...................
...................

UMUMİ YERLERDE TÜRKÇE

Ahmet Emin Yalman

Tan Gazetesi, Başmakale, 4 Mart 1937

                         
 
...................
 
 

Not: Makalede çok fazla eski Türkçe sözcük olduğundan, günümüz Türkçe'sine çevrilmiştir. CircassianCanada

  • Eski yurtlarındaki alışkanlıklar nedeniyle Rumca, Boşnakça, Arnavutça ve Çerkesce gibi değişik diller konuşmalarıdır. Ülkenin siyasal ve sosyal birliği ve uyumu adına bu alışkanlıklarla en şiddetli bir biçimde mücadele etmek zorunludur.

  • Türk vatandaşlığını benimsemediğini dilleriyle, hareketleriyle kanıtlayanlar, ülkenin genel yaşamına ayak uydurmak istemeyenler, varsınlar kendilerini belli etsinler ve bir yabancı cisim şeklinde kendi  kendilerini vücudun dışına düşürsünler.

Ülkenin değişik yerlerindeki belediyeler, genel yerlerde Türkçe'den başka dille konuşmayı yasaklanmışlardır. Bu önlemin İstanbul’da da uygulanması konusu hakkında gazetelerde söylentiler  çıkmış, ancak aslı olmadığı görülmüştür.

 

Şurasını itiraf etmek gerekir ki İstanbul’daki durum ülkenin başka hiçbir yerine benzemez. Genel yerlerde Türkçe’den başka dille konuşulmamasını sağlamak bir belediye işi olmamakla beraber ülkenin değişik yerlerindeki belediyeler halkın genel duygularının bir yansıması diye bununla uğraşmışlardır. Ancak İstanbul’daki durum bir devlet siyaseti manzarası gösterir, bir belediye işi çerçevesine giremez.

Ülkenin her yerinde itiraz uyandıran sorun, göçmen olarak dışardan ülkemize gelen vatandaşların eski yurtlarındaki alışkanlıklar nedeniyle Rumca, Boşnakça, Arnavutça ve Çerkesce gibi değişik diller konuşmalarıdır. Ülkenin siyasal ve sosyal birliği ve uyumu adına bu alışkanlıklarla en şiddetli bir biçimde mücadele etmek zorunludur. Ülkenin birçok yerlerinde çirkin bir mozaik görülüyor. Yarım yüzyıl önce ülkemize  gelen göçmenlerin köylerinde hala Türkçe’den başka bir dilin ana dil olarak kullanıldığı görülüyor. Bu durum, ilgililerin ulusal duygulardan mahrum olmasından daha çok eski hükümetin ve yetkililerin boşvermişliğini gösterir.Her işte bilinçli bir ulusal siyaset izleyen Devrim Türkiye’sinde  bu mozaik durumunun en kısa zamanda tasfiyeye uğratılması bir zorunluluktur.

 

İstanbul’un Özelliği
 

İstanbul’a gelince burada yasaklama kararlarına konu olabilecek bir durum yoktur. Sorunun her yönünü düşünerek sorunun her çeşidine ayrı çözüm bulmak gerekir.

Ülkenin her tarafında yer değiştirme yoluyla bir uyum sağlanmıştır. Yalnız İstanbul bu genel prensibin dışında bırakılmıştır. Burası aynı zamanda büyük bir ekonomi merkezdir. Büyük bir ticaret kentinde hiçbir zaman aşırılık ve sıkıntı havası  bulunmaması gerekir.

İstanbul’da ana dili Türkçe olmayan vatandaşlar vardır. Bunların gençleri okullarda Türkçe öğreniyorlar. Yaşlıları arasında Türkçe bilmeyenler ya da çok az bilenler az değildir. Bunlar ister istemez Türkçe’den başka bir dil konuşursa ne olacaktır? Halk arasından kendilerini uyaran vatandaşlar eksik olmayacaktır. Oysa, halkın polis görevini üzerine almakta kendini haklı görebilmesi mutlaka aşırı akımlara  yol açar.  Ülkemizde hiçbir zaman bu  yola gidilmemiş, sürekli sorunların çözümüne göre olumlu ve geniş önlemler aranmıştır.

 

Ak ve Kara Koyunlar
 

Türk vatandaşlığı dünyanın en yüksek sıfatıdır. Bunu seve seve kabul ederek ülkenin bünyesi içinde yerlerini almaya ve ateşkes devrinin kötü sınavından sonra Türk ulusuna gerçek bir güvence uyandırmaya önem vermeyen insanlara bizim gereksinimiz yoktur. Bu yolu kendi arzu, sevgi ve çıkarları için tutmak istemeyenleri neden zorla ikiyüzlülüğe itelim? Türk vatandaşlığını benimsemediğini dilleriyle, hareketleriyle kanıtlayanlar, ülkenin genel yaşamına ayak uydurmak istemeyenler, varsınlar kendilerini belli etsinler ve bir yabancı cisim şeklinde kendi  kendilerini vücudun dışına düşürsünler. Ak koyunla, kara koyunu birbirinden ayırmaya olanak bulmak bir gereksinimdir.

 

Amaç ulusal ölçü ile aykırı olan unsurlar arasında uyum sağlamaksa zorlama ve aşırılık, bunun en yanlış ve verimsiz yoludur. En doğru yol, kapıyı açık tutarak “canınız isterse...” demektir. Ancak bunun da koşulu, kendini gerçekten Türk sayan, Türk genel  yaşamının malı olduğunu ve ülkeye yararlı olmaya çalıştığını gösteren vatandaşlar(ı) birey olarak kara koyun durumunda bırakmamaktır. Birey bakımından Musevi, Rum, Ermeni öyle vatandaşlar tanıyoruz ki kendilerini cidden Türk sayıyorlar, ancak buna karşın vatanlarının kendilerini yüzde yüz benimsemediğinden dolayı acı duyuyorlar.

 

Musevilerin Durumu
 

Dil sorununun her unsur hakkındaki durumu başkadır.  En nazik durum Musevilere ilişkindir. Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki orada yerleşen Museviler ülkenin dilini benimsemesinler ve ana dili yerine koymasınlar. Çok gariptir, bunun tek istisnası Türkiye’dir: Yahudilere yüzyıllardan beri dost ve efendi davranan ve aşırı akımların ilerlemesine olanak bırakmayan Türkiye'dir. Burada Musevilerin İspanyolca’yı ya da Fransızca’yı ana dil tanımaları ve bu dilleri genel yerlerde kullanmaları, ülkeye zorla yabancılık ilan etmekten başka anlam taşımaz. Bu gerçeği samimi bir biçimde kavrayan ve çırpınan Musevi vatandaşlarımız eksik değildir. Olağanüstü Türkçe konuştukları halde genel yerlerde İspanyolca ve Fransızca konuşmayı tercih eden Museviler, bu hareketlerinin çevreye karşı küçümseme diye anlaşılmasına ve acı bir üzüntü uyandırmasına şaşırmamalıdır.

 

Ermeniler ve Rumlar
 

Ermeniler için de durum, Türk vatandaşlığını tümüyle benimsemek ya da benimsememek yolunda kendi arzu ve çıkarlarına göre bireysel olarak verecekleri bir karar sorunudur. Dil sorunundaki bir yasaklamayla ikiyüzlülüğe yol açmanın kesinlikle anlamı yoktur.

Rumca hakkında durum değişir. Bu, İstanbul’da Rumların ve Garbi Trakya’da Türklerin takası nedeniyle karşılıklı bir anlaşmadır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki yeni sıkı dostluk, bu yöntemdeki anlamı bir kat daha derinleştirmiştir. İki ülke arasındaki dostluğu yüksek bir değer ölçüsü saymak ve bunu incitecek her aşırılık hareketinden uzak durmak gerekir.

Garbi Trakya’da Türkler Türkçe konuşmakla kalmıyorlar, Atina’dan gelirken trende bir Yunan demiryolu müfettişine denkgeldim.  Olağanüstü Türkçe konuşuyordu. Göçmen olduğunu düşünerek nereli olduğunu sordum. Sivas'a çok benzer bir ad söyledi. Ben de Sivas’tan sözetmeye başladım. Adamcağız gülerek yanlışımı düzeltti:

-Hayır, ben eski Yunanistan’da doğdum. Üç yıldır buradayım. Halk Türkçe konuşuyor. Ben de halkın dilini öğrenmeyi yararlı gördüm. Bir dil fazla öğrenmek zarar değildir, kardır. Hele Türk-Yunan birliği ortada dururken...
 

Yunanistan'ın gösterdiği dost ve geniş ruha aynı şekilde karşılık vermek, doğru ve doğal bir hareket olur.

 

Kozmopolit Türkler
 

Bizce dil sorununda en ağır suçlamaya hak edenler, genel yerlerde kendi dillerinden başka bir dili incelik ya da bilgi satmak amcıyla konuşan Türklerdir. Bir Beyoğlu mağazasında kendisine Türkçe’den başka bir dille seslenen satıcıyı terslemeyen, aksine kendisine yabancı dil ile seslenen, sonra iyi ya da bozuk bir Türkçe söyleyen her yabancıya Türkçe yanıt vermeyerek, yabancı diliyle yanıt vermeye yeltenen her Türk, Türklüğe karşı suç işlemiş sayılır. Bugün ülkemizde yaşayan bütün yabancılar Türkçe öğrenmek istiyorlar. Bütün şikayetleri, Türklerin kendileriyle yabancı dil konuşarak buna olanak bırakmamalarıdır.

 

Üç Uygun Önlem
 

Sonuç olarak biz İstanbul’un dil sorunu için şu üç önlemin başarılı olacağı düşüncesindeyiz:

1) Parasız Türkçe öğrenme olanaklarını çoğaltmak.

2) Türk olmayan unsurlardan Türkçe öğrenen ve söyleyen bireyleri desteklemek ve takdir etmek, benimsemeyenlerin kötü not alacaklarını anlatmak, ancak genel yerlerde kişisel engellemelere ve şiddet hareketlerine meydan bırakacak hareketlerden uzak durmak.

3) Ana dili diye Türkçe’den başka dil söyleyen göçmen Türklerle sıkı bir biçimde ilgilenmek, kendi dilini küçük gören kozmopolit ruhların yakasını bırakmamak...