...................
...................
ASİMİLASYON ÇARKINA İVME KAZANDIRAN ETKENLER!

KİP Müzeyyen Kip

                         
...................
...................

Kültürel kimliklerin sürdürebilmesi için yapılabilecek şeyler, yaşadığın ülkenin sosyal ve demokratik yapılarıyla orantılı ve sınırlıdır. Yaşadığımız ülkelerde demokratik hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesini isteyenler olmakla beraber, etkin güçler, ülkelerin bölünebileceği endişesi ya da bahanesiyle farklı kültürlerin varlıklarını sürdürme çabalarına sıcak bakılmamıştır. Genelde biçimsel ve göstermelik bir demokrasi yeterli görülmüştür.

Bu durumu kimse inkar edemez yok da sayamazdı. Yaşadığımız ülkeler gelişmiş ve demokrat dünyadaki yerini alsa kültürel kimliğimizi daha rahat yaşayacağımız bir gerçekti ama o da olmadı. Geldiğimiz ülkelerde bu sürgün yaşam biçiminde Çerkesler bu mevcut duruma karşı koymak anlamında olmazsa bile kültürümüzün gelecekte uğrayacağı erozyona karşı koymaya ne kadar çaba gösterdi?

Çok çaba gösterildiği söylenemez. Benim çocukluğumda dil bilmenin bir kıymeti harbiyesi yoktu. Tam tersi düzgün Türkçe'miz yok diye hor görüldüğümüz de olmuyor değildi. Bu kültür, bu dil biter endişesi hiç yoktu. En azında benim yaşadığım çevrede yoktu. Ne zaman ki göçler, dışarıya açılımlar başladı o zaman nereye doğru gittiğimizin farkında olacaktık.  

Köylerden şehirlere hızla göçler başladıktan sonra kültürümüz, dilimiz en büyük yarayı o dönemde aldı. Nihayet biraz olsun fark edildi geç fark edilse de yarayı sarma çabaları gösterilse de bu arada kangren olanlar olmadı değil, kültürümüz adına kaybettiklerimiz bile hayli çok.

Köylülükten biraz olsun çıkanlarda yani iyi eğitim almış kişiler de çoğu geriye bakmadı. Bakınca çıktığı kabuğu beğenmedi. Çoğu da yabancı evlilik yaptı. Dış evlilikler yapanlar bir kendileriyle bitmedi. Yabancı evlilikle içimize gelenlerin bize ayak uydurmak yerine fedakarlık yine bize düştü, biz onlara uyum sağlamaya çalıştık. Ortam içinde dilimizi anlamıyor Çerkesce konuşmayalım, adetimizi bilmiyor diye nasıl davrandılarsa öyle kabul ettik sesimiz çıkarmadık. Hatta içimize gelenlerden de bazılarından bizi sindirenlerde çıkmadı değil.

İkinci grup olan iyi eğitim almışlardan da (yabancı evlilik yapmayanlarda dahil) çok hayır gelmedi. Diğer gruptan ayrı olarak onlardan kayda değer asimilasyona onlarda direnç gösteremedi, kültürümüze olumlu katkıları olmadı denilebilir. Anne-baba dil bilse de çocuklarına kendi bildikleri dili dahi öğretemediler. Bir dönem asimilasyon çarkı onlarla da daha da ivme kazandı.

Bir arkadaşım şunları anlatmıştı:

Babam yargıçtı. Türkiye'nin birçok yerinde kaldık. Nereye gitsek Çerkes olduğumuzu duyan hemşerilerimiz hemen gelip bizimle tanışıyorlardı. Bize çok değer veriliyor, el üstünde tutuluyorduk. Genelde taşradan eğitimsiz ve maddi durumları zayıf insanlarla karşılaşıyorduk. Mevcut durumlarından ve bize gösterilen bu ilgi ve alakadan babam, annem, kardeşlerin en büyükleri ve ayrıca geleneğimize en yakın olan ve büyükleri olarak ben bu durumdan çok memnun ve mutlu oluyorduk. Fakat diğer kız kardeşlerim benim kadar şanlı değillerdi. Onlar bana göre geleneklerimize ve toplumumuzdan uzak kalmışlardı hatta yabancılaşmışlardı. Çocuk aklı işte en küçük kardeşimiz kendi okul arkadaş ortamında çekiniyor ''ben Çerkes'im'' demek istemiyordu. 

Kolejde okurken halk dansları ekibindeydi. Ekibin gösterisi için davulcu-zurnacı gelmiş. Kardeşim sarışın, şirin tatlı bir kız çocuğuydu, sevimli de olunca zurna çalan esmer adamın dikkatini çekmiş kardeşime yaklaşıp soru sormak, sevmek istemiş. Çocuk aklıyla zurnacının imajı iyi gelmedi ki, daha ne soracağının bilmeden ''Eyvah! zurnacı da Çerkes beni de tanıdı arkadaşlarımın yanında sen Çerkes misin'' diyecek diye, o sormadan kardeşim atılmış "ben Çerkes değilim demiş"  ve eve gelip bunu  bizlere anlatmıştı.

Babamda, ''kızım bizim Çerkeslerden zaten zurnacı çıkmaz! Sana başka bir şey diyecekti, keşke öyle söylemeseydin'' diye güldük, diye anlatmıştı.

Bir dönem böyle işte çocuklarımız Çerkes'im demek dahi istemiyorlardı. Çerkes olmak sakıncalı olmakla eş anlamlı gibi algılayan nesillerin getirdiği bir gün geldiğimiz bugünkü günümüz.