...................
...................

GÜÇLÜLER ADAY OLMADI

ADAY OLANLAR GÜÇLÜ DEĞİLDİ

Fehim Taştekin

Ajans Kafkas Genel Koordinatörü, Gazeteci

                         
 
...................
 
 
  • Kabardey-Balkar'da seçime katılacak çok güçlü adaylar vardı. Ama önümüzdeki beş yıllık dönem için ülkeyi Kokov'un yönetebileceğini düşündüler.

  • Zawurbi, Kokov'un iki dönemdeki başarıları nedeniyle halkın beğenisini topladığını düşünüyor. Bu nedenle de son 10 yılın muhasebesini yaparak sandıktan çıkan oyları Kokov'un hak ettiğini anlatmaya çalıştı.

"Kabardey-Balkar'daki seçimden memnun gözüken bir Kabardey'e karşılaşabilir miyim" diye kendi kendime söylenirken, meclis binasının önüne geldiğimizi fark ettim. Daha bir günümü doldurmamıştım ki seçim hakkında çok sayıda eleştiriye tanık oldum.

 

Bu cumhuriyetin sorunlarını yetkili bir ağızdan dinlemek gerekiyordu, bunun için en uygun isim olarak Meclis Başkanı Nekhuş Zawurbi'yi tercih ettim.

 

Parlamento binasının üçüncü katındaki Meclis Başkanı Nohus Zawurbi'nin odasına gitmek için merdivenlerden çıkarken büyük bir tablo bütün dikkatlerimizi esir aldı. Geleneksel bir Kafkas toplantısını canlandırıyordu. Tablonun merkezinde toplumun gidişatına yön veren thamateler, arka planda gençler...

 

Belli ki bir sorunu tartışıyorlar. Bugünlerde yönetimin bu tabloyu iyi anlaması gerektiğinin farkındaydım ve tablonun yorumunu Zawurbi'den almayı ihmal etmedim. Zawurbi'nin verdiği bilgilere göre, tablo St.Petesburg'ta Kabardey ressam Satkuyet tarafından çizilmiş.

"Ön planda yaşlılar var, çünkü bizde sorunlar her zaman yaşlılar tarafından çözülür. Hemen onların yanı başında gençler var. Onlar da sorun çözme sırası kendilerine geldiğinde zorlanmamaları için yaşlıların deneyimlerinden yararlanıyorlar."

 

Kafkasya'nın tarihinde bu geleneğin sosyal ve siyasal olayların çözümlenmesinde uygulanan etkin bir yöntem olarak önemi büyük. Sorunlarını tartışarak çözen bir toplumun geleneğini canlandırıyor. Topluma yön verenlerle, toplum arasındaki bağların ne kadar güçlü olduğunun resmi aynı zamanda. Bugünlerde bu tabloya çok gereksinim var.

 

Zawurbi'ye yalnız seçimi sormadık. Ama önce sıcak bir konu olması nedeniyle önce seçim.

 

Valeri Kokov'un bu denli yüksek bir oranda oy alması yorumlanması gereken bir durum gibi geliyor bana. Ya muhalefet güçlü bir aday çıkaramadı ya seçimlere hile karıştı ya da gerçekten bu toplum Kokov'u çok seviyor. Sizce hangisi?

"Kabardey-Balkar'da seçime katılacak çok güçlü adaylar vardı. Ama önümüzdeki beş yıllık dönem için ülkeyi Kokov'un yönetebileceğini düşündüler. Bu nedenle de aday olmaya gerek görmediler. İleride toplumun içindeki güçlü kişiler gerekli görürlerse aday olabilirler. Aday olanlar ise gerçekten güçlü değillerdi."

 

Peki hile iddiaları için ne diyorsunuz?

"Yüzde 80'lik bir hile olamaz, bu mümkün değil. Ben birçok seçimde yer aldım. Birileri yüzde 2 oranında oy aldıysa bunun için yapılacak bir şey yok."

 

Güçlü adayların aday olmalarına fırsat verilmedi deniyor...

"Ama gerçekten bu adaylar güçlü değillerdi."

 

Konuştuğumuz insanlar içinde "güçlü adaylar vardı ama aday olmalarına fırsat verilmedi" düşüncesini paylaşanlar az değildi. Ancak bunu şöyle yorumlayanlar da vardı:

"Kokov'u devirecek adaylar yok değil. Bunlar şimdi Kokov'u deviremeyeceklerini iyi biliyorlar. 'Nasıl olsa bu onun üçüncü ve son dönemi olacak. Özbekistan Cumhurbaşkanı gibi sonsuza dek devlet başkanlığı ilan edecek durumda da değil. Bir beş yıl daha sabredelim' diye düşündüler."

 

Zawurbi, Kokov'un iki dönemdeki başarıları nedeniyle halkın beğenisini topladığını düşünüyor. Bu nedenle de son 10 yılın muhasebesini yaparak sandıktan çıkan oyları Kokov'un hak ettiğini anlatmaya çalıştı.

 

Adigey ve Karaçay-Çerkes'e oranla Kabardey-Balkar'ın caddelerine yansıyan nisbi bir zenginlik göze çarpıyor. Bu zenginlik kimin marifeti? Konjonktürel bir durum mu, yoksa yönetimin başarısı mı?

"1922'den beri devletiz. 1936'dan beri de özerk cumhuriyetiz. İlk kuruluşumuzdan beri ekonomik olarak potansiyel bizdeydi. Elbette bu süreç içerisinde Rusya genelindeki ekonomik krizler doğrudan bizi de olumsuz etkiledi. 1990'lı yıllarda potansiyelimizin yüzde 50'sini kaybettik"

 

Zawurbi'ye göre Kokov'un sandıktaki zaferinin nedenleri ise şöyle:

"Son beş yıl içinde büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirdik. 1997-2001 yılları arasında yüzde 150'lik bir büyüme sağladık. Yalnız üretim artışı olmadı tüm alanlarda bir gelişme söz konusu. En büyük patlamayı 2000 yılında yaptık. 1990'a oranla 2000 yılında yüzde 50 oranında ekonomik büyüme kaydettik. Özerk cumhuriyetler arasında Kabardey-Balkar tek. 2001 de bizim açımızdan iyi geçti. Kesin rakamlar henüz belli değil ama yüzde 125'lik bir artışın olduğunu söyleyebilirim. 2001 yılında elde ettiğimiz ürün cumhuriyetin bütün toplamına eşittir. Bu gelişmenin yanı sıra ileriki beş yılda yüzde 50'lik kaybımızı da karşılayacağız. Gelecek beş yılda kalkınma patlaması yaşanacak."

 

Zawurbi'ye sorduk: Bu aşırı büyümenin sağlıklı bir ekonomik yapı sayılabilir mi sizce?

"Bunun böyle olmasının nedeni kaybettiklerimizi geri kazanmamızdır. Elbette çözülmemiş daha çok sorunumuz var."

 

Yabancı sermayenin ilgisi nasıl cumhuriyete?

"İşletmelerimizde fazla yabancı sermaye payı yok. Almanya, Fransa, Çin ve İtalyan firmaları ile ilişkilerimiz var. Fakat onların ekonomimize katkısı denizde bir damla gibi."

 

Türk firmaların yatırımlarını da yeterli bulmuyorsunuz anladığım kadarıyla...

"Türkiye ile aramızda görüşmeler devam ediyor. Ama anlaşma sağlanabilmiş değil. Türkiye çok dikkatli davranıyor. Türkiye'den yüksek makamlardan gelenlerle havaalanın yapım işini görüştük. Ama görüşmeler daha ileri gidemedi."


Neden?

"Neden aynı: Burayı güvensiz ortam olarak görüyorlar, Çeçenistan'daki savaştan korkuyorlar. Fakat yine de söylemek isterim ki, Türkiye'nin yatırımlarını kaldıracak kadar yeterli potansiyele sahibiz. Üç-beş büyük Türk firması var burada, o kadar."

 

Adıgey'de özellikle yaşlı kesim arasında Sovyet-Rusya dönemini özlemle yad eden ve geçmişi arayan insanlarla karşılaştık. Burada geçmişi arayanlar çok mu?

"Burada böyle bir şey olduğunu kabul edemem. Ama 1990'lı yıllarda bu vardı. Ancak ekonomik alanda yaşanan gelişmelerin gidişatını görünce artık geriye dönüşün olmayacağını onlar da gördü. Çok yaygın olmamakla birlikte bu dönüşü köylü kesim istiyor genellikle."

 

Kamu hizmetleri halkı tatmin ediyor mu? Hazret Şövmen'in Maykop'ta "Benim hastaneme gidin, rüşvet vermeden tedavi olun. Devlet hastanelerine gitmeyin" sözü bana çok anlamlı geldi. Buradaki durum nasıl?

"Rusya gibi geçiş dönemini yaşayan ülkelerde yönetimdekilerin yetkileri çok fazla, bunun kısılması gerektiğine inanıyorum. Orta kesimi kalkındırmak istiyorsak kredi sistemini getirmek lazım. Bu sistemin işleyebilmesi için iktidarı elinde tutan yetkilerinin yetkilerini kısmak şart."


Yetkililer, yetkilerinin kısılmasına razı mı?

"Eskiden küçük işletmeleri yoğun bir şekilde kontrol altında tutuyorduk. Şimdi ise yılda bir kez denetim yapıyoruz. Vergi sistemini değiştirdik. Bir yıllık peşin vergi alıyoruz ve size bir daha kimse dokunmuyor. Şu anki yönetimi ekonominin üzerine de bir cavara gibi göremeyiz. İnsanlar vergiyi severek vermiyorlar, kaçırmak için her yolu deniyorlar. Ama hizmetlerin devam edebilmesi için de vergi toplamak zorundayız. Şu anki ekonomik ve sosyal planlarımızın amaca yoksul kesimi kalkındırmaktır. Cumhuriyet genelindeki yoksulları muhtarlıklar aracılığı ile tespit ederek kendilerine maaş bağladık. Kişi başına 200 Ruble veriliyor. Bu çok şey değil ama ancak bu kadarını yapabiliyoruz. Artık Kabardey-Balkar'da her doğan çocuk için bankada hesap numarası açıyoruz. 18 yaşına gelinceye kadar biriken bu parayla bir ev satın alabilecek. Bu uygulama dört yıldan beri devam ediyor. Bilgisayarı olmayan okul kalmadı. Son beş yıl içinde bütün köylere doğal gaz verdik. Örneğin Kabardey-Balkar'da bayanlar açısından ücretli doğum izni 3 yıl, Rusya genelinde ise bu 1,5 yıldır. Çocuk yuvalarımız tüm cumhuriyet genelinde gereksinimlere yanıt verecek durumda ama biz çocuğun üç yaşına kadar annesi tarafından yetiştirilmesini istiyoruz."

 

Etnik çatışma potansiyeli

Devlet Başkanı Valeri Kokov, Kabardey asıllı olmakla birlikte en yoğun tepkiyi yine Kaberdey nüfustan alıyor. Kabardeyler, başkanı yalnız cumhuriyetin ikinci büyük etnik grubu olan Balkanlara çalışmakla suçluyor. Bu durum acaba iki etnik grubun ilişkilerine nasıl yansıyor?

Etnik bir gerginliğe neden olacak potansiyelden söz edilebilir mi?

"Böyle bir çatışma için hiçbir neden göremiyorum. Parlamontomuzda etnik gruplarla ilgili yetkileri geniş olan bir komite var. Eşit üye sayısıyla Kabardey, Rus ve Balkarları temsilen 15 kişilik bir komite. Yasaların önce bu komiteden geçmesi gerekiyor. İkinci bir konu sadece SSCB ve bugün değil tarihte Kabardeyler ve Balkarlar hep beraber yaşadılar. Tarihsel olarak Balkarlar hayvancılıkla, Çerkesler tarımla uğraştılar. Bu nedenle aralarında sürekli bir alış-veriş olmuştur. Bugün devlet başkanı ve diğer iktidar üyeleri iki halkın ekonomik olarak birbirinden üstün olmaması için elinden geleni yapıyor. İki halka eşit davranıyor. Eğer etnik bir çatışma olursa bunun nedeni de ekonomik problemler olacaktır. Bu nedenle önce ekonomik sorunları çözmeye çalışıyoruz. Ekonomik olarak eşit müamele gördükleri ve olanaklardan aynı oranda yararlandıkları sürece etnik bir çatışma sözkonusu olamaz.

 

Biz sorunlarımızı sıcağı sıcağına çözmeye çalışıyoruz."

 

Bu çerçevede Rusların durumu nedir?

"Onlar için de aynı muamele sözkonusu. Her üç halkın dili de resmi dildir."

 

Pratikte üç dil de resmi dil muamelesi görüyor mu? Örneğin Kabardeyce bir dilekçe verildiğinde sorun oluyor mu?

"Hayır, herhangi bir sorun yok. Ama Rusça halklar arasında geçiş dili."

 

Karaçay-Çerkes'te de halklar arasında tarihi nedenleri olan bir çatışma zemini yoktu ama siyaset iki halkı karşı karşıya getirdi....

"Biz o zaman politik liderlere söylemiştik, şu anda yaptığınızın bedelini sonraki yıllarda ödersiniz diye. Komşunuzla iyi ilişkilerinizi bozmak kolaydır ama onu yeniden kurmak zordur. Komşuluk ilişkileri önemlidir, isteseniz de istemeseniz de yanınızda olacaktır."

 

Ya merkezle ilişkileriniz, Moskova ile ilişkileri de aynı kapsamda mı ele alıyorsunuz?

"Rusya ile aramızdaki ilişkileri ne biz, ne de dedelerimiz düzeltti. Geçen yıl bu ilişkinin 444. yılını kutladık. O zamandan beri aramız iyi. Bugün etnik gruplar arasında ayrılıklar çıktıysa bunun nedeni politika ve dindir. Bu nedenle kimseyi suçlamak istemiyoruz ama bunları analiz edip dersler çıkarmalıyız."

 

Aynı şekilde diasporadaki Çerkeslerle ilişkilerinizin düzeyini merak ediyorum...

"Bugün biz Türkiye'deki Çerkeslerin hepsi kalkıp buraya gelsin diyemeyiz ama aramızdaki ilişkileri geliştirebiliriz. Buradaki insanları ve kültürlerini ancak bu şekilde yaşatabiliriz. Yapmamız gereken en önemli iş dilimizi ve kültürümüzü korumaktır.

 

Herkese hadi gelin demek saçmalık olur. Şu anda Çerkeslerin bulunduğu ülkelerle aramızdaki ilişkileri sıcak tutmaya çalışıyoruz. Onlarla ilişki kuruyoruz kültürümüzü korumak için."

 

Peki neden diasporayı lobi gücü olarak görmüyorsunuz? Örneğin Ermenistan ve İsrail gibi ülkeler kendi diasporalarını çok etkin olarak kullanabiliyorlar...

"Bizim diaspora ile ilişkilerimiz 1960'lı yıllarda başladı. Bundan ne Türkiye ne de Rusya hoşnuttu. Ermenistan ise bir devletti. Biz halk olarak 12'ye bölündük. Aramızdaki ilişkileri sağlam bir şekilde kuramadık. Dış dünyaya çok iyi bakamıyoruz. 16. ve 17.yüzyılda Türk-Rus anlaşmasına göre Kabardey özerkti. Bunu kullanamadık. 12'ye bölündük. Tüm halkları ele alırsak Ermeni ve Yahudiler dışında herkes asimile edilmeye çok yatkın."

 

Çerkesleri de aynı kefeye mi koyuyorsunuz?

"Asimilasyona yatkınız ama buna karşı dayanıklı olduğumuzu da söylemeliyiz. 150 yıldır dış dünyada kendimizi saklayabilmemiz dayanıklı olduğumuz gösteriyor. Bizim Çerkeslerle ilişkimiz onların bulunduğu ülkelerin aleyhine olmadı. Tam tersi rejimlerle uyum sağlamaları gerektiğini söylüyoruz. 150 yıl boyunca Çerkesler bulundukları devletlere karşı görevlerini yerine getirmişlerdir. Türkiye'nin kuruluşundaki rollerinin büyük olduğunu biliyoruz."

 

Bu yüksek entegrasyon asimilasyonu körükleyen bir etken değil mi?

"Evet bunun rolünün olması gerekir. Ben yine de her bireyin kendisinin asimile olmaması için elinden geleni yapması gerekliliğine inanıyorum. Hele demokratik ortamlarda bunu yakalamak pekala mümkün."

 

Özellikle sürgün yemiş diasporadakiler açısından Ruslarla tarihi rövanş düşüncesi zihinlerin bir yerlerinde hala saklı duruyor. Burada ise geri kalan kuşağın korunması için Rusya ile iyi ilişkiler çok önemseniyor. İki ayrı dünya arasında bir buluşma noktası var mı sizce?

"Sürgün yalnız Rusya'nın bir politikası değildi. Türk ve Rus politikacılar Çerkesleri aldattılar. Rusya giden kişi başına 10 Ruble veriyordu. Bazıları çekip gittiler. Herkes silah zoruyla gitmedi. Türkiye'nin rolü de oldu. Şu anda İngiltere ve Rusya'ya bizi neden sürdünüz diye çıkışamayız. Şu anki Rusya ne o zamanki Rusya'dır, ne de İngiltere o zamanki İngiltere'dir. Ama biz bu olayları unutmuş değiliz."

 

Nekhuş Zawurbi, aynı zamanda Dünya Çerkes Birliği Başkanı. Söylediklerini yalnız Meclis Başkanı görevi nedeniyle söylediği  sözler olarak algılamıyorum. Zawurbi, Kafkasya'da önemli bir kesim açısından ayna görevi görüyor. Bu kesimin Kafkasya genelindeki temsil yeteneğini ve derinliğini kestirmek doğrusu zor.