...................
...................
ÇERKES SÜRGÜNÜ

Fethi Güngör

Kafkas Vakfı Bülteni,  Ocak 2002

 
...................
 

Göç mü, yoksa sürgün mü?

Göç [ing. Migration]: Birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere gitmeleridir. (Kızılçelik-Erjem, 1994: 185)

Coğrafya başta olmak üzere, ekonomi, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi göç olgusunu inceleyen disiplinler arasında konuya en geniş açıdan bakan bilim dalı sosyolojidir. ''Çünkü sosyolojik çözümlemeler coğrafi değişmelerden çok sosyolojik boyut ve çerçevedeki değişmeleri dikkate alır. Örneğin, göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç nedenleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama aşamaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke halkları üzerindeki etkileri sosyolojinin ilgi alanı kapsamındadır." (Gezgin, 1994: 14)

Göç türleri incelenirken ele alınan ‘uzaklık’ kavramı genellikle kıta içi ve kıtalararası göçlerle ilgilidir. Bir ülkenin ulusal sınırları içerisindeki nüfus hareketlerine iç göç, nüfusun ülke sınırları dışına yönelik yer değiştirmesine ise dış göç denir. Mahiyetleri itibariyle bu tür göçlerde fiziksel uzaklık kavramının hiç bir önemi yoktur (Gezgin, 22).

Zorunlu göçlerde (tehcir), göç kararı göç edenin istemini dikkate almamaktadır. Zorunlu yerleştirme politikaları ya da bir savaş, doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler zorunlu göçlerdir. ''Göç edenin istemine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de vardır. Bu eğilimin nedeni ‘sürgün’ kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmek olmalıdır''. (Uysal, 1996: 141)

Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasya'dan Anadolu'ya gelişi bir sürgündür. Bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.


Çerkeslerin sürülme sebebi

Ekonomik, dini, siyasi ve kültürel nedenler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan sürgün nedeni savaşlar olmuştur. Kafkasya'dan Anadolu'ya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de siyasi ve dini boyutu olmakla beraber en önemli nedeni iki yüzyıl devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine yenilgilerle sonuçlanmasıdır.


Sürgün Yolu

1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla; Kafkasya'dan, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vb limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 sürgünü ile Osmanlı-Rus savaşından sonraki 1878 sürgün kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey insanları göçürülmüştür. Daha sonraki sürgün de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).

Sürgün yolunda çekilen çileler yolda ölenlerin feci durumları Trabzon'daki Rus Konsolosu’nun, sürgün işlerini yönetmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan ortalama olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun çevresindeki 110.000 kişi arasında her gün ortalama 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu nedenle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar ulusun bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere yerleştirilmiştir (Berkok, 1958: 529).

Çar’ın Kafkasya Naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustos’unda Batı Kafkasya halkına şu duyuruyu bildirmiştir: ''Bir ay içinde Kafkasya terk etmezseniz, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın değişik bölgelerine sürülecektir:" (Berkok, 526).

İşte bu yüzden, esirliği ve boyundurukluğu en büyük şerefsizlik gören Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Ünlü Rus şair Lermontof bu gerçeği bir şiirinde şöyle dile getirir: ''Bu insanlar yurtlarını ve babalarının mezarlarını neden terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberinde getirdiği esirlik zincirinin korkusuyla!" (Berkok, 524).

Rus yönetimi, bölgenin yerli nüfustan arındırılarak boşaltılması konusunda zorlayıcı önlemler alma yanında bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusundan ayrılıp gelen ve Osmanlı ordusunda görev alan General Musa Kunduk(ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor:

''Çeçen reisleri uzun tartışmalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da her türlü kolaylığı ve yardımı yapacağını söyledim... Rus Generali Loris'e gidip 50 bin dönüm kadar olan arazime karşılık 45 bin altın Ruble istedim. Hemen ödedi. Ancak göçmenlere harcanmak üzere ayrıca 10 bin altın Ruble daha istedim. Bunu az bularak 20 bin ödedi... Bu şekilde 25 Mayıs 1865'te, aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3 bin Çeçen aile ile birlikte göç ettik. Geride kalanların göçme görevini Çeçen bölgesi naibi reis Sa'dullah'a vermiştik." (Kundukov, 1978: 67-70).

Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) sırasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç susuz kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye doluşup taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayıs’ında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık belirtisi gösteren olursa hemen denize atılırdı...1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzon'da bir tek adamın 3050 cariye birden aldığı oluyordu...'
(Avksentev, 1984: 61-62).

Üç milyon Kafkas insanını zorla yurdundan süren Rusya, bu mazlum ve kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, unutulmuş ulus üzerindeki siyasi emellerine son vermiş değildi.

Rus Hükümeti adına General Fadol, Musa Kunduk ile Gazi Muhammed'e şu öneriyi sunmuştu: 'Afganistan sınırında Çerkeslerden oluşan bir devlet kurmak, Osmanlı Devleti'ndeki tüm Çerkesleri oraya göçürmek, kurulacak devletin Rusya'ya bağlı kalması koşuluyla bütün giderlerinin Rusya tarafından ödeneceğini garanti etmek. Her ikisi de bu teklifi reddetmişti. Rusya bu proje ile Afganistan'ı işgal etmekte olan İngilizleri bertaraf etmeyi düşünüyordu. (Kundukov, 12) Göçürülen Çerkeslerin karşılaştığı dayanılmaz zorluklara tanık olan bazı Ruslar bile vicdan azabı duyuyordu. Musa Kunduk Paşa’nın anılarına bir göz atalım:

"... insanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; 'Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah'tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti'ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok.' (Kundukov, 62-63).
 

Sürgün sürecinde geri dönme eğilimi

21 Mayıs 1864'te dört yüzyıllık Rus -Kafkas savaşının batı kesimde de yenilgiyle sonuçlanmasıyla başlayan büyük sürgün süreci uzun sürmemiştir. Osmanlı Devleti'nden dönüp gelen bazı insanların anlattıkları, Paç'e Beçmırza'nın şiirleri, açlık, hastalık ve ölüm haberleri getiren gözyaşı ve hasret dolu akraba mektupları özellikle Kabardey'den göçün devam etmesini engellemiştir. (Berzec, 134 )

Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu göçmenlerin ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek ‘önemle rica ediyorum, sürgün sorununda acele etmeyelim’ demişti.

Sürgün büyük bir hızla devam ederken, bir taraftan da geri dönme eğilimleri baş göstermişti. Türkiye'deki Rus Elçisi İgnatiev'in 21 Şubat 1872 tarihinde Rus Dışişleri Bakanı'na yazdığı gizli bir yazıda, Türkiye'ye göçürülmüş 8500 Çerkes ailenin katlandıkları dayanılması zor-koşullardan şikayetle Kafkasya'ya geri dönmek istedikleri bildirilmiştir. (Berzec, 198)

İskan edildikleri yerlere uyum sağlayamayıp geri dönmeye yeltenen göçmenlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Osmanlı Hükümeti önlem alma gereksinimi duymuştu. 18 Kanun-ı sani 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verecek her hareketin engellenmesi emredilmiş, bu konuda yabancı deniz nakliyat şirketlerine de gemileriyle tek bir Çerkes bile taşımamaları’ resmi yazıyla bildirilmiştir. (BOA, Hariciye Nezareti , 122/64 )

Bandırma çevresinde Yeni Sığırcı köyüne yerleştirilen 300 aileden 150'si, oradaki yaşama uyum sağlayamayıp anavatana dönmüştür.

1911'de Hac dönüşünde Şam valisi ile görüşen Canıko Bako; on bin Çerkes olduklarını, kendilerine hicret etmek istediklerini söyler, vali de memnuniyetle kabul eder. Canıko, Mehmet Hanaşe ile birlikte bir heyet halinde gelip daha önce iskân edilen köyleri gezer, perişan durumlarına tanık olur. Kendilerinin iskân edilmesi için belirlenen Kerk tepelerini gezerler. Bu kayalıkları beğenmeyip Ağustos 1911'de deniz yoluyla İstanbul üzerinden geri dönerler, hiç kimse de hicret etmez. (Berzec, 130)

İstanbul'daki Çerkes Teavün Cemiyeti sekreteri hukukçu Tsağo Nuri 1913'te anavatana dönerek Kabardey bölgesinde değişik okullarda Çerkes Dili okutmaya başlamıştı. (Berzeg, 1995: 247)

1991'de kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun (KHK) fahri başkanı Musa Şenıbe anlatıyor: "Annem anlatırdı; Dedem yolda (karşıdan gelen gemidekilerden) Türk'e gidenlerin hastalıktan kırıldığını öğrenince yanındakilerle birlikte denizin ortasından dönüp geri gelmiş.'' (Şenıbe, 1996).



Osmanlı Devleti'nin sürgün ve yerleştirme politikası

Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ile ilk ilişkilerini kurduğu 17. Yüzyıldan beri kişisel göçler başlamıştı. Büyük göçten önce Osmanlı ordusunda görev almış yüzlerce subay ve bir bölümü vezirlik yapmış 300 paşa vardı. Osmanlı Devleti, Kafkasya'yı egemenliği altına almak için bu üst düzey bürokratlardan yararlanmıştır. Musa Kunduk Paşa şöyle anlatır: "Sadrazam ile görüştükten sonra Berzec Hüseyin Paşa’nın yanına gittim. Wubıkh Ali Paşa da (Hafız Paşa’nın kardeşi) oradaydı. Bu iki kişi Çerkes göçmenlerinin durumlarını yakından izliyordu. Hüseyin Paşa, Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu göçmenlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek 'önemle rica ediyorum, göç konusunda acele etmeyelim' demişti.'' Hüseyin Berzec Paşa 1866'da idam edilmiştir (Berkok, 517).

"Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede sürgün ve yerleştirme yöntemine sıkça başvuran Osmanlı Devleti, 9 Mayıs 1857'de göç kanununu çıkarmıştır. Bu arada Rus Çarı’yla gizlice ittifak etmiştir... Göçenlerin mal, can ve özgürlükleri, diğer tüm hakları Sultan’ın garantisi altındaydı. Her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti. Anadolu'ya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu. 1860 yılında iskân-ı Muhacirin Komisyonu kuruldu. Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti. Buradan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi, Osmanlı Devleti'nce planlanmış, sonraları gelişen gerçek durumdan çok daha önce programlanmış bir iştir.'' (Karpat'tan naklen Berzec, 47)

Nefy ve iskân, yönetim politikalarından en barizleri olan Osmanlı Devleti (Barkan, 1949-50: 524 vd.) bu sürgün ile yüz yüze kalmış olduğu bir çok problemini halletmeyi de düşünmüştü. (Berzec, 120)
 

Rusya'nın iskâna müdahalesi

Binlerce yıllık öz yurdundan zulüm ve kanla sürdüğü milyonlarca insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelere yerleştirileceğine de müdahale etmiştir. Rusya'nın 2 Mart 1878'de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus sınırına yakın yerlerde yerleştirilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi konusu üzerinde durulmuştur (Berzec, 126). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu kez Rumeli'den Anadolu'ya göçürülmüştür.
 

Sürülen Çerkes sayısı

Büyük sürgünle ilgili resmi istatistik bilgilerinin tamamına sahip değiliz. Ancak muttali olunabilen Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar vardır. Osmanlı’daki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866'da göçmenlerin bir milyona ulaştığını belirtir (Nartların Sesi, 1980: 15).

Ünlü tarihçi Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000’a yakın olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti'ne ulaşan göçmen sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat, 1995: 69). Kafkasya'nın özgürlük mücadelesi konusunda değerli bir yapıt yazmış olan Hızal da göçün 1.500.000 Kafkasyalının yurdundan sürülmesiyle sonuçlandığını belirtir (Hızal, 1961: 49).

Ancak; Kafkasya'da yaşanan iç sürgünler, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma çevresine Güneydoğuya göçürülenleri, Yahudi -Arap savaşında Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, sözcüğün gerçek anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı üç milyonu aşmaktadır.


Çerkes Muhacereti (Diasporası)

Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır. Varna'da halen dört Çerkes köyü vardır ve özel giysilerini ve dillerini korumaktadırlar. Trablusgarp'a (Libya) bir defa da 1000 aile gönderilmiş olduğu arşiv belgesi ile kesinleşmiştir. Irak, Endonezya gibi hiç tahmin edilmeyecek ülkelerde bile Çerkes varlığına rastlanmaktadır. Mısır'da üç yüzyıldan fazla hüküm süren Çerkes Memlükleri ise: ayrı bir araştırma konusudur.
 

Sürgünün açtığı derin yaralar

"Sürgün operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en önemli olayıdır. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısını, ekonomisini ve politikasını olumsuz yönde etkilemiştir."(Berzec, 129)

Aynı düşünceyi paylaşan ve 1864 büyük sürgününün Çerkes toplum yapısında son derece büyük yıkıntılara yol açtığını belirten din bilgini Meretowkoe Nuh, Çerkes Tarihi adlı yapıtında, gerek 1864'te, gerek daha sonra devam ederek 1878, 1888, 1890,1900 yıllarında Osmanlı Devleti'ne son bulan göç hareketlerini eleştirmekle ve vatanın toplu şekilde boşaltılmasının meşru bir gerekçesi olmadığı görüşünü savunmaktadır (Mertuki, 1912: 34, 61).

Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi ya da annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydının yapıtlarında açıkça görmek olasıdır. (bkz. Parlatır, 1987: 31 vd.)

Kaynakça
1) Avkscntcv, A., İslam na Sevemom Kavkaza, Stavropol, 1984.
2) Barkan, Ö. L., 'Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler', İ.Ü.İ.F. Mecmuası, c. 11, s.l-4, İstanbul 1949-50, s.524 vd.
3) Berkok, İ., Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958.
4) Berzec, N., Tehcîru'ş -Şerâkise, (Arapçaya çev. İsamu'1 -Hasen), Amman, 1 986.
5) Berzeg, S. E., Kafkas Diyasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995.
6) BOA, Hariciye Nezareti, c. 122, dosya no: 64.
7) Gezgin, M. F.,İşgücü Göçü ve Avusturya'daki Türk İşçileri, İ.U. Yayınları, İstanbul, 1 994.
8) Henze, P., 1986, s. 247'den nak. Edris Abzakh, ‘Circassian Home Page’, İntemet, (http.//www.geocities.com./CollegePark/234 1/).
9) Hızal, A. H., Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası, Orkun Yayınları No: 4, Ankara 1961.
10) Karpat, K. H., Ottoman Population 1830-1914, Wisconsin, 1995.
11) Kızılçelik, S., Erjem, Y., Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü, Atilla Kitabevi, Ankara, 1994.
12) Kundukov, M., Anılar, çev. M. Yağan, İstanbul 1978.
13) Mertûkî, N., Nûru'l-Mekâbis fî Tevârîhi'l-Çerâkis, Kerimiyye Matbaası, Kazan, 1912.
14) Nartların Sesi Dergisi, Sayı. 16, Ankara, Şubat 1980,s.15.
15) Şenibe Musa ile Röportaj, Nalçik, 01.10.1996.
16) Parlatır, İ., Tanzimat Edebiyatında Kölelik, TTK Yayınları, Ankara, 1987 .
17) Uysal, H., İnsan ve Toplum Bilimleri Sözlüğü, Uysal Kitabevi, Konya, 1996.