...................
...................

PUTİN ŞARON İKİLİSİNE DİKKAT

Jackson Diehl

The Washington Post  15 Ekim 2001

                         
 
...................
 
 

11 Eylül'den altı gün önce Şaron ve Putin ilk kez bir araya gelerek sağlam bir anlaşma zemini buldu: Köktenci, aşırı İslamcı terör tehlikesi. Şaron ve Putin Kremlin'de el sıkışırken, aslında Çeçenya ile Batı Şeria ve Gazze'deki isyancılara ilişkin ortak bir yanlışlarını değiş tokuş ediyorlardı. Her iki durumda da temel çelişki ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda yaşanıyor; Filistin'de bir devletleşme ve Çeçenya'da egemenlik sorunu mevcut. Dünyada her iki mücadelenin de haklı olduğu yönünde bir eğilim var. Her iki mücadelenin içinde de İslami aşırı uçlar, hatta Bin Ladin'in ideolojisini ve yöntemlerini ya da mali desteğini paylaşan unsurlar bulunuyor. Şaron ve Putin ise dünyayı tüm muhaliflerinin terörist olduğuna inandırmaya çalışıyor; bu da siyasi çözüm arayışını gereksiz kılarak esasen güçlü bir terörizm karşıtı harekât gibi bir çözüm arayışını beraberinde getiriyor.


11 Eylül 'yaradı'
 

Doğrusu 11 Eylül'ün etkisi Putin ile Şaron'un işine geliyor. Geçen hafta Bush, Kaide'nin Çeçenya'da faaliyet yürüttüğünü belirtti. Bin Ladin, Filistin davasını methederek Şaron'un ekmeğine yağ sürdü.

 

Halbuki 11 Eylül saldırıları, Çeçenya ve Filistin'deki çıkmazları aşma konusunda bir fırsat haline gelebilir. Ne Mashadov'un isyancı Çeçen hükümeti ne de Arafat'ın Filistin yönetimi gerçekte Bin Ladin yanlısı. Aslında her ikisi de uzun zamandır İslami aşırı uçların tehdidi altında. Dolayısıyla bu yönetimlerle teröristler arasında bir kopuş sağlanabilir. Böylelikle bir yandan Bin Ladin'in örgütü zayıflarken, bir yandan da milliyetçilerle muhtemel barış anlaşmaları yapılabilir.

 

Ancak Putin ve Şaron'un siyasi bir anlaşma istemediği belli. Her ikisinin de savaşta farklı hedefleri var. Putin, Mashadov'un Çeçen bağımsızlık hareketini kesin olarak dağıtmak ve dayattığı kukla yönetimi Çeçenlerin kabullenmesini sağlamak istiyor. Şaron, Arafat'ın Filistin Yönetimi'ni yok etmeyi, böylelikle Filistinlilerin küçük ve kopuk kantonlara sıkıştırıldığı, İsrail'in denetiminde bir Batı Şeria yaratmak gibi uzun vadeli hayalini yaşama geçirmeyi düşlüyor.


İşi yokuşa sürüyorlar
 

Bu nedenle, hem Putin hem Şaron masaya oturmamak için işi yokuşa sürüyor. Putin, herhangi bir görüşme yapılmadan önce Çeçenlerin silah bırakmasını ve teslim olmasını talep etmek gibi imkânsız koşullar öne sürüyor. Şaron da herhangi bir görüşme ya da güven artırıcı önlem öncesinde ateşkes süreçleri talep ediyor ve fakat her seferinde Filistin bölgelerini işgal ederek barışı kendisi bozuyor. Her ikisi de ABD'nin Orta Asya'daki kuvvetlerine sağladıkları istihbarat ve lojistik desteği göklere çıkararak, bu türden katkılarının ve terörizm karşıtı keskin söylemlerinin, diğer konulardaki inatçılıklarını gölgede bırakmasını umuyor.

Onların dümen suyuna gitmemeli. Kaide'yle savaşılırken Çeçen ya da Filistinlilerle sıkıntı yaşamak niye? Fakat gerçek bir tehlike var: Filistinlilerin ve Çeçenlerin ulusal sorunları, her ne kadar İslamcı aşırılığın bir nedeni olmasa da, teröristlerle Müslüman ülkelerdeki toplumların önemli bir kesimi arasında siyasi bir köprü vazifesi görüyor. Yürütülen bu iki savaş ve buralardaki vahşet Kaide hücreleri tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılıyor. Dolayısıyla buralardaki savaş ve vahşeti sona erdirmek, teröristlerin soluk borusunu kesmek anlamına gelir; bu çabada başarısızlık terörün kökünü kazımayı güçleştirir.

Olabileceklerin en kötüsü, Müslümanların meşru ulusal taleplerini terörizmle mücadele kılıfı altında ezmeyi öngören Putin-Şaron programının yaşama geçmesidir. ABD liderliğindeki ittifak eğer kendisini bu stratejiye teslim ederse, hiçbir zafer şansı olmaz.