...................
...................
DÜRÜST OLMAYAN DAVRANIŞLAR VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR

Prof. Dr. Acar Baltaş
Platin Aylık Ekonomi Dergisi, Eylül 2014

                         
...................
 
...................

İnsanların özlerinde dürüst olduğunu, ancak koşulların onları baştan çıkardığını söyleyenler olduğu gibi; insanın doğası gereği yoldan çıkmaya eğilimli olduğunu söyleyenler de vardır. Bir araştırma grubu, konuya bilimsel bir cevap bulmak için insanlara zaman içinde birden fazla hile yapma fırsatı vererek ne olduğunu anlamaya çalışmıştır. Bunun için bilgisayar ekranını A ve B olarak ikiye bölerek her yarıya farklı sayıda noktalar yerleştirmiş ve A tarafındaki cevapların 10 katı fazla ödül kazandıracağının bilgisini vermişlerdir. Bu, bir hekime A ve B tedavi planları (ilaçları) arasında tercih yapmalarını, ancak A planına özel bir prim seçeneğinin dahil olduğunu söylemekten farklı bir durum değildir.

Bu araştırmanın ortaya koyduğu sonuç şudur: Araştırmaya katılanlar, hile miktarını yavaş yavaş artırmış ve bir noktaya gelince iyice yoldan çıkıp ölçüsüzce hile yapmışlardır. Araştırmacılar, ayrıca bu sıçramanın farklı insanlarda farklı zamanlarda meydana geldiğini görmüşler ve buna 'canı cehenneme' etkisi adını vermişlerdir. Bizim dilimizde benzer durumlara  önce 'bal tutan parmağını yalar' sonra da 'battı balık yan gider' dendiği bilinir. İnsanların büyük çoğunluğu, bir noktaya kadar saygın görünüşlerini korumaya çalışıyor, ancak bir noktayı geçince her şeyi boş verip, 'durumdan mümkün olduğunca yararlanma' yolunu tutuyor.

Tövbenin Yararı

Bu mekanizma sadece çıkarla ilgili konularla sınırlı değildir. Örneğin diyet yapanlar, bu duyguyu son derece iyi tanırlar. Diyete büyük çoğunlukla kararlı ve sıkı başlanır, sonra biraz gevşer, sonra da boşverilir. İnsanı yaptığı yanlışa son vermeye yönelten, bir başka deyişle 'tuttuğu balı yalamaktan' ve 'balığı yan gitmekten' vazgeçirten bir mekanizma var mıdır? Bu Katoliklerin 'günah çıkartması', Marksistlerin topluluk önünde yaptıkları 'özeleştiri' ve Müslümanların 'tövbesi'dir. Ancak bu süreç, her zaman beklendiği gibi işlemeyebilir ve hatta tam tersine sonuç verebilir. Bazıları günah işler, sonra tövbe eder (günah çıkartır) rahatlar, sonra yeni bir tövbeye kadar günahlarına devam edebilir.

Tövbe ettikten veya günah çıkarttıktan sonra kişi kendisini hafiflemiş ve rahatlamış hisseder, yeni bir sayfa açar ve bu duyguyu korumak için bir süre bu durumunu sürdürür. Araştırmacılar bunu anlamak için katılımcılara bir kağıt vermişler ve onlardan 'yakın bir zamanda yaptıkları kötü bir şeyi yazmalarını ve daha sonra da bunu yırtarak çöpe atmalarını' istemişlerdir. Bundan sonra en başta anlattığımız uygulamayı yaptıklarında hile miktarının azaldığı görülmüştür. Araştırmacılar, bu durumun ne kadar devam ettiğini araştırmamışlardır. Bu, insanların zaaflarını önlemek ve topluma düzen getirmek için dini uygulamalardan günlük hayata uyarlanabilecek bir sonuçtur. Örneğin büyük şirketlerin yöneticileri, politikacılar ve kamu hizmetinde çalışanlar için bu tür mekanizmalar oluşturulabilir ve onlara da hizmetlerinde ve hayatlarında yeni bir sayfa açma fırsatı verilebilir.

Yaptığı doğru olmayan şeyleri itiraf ederek yeni bir sayfa açmanın yararlı sonuçlar verdiği Güney Afrika’da beyazlarla siyahların birbirinden intikam almadan bir arada yaşamalarına imkan vermiştir. Ancak bu, Mandela gibi çok istisnai bir liderin önderliğinde gerçekleşmiştir. Benzer bir barışma uygulaması da Kolombiya’da yaşanmıştır. İşkenceci polis ve askerler, kurbanların ve yakınlarının olduğu ve televizyondan da yayınlanan toplantılarda, insanlara karşı işledikleri suçları olabildiğince açıklıkla anlatarak pişmanlıklarını dile getirmişler ve bir 'barış sürecinin' başlamasında sorumluluk almışlardır.

Kültürel Farklılık

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanların  hile yapmak konusunda farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Çünkü  bu araştırmanın yapıldığı ülkelerde Kanada ve İskandinav ülkeleri hariç ABD, İsrail, İtalya, Türkiye’de yaşayanlar, kendi ülkelerinde hilenin daha yaygın olduklarını söylemişlerdir.

Ariely ve arkadaşlarının yaptığı araştırmanın amacı, ahlaki esnekliğin alanlarını ölçmekti. Bunun sonucunda insanların %15’inin hilelerini 'normal' gördüklerini ve hile yaptıktan sonra da kendilerini iyi hissetmeye devam ettiklerini buldular. Hile konusunda kültürel farklılık, hile veya dürüst olmayan davranışın yapıldığı alan konusunda saptanmıştır. Örneğin intihal konusunda bazı kültürler, bilimsel çalışmalarda 'biraz' aşırmayı hoş görebiliyor ve bunu ahlaki bir sorun olarak değerlendirmiyor. Benzer farklılıklar sadakatsizlik, sahte markalı ürün kullanmak, vergi kaçırmak, internetten yasal olmayan içerik indirmek alanlarında da bulunmuştur. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, farklı kültürler 'bal tutanın parmağını yalaması'na gösterilen hoşgörüyü, konuya göre daraltabiliyor veya genişletebiliyor. Hatta bazı durumlarda ahlak alanının dışına bile çıkartılabiliyor. Örneğin yüksek ölçüde yolsuzluğun olduğu ülkelerde polise, gümrüğe veya resmi görevlilere açıktan 'ödeme yapmak' normal karşılanabiliyor.

Araştırmacı grubunun ilginç bulgularından biri de şu olmuştur:  Dört doğru cevabın bir bardak bira kazandırdığı bir araştırma modeli oluşturulmuş ve bu model Başkent Washington’da meclis personelinin, New York’ta ise banka çalışanlarının devam ettiği barda sınanmıştır. Bunun sonucunda banka çalışanlarının daha çok hile yaptığı bulunmuştur.

Sonuç

İnsanların büyük bir çoğunluğu hem kendini saygıdeğer bir birey olarak görmek hem de durumun sunduğu imkanlardan yararlanmak eğiliminde. Doğruluğu ve dürüstlüğü yaygınlaştırmanın yollarından biri 'vicdan' eğitimine zaman ayırmaktan geçer. Günümüzde şehirli ailelerin çocuk yetiştirirken birinci önceliği 'başarı'dır. Açık veya örtük ailelerin büyük çoğunluğunun özlemi 'Dünyada bir konuda en iyi olacak bir insan' yetiştirmektir. Bunun yerini 'Dünya için iyi biri olacak bir insan yetiştirmek' aldığında dünya yolsuzluk liginde Türkiye’nin yeri 144 ülke arasında 88'incilikten farklı bir konuma gelecektir. Vicdanlarımız, tehlike, tehdit, haz ve çıkar söz konusu olduğunda sınanır. Rivayet o ki, bir Osmanlı paşasına “Sen dürüst müsün diye sormuşlar?” O da: “Bin altına kadar” deyince dinleyenler, cevaptaki bilgece derinliği anlayamayıp şaşırmışlar. O da eklemiş, “En çok bu miktara hayır dedim”. Bir antik düşünürün dediği gibi “Hiçbirimiz sınanmadığımız günahın masumu değiliz.”

 

Kaynaklar:
Gino F And,
S, Ariel D. : Contagion and differentiation in unethical behaviour. The effect of one bad apple on the barrel. Psychological Science 2009
Ariely D.
: The honest truth about dishonesty. Harper Collins Pub. 2012