...................
...................
Prof. Dr. GÜNSEL ŞURDUM AVCI

KUBE Nurhan Fidan
19 Nisan 2008

                         
 
...................
 

Doksanlı senelerin ortalarıydı. İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD)  Başkanı Günsel hanımla derneğin üst kat lokalinde bir grup toplantıdayız. Benim o an orada bulunma nedenim, bir müzik grubu korosuna dahil olmam. Günsel hanımın bizden ricası ise derneğin kurum kimliği altında olmamız, dernek adına konserlere katılmamız ve kendilerinden de destek görmemiz. Bizlerse derneğin müzik grubu olmayı şiddetle reddediyoruz. Bağımsız olmalıyız, hiçbir kuruma ait olmamalıyız (niye ise) özgürce müzik yapmalıyız ve daha birçok adına grup prensipleri dediğimiz kompleksli sebepler.

Günsel hanım şaşkınlık içinde bizi dinlemiş, fakat U2 ayarındaki bu kaprislerimize ve iyi niyetli önerisinin bu kadar şiddetle tepki görmesine hiç bir anlam verememişti.

Zaten bu bağımsızlık ve özgürlük düşkünlüğümüz yüzünden bir müddet sonrada sudan sebeplerle birbirimizden de sıkılıp hepimiz ayrı yollara gitmiştik.

İKKD’nin  Bağlarbaşı’ndaki lokali doksanlı senelerin ortalarına kadar üst kattan ibaretti. Günsel hanımın azmi ve gerekli çevrelere endikasyonu sonucu alt kat da alınmış ve şık bir toplantı salonuna dönüştürülmüştü. Fakat bu tadilat ve çalışmalar sırasında ‘zor oyunu bozmuş’ derneğin çoğu aktif üyesi, kimi Uzunyayla derneğine, kimi Gaziosmanpaşa derneğine kimileride Kartal’daki derneğe gider olmuştu.

O dönem, bünyesinde yüzlerce insanı yetiştirmiş olan bu değerli kurum, birazda yalnız bırakılmış gelir bana ve kendi adıma suçluluk duyarım. Çocuk yaşlarımda kapısından neredeyse çekinerek girdiğim bu bina, bugün bile bana bir özgüven ve aitlik duygusu verir.

Gerekli tadilatlar bittikten sonra bu dağılmış ve uzak kalmış kitleyi dernek etrafında toplamak yine Günsel hanım ve ekibine düşmüştü. Üyelere yazılar yollama, aktivite projeleri hazırlama, kurum yazışmaları gibi ciddi mesai gerektiren işleri, aynı zamanda yoğun bir kardiyoloji profesörü olarak nasıl hallederdi hiç bilmiyorum. Mesela bizlerin böyle şeylere pekte vakti yoktu ama çalıştığımız işyerlerinin şirket eğlencelerine, Latin dans kurslarına, tatillere seyahatlere zamanımız vardı.

Kesintilide olsa bırakmadığımız tek Çerkes uğraşısı ise müzikti. Dağılan geniş grubumuzdan epey sonra sevgili Cüneyt Özen’le bir araya gelmiş ve uyumlu bir gitarist arkadaşımızla beraber keyifli üretimler yapar olmuştuk. Festivallerde ve dernek organizasyonlarında sahne aldığımız zaman, Günsel hanım bize iltifat eder, bence oldukça acemi olan sahne performansımız için övgü dolu sözler söylerdi. Cüneyt arada bir akorları karıştırsa da, ben şarkı sözlerini unutsam da bu durum hiç değişmez, bu seferde ‘sizin sahne ışığınız yeter çocuklar’ derdi. İstanbul’da sayıları neredeyse on beşi  bulan Kafkas derneklerinin çoğu organizasyon ve  aktivitesine yoğun doktorluk hayatına rağmen eşi  Cenk beyle beraber yetişmeye çalışırdı.

İki bin seneleri başında Adigey cumhurbaşkanı Aslan Carım'ın eşi Fatima Carım o dönem Kafkas İş Adamları Derneği (KAFİAD) başkanı olan Cihan Candemir beyin  davetiyle Türkiye’ye gelmişti. Organizasyonun İstanbul ayağı Günsel hanımındı ve birkaç gün için kendisiyle beraber benimde eşlik etmemi istemişti.

İstanbul gezisinde ki o birkaç gün içinde Cihan beyin (Candemir) aslında ne kadar sempatik ve zarif, Mahmut Nedim Özel‘in bir pot kırabiliriz diye ne kadar endişeli ve Günsel hanımın ne kadar pratik olduğunu örgendik.

Kendisi her ne kadar Çerkesce konuşamadığını söylese de, Adigey’in mütevazı ‘first leydisiyle’  bensizde pekala anlaşabilecek kadar dil biliyordu. Fakat hemen her konuda olduğu gibi o konuda da ayrıntılı ve titiz düşünüp ağırlama ekibindeki herkesin iyi Adigece konuşuyor olmasını önemsemişti.

Bir iki sene önce sekiz mart dünya kadınlar gününde, İKKD’ndeki etkinlikte, Çerkes kültürüne hatırı sayılır emeği olan hanımların arasına sevgili Rahşan Erdoğan ve beni de katmıştı. İtiraz edecek gibi olsak da otoriter bakışlarıyla bizi susturmuş ve küçük dinletimizden sonra, taltif için hazırlanan yaka iğnelerini bize de takmasına sesimizi çıkaramamıştık. Ona göre Çerkeslik konusundaki bütün marifetler iltifata tabi olmalıydı ve bizim müzik konusundaki amatör çalışmalarımızı da marifetten saymıştı.

Kimi kereler dediğim dedik tavrı ve kuralları eleştirilse de, İKKD şu anki insan yoğun halini büyük ölçüde, bu kitlesel sirkülasyonu tekrar var eden Günsel hanım ve ekibine borçludur. İKKD örneğin, İstanbul Dostluk Kulübü gibi üst yapıda varolan fakat birazda taban kaygısı taşıyan yapılanmalar için bir merkez teşkil etmekte ve bu kurumu cömertçe bünyesinde misafir etmektedir.

Kesintisiz on yılı aşkın süre dernekte bir muharebe askeri gibi çalışmak ve yöneticilik yapmak bu kentli pratik ve saygın profesörü elbette ki yormuş, fakat bir taraftan da bu toplumda hak ettiği saygınlığı ise çoktan kazanmıştır. İstanbul Çerkes dünyası, namlı bir kardiyolog olan kendisine sadece kalplerini emanet etmekle kalmayıp, toplumsal pratikler açısından da her zaman ihtiyaç duyacak ve muhtemel ki uzun bir süre öylede kalacaktır.

Sevgiler Günsel guaşe…