...................
...................

01 Haziran 2010

Haber Merkezi

CircassianCenter

                         
 
...................
 
...................
Moskova, Kafkasya’nın kalkınmasında Türkiye’yi örnek alıyor

Rusya, son yıllarda terör olaylarının tırmandığı Kuzey Kafkasya bölgesinde çözüm anahtarını buldu. Moskova, bölgenin sosyal ekonomik kalkınmasında Türkiye’yi örnek alacak.

Ülkenin güneyindeki Stavropol kentinde basına konuşan Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Kuzey Kafkasya Federal Bölge Yetkili Temsilcisi Aleksandr Hloponin bölgenin 10 yıl içinde kalkınmasını öngören stratejiyi açıkladı. Bu projeye göre Kuzey Kafkasya’da yeni iş yerleri, tarım ve çiftçilik yerleri, dağ kayak merkezleri, ulaşım ağları inşa edilecek. Buradaki başlıca amaç ise terörist grupların kucağına düşen Kuzey Kafkasyalı gençlere iş olanakları sunmak. Moskova bu stratejik projeler için bölgede üç trilyon rubleden (1 milyar dolar) fazla yatırım yapmayı planlıyor.

Türkiye örneğini tercih ettik

Kremlin’in Kuzey Kafkasya’nın sosyal ekonomik açıdan kalkınması için görevlendirdiği Rus stratejik uzmanı Aleksandr İdrisov, model olarak Türkiye’yi tercih ettiklerini kaydetti. Stavropol’daki toplantıda konuşan ve aynı zamanda Strategy Partners adlı Rus stratejik danışmanlık şirketi Başkanı İdrisov, “Kuzey Kafkasya’ya benzer niteliğinde Türkiye’yi bu konuda seçtik. Kafkasyalı yetkililer darılmasın, samimi itiraf etmemiz lazım ki bölge İsviçre’ye benzer bir kalkınma modelinden çok uzak. Türkiye ise yapısal olarak Kuzey Kafkasya’ya çok benziyor. Orada da uzak kalmış bölgeler vardı. Türkiye’de de laik hayat ve kültürle ilgili sorunlar vardı. Dolayısıyla sanayi kültürü de bulunmuyordu. Fakat onlar (Türkler) daha fazla olan depresyon bölgelerde iş yerleri barındıran çağdaş sanayi alanları oluşturdu. Benzer projeler bizde de yapılıyor. Bunlar en fazla Çeçenistan ve İnguşetya cumhuriyetleri için güncel. Ki buraya yatırımcıları davet etmek henüz kolay değil.” dedi.

İdrisov, bölgede Türk ve bazı Ortadoğu ülke işadamlarının ciddi iş yapma eğilimi içinde olduğunu da sözlerine ekledi. Toplantıda konuşan Devlet Başkanı Medvedev’in bölge Yetkili Temsilcisi Hloponin yatırım yapan işadamlarına gereken destekte bulunacaklarını da kaydetti. Rus yetkili, “İşadamlarının sayısını artırmak için devlet onların Kafkasya’daki risklerini telafi etmeye hazır... Kafkasya zor şifreli bir demir kasa gibi. Bu şifredeki tüm numaraları çözmeyi başardığımı söyleyemem. Ama buna rağmen bu zenginliklerle bu kasanın geniş şekilde açma yoluna yavaş yavaş yaklaşıyoruz.” diye konuştu.
 
Rusya 2011'de Dünya Ticaret Örgütü'ne girecek

Rusya'nın 1993 yılından bu yana Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmak için sürdürdüğü çalışmalar 2011'de sonuç verecek. Örgüt dışında kalan tek büyük ekonomi olan Rusya, Kremlin Danışmanı Arkadi Dvorkoviç'e göre Moskova gelecek yıl örgüte üyelik sürecini tamamlayacak.

Kommersant gazetesine açıklamada bulunan Dvorkoviç, "Amerikalı partnerlerimizle görüşmemizde sürecin yıl sonunda tamamlanması konusunda bir şans olduğunu görüyoruz. 2011'e DTÖ üyeliğini elde etmiş olarak gireriz." dedi.
Siyasi ve hissi yaklaşımların bir kenara bırakılması ve ileriye doğru adım atılması durumunda bunun gerçekleşebileceğine değinen Dvorkoviç, "ABD'de bir lobi Rusya'nın örgüte girmemesi için çalışıyor. Rusya'da da bir kısım kaynaklardan DTÖ üyeliğinin gerçekleşmemesi yönünde kanaatlar açıklanıyor. Ancak genel olarak baktığımızda süreç pozitif yönde ilerliyor." tespitinde bulundu.

Rusya Kazakistan birlikte DTÖ'ye girecek

1 Temmuz'dan itibaren tam gümrük birliği uygulamasını kararlaştıran Rusya ve Kazakistan DTÖ'ye birlikte girmeyi hedeflerken, petrolde gümrük uygulamasının kaldırılmasını başaramayan Minsk, süreçten geri kaldı.

Gümrüklerde indirim şart

Rusya Başbakan Yardımcısı İgor Şuvalov da daha önce yaptığı konuşmada gümrüklerde indirim konusunda mutabakat sağlanması durumunda, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliğinin yıl sonuna kadar gerçekleşebileceğini belirtmişti.

DTÖ üyeliği ile ilgili süreç tamamlanmadan gümrüklerde indirimin mümkün olmayacağına değinen Şuvalov, Rusya ekonomisinin büyümeye başladığını, istikrarlı bir ortamın yakalanması durumunda korumacı yapının yeniden ele alınabileceğini ifade etmişti.
 
Putin: Rusya ekonomisi 2-3 yıl içinde kriz öncesi seviyeye ulaşır

Rusya Başbakanı Vladimir Putin ekonominin kriz öncesi seviyeye ulaşması için 2-3 yıllık bir sürenin gerekli olduğunu söyledi.

Makro ekonomik göstergelerde pozitif bir ilerleme olduğunu söyleyen Rusya Başbakanı, "Ekonomi Bakanlığı'nın tahminlerine göre 2010'da Rusya ekonomisi yüzde 3,5-4 büyüyecek. Bundan daha iyimser senaryolar da var. Ancak biz bir miktar ihtiyatlı senaryoyu tercih ediyoruz." dedi.
Nisan ayında sanayi üretiminde yüzde 10,4'lük bir artış gözlendiğine dikkat çeken Putin, Rusya'nın temel ihraç maddelerinin fiyatlarının giderek arttığını söyledi. Putin, "Petrol varil fiyatları makul bir şekilde iyi bir rakama çıkıyor. Doğalgaz fiyatları ve satış miktarı için de benzer iyileşme görülüyor. Metal fiyatlarının artmasının ardından sektör kendi ayakları üzerinde durmaya başladı." şeklinde konuştu.

İyimser havaya rağmen talep ve tüketim açısından henüz yeterli bir gelişmenin olmadığına değinen Rusya Başbakanı, "Durumun iyileşmesi için krizle mücadele çerçevesinde hükümet önlem almaya devam ediyor. 2009'da tren yolu şirketi RZD'nin desteklenmesi için 106 milyar ruble (3,4 milyar dolar) harcadık. Otomotiv sektörüne de 102,5 milyar ruble (3,3 milyar dolar) ayrıldı." bilgisini verdi.

2010'da da tren yolu şirketine ayrılan desteğin değişmeyeceğini kaydeden Putin, otomotiv sektörünün ayakta durabilmesi için de farklı projeler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
 
Türkiye Moskova Büyükelçisi Akıncı: Rusya ile 100 milyar dolar ticaret hayal değil

Rusya-Türkiye ilişkilerinin tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar geliştiğine dikkat çeken Türkiye Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı, çıkarların ortak olduğunun taraflarca anlaşıldığını ve dev projelerin de iki ülkeyi kenetleyeceğini söyledi. Zaman-Kommersant özel yayınına açıklamalarda bulunan Akıncı'ya göre, Türkiye aleyhine olan ticaret açığının kapatılması için atılacak adımlar öncelik arzediyor. Gümrüklerde iyileşmeler, bürokratik engellerin asgariye indirilmesi, vizelerin kaldırılması ve rubleyle ticaret gibi bir kısım teşvik edici yöntemlerle iş adamlarının önlerinin açılması gerekiyor.
1- Son dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerinde önemli bir ivme yakalandı. Uzun yıllar Rusya'da görev yapmış bir diplomat olarak gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle iki ülke arasında üst düzey temaslar çoğaldı. Herhangi bir sorunu en üst kademeye çıkarma imkanımız var. Özellikle son iki yılda bunu daha iyi yapabiliyoruz. Rusya Başbakanı Vladimir Putin'le Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 7-8 kez görüştü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Şubat 2009'da Moskova'da ağırlandı. Şimdi de Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev Türkiye'ye gidiyor. Liderler en küçük meselelerde bile rahatlıkla telefonla görüşebiliyor. Bu düzeyde bir temas daha önce olmadı. Özellikle Rus sistemi dikey çalışan bir yapı. Yukarıdan talimat gelmeden aşağısı kıpırdamaz. Aşağısı da genel de zarar gelmemesi düşüncesi ile değişikliklere kapalıdır. Üst düzey talimatlar sorunların çözümünde önemli katkı sağlıyor.

Çıkarlarımızın ortak olduğunu iyice kavramaya başladık. Türkiye-Rusya arasında ticaretin artmasının iki ülkenin yararına olduğunu taraflar görüyor. Komşu ülkeyiz ve ihracat maliyetleri düşük. Rusya'nın bizim mallarımıza, biizm de Rusya'nın doğalgaz ve petrolüne ihtiyacımız var. İşin bir de sosyolojik boyutu var. Ortak evlilikler artmaya başladı. Turizmin de etkisi ile halklar artık birbirini daha iyi tanıyor ve ilgi duyuyor. En önemlisi, iş birliğinin iki tarafın da yararına olacağının bilinci gelişmiş durumda. Siyaseti yapan hükümetler, ancak bizim de uzun yıllara dayanan tecrübemize dayanarak gerekli değerlendirme ve bilgileri ükümetlere sunduk. Böylece bir araya gelen bir çok faktör ilişkilerin gelişim seyrine olumlu katkı sağladı. Önemli bir katkıyı da unutmamak gerekiyor. İki ülke devlet başkanları ve başbakanlarının ilişkileri geliştirme yönündeki niyet beyanları olmasa idi, hiç bir gelişme sağlanamazdı.

2- Rusya'nın Türkiye'ye bakışında Ankara'nın sıfır problemli dış politika yaklaşımının etkileri görülüyor mu?

Türkiye'nin NATO üyeliği ve Avrupa Birliği üyeliği yönündeki çalışmaları Rusya ile ilişkilerini geliştirmesine engel değil. Rusya yönetimi Ankara'nın bu yöndeki duruşunun farkında. Moskova bunda çıkar gördü ve tüm anahtar burada. Rusya Başbakanı Putin'in 2004'de de söylediği gibi tezkerenin reddi Türkiye'nin bağımsız dış politika yaklaşımını kavramalarını sağladı. Bizim elbette ittifakla birlikte hareket etmemize rağmen, bağımsız bir dış politikamız vardı. Ancak bunun Rusya'nın kavramasında tezkerenin reddi önemli rol oynadı.

Ağustos 2008'de gerçekleşen Rusya-Gürcistan savaşının ardından Moskova'ya ilk gelen Başbakan Erdoğan oldu. Ben de görüşmelerde Erdoğan'a refaket ettim. Yeni bir çatışmaya yol açmadan, çözüm sağlanabilmesi konuşuldu. Kafkas İşbirliği ve İstikrar Platformu gündeme geldi. Bu konuda büyük bir ilerleme sağlanmadı. Ancak tarafların bir araya gelip sorunları konuşabilecekleri iyi bir temeldir.

3- Kafkas sorunu çerçevesinde, Rusya, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi sürecini nasıl değerlendiriyor?

Rusya Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini ve sınırın açılmasını tam destekliyor. Bunda şüphemiz yok. Ancak, Yukarı Karabağ sorunu ile Zürih'de imzalanan protokolün birbirinden ayrılmasını savunuyor. Bunu sadece Rusya değil, Fransa ve ABD de böyle yorumluyor. Öte yandan biz de Azerbaycan'la yakın ilişkilerimiz nedeni ile Yukarı Karabağ sorununu bu denkleme katmak zorundayız. Protokoller askıya alındı, ama kimse imzasını çekmedi. İleride siyasi ortamın uygun olduğu zaman yeniden yürürlüğe konabilir.

Ermenistan'ın iddiaları kabul edilebilir değil. Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin protokollere yorum koyması ile ilk sorun oluştu. Türkiye-Ermenistan sınırı Yukarı Karabağ yüzünden kapalı. Yukarı Karabağ'da ilerleme olmadan sınır açılabilir mi? Sınırın niye kapandığını hatırlamak lazım.

Akinci_1 Akinci_2

4- Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin gelişimi için neler yapılmalı?

Türkiye Rusya'dan fiyat ve talep durumuna bağlı olarak 30-40 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz alabilir. İki ülke ekonomileri tamamlayıcı ekonomiler. Rusya'nın ihtiyaç duyduğu hr şey bizde var, üretebiliyoruz. Otomotiv sektörü, gıda, beyaz eşya, tekstil, inşaat ve diğer sektörlerde Türkiye Rusya'da daha aktif olabilir. Bu biraz ihracatçılarımıza, biraz da Rusya'ya bağlı. İki ülke ticaret açığı çok yüksek. Bu şekilde bir ticari yapı ile açığın kapanması da zor. Türk mallarının Rusya pazarına teşvik edilmesi gerekiyor.

Bunun ilk adımı olarak vizelerin kaldırılma çalışmasını görebiliriz. Heyetler çalışmalarını sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Başbakan Putin ve Başbakan Erdoğan vizeleri kaldırmak istediklerini söylediler. Yani ilke olarak siyasi düzeyde bir sorun yok. Ancak bu siyasi irade aşağıya nasıl yansır? Bu müzakereler sonucunda ortaya çıkacak. Medvedev'in ziyaretinde vizelerin kaldırılması yönünde bir anlaşma imzlanacak.

5- Türk iş adamlarının en çok şikayetçi olduğu konular neler?

En büyük şikayet formalitelerden kaynaklanıyor. Meyve ve sebze ihracatında Rusya'nın standartları avrupa standartlarından farklı. Biz Avrupaya sattığımız ürünleri Rusya'ya satamıyoruz. İlaç oranlarının standartları için labarotuvarlarda Rus uzmanlar denetim yaptı. Rus heyetler Türkiye'de incelemeler yapıyor. İlaç oranı daha düşük üretim için çaba harcanıyor. Bürokrasi iş adamlarının heyecanını kırıyor. Gümrük ambargosu kalktı diyoruz, ama hala bazı sorunlar var. Bir yıl süren ambargo nedeni ile ticari faaliyeter hayli etkilendi.

Gümrüklerde uygulanan referans fiyat sisteminin ortadan kalkması lazım. Bizim daha ucuza mal ettiğimiz bir malı, daha pahalı alıyor ve ona göre bir gümrük vergisi uyguluyorsa bu ticareti yavaşlatan bir unsur. Gönüllülük esası henüz uygulamaya başlayamadı.

Oturum izinleri de iş adamlarını zorluyor. Dünyanın hiç bir yerinde olmayan bir formalite. Otel dışında dört gün bir yerde kalsa, iki günü bu oturum işlemleri ile geçer. Prensip olarak elbette bir ülkenin kendi egemenlik hakkı. Çalışmak için gelene çalışma izninin hızlı bir şekide verilmesi önemli. Bu Türkiye'de 15 günde tamamlanıyor.

akinci_3 Akinci_4

6- Rusya ve Türkiye enerji alanında dev projeler üzerinde çalışıyor. Bunların başarı şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki ülke enerji projelerinde hükümetler arası anlaşmaların yapılmasını önemsedik. Özel şirketlerin yetkileri yeterli olmayabiliyor. Nükleer santral gibi dev projeler bir kaç şirkete bırakılamaz. Devletin denetimi ve karşılıklı güence önemli. Nükleer santral, Güney Akım, Mavi Akım-2 ve Samsun-Ceyhan petrol boru hattı gibi dev projeler Medvedev'in ziyaretinde teferruatlı bir şekilde ele alınacak. Tüm projelerin de uygulanma ihtimalleri yüksek.

Ukrayna ile sağlanan enerji anlaşmasının ardından 20-30 milyar euroluk Güney Akım doğalgaz boru hattı projesinin hemen başlaması gerekir mi? Nabucco doğalgaz boru hattı, Güney Akım ticari projeler. Rusya pazar payını büyütmek için ihraç yollarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Biz de aynı şekilde ithalatımızı çeşitlendirmek istiyoruz. Nabucco konusunda hükümetler arası anlaşma imzalandı. Genel kanaat iki projenin de yürüyebileceği yönünde. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı için de olmaz deniyordu. Hem oradan hem de diğer yollarla petrol akmaya devam ediyor. Talep de var, arz da var. Tüm mesele bunları birleştirmek. Nabucco için doğalgaz yok diyemeyiz. Azerbaycan üretimi artırıyor. Kuzey Irak istikrara kavuşuyor. İran ileri de bu projeye dahil olabilir.

7- Rus turistler için Türkiye birinci destinasyon merkezi olmaya devam ediyor. Bu konuda alternatif hangi çalışmalar yapılmalı?

Turizm sayesinde Ruslar'dan Türkiye'yi bilmeyen kalmadı. En iyi bildikleri yer de Antalya. Arkadaşlara her sene neden Türkiye'ye gittiğini soruyoruz? 'Ben orada garsona işaret ettiğimde, benim istediğimi gelip soruyor' diyor. Güneş de var. Ama, insanlar servis kalitesine önem veriyor. Rus halkının geliri yükseldikçe Türkiye’ye giden turist sayısı da artacak. 2009’da krize rağmen Türkiye’ye giden Rus turist sayısında azalma olmadı. 5 milyon turist hedefi mümkün, ancak bu zaman alır.

Bizim turizm şirketlerimiz işlerini iyi yapıyor. Bununla birlikte alternatif turizmi geliştirmek gerekiyor. Din ve kültür turizmi yapılabilir. Hristiyan din adamlarından Türkiye’de kilisesi olmayan yok gibi. Rusya Patrik’i Kirill de bununla ilgileniyor. Türkiye turizm açısından dünyada eşi olmayan bir ülke.

8- Sovyetler Birliği döneminde de Moskova’da görev yapmış bir diplomat olarak, Rusya’da yaşanan değişim sürecini nasıl yorumluyorsunuz?

Rusya öncelikle ideoloji temelli bir imparatorluktan, diğer dünya devletleri gibi çağdaş temeller üzerine kurulu bir devlet yapısına geçti. Sovyetler Birliği döneminde her şeyin tedavisi sosyalizmde görülüyordu. Planlı ekonomilerde büyük projelerde başarı sağlanabiliyor. Ancak refahı halka yaymak istediğiniz de, sadece fakirlik düzeyini eşitlemiş oluyorsunuz. Rusya bunu çok iyi kavradı. 1991-1994 yılları arasında yaşanan karmaşanın ardından, Rusya ekonomisi dünya ile entegre hale geldi. Artık bir ideolojinin etrafında şekillenmiyor. Liberal Parti, Komunist Parti ve diğer muhalefet partiler var. Diğer ülkelerde olduğu gibi çok partili bir siyasi yapı Rusya’da oturdu. Eğitim sistemi, sağlık sistemi ve diğer sosyal güvenlik alanlarında eski döneme göre gerileme yaşandığını söyleyebilirim.

9- Moskova’da görev süreniz doluyor. Unutamadığınız hatıralanırız var mı? Sizden sonrası için Rusya-Türkiye ilişkilerinde neler tavsiye edersiniz?

Sovyet rejimi hem çok sıkıydı, hem de inanılmaz rahatlıklar oluşabiliyordu. 1975’de eşimle birlikte Yugoslavya’dan Sovyetler Birliği’ne araçla giriş yaptık. Her 400 kilometrede bir benzin alarak yola devam ediyoruz. Oryal şehrine geldiğimizde bizi bir otele yönlendirdiler. Kapıda sarhoşlar falan vardı. Biz girmek istemedik. Yeni yapılmış, başka bir otele gittik. Kısmen daha düzgün bir oteldi. Restorana girdiğimizde, Türkçe Tanju Okan’ın bir şarkısı çalmaya başladı. Bir gün önce yaşadığımız sorunlardan dolayı jest yaparak, gönlümüzü almak istiyorlardı.

Yollar kışın çok kötü oluyordu ve 1976’da tramvayla işe gidiyorduk. Toplu olarak biletler alınıyor, sonra da tramvayda o biletler değiştiriliyor. Tramvay dolu olduğu için, adım atmak mümkün değil. Müfettişler arada bir tramvaya binerek bilet kontrolü yapıyor. Biz de değiştiremediğimiz için orta yaşlarında bir müfettişe yakalandık. Bize sis hile yapıyorsunuz dedi. 10 ruble ceza kesmeye kalktı. Bu arada konuşmalardan bizim yabancı olduğumuz anlaşıldı. Tramvayda müfettişe karşı bir tezahurat başladı. Sizin gibiler yüzünden yabancılar bizi kötü tanıyor şeklinde eleştiriler yükseldi. Bir anda bizi destekleyen bir kamuoyu oluştu. Müfettiş tramvaydan inmek zorunda kaldı. Birkaç durak sonra biz de yolcuları alkışları arasında tramvaydan indik.

1991’de sıkı polis rejimini özler hale geldik. Özgürlük, istediğimi yaparım, başkasının hakkına da saygı göstermem şeklinde algılandı. Bu çok kötüydü. Evimizde çalışan hizmetçiyi dövdüler ve ayakkabısının bir tekini almışlar. Kaldırımdan araba sürüyor, engel olmaya kalkınca da bağırıp çağırıyor. Bu karmaşa dönemi 1994’de düzene girmeye başladı. 2008 Mayıs ayında büyükelçi olarak geldiğimde bambaşka bir Rusya ile karşılaştım. Gökdelenler, alış veriş merkezleri ile modern bir başkent. Asayiş ve güven ortamı da bir çok kentten çok ileri.

Rusya ve Türkiye ilişkileri açısından yeniden ifade edecek olursak burada birbirine mecbur olan iki ülke görürüz. Benden sonra görev yapacak diplomatların elbette kendi tarz ve yöntemleri olacak. Ancak, Türkiye ile Rusya komşudur. Dost olmaya, iş birliği yapmaya mecburdur. Bu ilkeden sapılacağını ve geri adım atılacağını düşünmüyorum.
 
Rus uzmandan İsrail'in yardım konvoyuna saldırı yorumu: Bölgede savaş çıkma ihtimali çok düşük

Moskova Devlet Üniversitesi Enformasyon-Analitik Merkezi Başkan Yardımcısı Aleksandr Karavayev, İsrail komandolarının Gazze’ye yardım götüren gemilere saldırması olayına Moskova’nın tutumunun çok sert olmasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Cihan Haber Ajansı'na özel açıklamada bulunan Karavayev, İsrail’in uluslararası sularda herhangi bir gemiye saldırıda bulunmasına anlam veremediğini belirtti. Karavayev, “Bir devlet uluslararası karasularda başka bir devletin gemisine saldıramaz. İsrail son zamanlarda sürekli güç eylemlerinde bulunuyor. Bunu alışkanlık haline getirdi. Ortadoğu’daki sorunların baskı ve güç yoluyla çözümünden yana. Son yıllarda da baskı unsurunu artırmış bulunuyor.” diye konuştu.

BM İsrail'e sert yaptırımda bulunmaz

Rus uzman, saldırıya karşılık vermek amacıyla bölgede savaş çıkma olasılığına inanmadığını da sözlerine ekledi. Karavayev, “20. yüzyılda bu tür gerginlikler çoğu zaman savaşla sonuçlanırdı. Artık 21. yüz yıldayız. Ve bu dönemin farklı çözüm yöntem ve kuralları vardır. Bence diplomatik yolla olay çözüme kavuşacak. En kötü ihtimal Türkiye’nin İsrail’e yönelik misilleme yaptırımlar yoluna gider: ticari, siyasi başta olmak üzere tüm ilişkiler kopar. Birleşmiş Milletler’in de bu konuda İsrail’e yönelik herhangi bir sert yaptırımda bulunacağını da düşünmüyorum.” dedi.

Moskova’dan olayla ilgili diplomatik alanda herhangi bir etkin çalışma beklemediğini de vurgulayan Karavayev, “SSCB’nin dağılmasının ardından Rusya Ortadoğu politikasını oluşturamadı. Şimdi Moskova Ortadoğu’daki bazı ülkelerde eski Sovyet askeri deniz üslerine dönmeyi planlıyor. Bölgede arabuluculuğuna soyunuyor. Ama halen etkili bir politika sergileyemiyor. Kremlin’in bu olayla ilgili İsrail ve Türkiye için arabuluculuk ve hakemlik yapması gerekiyor. Ama Rusya’dan bu konuda aktif rol beklemek doğru olmaz.” şeklinde konuştu.
 
Dolar üç ayda 28 rubleye gerileyecek

ABD yatırım bankası Goldman Sachs üç ay içinde rublenin güçlenmeye devam edeceğini, 1 doların 28 ruble seviyesine kadar düşeceğini öngördü.

Serbest piyasada 30,49 rubleden işlem gören doların 12 ay içinde de 27,5 ruble seviyesine gerileyeceği kaydediliyor.

Avrupa piyasalarında yaşanan kriz nedeni ile euro dolar karşısında değer kaybına uğrarken, yerel para birimleri karşısında da dolar güçlendi. Ancak önümüzdeki günlerde Rusya para birimi ruble güçlenmeye başlayacak. Goldman Sachs'ın tahminlerine göre 37,6 rubleden işlem gören euro da 37,8 rubleye yükselecek.

Petrol varil fiyatları da önümüzdeki dönemde yüselmeye devam edecek. 75 dolar seviyesinde olan petrol varil fiyatları Rusya'ya nakit akması için yeterli bir seviye. Bu durumda Rusya'nın bütçe açığı azalırken, ülkeye giren nakit miktarının da artması devam edecek.

Rublenin güçlenmesi Rusya ekonomisinin güçlenmesi ile de doğrudan ilgili. 2010'da yüzde 4-6 büyümesi beklenen gayri safi milli hasıla, 2011'de de yüzde 6,1 büyüyecek.
 
Gürcistan’ın geleceğini belirleyecek yerel seçim yarın

Gürcistan’da Ağustos 2008’de gerçekleşen savaş ve ülkenin bölünmesinin ardından ilk kez halk sandık başına gidecek. Rusya karşıtı tutumu ile bilinen Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin referandumuna dönüşen seçimlerde yerel yönetimler yenileniyor. Boş olan milletvekillikleri seçiminin yanı sıra Tiflis belediye başkanı da ilk kez doğrudan halk tarafından seçilecek. Seçimlere 14 siyasi parti ve 3 blok katılacak.

Seçim sonuçlarının 2012’de yapılacak parlamento seçimleri ve 2013’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini doğrudan etkileyeceği kaydediliyor. Ocak 2008’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 52,8 oy alan Saakaşvili ilk turda seçilmeyi başarmıştı. Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgeleri Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının Rusya tarafından tanınmasının ardından Washington’da gerçekleşen yönetim değişikliği Saakaşvili’ye olan ABD desteğinin azalmasına neden oldu.

Rusya ile İran nükleer programı, Afganistan, nükleer silahsızlanma gibi bir dizi konuda mutabakat sağlayan Washington son olarak Kırgızistan politikalarının da eş güdümlü yürütülmesinde mutabakat sağladı. Beyaz Saray dış politika danışmanı Michael MacFaul’un Moskova’da yaptığı açıklamada “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanmasına yönelik bir stratejimiz yok” değerlendirmesinde bulunması ilgi çekti.

Rus basınında yer alan bilgilere göre, Gürcistan Parlamento Başkanı Davik Bakradze de yaptığı değerlendirmede, “Gürcistan devleti ve ülkemiz adında yarın yapılacak seçimler tarihi öneme sahip. Burada geleceğimizin belirlenmesi açısından çok önemli sonuçlar çıkacak… Seçimlerin tek galibi olmalı, o da Gürcistan devleti ve Gürcü halkı.” dedi.

Anket sonuçlarına göre iktidar partisinin yarın yapılacak seçimlerde şansı yüksek. İlk kez halk tarafından doğrudan seçilecek Tiflis belediye başkanlığı için de 9 aday bulunuyor. Yüzde 30 barajın bulunduğu başkanlık seçimlerinde, adaylardan hiçbirinin yüzde 30’u yakalayamaması durumunda, en çok oy alan iki aday ikinci turda yarışacak. İktidar partisi adayı Kiki Ukulava’nın Tiflis belediye başkanı seçilmesine kesin gözü ile bakılırken, muhalif aday İrali Alasaniya’nın da seçimleri ikinci sırada tamamlanması bekleniyor.

Binden fazla gözlemcinin izlediği seçim sonuçlarına muhalefetin itiraz etmesi ve kısmi sokak gösterilerinin yaşanma ihtimalinin yüksek olduğu kaydediliyor. Saakaşvili’nin yanında olan şimdilerde muhalefete geçen eski parlamento başkanı Nino Burjanedze’nin seçimlere katılmamasına ve Moskova ile sıklaşan temaslarına dikkat çekiliyor.