...................
...................

AVRUPA ÇERKESLERE GÖZ KIRPIYOR

Abdülhamit Bilici

Aksiyon, 20 Ocak 2001

                         
 
...................
 
 
  • Türkiye'deki sıkı AB taraftarlarını Kürtler, dindarlar ve Alevilerden ibaret sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Brüksel'e giden katara Çerkesler de ekleniyor. Demokratik Çerkes Platformu üyeleriyle görüşen AB'nin Ankara Büyükelçisi Fogg'a göre, Çerkesler Türkiye'nin reformist gücü.
  • Çerkeslerin bir kısmı da Avrupa Birliği sürecine, yok olma tehlikesinde gördükleri kültürleri adına umutla bakıyorlar.
  • Ben Çerkes Rauf ya da Çerkes Bekir Sami unvanlarına hiç rastlamadım. Ama hainliği objektif Türk tarihçileri tarafından tartışılan Ethem Bey'in önüne Çerkes unvanı konulmaktadır.

Türkiye'deki sıkı AB taraftarlarını Kürtler, dindarlar ve Alevilerden ibaret sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Brüksel'e giden katara Çerkesler de ekleniyor. Demokratik Çerkes Platformu üyeleriyle görüşen AB'nin Ankara Büyükelçisi Fogg'a göre, Çerkesler Türkiye'nin reformist gücü.

Avrupa Birliği süreci Ankara dolaylarında karaya mı oturdu, fırtınaya mı tutuldu? Türkiye'deki olumsuz hava bütün ufku kaplarken, süreçten yararlanacağını umanların hem sayısı, hem heyecanı artıyor. Çevrede duyulan bu heyecanı asla kulak ardı etmeyin, çünkü görüldüğü gibi artık Ankara AB  sürecindeki olumlu haberlere tepki gösterenlerin kimliğine bakarak önemli yargılar oluşturuyor. 1997'de Lüksembourg'da adaylık perspektifi verilmeyen Ankara, Brüksel'e tam anlamıyla küsmüştü. 2 yil sonra Helsinki'de bu hatanın giderilmesine kısmen sevindi. Çünkü dışarıda Rum Kesimi'nin, Yunanistan'ın, içerde ise Kürtçülerin, İslamcıların ve bilumum muhaliflerin kendinden daha fazla sevindiklerini görünce kuşkuya düştü. Geminin rotası Sevr'e doğruymuş da, yanlışlıkla biz Viyana'ya mi gittiğimizi sanıyoruz endişelerine kapıldı.

Türkiye'de Kürt grupların, AB sürecini çok yakından takip ettikleri herkesin malumu. Dindar insanlar da Batılıları bile şaşırtacak ölçüde AB'ci. Aleviler de süreci destekliyorlar. Bu haber Çerkesler cephesinde AB süreciyle ilgili düşünceleri ve Kafkas kökenliler arasındaki yeni arayışları ele almayı amaçlıyor.

Evet, Çerkeslerin bir kısmı da Avrupa Birliği sürecine, yok olma tehlikesinde gördükleri kültürleri adına umutla bakıyorlar. Türkiye'de günlerce tartışmalara yol açan Alevilerin Ankara'daki AB temsilcisiyle görüştüğü gibi, Çerkeslerden bir grup da görüştü. Avrupa'nın sık sık ülkemizi ziyaret eden siyasilerin mutlaka bir araya geldikleri İnsan Hakları Derneği, Kürt Enstitüsü, Mazlum-Der gibi sivil toplum kuruluşlarının arasına Demokratik Çerkes Platformu da katıldı.

Çerkeslerdeki hareketlilik yalnız AB süreciyle sınırlı değil. Özellikle Çerkes Ethem olayında olduğu gibi resmi tarihi sorgulamak, nispeten özgürlüğe kavuşmuş ama çoğu Ruslar tarafından başka halklarla iskan edilmiş anayurtlarıyla yeniden bağ kurmak, Abhazya ve Çeçenya'daki akan kanın durdurulması yönünde çalışmak, Türkiye'de ve dünyada örgütlenmelere giderek kültürlerine, kimliklerine sahip çıkmak da Çerkeslerin kafa
yordukları sorunlar arasında. Merkezi Nalçik kentinde olan ve 1991'de kurulan Dünya Çerkes Birliği adlı uluslararası örgütleri, Ürdün'deki prensleri, Rusya Federasyonu içinde Kuzey Kafkaslarda Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkessk ve Adige adında 3 cumhuriyetleri, Türkiye'de neredeyse köy düzeyine kadar inen dernek, vakıf teşkilat ağları var. İnternette İsrail'den Kanada'ya dünyadaki Çerkeslerin isim, adres ve mesleklerini
içeren listelerine rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ortak çatı arayışlarına rağmen, monoton bir yapı oluşturmuyor Çerkesler.

Çerkes kavramının tanımından anayurtla bağlara, Türkiye'de kültür ve kimlik mücadelesinin nasıl verileceğine kadar birçok konuda fikir ayrılıkları var. Hatta 1864'te Kafkaslardan göç edenlerle, 1917 ve II. Dünya Savaşı sırasında göç edenler arasında bile belirgin farklılıklar gözleniyor. İlkler muhacerette var olma ve anavatana dönme mücadelesini amaç edinmişken, ikinciler 'yabancılardan' destek alarak Kafkasya'da rejimi değiştirip 'bağımsız'' Kafkasya'yı kurma idealini ülkü edinmişler.

Çerkesler, Kafkasya'da yaşayan 40'dan fazla etnik gruptan yalnız biri. Bu adı onlara Rusların verdiği söyleniyor. Gerçekte kendilerine Adige diyorlar. Bu biraz bizim Çeçen diye bildiğimiz halkın kendisini Nohçi diye isimlendirmesi gibi bir şey. Çerkesler, Kuzey Kafkaslardaki bir topluluklar grubunun adıyken, Kırım Harbi'nden sonra Osmanlı'nın Kuzey Kafkasları kaybetmesiyle göç etmek zorunda kalan yüz binlerce Müslüman Kafkasyalıyı Türkler, Çerkes olarak nitelemiş.

Örneğin Kaf-Der Başkanı Muhittin Ünal'a göre 'Çerkes' Kuzey Kafkasya'da yaşayan tüm halkları kapsayan bir çatı isim. "Bölgede Çerkes adıyla bilinen bir grup yok. Her halkın kendi özgün adı bulunuyor. Abaza kökenliyim ama Çerkes kavramının kapsamı içinde olmam doğaldır" derken, Çerkeslerin bir kabilesi olan Shapsughlardan olan Kafkas Vakfı Başkanı Mehdi Çetinbaş, Çerkes kavramının Rus ihtilalinden önce bütün dünya tarafından Kafkas halklarına verilen ortak isim olduğunu, Moskova'nın gayreti sonucu Batı Kafkasya'da yaşayan Adigeler için kullanılan bir terim haline getirildiğini, bu ismin bütün Kafkasyalıları kapsamasına itirazı olmadığını söylüyor.

Çerkes kökenli Yusuf Taymaz, kullanıldığı yere ve kullanılış şekline bağlı olarak, Çerkes kavramının, Karaçay, Balkar, Asetin, Dağıstanlı ve Çeçenleri de kapsayacak şekilde kullanılmasını yanlış bulmuyor. Burada Türkiye'deki Kafkas örgütlenmelerinde önemli yeri olan kişilere ait yalnız 3 görüşe yer verebildik. Diğer Kafkas kökenliler elbette bu yaklaşımları benimsemek ya da reddetmekte serbestler. Zaten ele almak istediğimiz konu Çerkes isminin kökeni ve anlamı değil.

Etnik konuların içinden çıkılması en zor yani olmakla birlikte, Çerkes ismine yüklediğiniz anlam, nüfus tespitleri bakımından önem kazanıyor. Şayet tüm Kafkas kökenli halkları kapsayacak şekilde kullanıyorsanız, Türkiye'de kendi kaynaklarına göre 5 milyon. (Kaf-Der, M. Ünal.) Başka kaynaklara göre, Kafkasya'da 507 bin, Türkiye'de 3 milyon, diğer ülkelerde 1 milyon olmak üzere dünyadaki toplam Çerkes nüfusu 4.5 milyon. Çarlığın 6 günlük işgal planının 3 asra yayılmasına sebep olan Kafkas
direnişi ya da 19'uncu yüzyılın yarısından sonra İmam Şamil'in yenilmesiyle başlayan, önce Balkanlar'a, oranın da düşmesiyle Anadolu'ya ve Ortadoğu'ya yönelen dramatik göç dalgası kapsamlı araştırmalara, romanlara konu olduğu için burada ancak değinerek geçeceğiz.

Göçten sonra bu toprakların tabii bir parçası haline gelen savaşçı, gözü pek Çerkesler arasından, I. Dünya Savaşı'nda ve Kurtuluş Savaşı'nda önemli roller oynayan isimler çıktı. II. Abdülhamit tarafından Osmanlı topraklarında direnişi örgütlemek, esir Müslüman milletleri işgalcilere karşı örgütlemek için bir nevi istihbarat teşkilati olarak kurulan Teşkilat-i Mahsusa'nın başında Çerkes asıllı Sencer Esref Bey (Kusçubaşı) bulunmaktadır. Osmanlı komutanlarından ve Atatürk'ün yakın arkadaşı Rauf Orbay, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti'nin ilk Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey Çerkes kökenli.

İstiklal Mahkemeleri’nce hain ilan edildiği ana kadar Ankara'daki oluşumdan önce Yunanistan'a karşı savunma hattı oluşturan, Kuvay-i Seyyare adlı birliğiyle direnişin en önemli unsurlarından biri haline gelen, Meclis'te kahraman unvanı verilen, önemli iç isyanların bastırılmasında görev alan Psevu Ethem Bey (Çerkesler, hain ilan edildikten sonra isminin başına Çerkes ilavesi yapılmasına dikkat çekiyorlar. Gerçekten ne Rauf Orbay'da, ne Bekir Sami'de böyle bir sıfat yok) son yıllarda ismi en çok tartışılan Çerkeslerden. Son yıllarda Çerkes Ethem'le ilgili hain mi, kahraman mı sorusuna cevap arayan birçok kitap çıkmış.

Aslında bizi Çerkeslerle ilgili bir haber yapmaya iten olay da, Kafkas kökenlilere ait bir internet sitesinde gördüğüm "Çerkes Ethem'i doğru anlamak" başlıklı yazıydı. Başlığın hemen altında Ethem Bey'den şu sözler naklediliyordu: "Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?"

Makalenin ana fikri resmi teze hayli farklı bir açıdan bakıyor: "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini ana hatlarıyla da olsa incelemiş olan bütün araştırmacıların hem fikir oldukları bir konu var: Kurtuluş Savaşı'nın hayatı öneme sahip aşamaları geçildikten sonra M. Kemal'in önderliğindeki Ankara ekibi tarafından (Çerkes Ethem) hain ilan edilip tasfiye edildi." Yazıyı daha ilginç kılan da, makalenin ömrünün son döneminde çok farklı bir çizgi izlemeye başlayan Cemal Kutay'in Çerkes Ethem Dosyası'ndan özetlenmiş olması. Çerkes Ethem, Çerkesleri aşmıştı.

Anlaşılan Türkiye'deki Çerkesler de, birçok başkaları gibi resmi tarih tezlerini sorgulamaya ve bunu açıkça ortaya koymaya başlıyorlar. Kafkas Vakfı Başkanı Çetinbaş, resmi tarihle ilgili tartışmaya şu şekilde bir görüşle katılıyor: "Türkiye, bırakın Çerkesleri kendi resmi tarihiyle bile barışık değildir. Kurtuluş Savaşı'nın bütün safhalarında aktif olarak gördüğümüz Çerkeslerin hizmetleri maalesef ayni kimlikle yansıtılmamıştır.

Ben Çerkes Rauf ya da Çerkes Bekir Sami unvanlarına hiç rastlamadım. Ama hainliği objektif Türk tarihçileri tarafından tartışılan Ethem Bey'in önüne Çerkes unvanı konulmaktadır. Çerkes kimliğini taşıma bakımından Ethem Bey, Rauf Orbay ve Bekir Sami Kunduh beyin çok arkasında kalır. Çerkes Ethem'in yıllarca Pantürkizm idealinin ardından koştuğu, Türkistan’ı kurtarmak için yola çıkıp yarı yoldan dönen Turan ordusunun bir neferi olduğu her nedense söylenmez. Kendilerine yer yurt bağışlayan Halife'ye samimi olarak bağlı olan, başka bir art niyete dayanmayan isyanların müsebbibi olarak görülen Düzce ve Adapazarı'ndaki Çerkes isyanlarını bastıran ve burada yüzlerce Çerkes'i sorgusuz sualsiz asan insanın unvanıdır Çerkes Ethem. Olaya bu açıdan yaklaşırsak konuya daha tarafsız bir gözle bakabiliriz."

Kurtuluş Savaşı'nda Çerkeslerin Rolü kitabının yazarı Muhittin Ünal da şu ilginç görüşlerini dile getiriyor: Çerkes Ethem'in Türk halkına zararı dokunmamış, asıl zararı Çerkeslere olmuştur. Önüne Çerkes kavramı getirilip yıllarca okul kitaplarında okutulan 'hainlik' suçlamasıyla çocuklarımıza ızdırap çektirilmiştir. Artık arşivlerde ne varsa çıkarılıp hakkının teslimi gerekmektedir."

Çerkes kökenli sade bir vatandaşın bu konudaki yorumu da söyle: "Çerkes Ethem bu milletin kurtuluşunda emeği geçmiş bir insandır. Ancak çetecilikle bir ulus olmak mümkün değildir. O da devrini kapatmıştır. Türk askerine kurşun atmamış, ancak Yunan'a esir düşmüştür."

Çerkeslerin son yıllardaki aktiviteleri içinde belki en fazla dikkat çekeni, bir kısım Çerkes'in Avrupa Birliği Türkiye temsilcisi Karen Fogg'la yaptığı görüşme.

6 Kasım 2000'de gerçekleşen görüşme internette "Fogg: Çerkesler Türkiye'nin reformist gücüdür ve çok önemlidirler" başlığıyla duyuruluyor. Demokratik Çerkes Platformu (DÇP) çalışma grubu üyeleri ve Kaf-Der yöneticileriyle görüşen Avrupa Birliği Türkiye Elçisi Karen Fogg, Çerkesleri çok önemsediklerini belirtiyor. AB'de dilin hassas bir konu olduğunu ve 11 adet resmi dile karşılık 40 milyondan fazla insanın konuştuğu bölgesel dil olduğunu hatırlatan Karen Fogg, 2001 yılının "Diller Yılı" ilan edilmesi için bir çalışma hazırladığını söylüyor. Fogg, anadilin üzerinde duruyor, bu konuda Anayasa'nın 26 ve 28'inci maddeleriyle getirilen yasaklamalarla ilgili yapıcı tartışmalara bir an önce girilmesi gerektiğini belirtiyor. DÇP'nin talebi üzerine gerçekleştiği belirtilen görüşmede, DÇP'nin bir hükümet dışı organizasyon(Sivil Toplum Kuruluşu) olduğu, Türkiye'deki bir etnik grup olarak Çerkeslerin dil ve kültürel sorunlarından yola çıkılarak çeşitli konularda paneller düzenlediği belirtiliyor.

Prof. Dr. İzzettin Doğan liderliğinde bir Alevi grubun Bayan Fogg'la yaptığı benzer bir görüşme üzerine çıkan tartışmaları hatırlarsanız, böyle bir görüşme sonrası hiçbir tartışma yaşanmamış olması hayli şaşırtıcı.

Bu görüşmeden sonra Çerkeslerin ismi, Avrupalıların Türkiye'yi ziyaretinde görüşmeyi ihmal etmediği sivil gruplar arasında geçmeye başlıyor. Demokratik Çerkes Platformu, Kızıl Deny lakaplı Daniel Cohn Bendit'in başkanlığında Türkiye'ye gelen 10 parlamenterden oluşan Avrupa Parlamentosu karma heyetinin Türkiye'deki 15 sivil toplum örgütüyle 20 Kasım'da yaptığı toplantıya katılıyor. DÇP adına Çalışma grubu üyesi ve sözcü Yusuf Taymaz ve Atay Ceyisakar'in katıldığı toplantıda, Kürt Enstitüsü, İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der, Arı Hareketi, Ermeni Agos Gazetesi gibi kuruluşlar da yer alıyor. AB ile ilişkiler, Türkiye'nin Kıbrıs resti gibi konuların tartışıldığı görüşmede Çerkes temsilciler su mesajları veriyorlar:  "Türkiye'de 5-7 milyon civarında Kuzey Kafkas kökenli vatandaş yaşıyor. Bunların temsilcisi olarak buradayız. Tüm kültürlerin olduğu gibi bizim de sorunlarımız var. AB sürecine olumlu bakıyor ve bu sürece katkıda bulunmak istiyoruz. Yalnız Kürt sorunu -hakkı diye bakmak- yaklaşmak doğru bir yaklaşım değildir ve bu tepki çekiyor, Kürtlere de zarar verir bu yaklaşım. Konuştuğumuz sorun Türkiye'de yaşayan tüm kültürlerin sorunudur. Birincisi, ne olduğunu tam bilmemekle beraber Türkiye halkının çoğunluğu AB'ne müspet bakıyor. İkincisi, demokrat düşünce mecliste ekseriyet değil, bu sebepten yönetim de demokrat değil. Demokrat zihniyetin temsil edilip-yönetime gelmesine kadar ip asla koparılmamalı."

Bu temaslarla ilgili görüşlerini sorduğumuz Kaf-Der Başkanı Muhittin Ünal, "Avrupalılarla niçin görüşmeyelim" diyor ve ekliyor: "Türk halkının ve dünya kamuoyunun bilmediği sorunlarımız var. Soykırıma uğradık. Anayurdumuzdan irademiz dışında sürüldük. Bu durumu dünyaya, uluslararası kuruluşlara götürmeden çözme imkanı varsa, görüşmeye gerek olmayabilir. Aksi halde sakınca yok. Türkiye'de herkesin bilmesi gereken bir husus, Çerkeslerin bölücü amaç taşımadığı ve hiçbir yıkıcı emelin yanında yer almadığıdır. Bizim yegane isteğimiz kültürümüzü ve dilimizi kaybetmeden yaşamak ve geri dönüş projesiyle Kafkasya'daki nüfus ihtiyacını karşılayıp cumhuriyet olarak orada ebediyen varolmaktır. AB'ye girilsin, girilmesin yapılacak demokratikleşme çalışmalarıyla bu ülkenin sadık vatandaşları olarak özgürce kültürümüzü ve dilimizi yaşatarak, bu amacımızı gerçekleştirecek araçlara ve iletişim imkanlarına da zamanla kavuşmayı, sözü dinlenir, güvenilir, daha müreffeh bir Türkiye'nin vatandaşı olarak kardeşçe yaşamayı gönülden diliyoruz."

İstanbul'daki AGİT zirvesi vesilesiyle birçok Avrupalı sivil kuruluşla temas kurduklarını belirten Çetinbaş ise çalışmalarının Türkiye'nin demokratikleşmesine katkıda bulunacağına inandıklarını, sağ ve sol bütün sivil toplum kuruluşlarından olumlu tepki aldıklarını ifade ediyor. Ona göre Çerkeslerin AB sürecinden tek beklentileri kültürel değerlerini daha rahat yaşayabilmek. "Çerkesce eğitim ve Çerkesce TV gibi sorunlar Kafkasya'da bile tam olarak çözülmüş değil. Bu hakların Çerkes toplumuna verilmesi Türkiye'de bazı çevrelerin Çerkesleri istismar etmesini önleyecektir. TV sorununun yayın yapan istasyonlar tarafından verilen kuşaklar yoluyla çözülebileceğini zannediyorum.

Eğitim meselesi başlı başına bir sorundur. Dereyi görmeden paçayı sıvamamalı." AB sürecinde ele alınan konular içinde özel bir "Çerkes Meselesi"nin bulunmayacağını belirten DÇP üyelerinden Yusuf Taymaz'ın Avrupalılarla temas konusundaki görüşleri şöyle: "AB sürecindeki "mesele" Türkiye'deki demokrasi meselesidir. Çerkes Meselesi'nden kasıt Çerkeslere ilişkin sorunlar ise bu konunun AB ile doğrudan bir bağı yok. AB sürecindeki çalışmalara DÇP'nin, Türkiye'deki diğer sivil kurumlarla birlikte katılmasının, hiçbir yerden tepki almayacağını ve çok faydalı olacağını düşünüyorum." Taymaz'a göre Çerkesler şimdi, Avrupa Birliği süreci ile ivme kazanan demokratikleşmeyle birlikte, Kopenhag Kriterleri, Paris Şartı, Helsinki Belgesi vb. uluslararası anlaşmalar çerçevesindeki olası konumlarını merak ediyor ve ne yapılması gerektiğini tartışıyorlar.