...................
...................
İZZET AYDEMİR

Erhan Hapae

                         
 
...................
 
 

1960'ların başında Ankara’ya toplanmış sayıca çok az Çerkes aileleri içinde, sözlü edebiyatın çokça geçtiği buluşma ve tanışma yıllarında, bir çocuk olarak seyrede geldiğimiz küçük piknik düğünlerinin birinde görmüştüm O ak saçlı adamı. Sakin bir gülümseme ile etrafı gözleyen, bizim yaramazlıklarımızı sevecenlikle karşılayıp karşılamadığı konusunda hiç sır vermeyen, neredeyse sesini bile duymadığım O adam; PK: 5 / EMEK adresiyle hatırladığım o derginin sahibiydi. Yani çilelerin.

Bu gün geriye baktığımızda, ideolojilere mesafeli duran ve sonraları kitaplar yazacak çoğu Adige yazarın ilk eğitim aldığı bir mektep olan bu mütevazı derginin, epeyce demokrat bir duruş sergilemiş olması bir yana, içeriğinin sonraları yayınlanacak olanlardan daha az kapsamlı olduğunu söylemek çok zor gelir bana.

Doğal olarak günlük siyasetle uğraşmayan bu dergi, çoğu Çerkes'in kendi kültürüne ait, yazılı şeylere rastladığı,hemen hemen ilk yerdi. Kurşun harflerin tek tek dizilerek baskıya verildiği, derginin postaya verildikten bir hafta sonra abonelere ulaşabildiği, bilgi dolaşımının çok zor ve tepkilerin hemen hiç alınamadığı yıllarda, Ankara’da orta halli bir memur maaşıyla, bir yandan geçinmeye çalışıp, diğer yandan oluşturmaya çalıştığı zihinsel ortam bu gün çok anlaşılmayabilir. Bilgi ulaştırma meselesi bir yana, bilgi toplama işinin çok daha zor olduğu o yıllar, akıntıya karşı kürek çeken bir düşünce emekçisi olarak görülürdü, değeri de pek bilinmeden.

Bütün cemaat örgütlerinde rastlana gelen bir şeydi belki ama bizim dernek vs örgütlerimize, zaman zaman birileri çıkıp gelir, ortalığı heyecanlandırır, sonra ne umduklarını kestiremediğimiz bu insanlar ya umduklarını bulamaz, ya bulduklarını beğenmez bir şekilde, bir daha hiç görünmemecesine kaybolup giderlerdi. Bunlar tarihi en iyi bilen, siyaseti en iyi seçen, en iyi ressam, en entelektüel, en gün görmüş, xhabze konusunda otorite, tehlikelerin en farkında,bütün yanlışları herkeslere göstermeye pek meraklı, doğrular konusunda kendilerinden pek emin insanlar olurlardı genellikte. Öyle tartışmayı falan sevmez, dikte etme meselesini daha uygun bulurlardı çoğu zaman. Bütün bu özelliklerin hepsi birden olmasa da, bir kaçını üzerlerinde taşırlar ve dernek çevresinde, kendilerine karşı oluşan ilgisizliğin nedenini  üzerlerine hiç alınmadan, cemaatin kavrama kabiliyetine yorup birazda hor görerek yok olup giderlerdi. Bu uyumsuz ilişki biçimi, belki de bazı değerleri yitirmemize neden olsa da, Çerkes toplumunun kibarca takındığı bu kül yutmaz tutum, genellikle değerli gelmiştir bana.


Onu yüksek sesli iddialar içinde görmek mümkün değildi
. İçine düştüğü o tartışmaları neredeyse ermiş bir sessizlikle izler, o herkesleri aşmış büyük tecrübelerini yarıştırmayı kendine yakıştıramazdı. Bu soğukkanlı ve ilgisizmiş gibi duruşu ve sonraları daha siyasi dergilerin ortaya çıkması, kendi dergisini çıkaramaz hale gelmesi döneminde, çoğu kimseler, onunda, kaybolan küskünlere karışacağı endişelerine kapılırdı. Ama öyle olmamış, kendisine başvuran ve başvurmayan herkese başından geçen tecrübeleri iddiasız bir mütevazılıkla aktarıp durmuştur. O, ilk başladığı gün gibi, ilgi ve zihinsel dünyasını biz çileli Çerkesler dünyasından hiç kurtaramamıştır, bunu istediğini de hiç sanmam.

Çok ilerlemiş yaşında Nalçik şehrine yerleştiğini ve yılın bir bölümünü orada geçirmeye başladığını duyardık. Çeşitli Nalçik röportajların da karşılaşır olmuştuk son yıllarda. Kendisi dönüş meselesini pek telaffuz etmediği ve üstelik Kabardey olmadığı halde, Adige dilinin sokakta konuşulduğu tek Kafkasya şehrini seçmiş olmasından, ömrünün geri kalan kısmını, bir Adige dili içinde yaşama isteği ile izah etmeyi yakıştırmışımdır hep.

Uzaklardan izleyedurduğumuz, diaspora yayın tarihinin bu değerli emektarını, kaybettiğimiz için üzülsek de bu gün, yavaş yavaş karıştırılmaya başlayan eski arşivlerin hemen hepsinde, sürekli karşımıza çıkarak, hatırlanacaklar listesinde hak ettiği yerini almış olması, kendisi ve bizler açısından sevindirici bir durum olsa gerektir.

Hiç birimizden hiçbir şey beklemeyen O ak saçlı bilgenin, isteği ne olabilirdi ki başka.

Toprağı bol olsun.