...................
...................

BİR SOHBET BİR SOHBET

Yeşim Çobankent

Hürriyet Gazetesi, Nisan 2005

                         
 
...................
 
 
  • Çerkez düğünleri sahiden çok meşhurdur. 1944-45 yıllarında o zamanın deprem bölgesi olan Düzce'de bulundum, çok Çerkez düğünü gördüm. Çerkezler çok güzel insanlar oluyor.

 

80'lik Boysan'la 29'luk Janset

Bizi "Genç ve güzel hanımlar iyi olmalı, erkekler nasıl olsa yolunu bulur" diye karşılayan Aydın Boysan, çeşitli vesilelerle bayram ve Ramazan muhabetleri yapma konusunda şerbetli. Bu mevzularda küçük küçük notlar ve başlıklar hazırlamış, zaman zaman hafızasını tazelemek için onlara bakıyor. Tezatlık, iyi bir muhabbet çıksın diye bayram ve Ramazan eksperi Aydın Boysan'ı bu konularda pek anısı olmadığını düşündüğümüz televizyon sunucusu Janset'i buluşturduk. Fakat heyhat, önyargılı davranmakla hata etmişiz. Hala kiraz ağaçlarına tırmanan Janset her türlü bayram hadisesini yaşamış tam bir bayram çocuğuymuş meğer. Birbirlerinden pek hoşlanan ikili, eski bayramlar ve Ramazanlar hakkında gayet koyu bir sohbete daldılar.

Aydın Boysan: Artık bu dünyadan alacağım kalmadı, canımı sıkan eski yaşama biçimlerinin yok olması, ille de eski eski diye yırtınmıyorum ama bazı şeylerin ortadan kalkmasına üzülüyorum.

Janset: Eskiden insanlar birbirini tanırdı...

Aydın Boysan: Bizim Samatya Narlıkapı Çıkmazı'nda Müezzin Osman Efendi Amca otururdu, yaramazlık yapan mahalle çocuklarını döverdi ama hiçbir çocuğun annesi babası da sesini çıkarmazdı, "eline sağlık imam efendi" derlerdi. Sonra Hayganuş ve Araksi vardı, oğulları Agop arkadaşımdı. Bir başka komşumuz piyano akordcusu Fasulyeciyan İstanbul'un bütün piyanolarının akordunu yapardı. Bir Talia Hanım vardı, bu yaşıma kadar dünyada gördügüm en güzel kadındı. Yüreğimden bir kötülük geçmez, oğlu da Orhan Boran'dır. 1935'te ayrıldığımız mahalledeki bütün komşuları biliyorum da, şimdi üst katımda oturan komşularımı tanımıyorum.

CEMAAT BİZİ DÖVDÜ

Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı. Evden kahkaha sesleri yükseldiği zaman şikayet geliyor ama kavga ettiğin zaman kimse şikayet etmiyor.

Aydın Boysan: Doğru, doğru. Küçükken Teravih namazına giderdik, yetişkin erkekler önde olurdu biz çocuklar en arkada dururduk. Kakaka kikiki gülerken imamı şaşırttırdık, cemaat bizi döve döve ön safa getirirdi.

Biz de bayram sabahları dedemlerin camiden çıkışını beklerdik. Ankara Gölbaşı'nda Hacı Muratlı diye bir Çerkez köyü vardır, benim çocukluğum orada geçti. Ben kendimi şanslı, görüyorum o horoz şekerli, el öpmeli, şeker toplamalı bayramların keyfini çıkardım biraz.

Aydın Boysan: Benim zamanımda en makbul para "manda gözü" adı verilen yirmi beş kuruşluklardı. Onu aldık mı refaha kavuşurduk. Makaralı ipten kayardık, panayırlarda tabaklara para atardık, türlü icatlar vardı.

Bizim köyde de bütün gençler çayıra iner, ipler atlanır, akerdeonlar çalınırdı. Anneler babalar yemekler hazırlamış olurdu, çeçen tepilip eğlenilirdi.

Aydın Boysan: Çerkez düğünleri sahiden çok meşhurdur. 1944-45 yıllarında o zamanın deprem bölgesi olan Düzce'de bulundum, çok Çerkez düğünü gördüm. Çerkezler çok güzel insanlar oluyor.

Olurlar valla, hiç tevazu göstermeyeceğim.

Janset: Köyden İstanbul'a nasıl geldin?

Aydın Boysan: Annemler Antalya'ya yerleştiler, biz abimle İstanbul'a geldik. Her tatilde köye giderdik, ama duyduğum kadarıyla köy eskisi kadar canlı değilmiş.

Aydın Boysan: Hiç bozulmamıştır aslında, büyüdüğün için sana öyle gelecek.

Bizim küçücük köye bile dışarıdan biri gelince yadırganırdı.

Aydın Boysan: Alışkanlıklar da değişti, aileler kopuştu. Bu kopuşmanın sebebi de televizyon. Herkes hayvan gibi televizyona bakıyor, kimse kimseyle konuşmuyor.

Biz arkadaşlarla bazı şeyleri canlı tutmaya çalışıyoruz ama bakıyorum kimsenin kimseye tahammülü kalmamış, herkes çok sinirli. Hele Ramazan ayında oruç tutuluyor ya, insanların siniri iyice tepelerine çıkıyor. Ben bunu anlamıyorum, oruç nefsi terbiye etmek değil midir?
 

Aydın Boysan: Herif her türlü terbiyesizliği yapıyor, neymiş efendim oruç tutuyor. Biz cumaları Fethi Naci, Cevat Çapan filan buluşup Çiçek Pasajı'na gideriz, vız gelir ama kızanlar oluyor.

Janset: 'Akşam keyfimizi yaparız' diyorsunuz.

Aydın Boysan: Bir de üstelik benim babamın babası kadıdır. Annemin dayısı Bursa'da bir mescidin fahri imamıydı. Bütün Bursa o camiide namaz kılmak isterdi, çünkü en çabuk kıldıran hacı dayımdı, adamlar da onun sayesinde kahvede yer buluyorlardı. Ama Allah rahmet etsin, namazın bazı yerlerini atlıyor gibi geliyordu bana...

Janset: Bayram tatillerinde bir yerlere kaçıyor musunuz?

Aydın Boysan: Artık hepten tatil oldu bayram. Eskiden büyüklere gidilirdi; Yedikule'den Kurtuluş'a iki tramvaya binerek büyük amcayı ziyarete giderdik. O ziyareti yapmak işkenceydi ama mutlaka yapılırdı. İnsanların bir araya toplanması için bir vesileydi. Benim canımın sıkılması gibi bir hadise yoktur hiçbir zaman, muhakkak bir şey yaparım.

Ben de bir yere gitmiyorum, evde oturup kafamı dinliyorum. Arada sırada apartmandan şeker toplamaya gelen çocuklar oluyor, onlara kapımızı açıyoruz. Artık davulcular bile rahat rahat davul çalamıyor, davul çalmaya başlar başlamaz bizim mahalledeki bütün arabaların alarmları çalıyor, çok gülüyorum.

Aydın Boysan: Bazen beş tane davulcu birden geliyor, ben zaten uykumu bölüyor diye adamı bulsam boğazına sarılacağım, bir de benden bahşiş istiyor.

Janset: Aydın Bey, ister miydiniz bir torununuz olsun, sizi bayramda ziyaret etsin?

Aydın Boysan: Yok efendim, bir bayram ziyareti için torun morun çekemem.

Janset: Ben hiç bayram yeri görmedim, sizin zamanınızda nasıldı bayram yerleri Aydın Bey?

Aydın Boysan: Bizim bayram yerinin en büyük numarası Cambaz Abdullah'tı. Siyahlar giyinen, çok yakışıklı balet gibi bir herifti. Hakkında bir sürü rivayet dolaşırdı; çok iyi bir aileden geliyor, Cambaz Abdullah şöyle, Cambaz Abdullah böyle...

KAPAK ÜZERİME DÜŞTÜ

Janset:
Bayram antikalıklarınızı anlatabilir misiniz biraz?

Aydın Boysan: Bir bayram sabahı Hakkari'de hükümet konağının inşaatı sırasında içtim içtim, bir baktım ki şişelerden bir tepe olmuş.

Bayram harçlıklarıyla leblebi tozu alıp üflemek ve lokum alıp iki bisküvinin arasına koyarak yemeyi saymazsak anneannemin yaptığı harika ev baklavalarının üstündeki katları yerdim. Bir de anneannemin benden gizlediği şekerleri çalarken dolabın kapağı üstüme düşmüştü.

Aydın Boysan: Ramazan'da iftar sofraları herkese açıktı, "Kimsin, nesin?" demeden buyur edilirdi. Tanımadık misafirlere "diş kirası" denilen ufak bir hediye ya da bahşiş verilirdi. Bütün eski büyük meyhaneler de müdavimlerine "unutma beni davetiyesi" denilen uskumru dolması gönderirlerdi.

Janset: Sizin sağlığınız ne durumda, bayramlarda rahat rahat şeker yiyebiliyor musunuz Aydın Bey?

Aydın Boysan: Sağlığım gayet iyi, içkide 61. senem ve karacaiğerim hala iyi durumda. Karaciğerimin bir anıtını yaptırmaya karar verdim!

Janset: Bence çok iyi fikir.

Aydın Boysan: Meyhanelerin önüne çanak koyup Türkiye'nin ilk karaciğer anıtı için para toplayacağım!