylemlerinden bir tanesi ise dünya daki kötülüğün dizginlenmesidir. Bu dizginlemeye birçok unsur dahil olmuştur. Kötülük, polisler, hukuk, toplum görüşleri, güç dengeleri ve birçok unsur sayesinde dizginlenmektedir. Her ne kadar yaşadığımız dünya bir çok kötülüğe sahne olmakta ise de olabileceği kadar kötü olmasına izin verilmemektedir. Tanrı, yukarıda bahsettiğimiz unsurların yanı sıra nice unsurlar ile kötülüğü kontrol altında tutmaktadır.  Lütfunun bir eseri olarak dünya daki kötülüğü kontrol eder ve dizginler. Eğer kötülük kontrolsüz bırakılsaydı, bu gezegende yaşam olması mümkün olmazdı.

Dizginleri gevşetmek için Tanrı’nın yaptığı tek şey insanların yüreklerini katılaştırmaktır. Bunu yaparken, insanların özgürlüğünü kısıtlamak yerine, tam aksine bunu arttırır. İnsanların kendi yollarında gitmelerine izin verir. Bir başka deyişle, onların iplerini kendilerini asmalarına yetecek kadar uzatır. Tanrı, insanların yüreklerinde olmayan kötülüğü yaratmak için ellerini insanların üzerine koymaz, tam aksine onların üzerindeki kutsal elini kaldırır, dizginleri serbest bırakıp, insanların kendi arzularına göre davranmalarına izin verir.

İnsanlık tarihinin en kötü, en şeytani kişisini tespit etmeye çalışsaydık, herkesin listesinde bazı malum isimler ilk yerlerde kendilerini bulurlardı. Toplu cinayetlerden ve korkunç zulümlerden sorumlu olan Hitler, Neron, Stalin, ve diğerleri. Bu isimlerin ortak noktası neydi? Bu kişilerin hepsi birer diktatördü. Hükmettikleri alanda, görsel olarak sınırsız kudrete ve otoriteye sahiptiler.

Kudret, yozlaşmaya, salt kudret ise salt yozlaşmaya gider deyimi nereden gelmektedir? (Bu cümle Tanrı’nın kudretini değil, insanların kudretini ve yozlaşmasını referans almaktadır.) Kudret, kesinlikle yozlaştıracaktır çünkü bir insanı alıp, hepimizi dizginleyen normal dizginlenmelerden kısmen kurtaracaktır. Ben, benim kadar güçlü ya da benden güçlü kişiler ile kazanç alanındaki sürtüşmelerimi dizginlenmekteyim. Hayatımızın erken evrelerinde, bizden iri olanlara karşı delikanlılığımızı dizginlemeyi öğreniriz. Sürtüşmelere daha az maruz kalma eğilimimiz vardır. Sağ duyumuz, rakiplerimizin bizden güçlü olduğu durumlarda kahramanlıktan uzak durma eğilimini gösterir.

Musa, Firavun’u görmeye gittiği zaman Firavun, dünya daki en güçlü kişiydi. Firavun’un kötülükleri üzerindeki tek kısıtlayıcı güç Tanrı’nın kutsal pazusu idi. Tanrı’nın Firavun’un yüreğini katılaştırması için yapması gereken tek şey bu pazuyu kaldırmaktı. Geri kalanı zaten Firavun’un kötü eğilimleri yerine getirecekti.

Pasif katılaştırma eyleminde ise, Tanrı kısıtlamasını kaldırma kararı almıştır; sürecin kötü kısmı ise Firavun’un kendisi tarafından icra edilmiştir. Tanrı, Firavun’un iradesine müdahale etmemektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, O sadece Firavun’a daha fazla özgürlük vermiştir.

Aynı durumu, Yahuda İskariyot ve Eyüp’e acı ve sıkıntı vermesi için Tanrı’nın ve Şeytan’ın kullandığı kötü adam olaylarında da görmekteyiz. Yahuda İskariyot, tanrısal  bir yönlendirmenin kurbanı olan zavallı masum bir adam değildi. O, Tanrı’nın Mesih’e ihanet etmesi için zorladığı sonra da bu suçundan dolayı cezalandırdığı doğru bir kişi değildi. Yahuda İskariyot, Mesih’e ihanet etmiştir çünkü Yahuda İskariyot otuz parça gümüşü arzulamıştır. Kutsal Yazılar’ın bildirdiği gibi Yahuda İskariyot, en başından beri lanet oğludur.

Emin olduğumuz bir şey varsa o da, Tanrı’nın düşmüş insanın kötü eğilimlerini ve kötü niyetlerini, Kendi kurtarıcı amaçları için kullandığıdır. Yahuda İskariyot olmadan haç olmazdı. Haç olmadan, kurtuluş olmazdı. Ancak bu, ‘Tanrı’nın kötülüğü zorla yaptırttığı’ bir olay değildir. Bu olay, Tanrı’nın şeytan üzerindeki kurtarıcı zaferi kazandığı görkemli bir olaydır. İnsan yüreğinin kötü arzuları, Tanrı’nın hakimiyetini engelleyemez. Aslında, onlar Tanrı’ya tabidir.

Tanrı’nın kötü insanları cezalandırma modelini incelediğimiz zaman, ortaya çıkan şiirsel bir adaleti görürüz. Esinleme Kitabının son yargılama sahnesine baktığımızda aşağıdakileri okumaktayız:

Kötülük yapan, yine kötülük yapsın. Bayağı olan, bayağı yaşamını sürdürsün. Doğru olan, yine doğruyu yapsın. Kutsal olan kutsal kalsın (Esinleme 22:11).

Tanrı’nın en son yargılama eyleminde günahkarları, günahlarına teslim ettiğini görmekteyiz. Sonuç olarak Tanrı, günahkarları kendi arzuları ile baş başa bırakmıştır. Aynı durum Firavun içinde geçerlidir. Bu yargılama eylemi ile Tanrı kendi doğruluğunu, Firavun’un yüreğinde olmayan bir kötülüğü yaratarak lekelememiştir. Tanrı, Firavun’un içinde hali hazırda mevcut olan kötülüğü cezalandırarak doğruluğunu ortaya koymaktadır.

İki taraflı önceden belirlemeyi bu şekilde anlamamız doğru olacaktır. Tanrı, seçilmiş olanların yüreklerinde iman oluşturarak, onlara merhamet vermektedir. Seçilmemiş olanları ise günahlarının karşılığı ile baş başa bırakarak, adaletini vermektedir. Burada bir simetri yoktur. Bir grup, merhamete kavuşurken diğer grup adalete kavuşur. Ortada bir tane bile haksızlığa uğramış kurban yoktur. Hiç kimse Tanrı’da adaletsizlik vardır diye yakınamaz.

ROMALILAR 9

Yeni Antlaşma’da ki ikili önceden belirleme hakkındaki en belirgin ve önemli ayetler Romalılar kitabının 9. bölümünde karşımıza çıkmaktadır:

Çünkü vaat şöyleydi: “Gelecek yıl bu mevsimde geleceğim ve Sarâ'nın bir oğlu olacak.» Bundan başka, Rebeka da bir erkekten, atamız İshak'tan ikizlere gebe kalmıştı. Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka'ya, “Büyüğü, küçüğüne kulluk edecek” dedi. Öyle ki, Tanrı'nın bir seçim yapmaktaki amacı, yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi, “Yakup'u sevdim, Esav'dan ise nefret ettim.” Öyleyse ne diyelim? Tanrı'da adaletsizlik mi var? Kesinlikle hayır! Çünkü Musa'ya şöyle diyor: “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim ve acıdığıma acıyacağım.” Demek ki seçilmek, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı'nın merhametine bağlıdır. Tanrı, Kutsal Yazı'da Firavun'a şöyle diyor: “Bak, kudretimi sende göstermek ve adımı bütün yeryüzünde duyurmak için seni yükselttim.” Demek ki Tanrı, istediğine merhamet eder, istediğinin yüreğini nasırlaştırır (Romalılar 9:9-18).

Bu ayetlerde ikili önceden belirleme konsepti hakkındaki en açık Kutsal Kitap ifadelerine rastlamaktayız. Bu ayetler, kuşku, şüphe ve belirsizlik içermeyecek bir şekilde ifade edilmiştir. “Demek ki Tanrı, istediğine merhamet eder, istediğinin yüreğini nasırlaştırır.” Bazı insanlar merhamete kavuşurlarken, diğerleri adalete kavuşmaktadırlar. Bu konudaki karar tamamen Tanrı’nın ellerindedir.

Pavlus, önceden belirlemenin ikili karakterini iletmek için Yakup ve Esav referanslarını kullanmıştır. Bu iki adam, ikiz kardeştir. Aynı rahmin, aynı zamanlı ürünleridirler. Birisi Tanrı’nın bereketini alırken, diğeri bundan mahrum olmuştur. Bir tanesi Tanrı’nın sevgisinden büyük bir porsiyona sahip olmuş, Esav ise Tanrı’nın “nefretini” almıştır.

Burada bahsi geçen ilahi nefret, sinsi, zararlı ve kötülük etme isteği içeren bir ifade değildir. Bu nefretin ismi, Davut’un daha önce belirttiği gibi “kutsal nefrettir”, “Onlardan tümüyle nefret ediyor, Onları düşman sayıyorum” (Mezmur 139:22). Tanrısal nefret, kötü niyetli değildir. Bu nefret; iltimas, lütuf ve iyilik yapmayı engellemeyi içerir. Tanrı, sevdiği kişiler kayırır, onlarla beraberdir. O yüzünü, kurtarıcı lütfundan mahrum ettiği kötü insanlardan çevirir. O’nun sevdiği insanlar ise O’nun merhametini alır. O’nun “nefret” ettikleri ise O’nun müdahalesine maruz kalmaz.

Niçin Tanrı Yakup’u seçmiş, Esav’ı seçmemiştir? Tanrı, Yakup’un bu özel muameleyi haklı çıkaracak doğru bir eylemde bulunacağını önceden mi görmüştür? Tanrı, zaman koridorlarından geçip Yakup’un doğru tercihler yapıp, Esav’ın kötü tercihler yapacağını mı görmüştür?

Eğer Elçi’nin öğretme niyetinde olduğu öğretiş bu olsa idi, bu noktayı açıkça belirtmek çok da zor olmazdı. Eğer Pavlus, önceden belirleme konusunda ki önceden bilme görüşünü öğretmeyi isteseydi, eline altın bir fırsat geçmiş olurdu. Hatta böyle bir öğretiş olsa idi bu noktada bunu öğretmemesi gariptir. Ancak sessizlikten bir sonuca varılamaz. Pavlus, bu konuda sessiz kalmamıştır. Bu öğretişin aksi yönünde ayetleri bildirmiştir, Tanrı’nın seçimini bu ikizlerin doğumundan önce yaptığını ve onların gelecekte yapacakları eylemlerine bakarak yapmadığını özellikle belirtmiştir.

Pavlus’un 11. ayette yazdıklarının ayrı bir önemi vardır. “Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka'ya, «Büyüğü, küçüğüne kulluk edecek» dedi. Öyle ki, Tanrı'nın bir seçim yapmaktaki amacı, yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün.” Elçi, bunları niçin söylemiştir? Bu ayet, bu seçimin tamamen Tanrı’nın bir eylemi olduğunu açıkça belirtmiştir. Aynı şekilde, bu seçimin insanın eylemine, önceden görmeye ya da başka bir şeylere bağlı olmadığını da açıkça belirtmektedir. Bu ayetlerde öne çıkartılan, Tanrı'nın bir seçim yapmaktaki amacıdır.

Eğer Pavlus bu seçimin insanların tercihlerinin önceden bilinmesi üzerine olduğunu söylemek isteseydi bunu söylememesi için bir sebebi var mıydı? Tam bunun aksine, çocukların henüz doğmadığını ve iyi ya da kötü bir şey yapmamış olduklarını belirtmiştir. Evet, Önceden Bilme görüşü Tanrı’nın seçiminin doğuştan önce olduğunu kabul ediyor. Ancak bu görüş, Tanrı’nın kararlarının, insanların gelecekteki seçimlerine bağlı olduğu konusunda ısrar etmektedir. Pavlus, burada neden bu noktayı belirtmemiştir? Onun tek söylediği, hükmün doğumdan önce, Yakup ve Esav daha iyi işlerde ya da kötü işlerde bulunmadan önce verildiği olmuştur.

Bu ayetlerde, Pavlus’un çıkıp Tanrı’nın seçimlerinin, gelecekteki iyi işlerde ya da kötü işlerde olmadığını söylemediğini biliyoruz. Ancak zaten böyle bir şey söylemesine gerek yoktur. Söylediklerinden ima ettiği çok açıktır. Pavlus gereken vurguyu, gerekli yerde yapmıştır; Tanrı’nın amacı ve insanın işlerinde olmadığıdır. İleri sürülen iddiaların doğruluğunu kanıtlama sorumluluğu, “Tanrı, seçtiği insanları, kendisini seçeceklerini önceden bildiği için seçti” diyenlerin üzerindedir. Kutsal Kitap, hiçbir zaman böyle bir imada bulunmamaktadır.   

Belirtilen nokta şudur: Eğer Pavlus, Tanrı’nın önceden belirlemesinin, insanların seçimlerinin önceden görülmesine bağlı olduğuna inansaydı, bunu bildireceği en uygun metin, bağlamından dolayı bu metin olurdu.

Bir adım daha ilerlersek, her ne kadar Pavlus, gelecekte yapılacak seçimler konusunda sessiz kalıyor gibi gözükse de, bu sessizliği bozup, 16. ayette ifadelerine açıklık kavuşturmaktadır. “Demek ki seçilmek, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı'nın merhametine bağlıdır.” Bu ayet, Arminiyanizm ve önceden belirleme hakkındaki Reform karşıtı görüşlere karşı bir lütuf darbesidir. Bu, Tanrı’nın Söz’üdür ve bütün Hıristiyanları önceden belirleme hakkındaki kararın insan iradesinde olduğuna dair fikirlerinden geri çekilmeleri ve tövbe etmeleri için yeterlidir. Elçi, şöyle ifade etmiştir: İnsanın isteğine bağlı değildir.  Reformcu olmayan görüşler ise insanın isteğine bağlıdır demektedir. Bu görüşler, Kutsal Yazılar ile çok ciddi bir çelişki içerisindedirler. Bu ayet tek başına bile Arminiyanizm mezhebine ölümcül bir darbe indirmektedir.

Tanrı’yı onurlandırmak bizim görevimizdir. Elçi Pavlus’un belirttiği gibi, seçilmemizin bizim isteğimize ya da çabamıza bağlı olmadığını, Tanrı’nın isteğinin amaçlarına bağlı olduğunu ikrar etmemiz gerekir.

Pavlus, bu ayetlerde cevabı belli olan iki soruyu bildirmiştir. Üzerinde düşünmemiz gereken bu sorulardan birincisi, “Öyleyse ne diyelim? Tanrı'da adaletsizlik mi var?” Niçin Pavlus, vaktinden önce bu soruyu sormuştur? Hiç kimse bu soruyu bir Arminiyan’a yöneltmemektedir. Eğer bizlerin seçilmişliği tamamen bizim seçimlerimize bağlı olsaydı, bu tip bir soruyu sormaya asla gerek kalmazdı.

Bu sorunun muhatabı Kutsal Kitap’ta ki önceden belirlenmişlik doktrinidir. Tanrı’nın her şeye hakim olan amaçlarına bağlı olan bu seçilmişlikte, Yakup’un ya da Esav’ın seçimlerinin etkileyici bir niteliği yoktur. Bu doktrin bazı kişilerin, “Tanrı, adil değildir!” diyerek itiraz etmelerine sebep olmaktadır. Ancak bu haykırış, bu konunun yüzeysel bir şekilde bilinmesinin bir meyvesidir. Bu haykırış, düşmüş olan bir insanın protestosudur ve Tanrı’nın yeterince lütufkar olmadığına dair yakınmasıdır.

Peki Pavlus bu soruya ne cevabını vermiştir? “Hayır, Tanrı’da adaletsizlik yoktur,” demek Pavlus’u tatmin etmeyecek olmalı ki, verebileceği en sert cevabı vermeye çalışmıştır. “Kesinlikle hayır!” demiştir.

Pavlus’un yönelttiği ikinci soru ise şudur: “Şimdi bana, «Öyleyse Tanrı insanı neden hâlâ suçlu buluyor? O'nun isteğine kim karşı durabilir?» diyeceksin” Bir kez daha Elçi’nin cevabı belli olan bu soruları neden sorduğunu merak etmekteyiz. Bu, Arminiyanizm’e asla yöneltilmemiş olan itirazlardan bir diğeridir. Önceden belirleme hakkındaki Reform karşıtı görüşler, bu tür itiraz ve sorular ile karşılaşmazlar. Bu öğretişlere göre Tanrı, nasıl olsa Mesih’i seçmeyeceklerini bildiği insanlarda kusur bulacaktır. Eğer kurtuluşun son belirleyici noktası insan seçiminin gücü olsaydı, bu tip suçlamalara kolayca cevap verilebilirdi ve Pavlus’un, kendi kendine bir soru sorup sonra da bu sorunun cevabını vermek için bu kadar uğraşmasına gerek kalmazdı. Ancak Pavlus bu soruya cevap vermiştir çünkü önceden belirleme hakkındaki Kutsal Kitap doktrini bu cevabın verilmesini talep etmiştir.

Pavlus’un kaleme aldığı bu cevap neydi? Aşağıdaki ayetlere bir bakalım:

Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı'ya karşılık veriyorsun? «Kendisine şekil verilen, şekil verene, `Beni niçin böyle yaptın' der mi?» Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu bir iş için, bir diğerini bayağı bir iş için yapmaya yetkisi yok mu? Eğer Tanrı, gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim? Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettiği insanlara yüceliğinin zenginliklerini bildirmek için bunu yaptıysa, ne diyelim? Yalnız Yahudilerden değil, diğer uluslar arasından da çağırmış olduğu bu insanlar biziz (Romalılar 9:20-24).

İşte bu soruya verilen ağır cevap. İtiraf etmeliyim ki bu cevap yüzünden, ben de bir mücadele içine girmiş bulunmaktayım. Ancak benim mücadelem bu ayetlerin iki taraflı önceden belirlemeyi öğretip öğretmediği konusunda değildir çünkü ayetler açıkça bu öğretiyi sunmaktadır. Benim mücadelem, bu ayetlerin eşit ültimatom savunucuları için mühimmat sunmakta imiş gibi gözükmesidir. Sanki Tanrı, insanları aktif bir şekilde günahkar yapıyormuş gibi görünmektedir.Ancak bu ayetlerin öğretisi bu değildir. Tanrı, aynı kil yığınından bir kabı onurlu bir iş için, bir diğerini bayağı bir iş için yapmaktadır. Ancak tüm Kutsal Kitap’ı göz önüne alırsak bu çömlekçinin kullandığı kilin “düşmüş” bir kil olduğunu görürüz. Bir miktar kil, onur çömleği olmak için Tanrı’nın merhametini almaktadır. Bu merhamet, günahta olduğu kabul edilen kile verilmektedir. Aynı şekilde Tanrı, mahvolmaya hazırlanan gazap çömleklerine  “katlanmak” zorundadır çünkü bunlar gazabın suçlu çömlekleridirler.

Bir kez daha bu ayetlerin vurguladığı nokta: İnsanın özgür ve iyi seçimleri değil, Tanrı’nın her şeye egemen amaçlarıdır. Bu ayetlerde işlenen anlayış aynı zamanda yönelttiğimiz ilk soruda da işaret edilmektedir.

ARMİNİYANLARIN CEVABI

Bazı Arminiyanlar, benim bu ayetleri ele alış şeklime kızgınlıkla cevap vereceklerdir. Onlar da bu ayetlerin Tanrı’nın hakimiyetinin güçlü bir öğretisini içerdiğini kabul etmektedirler. İtirazları, başka bir noktaya odaklanmıştır. Israrla, Romalılar 9’da Pavlus’un bireylerin seçilmişliğinden bahsetmediğini savunacaklardır. Onlara göre Romalılar 9, Tanrı’nın bireyleri seçmesi değil, ulusları seçmesiyle ilgilidir. Pavlus’un bu ayetlerde Tanrı’nın seçilmiş halkı olan İsrail’den bahsetmektedir. Yakup, sadece İsrail ulusunu simgelemektedir. Onun ismi İsrail olarak değiştirilmiştir ve onun oğulları, İsrail’in on iki oymağının ataları olmuşlardır.

Tanrı’nın İsrail’i, ulusların üzerinde gözdesi olarak belirlediği tartışma konusu bile olamaz. İsa Mesih, İsrail’den gelmiştir. On Emri ve İbrahim ile yapılan ahit’in vaatlerini, İsrail’den aldık. Kurtuluşun, Yahudilerden geldiğini biliyoruz.

Bu noktaya kadar belirtilenler Romalılar 9 için doğrudur. Ancak Tanrı’nın, bir ulusu seçerken, aynı zamanda bireyleri de seçtiğini dikkate almamız gerekmektedir. Uluslar, bireylerden oluşurlar. Yakup, bir bireydir. Esav da bir bireydir. Burada gördüğümüz gibi, Her Şeye Egemen Olan Tanrı, bir ulusu seçtiği gibi, bireyleri de seçmiştir. Hemen belirtmemiz gereken nokta ise, Pavlus’un bu seçilme imtiyazına kavuşanların, İsrail ulusunun dışını da kapsadığını ayet 24’de bildirmiş olmasıdır: “Yalnız Yahudilerden değil, diğer uluslar arasından da çağırmış olduğu bu insanlar biziz.”

KOŞULSUZ SEÇİM

Koşulsuz seçim, bizim seçilmişliğimizin Tanrı’nın amaçları ve Her Şeye Egemen İradesi tarafından belirlenmiş olması demektir. Seçilmişliğimiz, bazılarımızın başarısının ve bazılarımızın başarısızlığının önceden bilinmesi değildir. Seçilmişliğimiz, bizim irademize ya da işlerimize değil Tanrı’nın Her Şeye Egemen amaçlarına bağlıdır.

Koşulsuz seçim ifadesi, yanlış anlaşılmalara ve çirkin bir şekilde suiistimal edilmeye müsaittir. Bir keresinde tanıdığım bir adam asla kiliseye gitmemekteydi ve de Hıristiyan olduğu konusunda en ufak bir sinyal vermeyen bir kişiydi. Her hangi bir Hıristiyan aktivitesine katılmadığı gibi iman ikrarında da bulunmamıştı. Bana, koşulsuz seçime inandığını belirtti. Kendisinin de seçilmiş olduğundan emindi. Bu kişiye göre, İsa Mesih’e güvenmesi, günahlarını itiraf etmesi ve de İsa Mesih’e itaat etmesi gereksizdi. Kendisi seçilmiş olduğunu beyan etmişti ve bu yeterliydi. Kurtuluş konusunda ki diğer koşullar onu bağlamamaktaydı. Kendi fikrine göre o, kurtulmuş, kutsanmış, ikna edilmişti.

Kurtuluş için gerekli olan koşullar ile seçilmek için gerekli olan koşulları ayırt etmede çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Genellikle seçilmişlikten ve kurtuluştan eş anlamlı iki kelimeymiş gibi bahsederiz ancak aslında bunlar aynı değildir. Bizler, kurtuluş için seçiliriz. Tam anlamı ile kurtuluş, Tanrı’nın bizlerde başarı ile sonuçlandırdığı kurtarma eylemidir.

Bir kişinin kurtulması için yerine gelmesi gereken bazı koşullar vardır. Bunların en başta geleni ise Mesih’e iman etmektir. Aklanma, imanla gerçekleşir. İman, gerekli bir koşuldur. Bildiğiniz gibi, önceden belirleme hakkındaki Reform doktrini, tüm seçilmiş olanların imana getirildiğini öğretmektedir. Tanrı, kurtuluş için gerekli olan koşulların yerine gelmesini sağlama almaktadır. 

Bizler ‘koşulsuz seçim’ derken, kast ettiğimiz, bazı insanların kurtuluş için seçildiği Tanrı’nın orijinal hükmünün, bizim bazı koşulları yerine getirip getiremeyeceğimizi önceden bilinmesine bağlı olmamasıdır. Tanrı’nın önceden göreceği ve içimizde olan hiçbir şey O’nun bizi seçmesini engellemez.Tanrı’nın düşmüş insanların hayatlarında görebileceği tek şey, düşmüşlüklerinden, günahlarından başka bir şey olmayacaktır. Tanrı, bizleri sadece Kendi iyi amacı uyarınca seçer.

TANRI’NIN SEÇİMİ RASTGELE MİDİR?

Tanrı’nın bizleri seçmesinde, bizim içimizdeki niteliklerin değil de, Kendi iyi amacının rol oynaması, Tanrı’nın keyfine göre hareket ettiği suçlamalarının yükseltilmesine sebep olmuştur. Bu suçlamalar, Tanrı’nın seçimini keyfen ya da kaprisli bir tutum ile yaptığı fikrine kapılmışlığın bir sonucudur. Seçilmişliğimizi, gayri ciddi ve gözleri bağlanarak yapılan bir kura çekme seviyesine indirger. Bu bakış açısına göre eğer bizler seçilmiş olanlar isek, bunun tek bir sebebi vardır, o da şanslı olmamızdır. Tanrı, isimlerimizi göksel bir şapkanın içinden çekmiştir.

Keyfi, hareket etmek demek, bir şeyi sebepsiz yere yapmak demektir. Tanrı’nın bizi seçmesinde, bizde bulunan hiçbir şey sebep oluşturmamaktadır ancak bu seçimde Tanrı’nın içinde bulunan sebepleri olmadığı anlamına gelmez. Tanrı, hiçbir şeyi sebepsiz yere yapmamaktadır. O keyfi ya da kaprisli değildir. Tanrı ciddi olduğu kadar Her Şeye Egemen olandır.

Kura sistemi, kasıtlı olarak şansa bırakılan bir seçme işlemdir. Tanrı, şansa bağlı olarak çalışmaz. O, kimi seçeceğini bilir. O, seçilmiş olanları önceden bilmiş ve önceden sevmiştir. Bu gözleri bağlı bir kişinin kura çekmesi değildir çünkü Tanrı’nın gözleri bağlanmaz. Tanrı’nın seçiminin sebebinin, bizim içimizde var olan ve Tanrı’nın bunu önceden bilmesi ya da görmesi ya da önceden sevmesi olmadığı konusunda ısrarla direnmemiz gerekmektedir.  

Kalvinistler, genel olarak şans hakkında konuşmaktan çok hoşlanmazlar. İnsanlara “bol şans” demek yerine “Rab seni bereketlesin” demeyi tercih ederiz. Buna rağmen “şansLı bir günümüzden” bahsetmemiz gerekirse, sonsuzluk takviminde Tanrı’nın bizi seçmeye karar verdiği günü işaretleyebiliriz.

Dikkatlerimizi Efesliler kitabında ki, Pavlus’un kaleme aldığı öğretişe çevirelim:

Bizi Mesih'te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih'in Babası Tanrı'ya övgüler olsun. O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti.  Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca, İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi.  Öyle ki, sevgili Oğlunda  bize bağışladığı yüce lütfu övülsün (Efesliler 1:3-6).

Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca. Tanrısal keyfi tutum iddialarını ortaya attıran elçisel ifade bu ayette bulunmaktadır. Bu ayetteki baş suçlu ise isteği kelimesidir. Günlük kullanımında istek kelimesi, yerini genellikle vahşi veya ilkel güdülere bırakmaktadır. İstek, iyi hissetmemizi sağlayan, tensel ya da duygusal anlamlar içeren bir kelimedir. Kötü istekler uyandıran ahlaksızlığın bilincindeyizdir. 

Kutsal Kitap Tanrı’nın iyi amacından bahsederken, bu kelimeyi gayri ciddi bir üslup ile kullanmamıştır. Bu ayetlerde kullanılan istek kelimesinin anlamı, basitçe “hoşnut eden”dir. Tanrı, bizleri isteği ve iyi amacı uyarınca  seçmektedir. Kutsal Kitap, Tanrı’nın iyi isteğinden sık sık bahseder. Tanrı’nın iyi isteği, kötü bir zevk alma ile asla karıştırılmamalıdır. Tanrı’yı hoşnut eden her şey iyidir. Bizi hoşnut eden her şey çoğu zaman iyi değildir. Tanrı asla kötülükten zevk almaz. Tanrı’nın isteğinden bahsetmekte hiçbir kötülük yoktur. Tanrı’nın bizi seçmesindeki sebep içimizde yatmamaktadır, bu sebep Her Şeye Egemen Tanrı’nın isteğidir ve Her Şeye Egemen Tanrı’nın isteğinin iyi bir iyi istek olduğuna şüphesiz bir şekilde güvenebiliriz.

Elçi’nin aynı zamanda Filipeli Hıristiyanlara öğrettiklerini hatırlayalım. Elçi şunları yazmıştır:

“Öyleyse sevgili kardeşlerim, her zaman söz dinlediğiniz gibi, yalnız ben aranızdayken değil, ama şimdi yokluğumda da saygı ve korkuyla kurtuluşunuzu sonuca götürmek için daha çok gayret edin. Çünkü kendisini hoşnut eden şeyi hem istemeniz, hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı'dır.” (Flp. 2:12, 13).

Bu ayetlerde Pavlus, seçimin Tanrı ve insan arasında ortak bir iştirak olduğunu öğretmemektedir. Seçim, Tanrı’nın şahsi eylemidir. Daha önce de gördüğünüz gibi bu bir monerjistiktir (tek taraflı). Pavlus, bu ayetlerde seçilmişliğimizi takip eden kurtuluşumuzun istihkam edilmesinden bahsetmektedir. Burada özellikle  kutsallaşma sürecimizden bahsetmektedir. Kutsallaşma tek taraflı değildir. Bu sinerjistik (karşılıklı) bir süreçtir. Bu karşılık, yeniden doğmuş imanlının, talep edilen işbirliğine verdiği cevaptır.  Bizler, lütufta büyümeye çalışmak için çağrıldık. Bizlerin bu konuda çok çaba göstermesi, kanlarımızın son damlasına kadar günahla mücadele etmesi ve gerektiğinde bedenimizin günahını yatıştırmak için kendi bedenlerimizle savaşması gerekmektedir.

Bizler, Tanrı’dan gelen bir buyruk üzerine kutsallaşma adı verilen bu ciddi işi yapmaya çağrıldık. Kutsallaşma, Rab korkusundan titreyerek yaşanması gereken bir süreçtir.  Bizler, kutsallaşmayı sıradan bir olay olarak görmüyoruz. Bizler bu sürece laubali bir yaklaşımla  yaklaşmıyoruz, basitçe “kendini serbest bırak ve bırak Tanrı yapsın” demiyoruz. Tanrı, bu süreçte her şeyi yapmamaktadır.

Ancak, kurtuluşumuzu sonuca götürmek için Tanrı bizi yalnız ve kendi gücümüze mi bırakmamıştır. Tanrı’nın bize, kendisini hoşnut eden şeyi hem istememiz, hem de yapmamız için bizde etkin olacağına dair verdiği vaat ile rahatlamaktayız.

Kısa bir süre önce müthiş bir İskoçyalı vaiz, Eric Alexander tarafından verilen bir vaazı dinlemiştim. Konuşmasında, Tanrı’nın Kendi iyi isteği için bizde etkin olduğunu vurgulamıştı. Pavlus, Tanrı’nın bizim iyi isteğimiz için     bizde etkin olduğunu yazmamıştır. Her zaman Tanrı’nın hayatlarımızda yaptıkları ile hoşnut olmayabiliriz. Bazı zamanlar, kendi amaçlarımız ile Tanrı’nın amaçları arasında çelişki yaşarız. Ben, şahsen bilerek acı çekmeyi asla tercih etmem. Ancak, Tanrı’nın Her Şeye Egemen olan amaçları içinde, acı çekmem de gerekebilir. Tanrı bizlere, Kendisini sevenler ve kendi amaçları uğruna çağırılmış olanlar için, hakimiyeti aracılığıyla her şeyin iyiye çalışacağı  vaadinde bulunmuştur. 

Benim amaçlarım her zaman Tanrı’nın iyiliğini içermez. Ben bir günahkarım. Ancak, Tanrı günahkar değildir. O tamamen doğru olandır. O’nun amaçları her  zaman ve her yerde adaletlidir. Benim amaçlarım ile O’nun amaçları çeliştiği zamanlarda bile, O’nun amaçları benim iyiliğim içindir. Belki de bu ifademi şöyle değiştirmeliyim: O’nun amaçları özellikle benimkilerle çeliştiği zamanlar, benim iyiliğim içindir. O’nu hoşnut edenler, benim için iyi olanlardır. Hıristiyanlar’ın öğrenmekte en çok zorlandığı derslerden bir tanesi de budur. 

Seçilmişliğimiz bir şey hariç koşulsuzdur. Tanrı’nın seçilmiş olanları olabilmemiz için her birimizin yerine getirmesi gereken bir koşul vardır. Seçilmiş olanlar olabilmemiz için ilk önce günahkarlar olmamız gereklidir.

Tanrı, doğru insanları kurtuluş için seçmemektedir. Tanrı’nın, doğru insanları kurtuluş için seçmeye ihtiyacı yoktur. Doğru insanların seçilmeye ihtiyaçları yoktur. Sadece günahkar insanların bir kurtarıcıya ihtiyaçları vardır. İyi olanların doktora ihtiyacı yoktur.

Mesih, gerçekten kaybolmuş olanları aramaya ve kurtarmaya gelmiştir. Tanrı, Mesih’i dünyaya kurtuluşumuzu olanak dahilinde yapmak için değil, kesinleştirmek için göndermiştir. Mesih, boş yere ölmemiştir. O’nun koyunları, günahsız yaşamı ve bedel ödeyen ölümü sayesinde kurtulmaktadır. Bu kurtuluşta en ufak bir keyfi durum yoktur. 
 

BÖLÜM 7’NİN ÖZETİ

1) Tüm insanlar kurtuluş için önceden belirlenmemişlerdir.

2) Bu sorunun iki cephesi vardır. Seçilmişler ve seçilmemişler vardır.

3) Önceden Belirleme “iki taraflıdır.”

4) Eşit ültimatom öğretisinde düşünmeme konusunda çok dikkatli olmamız gerekir.

5) Tanrı, günahkarların yüreklerinde günah yaratmaz.

6) Seçilmiş olan merhameti alır. Seçilmemiş olan adaleti alır.

7) Tanrı’nın ellerindeki hiçbir kimse adaletsizliğe uğramaz.

8) Tanrı’nın “yürekleri katılaştırması”, var olan günahın adil bir cezalandırılmasıdır.

9) Tanrı’nın seçilmiş olanları belirlemesi Her Şeye Egemen Olan arzularına bağlıdır, keyfi değildir.

10) Tanrı’nın bütün kararları O’nun kutsal karakterinden akar.

 

1      2      3      4      5      6      7      8      9