...................
...................
ULUSAL KÜLTÜRÜMÜZÜN TANIKLARI

SEAUH Lid
Doğu Sanatları Müzesi Kuzey Kafkasya Bölümü
Adige Mak (Adige Sesi), 10.01.1991 Mıyekuape
Çeviri: YEK’UAŞ Seney
Kaynak: Kafkasya Gerçeği, Sayı: 6 Ekim 1991 Sayfa 32-34

                         
...................
...................

Basklar, İspanya'nın kuzeyinde özerk bölgede yaşayan bir halktır. Dilleri, dil bilimcilerine göre, Hint-Avrupa dilleri Avrupa'ya yayılmadan önce Avrupa'da konuşulan dillerden arta kalan tek dildir.

Günümüzde etnografya bilimi ulusal kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerini incelemeye ve ortaya çıkarmaya büyük önem veriyor. Bu incelemeler, aynı topraklarda birlikte yaşayan halkların çeşitli ilişkilerde bulunduklarını, yaşam ve çalışma şekillerinden bazı unsurların yada bütünlerin birbirine geçerek onların kültürlerinin asli birer parçası haline geldiklerini gösteriyor.

Ulusal kültürlerin birbirini etkilemesi konusunun incelenmesinde ve geliştirilmesinde Kafkasya ile ilgili materyallerin büyük yararı dokunuyor. Kafkasya toprakları, en eski çağlardan beri insanların yaşadıkları bir yerdir. Burada yaşayan halkların kendilerine özel ve kendi geliştirdikleri bir kültürleri var. Burada toplumsal kültürlerin birbirini etkileyerek zenginleştirmesi olayını öncelikle ekonomik konularda müşahede edebiliyoruz.

 

Kafkasya halkları,19. ve 20. yüzyılın başlarından itibaren birbirleriyle sürekle ticari ilişkilerde bulunmuşlardır. Birbirlerinden yiyecek maddeleri, kumaşlar, elbiseler, silahlar ve daha başka mallar almışlardır.

 

Gelişmiş bir hayvancılık kültürüne sahip olan bu halklar hayvan sürülerini götürdükleri yerlerde, dağ otlaklarında bir araya geliyorlardı. Bir süre kaldıkları bu yerlerde birbirinden hayvancılık konusundaki deneyimlerini ve geleneklerini de alıyorlardı.

 

Dağlıların uzak yada yakın bölgelere giderek toprak işleme, hayvancılık, inşaat gibi işlerde menfaat karşılığı çalışmaları da, yöresel kültürlerinin birbiriyle zenginleşmesinde rol oynuyordu. Batı Adigey boyları, Karaçaylı1ar, Balkarlar, Osetler, Kabardeyler böylece birbiriyle sürekli ticari ve ekonomik ilişkilerde bulunarak maddi ve manevi kültürlerinden çeşitli parçaları, bütünleri ve gördükleri yenilikleri sürekli olarak birbirlerinden aldılar.
 

Bu ilişkilerin en karakteristik örneklerinden birisi, çalışmak üzere Kuzey Kafkasya'nın diğer yörelerine giden Dağıstanlı gümüş işlemecilerinin durumudur.

 

Dağıstanlı kuyumcular hakkında birçok yazılar yazılmıştır. E. Astvatsaturyan'ınki de bunlardan birisidir. Bu yazar devlet müzelerinde bulunan gümüşten yada gümüşle işlenmiş eser koleksiyonlarını, Tiflis, Baku- Erivan, Leningrad gibi kentlerde ki arşivlerde bulunan belgeleri inceleyerek "Dagestanskie mastera serebryanogo i orujeynogo dela v gorodakh Severnogo Kavkaza i Zakavkazya v kontse 19-naç.20 v.v.” (Kuzey Kafkasya ve Kafkasya Ötesi Kentlerinde 19. ve 20. yüzyılda Dağıstanlı Ustalar Tarafından Yapılmış Gümüş işleme Eserler ve Silahlar) adlı araştırmasını yapmıştır. Kafkas-Rus savaşları sonuçlandıktan sonra Dağıstanlı gümüş işlemecileri eserlerini satabilmek için yeni pazarlar aramışlar ve çalışmak üzere, doğdukları yerleri terk edip Kuzey Kafkasya'nın çeşitli yörelerine dağılmışlardı. Birçokları da gittikleri yörelerde yerleşip kalmalar, ev bark sahibi olmuşlardı.

 

Bunlar yerleştikleri yerlerin halkına onların istedikleri türden eserler de yapıyorlardı. Bunların arasında erkek ve kadın kemerleri, gümüş düğmeler, kılıflar, tabancalar vardı. Anlatmak istediğimiz şudur ki, Dağıstanlı kuyumcular yalnız kendi öğrendikleri ve bildikleri tarzda değil, aralarında oturdukları halkın alışmış olduğu ve onlardan istediği tarzlarda da giysi aksesuarları ve silahlar yapıyorlardı. Bunu yaparken kendilerine ısmarlanmış olan esere sadık kalmakla birlikte kendilerinden de bir şeyler katmaya ve onu sanatsal açıdan güzelleştirmeye çalışıyorlardı.

 

Gerçekte Kuzey Kafkasya halkları arasında gümüş işlemeciliğini eskiden beri en büyük ustalıkla yapanlar Adigeler idi. Bu sanatın en geliştiği çağ ise 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyılın başları olmuştu. Ancak Kafkas-Rus savaşları birçok şey gibi bu sanatı da geriletti. Savaştan arta kalan Adigeler atık gümüş işlemeciliğiyle uğraşmadılar.

 

V.K. Gardanov, Adıge'lerin 18. ve 19. yüzyıllardaki sosyal yaşantısı ile ilgili olarak kaleme aldığı kitabında, onların el sanatlarında gümüş işlemeciliğinin özel bir yeri olduğunu anlatmaktadır. B.Melbaho'nun "Kabardinskoye narodnoye dekoratıvnoye ıskusstvo" (Kabardey'lerde Halk süslemecilik Sanatı) adlı eseri de kuyumculuğun ve altın-gümüş işlemeciliğinin Adıge sanatındaki önemli yerini belirtmektedir.

 

Kuzey Kafkasya halklarının giysilerinde kullandıkları gümüşten yapılmış aksesuarlar ile tarihsel süreç içinde bunlarda meydana gelmiş bulunan gelişme ve değişiklikler de E.N.Studenetski'nin "Odejda narodov Severnogo - Kavkaza 18 - 19. v.v "(Kuzey Kafkasya Halklarının18 - 19. Yüzyıldaki Giysileri) adlı eserinde incelenmiştir.

 

Devlet Tarih Müzesinde bulunan çeşitli silahlar arasında birçok Adıge eserleri de vardır. Bu müzenin çalışmalarından E..Astvatsaturyan "Kavkazkoye orujiye" (Kafkas silahları) adlı araştırmasında, Adıge'lerin silahlarını kendilerine özel şekilde ve çok sanatkarca süslediklerini anlatmaktadır.

 

Doğu Halkları Sanat Müzesi'nin Kuzey Kafkasya Bölümünde bulunan değerli eserlerden yapılmış eserler koleksiyonu da aynı hususu kanıtlamaktadır.

 

1986-1988 yıllarında Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Osetya ve Adıgey müzeleri bir kampanya açarak ilginç ve sanat değeri bulunan birçok materyal topladılar. Kent ve köylerde yaşayan, tahta ve deri işlemeciliği, demircilik ve gümüş işleri, kumaş üzerine altın ve gümüş işlemeciliği gibi sanatlarla uğraşmış yada halen bu işleri yapan yaşlı başlı kişilerle konuşarak hayli bilgiler topladılar ve sanat değeri taşıyan eşyaları satın aldılar. Değerli madenlerden yapılmış bulunan kadın ve erkek kemerlerini, gümüş düğmeleri, silahlarla birlikte kullanılan aksesuarları, hazır (fişeklik), kama ve kılıçları topladılar.

 

Kuzey Kafkasya'nın çeşitli kent ve köylerinde çalışan kuyumcu ve gümüş işlemecileri daha çok Gazi Kumuk (Lak) yöresinin Kumukh köyünden geliyorlardı. (Bu nedenle genellikle esas Kumuklarla karıştırılıyor ve Kumuk kökenli olarak biliniyorlar) Ellerindeki eserlerin ne zaman ve hangi usta tarafından yapıldığı sorusuna cevap veren kişiler genellikle bunun anne ve babaları tarafından, köylerinde  bulunan Kumuklu ustaya bir inek yada öküz karşılığı para ödenerek yaptırıldığı cevabını vermişlerdir. Çoğunluğu 19. yüzyılın sonu ye 20. yüzyılın ilk yıllarında yapılmıştır. Bir çoğunun üzerinde yapıldığı yıl ile eseri yapan ustanın adı da kazılmış bulunuyor. Görünüşlerinden bunların Kuzey Kafkasya'nın hangi halkına ait bulunduklarını anlamak hayli zor çünkü hepsinden de özellikler taşımaktadırlar.

 

Adigelerin "çvivu", Karaçaylıların "tüyme" dedikleri kopçalarda (düğmelerde) ki değişim onların elbiseye dikildiği kısımlarda görülüyor. Bu gümüş kopçalar iliklenme şekillerine göre farklılık taşıyorlar. Eski kadın giysilerinde bunlar bir yanda yuvarlak bir ilik diğer yanda ise kopçalar olmak üzere iki parçalı ve iliklenebilir şekildeydi. Yüzyılımızın başlarında bu geleneksel kadın elbiseleri artık giyilmemeye başlamıştı. Say adı verilen kadın elbiselerinde bu kopçalardan kalan, göğüs kısmındaki sembolik gümüş düğmelerle, elbisenin eteklerindeki simle işli süslemelerdi.

 

Kadın elbiselerinde kullanılan aksesuarlar arasında en önemli yeri kemerler tutmaktaydı. Adigelerde, Karaçay, Balkar ve Osetlerde kızlar belli bir yaşa geldikten sonra elbiselerinin üzerine kemer takarlardı. Kemeri evli kadınlar da kullanıyorlardı. Tören ve toplantılarda ise yaşlı başlı kişiler de elbiselerinin üzerine gümüş işlemeli bir tokası olan deriden, veya altın ve gümüş işlemeli kemerler takarlardı.

 

Koleksiyonlarda bulunan ve Adigelerin "biripx", Karaçaylıların "belibau". Osetlerin "ron" adını verdiği kadın kemerleri, hem görünüşleri, hem de yapıldıkları maddeler ve üzerindeki işleme ve süslemeler yönünden gruplara ayrılabilirler.

 

Kemerleri beğenilir kılan, üzerlerine belli bir simetrik düzen içinde işlenmiş bulunan kırmızı yada mavi renkteki meşe palamudu desenleridir. Araştırıcılar bu cins kemerleri Adige eseri saymaktadırlar. Bunlar, görünüş, yapılış şekilleri ve üzerlerindeki desenler bakımından Adige sanatına daha yakındırlar.

 

Altın veya gümüş figürlerle işlenmiş ve bir kopçayla iliklenen bu kemerler çok beğenilmektedirler. Bağlanma yeri daire ve elips şeklinde bir desenle belirginleştirilmiştir. Bu tarz kemerler daha çok Adigeler ve Osetlerle (Kuşha) görülmektedir. Bunlar yüzyılımızın yirminci yıllarına kadar elbise ile birlikte kullanılıyorlardı. Bazen üzerinde çapraz bir kama ve tabanca deseni işlenmiş olanları da görülüyor.Bu kemerler yüzyılımızın ilk yıllarında yalnız Kuzey Kafkasya'da değil Azerbaycan ve Ermenistan'da da kullanılıyorlardı.

 

Gümüşten yapılan bu eserlerin büyük değeri vardı. Her isteyen bunlara sahip olamazdı. Bu yüzden ailelerde bunlara büyük önem veriliyor, yeni yetişen gençlere miras yoluyla bırakılıyor, yıllarca kullanılıyorlardı. Daha harcıalem olanları, tokaları ince bir gümüş tabakasıyla kaplanmış bulunanlardı. Bunlar da dükkanlardan satın almıyor veya ısmarlanmak suretiyle yaptırılıyorlardı.