MENÜ





 

.

.

ADİGEY GÜNLÜĞÜ    -3

Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

5 Mart 2005 Perşembe

Maykop’ta DÇB genişletilmiş Yönetim Kurulu toplantısı: Son iki Genel Kurul ve çok sayıda Yönetim Kurulu, Genel Yönetim Kurulu toplantılarını hep Nalçik’te gerçekleştiren DÇB; kimi toplantılarını DÇB üyesi derneklerin ev sahipliğinde gerçekleştirmeye başladı.

 

.

Hatırlayacağınız gibi geçen Eylül ayında Kıyı Boyu Adigelerin ev sahipliğinde Genel Yönetim Kurulu toplantısı yapılmıştı.  1991’de kurulduğundan beri DÇB yönetimi ilk kez Kıyı Boyu’nda gerçekleştirdiği ilk toplantıydı bu. Maykop’taki genişletilmiş Yönetim Kurulu toplantısı ilk değildi ama son toplantıdan buyana uzun bir ara verilmişti.

Son günlerde Adigey’in cumhuriyet statüsünün kaldırılması, Krasnodar Kray’a katılması konusunda kimi yayın organlarındaki  haberler, kimi devlet adamlarının bu konudaki demeçleri gündemin en çok üzerinde durulan maddesi idi. Bu, Adigey delegelerinin de konukların da DÇB de görüşülsün istedikleri konuydu. Başkan ve yakın çalışma arkadaşları hazırlıklı olarak gelmişlerdi. Konuya ilişkin ve böylesi bir girişimin kesinlikle karşısında olunduğunu vurgulayan DÇB görüşlerini içeren bildiri, üzerinde tartışılıp gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra kabul edildi. Bildirinin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Putin’e ulaştırılması  görevi DÇB başkanı ve Federasyon Devlet Duması üyesi Nexuış Zawuırbi’ye verildi. Daha sonra, bir süre önce Türkiye ve Kimi Avrupa ülkelerini dolaşan, derneklerde konuşmalar yapan, televizyon programlarına çıkan Hat’ejıhue Valera’nın DÇB eleştirileri üzeride duruldu, suçlamaların asılsızlığı, değerlendirmelerin yanlışlığı konusunda oybirliği ile karara varıldı.


Toplantının tüm ağırlama giderlerini Adigey Devlet Başkanı Şomen Hazret karşıladı. Yönetim Kurulu toplantısı sonrası Kafkasya Federasyonu adına sayın Orhan Özmen’in de yer aldığı DÇB başkanı sayın Nexuış Zawırbi başkanlığındaki bir heyet devlet başkanı ile görüşmelerde bulundu. Ev sahipliği için teşekkür edildi, dil kültür sorunları muhaceret ilişkileri, iletişimin sıkılaştırılması konuları konuşuldu. Vize, oturma izni, vatandaşlığa kabul koşullarının kolaylaştırılması konularında yardımları istendi. Hazret Şomen, Orhan Bey’in Türkiye’ye davetine de İlgisiz kalmadı. DÇB başkanı muhaceret ülkelerini kapsayan geziler düzenlerse katılabileceğini de söyledi. Muhaceret ülkelerindeki soydaşlarla ilişkileri düzenleyecek, sorunların çözümüne yardımcı olacak devlet örgütü kurulması, uydu televizyonun bizler için önemini bir kez daha dile getirmekten kendimi alamadım.

Yeri gelmişken, dilimizi kültürümüzü koruyup geliştirmeyi, dileyen Çerkeslerin, anavatana dönüşüne yardımcı olmayı, diğer ulusal sorunlarımızın çözümünü  amaç edinmiş ve bu amaçlarını ancak yerel yönetimlerimizle Rusya Federasyonu’nun katkıları ile sağlanabileceğinin bilincinde olan ve bu bilince koşut eylemlerde bulunan bir örgütün devlete muhalif olmadığı için eleştirilmesi anlamakta zorlandığımı söylemeliyim. Türkiye’de kimi milletvekilleri sadece dernek enel kurullarına katıldıkları için sevinilecek, ancak Federasyon Duması üyesinin DÇB başkanlığı görevine seçilmesini yanlış bulacağız…

 

10 Mart 2005 Perşembe

Adigey Cumhuriyeti Anayasa Günü:  Evet Rusya Federasyonu’nun bir üyesi cumhuriyetimizin anayasası bir hafta kadar süren tartışmalardan sonra tam on yıl önce bugün kabul edilmişti.  Ben de parlamento oturumlarını DÇB adına izlemiştim. Kimi parlamenterler anayasanın her maddesinin Federasyon Anayasası ile tam uyumlu olması gereğini dile getiriyordu. Adigey Başkanı Carım ve onu destekleyen parlamenterler de üye ülke anayasalarının federasyon anayasası ile temel konularda uyumlu olması gerektiğini doğru buluyor ancak birbirinin kopyası olması gereğini de yanlış buluyordu.

Anayasaların birbirinin kopyası olması gerektiği görüşünü federasyonun ruhuna aykırı buluyordu. O günlerde hem Adigey’de hem de Federasyon genelinde demokrasi yanlısı politikacılar günümüze göre daha etkin olmalıydı ki anayasamız kabul edildi. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki Rusya Federasyonu’nda genel tabir ile şahinler diyebileceğimiz politikacıların etkinliğinin artmasına koşut olarak, anayasamızın kimi maddelerinin Federasyon anayasasına uydurulması çalışmaları günümüzde de sürmekte… Dahası, bunlar arasında Adigey’in cumhuriyet statüsünün kaldırılmasını yüksek sesle dile getirenler bile var.

Anayasamızın 10. yılında Adigey Başkanı  Şomen Hazret yanında, ikili parlamentomuzun başkanları ve  milletvekillerince olayın önemsediğinin kanıtı demeçler verildi, bildiriler yayınlandı. Filarmoni’deki törenle de kutlandı. Bunlar da 10 yıl öncesine ilişkin hiç unutamayacağım iki anım.


7 Mart 1995. Yukarıda sözünü ettiğim gibi anayasa maddeleri üzerinde çok çetin geçen müzakereler  sürerken bir öneri: Dünya Kadınlar Günü nedeni ile 8 Mart’ta görüşmelere ara verilmesi. Herkeslerde bir rahatlama, bayan parlamenterlere buketler sunulması ve alkışlarla önerinin kabulü.

10 Mart 1995. Akşama doğru. Anayasa kabul edilmiştir. Parlamento binasının bu işe uygun salonunda şampanyalar patlatılacak, olay kutlanacaktır. Mutluluk tüm üyelerin, konukların yüzlerinden okunmaktadır. Başkan Carım ilk konuşmayı yapar. Kadehler kalkar, İkinci konuşma… Anladım ki ben konuşmazsam Adigece konuşmak kimsenin aklına gelmeyecek… Ama nasıl söz isteyeyim… Dönüş yapan ve sosyal-politik olaylarda yer alan az sayıda insanımızın seyrek olmayarak içine düştüğü zor durum. Sesimi çıkartmasam Adigey Anayasası kabulünün ilk kutlamasında hiç Adigece duyulmamış olacak. Peki sözü kendim istemem acaba nasıl karşılanacak… Ancak, anadilde de mutlaka  konuşulması gereğine inanıyor ve dönemin devlet bakanı şimdi devlet üniversitesi rektörü Xhuınegue Reşid’e dileğimi Carım’a iletmesi ricasında bulunuyorum. Kendim söylersem daha uygun olacağı yanıtını almam üzerine yaklaşıyor ve dileğimi dile getiriyorum.

Dileğimin kabul gördüğünü sevinçle görüyorum. Konuşan dördüncü kişi oluyorum Konuşmamı dönemin meclis başkanı L’ıuıjü Adam Rusça’ya çeviriyor. Özellikle Adige olmayan parlamenterlere sesleniyorum. Anayasayı desteklemekle Adigey’deki halkların  huzur içerisinde yaşamalarına katkıda bulunmakla kalmayıp, Rusya Federasyonu’nun uluslararası platformda itibarının artmasına da hizmet ettiklerini dile getiriyor. Bu mutlu olaydan sonra Muhaceret Çerkeslerinin Rusya Federasyonu’na artık daha sempatiyle bakacaklarını dile getiriyorum… Anayasa’nın bir çok önemli maddesinin uyuma kurban edildiğini bilenler belki de “Anayasa mı kaldı” diyeceklerdir. Ben de olsun diyorum Sadece adı bile kalsa korumak gereğine inanıyorum. Şahinlerin sonsuza dek etkili olamayacaklarını düşünüyorum Rusya Federasyonu’nun bütünlüğünün halkların özgürlüklerinin genişletilmesine doğrudan bağlı olduğunun bilincinde olan politikacıların etkilerinin artacağını düşünüyorum. Biliyorum ki bunlar federalizmin temellerini sağlamlaştıracak, demokrasiyi geliştireceklerdir.
 

14 Mart Pazartesi

4 Mart Tıp Bayramı kutlamalarına ilk olarak 1968 de katılmıştım. AÜ tıp Fakültesi birinci sınıf - çiçeği burnunda mı derler-  öğrencisi idim. Hani, fakülteyi bitirdiğinde ne denli eksik olduğunu anlayan tıp öğrencisinin kendini prof. sandığı ilk yıl. Daha sonra, 1992 de Anavatana dönüşe kadar her yıl meslek bayramı olarak kutladım. Anavatan’a döndükten sonra da on dört mart bayramlarında meslekten arkadaşlarımı, dostlarımı andım hep. Son beş yıldır da bambaşka bir anlamı var benim için bu günün. 14 Mart Adige dili ve yazını günü yani bayramı. 1853 yılında Tiflis’te basılan ve Adigece eğitim veren okullarda okutulan ilk alfabenin, Bırséy Wımar alfabesinin yayımlandığı tarih 14 Mart. Adigey’in ilk başkanı Carım Aslan’ın kararnamesi ile kutlamaya başladık bu bayramı. Geçen yıl DÇB kararı ile tüm dünyada Adığabze günü olarak kabul edildi.  Maykop ve bölge kütüphanelerinde sergiler, okullarda konuya ilişkin açık dersler, radyo ve televizyonda özel programlar, gazetelerde özel röportajlar, Adige Xase’nin aylık Haç’eşi  yanında üç cumhuriyetin üç ayda bir çıkardıkları ortak gazetenin de konusuydu Adige Dili ve Yazını Günü.

Pazartesi günü tören Devlet Üniversitesine bağlı Adige Dili ve Kültüroloji Fakültesi’nde başladı. Bırséy Wımar’ın büstü yanında başlayan törene başta Eğitim-Bilim bakanı Jade Anzawur olmak üzere bakanlar, parlamenterler, bilim adamları halk temsilcileri ve öğrenciler katıldı. Törenin ev sahipliğini yapan Dekan Prof. Dr. Bırsır Batırbi’nin ilk alfabeyi hazırlayan Bırsey Wımar ile aynı soyadını taşıyor olması rastlantıdan öte mutlu bir olaydı. Daha sonra kutlamalar Devlet Üniversitesi  salonunda, günümüz dil sorunlarının konuşulduğu konferansla sürdü.

Ben konferanstaki konuşmamı, günümüzün iletişim olanaklarını kullanarak muhaceretteki Çerkeslere dil öğrenimi konusunda daha etkin olarak nasıl yardımcı olabileceğimiz üzerine kurgulamıştım. Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü çalışanlarından Prof Dr. Hanaxu Ruslan ve Devlet üniversitesi Fizik Fakültesi Dekanı Tlaç!e Bıçıslav’ın hazırlamış olduğu bir çok konuyu içeren CD den söz ettim. Benzer çalışmaların hızla çoğaltılması gerektiği üzerinde durdum. İnternet, Web sayfaları’nın mutlaka devreye sokulması gerektiğini ama en büyük yardımcının uydu yayını yapacak bir televizyon olduğunu vurguladım.

Mutlulukla Sevgili Kuban’dan söz ettim. İnternette bizim sitelerimizi dolaşan herkesin yakından tanıdığı, hazırladığı Circassian Canada sitesi herkesçe beğenilen Sixhu Kuban’dan. Ben de Kuban’ı sitesi aracılığı ile tanıdım. Yazıştık, davetimi geri çevirmedi. Televizyon kurmada uzman değerli bir arkadaşımız. Şimdilerde uydu yayını yapabilecek televizyon projemizi hazırlıyor, karşılıksız olarak, zorunlu harcamaları da kendisi yaparak. Tek eksiğimiz proje mi diyenler de çıkabilir. Ama umut bu… Hele bir proje hazır olsun… Olayın önemini kavrayan bir yada birkaç babayiğit de çıkar diye umuyorum…

Geleneksel bir ikramın yapıldığı kısa bir ardan sonra kutlamalar, İslamıy’ın de katıldığı coşkulu bir konserle noktalandı. Adigece öğrenen Rus öğrencilerin parodisi ise görülmeye değerdi..   .

Bizler burada 21 Şubat’ta da Prof.Dr. Bleğoj  ve Prof Dr. Namitok öncülüğünde Dünya Anadilleri Günü’nü kutlamıştık. Bilindiği gibi UNESCO’nun 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat,  2000 yılından beri  Anadili Günü olarak kutlanıyor. Amaç yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan anadillere dikkat çekmek, onlara yardımcı olmak.  Üzücü olan dilin kültürün yaşatılması amacı ile kurulduğu söylenen muhaceret derneklerimizde bu günlerin kutlanmamış olmasıydı. En azından ses getirecek, önemsenecek şekilde kutlanmamış olmasıydı.
 

25 Mart 2005 Cuma

Filarmoni salonunda Andırxuay Xusén Pedagoji Koleji’nin 80. yılı. Adigeler için yaşamsal önemi olan bir eğitim kurumu artık  Küçük Akademi de denen kolej. Adigey Yıldızı ödülüne de layık görüldü. Müdürü Açümız Kazbek. Adigey’in cumhuriyet statüsü kazanmasında da yararlıkları olmuş bir aydın. Kolej ise Cumhuriyetinin Adigey’de açılan ilk yüksek okulu. Hemen, hemen bildik tüm yazar çizerlerimizi, sanatçılarımızı, bilim adamlarımızı, politikacılarımızı mezun etmiş bir eğitim yuvası. Kurulduğundan bu yana 15.000’e yakın mezun vermiş köklü bir yuva.  İnsanları eğitecek olanları eğiten bilim yuvası… Kurumun ne denli önemsendiğinin göstergesi komşu bölgelerden gelen konuklar…

Rostov’dan, Krasnodar’dan, Kalmıkya’dan, Kheberdéy-Balkardan, Karaçay Çerkes’dan..Çeçenya’dan temsilcilerin katıldığı, salondaki hemen herkesin bu köklü eğitim yuvasına ilişkin anılarını tazelediği bir sıcak bir törendi. Sevincini sahnede, katılımcılarla paylaşan çok sayıda kişi arasında başkan yardımcımız Gakcayev, ikili meclisimizden birinin başkanı Tatyana Petrova, ünlü yazarımız Meşbeş’e İshak, Devlet Üniversitesi Rektörü Xhuınegue Reşid, Kolejden mezun olmadığına üzünldüğünü dile getiren Maykop Teknoloji Üniversitesi Rektörü Thakuşeıne Aslan… Derneğimiz adına Şhalexhue Asker, Aktiv ve Gufes adına Yedic Memet…
 

22. Nisan 2005 Cuma

“Yaşa Benim Cumhuriyetim” adı verilen İslaméy ve Adige Xase öncülüğünde düzenlen miting-konserindeyiz. Lenin Meydanında yaşlı genç her halktan binlerce insan… Bakanlar… Baş savcı… Parlamenterler… Bilim adamları… Öğrenciler.. Halk, halk… İslamey dışında Rus Halk Enstrümanları orkestrası, birçok solistimiz de sahne aldı. Coşku, coşku… Endişe yok hiçbirimizin yüzünde, korku yok. Herkeslerin yüzü aydınlık… Güveni okuyorsunuz insanların yüzünde. Federasyon Yetkililerinin Federasyonu karıştırmak isteyenlerin oyununa gelmeyeceği güvenini. Onların oyunlarını bozacağı güveni.

Adigey’in Cumhuriyet statüsü kazandığı andan itibaren aksi yönde görüş belirtenlerin, çaba gösterenlerin var olduğu, bunların arasında Adigelerin de bulunduğu bilinen gerçekler.  Ancak son aylarda bunların seslerini daha bir duyurmaları, Tkaçov’un demeci, NTV adlı merkez televizyonlarından birinin olayı kurcalaması, Yerel bir gazete’nin bu konuda anket yapma girişimleri, Yüksek Seçim   Komisyonu Başkanı’nın maksadı aşan demeci olayı ciddiye almayı gerektirdi. Başkan Hazret Şomen Bölge başkanları ve Adige Xase temsilcileri ile görüştü. Diğer halkların sivil toplum kuruluşları ile görüşmeler serisini sürdürdü, Hükümet özel gündemle toplantı yaptı. Parlamento birleşik toplantısının gündemini bu konuya ayırdı. Xase diğer halkların temsilcilerinin de katıldığı Cumhuriyetin statüsünü koruma amaçlı, kırktan fazla üyeli bir forum kurdu. Gazeteler, radyo, televizyon olayı daha bir önemsedi. Makaleler yayınlandı, özel programlar hazırlandı. Sorumlular nezdinde gerekli girişimler başlatıldı. Muhaceret Derneklerinden destek mesajları geldi, Bölge toplantıları düzenlendi, ve başa dönersek cuma günü de akşam üzeri miting-konser düzenlendi. 

Bu yoğun tempoda benim de yazım gecikti. Posta kutuma Genel Yayın yönetmenimiz Sayın Behice Bağ’ın sert ve haklı bir uyarısı düştü. Yazıyı yetiştirmeye çalışırken Adıghey tv. Haber programında Federasyon Merkezi’nin kendisine güvenenleri utandırmayan, oyunları bozan sesi duyuldu. Kendimi tam veremediğim için adını veremeyeceğim Federasyon yetkilisi cumhuriyetlerin statüsünün anayasal güvence altında olduğunun altını çiziyor, Adigey’ın Krasnodar’a katılması konusunda resmi hiçbir girişimin olmadığını dile getiriyordu. Halkı huzur içerisinde işini gücünü yapmaya çağırıyordu. Sağduyu bu kez galip gelmişti. Ne mutlu…

Bu olaydan, mutluluğun sürekli olması için, çalışmaların da sürekli olması gerektiği dersini çıkardığımızı umuyorum. Gerilere gidiyorum. Bilinçli olarak bu mücadele içinde olduğum kırk yıl oldu… Bir ömür de denebilir… Bayrak bizim kuşağa devredildiğinde, bayrağı devretmeye hazırlandığımız gençlerin ana-babaları henüz evli değildi… Evet bu kırk yılda kimler geldi, kimler geçti… Geçip gidenlerin sayısının mücadeleye devam edip duranlara oranla çok fazla olduğunun nedenini de arıyorsun bir yandan. Buluyorsun da Mehmet Fetgeri Şoenu’nun Meclis’e Sunusu’nda. Fetgeri, Gönen Çerkes köylerini sürgünden kurtarmak amacı ile hazırladığı sunusunda, devlete halkların daha kolay nasıl asimle edilebileceğinin yollarını da anlatıyor ve şu tespitte bulunuyor: “…En sağlıklı asimilasyon aracı ise genellikle okul ve kültürdür. Bunlar iki ajitasyon koludurlar ki insanları az bir zamanda aynı düşünür, aynı görür bir duruma getirebilirler. Spor dernekleri ve karşılaşmaları, ulusal tiyatro ve sinemalar en büyük kolaylığı yaratırlar. Hele bunlara güvenlik ile huzur, refah ve varlık da eklenirse iş kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü birçok insanın ulusal sevgisi, onların biraz fazlaca olan kişisel çıkarlarının sınırını aşamaz.

Bu tespitin -en azından senin halkın için- doğruluğu da yüreğini dağlayıp duruyor…

Kalın Sağlıcakla…

.

1      2      3

.

.

.