MENÜ





 

.

.

ARTIK EVİM MAYKOP’TUR
ÇETAO Nadir Yağan
Maykop,  Şubat 2009

.

.

Makbule Hanım kendinizi tanıtır mısınız?

 

43 yaşındayım, Antalya’nın Yeleme köyünden, Yedic sülalesindenim. Atatürk Üniversitesi biyoloji bölümünü bitirdim.
 

Eşim ve o zamanlar dört aylık olan kızımla birlikte 25 şubat 1992’de  Maykop’a geldim. 17 yıl oldu ama saat beşte Maykop’a girdiğimizi bugün gibi hatırlıyorum.

.

Kızım Gufab şimdi on yedi yaşında ve bu yıl üniversiteye başladı. On üç yaşında Bislan adında bir oğlum var.  Eşimden ayrıldım. Çocuklarımla birlikte yaşıyorum.


 

Burada ne işle meşgulsünüz, hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?

 

Geldiğimde “Rusca öğrenince biyoloji öğretmenliği yapabilirsin” demişlerdi  ama biyoloji öğretecek kadar Rusça öğrenmek imkansız göründü gözüme.  Ben her işte çalışabilirim. Şu işi yapmam bu işi yapmam demedim hiçbir zaman.
 

Maykop’ta merkez pazarın içinde büfe işletiyorum. Sandviç, çay, kahve vb yiyecek içecek satıyoruz. Ev kirası , çocukların ihtiyaçları vb olmak üzere ailemin geçimini bu büfeden sağladığım gelirle karşılıyorum.
 

İnsan hiç bir yerde aç kalmaz. Çalışmak istedikten sonra burada da aç kalınmıyor. İnsan Kafkasya’da  yaşamakta  samimi ise her  işi yapar. Bir yerde yaşamaya karar verdiğinizde oranın koşullarına da uyum sağlıyorsunuz.

 

 

İş yaparken zorlandığınız şeyler oluyor mu?

 

Çalışırken ya kanuni kurallara harfiyen uyacaksın ya da tanıdığın olacak . Böyle yaparsan zorlanmadan çalışırsın.
 

Onun dışında yanımda çalışan elemanlarla bazen sorunlar oluyor. Çalışma disiplini çoğu insanda yok. İşe geç geliyorlar ya da hiç gelmeyebiliyorlar. Çalışırken birden “ben gidiyorum “deyip çıkıp gidebiliyorlar. Hiçbir şey yapamıyorsun. Bu durumla özellikle Ruslarda daha yaygın olarak karşılaşıyorum. İçki içmişse işe gelmiyor vs. Bunların dışında herhangi bir problemle karşılaşmıyorum.

 

 

Geldiğinizde Adigece biliyor muydunuz? Burada mı öğrendiniz?

 

Her şeyi anlıyordum ama konuşamıyordum, telaffuz bozukluğum vardı. Buraya geldikten sonra bir sıkıntım kalmadı artık rahatlıkla konuşabiliyorum. Gündelik hayatta Adigelerle Adigece, Ruslarla Rusca konuşuyorum. Adigece'm Rusca'mdan daha iyi.

 
 

Çocuklarınız Gufab ve Bislan Adigece biliyorlar mı?

 

Biliyorlar. Konuşmakta biraz çekingenler ama anlayabiliyor, konuşabiliyor, okuyabiliyor ve yazabiliyorlar. Gündelik konuşmaları rahatlıkla sürdürebilirler. Adige arkadaşlarıyla Adigece iletişim kurabiliyorlar. Buradaki Adige çocukları nasılsa onlar da öyleler. Onlarla aynı derecede Adigece aynı derecede Rusca konuşabilirler. Artı Türkçe de biliyorlar. 

Kızımla ilk beş yıl boyunca sürekli Adigece konuştum. Türkiye’de büyütmüş olsaydım annem, babam kardeşlerim hepsi Adigebze konuşuyor olmalarına rağmen herhalde bunu başaramazdım. En iyi ihtimalle  anlıyor ama konuşamıyor olurlardı.
 

Biz Türkiye ‘deyken de dilimizle, kültürümüzle her şeyimizle Adige'ydik. Zaman değişti. Oradaki yeni nesiller artık dilimizi konuşamıyor. Biz çocuklarımızı  burada büyüterek dillerini, kültürlerini öğrenmelerini sağlayabildik.


Buradaki Adigelerle arkadaşlık, komşuluk ilişkileriniz nasıl? Yerli arkadaşlarınız var mı?

 

Uzun zaman bahçeli bir evde oturduk. Adige komşularımla her gün birbirimiz görmezsek eksiklik hissederdik. Özellikle seksen  yaşında bir teyze ve ben yaşlardaki kızıyla çok iyi ilişkilerimiz vardı. Şimdi oturduğum ev bir apartman dairesi ve komşuluk ilişkilerim burada da gayet iyi.  Birbirimize gidip geliyoruz. Çocuklarımız arkadaşlık ediyor.
 

Türkiye’den dönenlerle görüştüğüm kadar buradaki Adigelerle de görüşüyorum. İyi bir Adige çevrem var. Düğün, cenaze vb toplumsal sosyal olaylara katılırım. Mutlaka gitmemiz gerektiğini düşünürüm.

Buradaki  adetlere uygun davranıp acı, tatlı günlerinde yanlarında olmalıyız ki kaynaşabilelim. Gündelik hayatta başımı örtmüyorum ama Adigey’de cenazelerde kadın erkek herkes başını örter. Ben de gerektiğinde buna uygun davranırım.
 

On yedi yılda onlarda da bizlerde de hızlı sosyal değişiklikler oldu. Birbirimize daha çok yaklaştık. Yakın ilişkide olduğumuz insanlar için söylüyorum, onlar bizden aldı biz onlardan aldık.
 

Buradaki Adigeler biraz kapalı bir toplum olarak yaşadılar. İyi ki de öyle yapmışlar eğer öyle yapmamış olsalardı Adigey de Adigelik de kalmazdı. Koca Rusya’nın içinde 120 bin kişiyi eritmek çok kolay olurdu. Bugüne kadar kalabilmelerini biraz da yabancılara kapalı bir toplum olarak yaşamalarına bağlıyorum. Kendilerini, yabancı ilişkilere kapatarak korundular.

 

Biz dışarıda olanlar  gelenekleri, dansları dile göre daha çok koruduk. Müslüman Türk kültürünü de aldık tabii.
 

İlk geldiğim zamanlarda tanıştığım insanlarla ilişkim hala devam ediyor. Evlerine her gittiğimizde sofra hazırlamaya kalkarlar, zahmetli işlere girişirlerdi. Adige kültüründe gelen misafire yemek yedirmek elbette var ama biz, çok sık görüştüğümüz insanlara her seferinde çok zahmetli ve uzun sürecek sofralar kurmuyoruz. Sadece çay, kahve içilerek de iyi sohbet edilip güzel vakit geçirilebileceğini bizden öğrendiler. Tabii bu durum bizim yakın çevremizdeki arkadaşlarımız için geçerli.

 
 

Akrabalarınızla da görüşüyor musunuz?

 

Görüşüyorum ama kaynaşmak için akraba olmak gerekmiyor. Türkiye'den gelmiş olmak bizi burada herkesle akraba yaptı zaten. Arkadaş daha yakın oluyor. Buralı bazı  arkadaşlarımın aileleri benim kendi ailem gibi oldu. Tanıştığım bütün insanlar akrabalarıymışım gibi yaklaştılar.

 

 

Türkiye’ye gittiğiniz zaman neler hissediyorsunuz?

 

Gidene kadar annemi, babamı, üç kardeşimi, arkadaşlarımı, akrabalarımı  elbette özlüyorum. Ailemizin bir parçası orda olduğu sürece bütünüyle  kopma şansımız yok. Önceleri her yıl gidiyorduk ama şimdi birkaç yılda bir gidiyoruz.
 

Gittikten bir süre sonra yani onları gördükten, biraz vakit geçirdikten  sonra Maykop’a gelmek istiyorum. Türkiye’ye yabancılaştım. Gezmeye, ziyarete giderim ama artık evim Maykop’tur. Burada yaşamak isterim. Kendimi ait hissettiğim, mutlu olduğum yer burası.
 

Maykop, güzel, yaşanılabilir, sakin bir şehir. Burada kaybolmazsınız. Yollar birbirine paralel. Oksijen sıkıntısı çekmezsiniz. Her taraf ağaç, yeşil .

Bir de Antalya’dan geldiğim için denizi özlediğimi söyleyebilirim. İçinde olup yüzmekten çok kenarında oturmayı, denizin kokusunu duymayı özlüyorum.

 
 

Çocuklarınız Türkiye'ye gittikleri zaman nasıl davranıyorlar?

 

Oğlum bir hafta sonra geri gelmek istiyor. Kızımın orada akraba çevresinde yaşıtları daha fazla ve buradan da iletişim halinde oldukları için biraz daha fazla kalmak istiyor ama sonuçta buraya gelmek istiyor o da. İkisi de Türkiye’de yaşamayı istemiyorlar. Bir süre kaldıktan sonra “Anne artık geri gidelim” diyorlar. Kendilerini buraya ait hissediyorlar. Oğlum özellikle çok fazla buraya ait hissediyor kendini.

 

 

Türkiye’ye gittiğinizde çocuklarınızın yaşıtlarına baktığınızda neler düşünüyorsunuz? Maykop’ta yetiştikleri için Türkiye’deki yaşıtlarından eğitim, öğretim başta olmak üzere eksik kaldıkları bir taraf görüyor musunuz?

 

Hiçbir eksiklik görmüyorum. Burada çocuklarımıza yeterli eğitim veriliyor. Gençlik her yerde gençlik. Orada da burada da gençler yaşları gereği bazen ana babalarını üzecek şeyler yapabiliyorlar ama  tam tersine davranış olarak Türkiye’deki yaşıtlarına göre burada yetişenlerin daha iyi olduklarını gördüm.
 

Burada eğitim daha sıkı gibi geliyor bana. Sınıflar 20-30 kişilik. İlkokuldan başlayıp liseyi bitirene kadar aynı okulda okuyorlar.
 

Adige öğretmenler Adige çocuklarıyla özel olarak ilgileniyorlar. Sadece okulda değil dışarıda bir yanlışlarını gördüklerinde müdahale ediyorlar.

Gufab ilkokul boyunca Adige sınıfında okudu. Otuz öğrenci hepsi Adige'ydi. Okulu bitirdiler şimdi üniversiteye gidiyorlar. Arkadaşlarıyla  iletişimi devam ediyor. Onun sınıfındaki otuz Adige çocuğun ailesiyle ben de tanışmış oldum. Okulun düzenlediği pikniklere gidildi, tanışıldı . Çocuğun on bir  yıl aynı öğrencilerle birlikte okuyorsa mutlaka diğer çocukların aileleriyle bir ilişkin oluyor.

 

Bizim dönüşümüzün bilmeyenlerimizin dil öğrenmesi, az bilenlerimizin  geliştirmeleri gibi Adige toplumunun geleceğine  katkısı olduğu bir gerçek ama dönüşümüzün çocuklarımıza daha fazla katkısı oldu. Asıl önemli olan bu. Bizden farklı olarak onlar Adigebze'yi hem okuyor hem yazabiliyorlar. Haftada iki defa Adigebze dersleri var. Öğretmenleri çok mükemmel sadece dil öğretmekle kalmıyor. ”Adige kızı böyle davranır, Adige çocuğu öyle yapmaz vb “ögütlerle çocukları xabzeye göre eğitiyor da. 

Burada yaşayarak çocuklarımın bu ülkenin geleceğine,  bu halkın varlığına büyük katkıları olduğunu düşünüyorum.

 

 

İki çocuğuyla yıllardır yalnız yaşayan bir anne olarak kendinizi burada güvende hissediyor musunuz?

 

Kendimi burada her zaman güvende hissettim. İlk yıllarımızda bahçeli bir evde oturmuştuk. Kapımız açık uyuduğumuzu çok hatırlarım. Bir dönem arabalar çalınıyor, dışarı araba konulamıyor diye Türkiye ‘ye lanse edildi. Hep şunu söyledim. Antalya’da araba çalınıyor. Şehir büyük olduğu için herkes duymuyor ama Maykop küçük bir şehir. Bir hırsızlık olduğunda hemen herkesin haberi oluyor, duyuluyor, fark ediliyor. O zamanlarda Antalya’da, İstanbul’da veya Türkiye’nin başka şehirlerinde de arabalar çalınıyor, hırsızlık yapılıyordu. Orada olduğu gibi burada da böyle şeyler yaşandı.
 

Üstelik son yıllarda Türkiye’de evine hırsız girmemiş insan neredeyse kalmamışken  burada böyle sorunlar yok denecek kadar azaldı.
 

Ben son sekiz yıldır iki çocuğumla bir evde yalnız yaşıyorum ve kendimi her zaman güvende hissediyorum. Burada yalnız bir bayan hic bir tacizle karşılaşmadan Türkiye’dekinden çok daha fazla rahat eder. Gece 12 ‘de bile  yalnız başıma bir yerden bir yere yürüyerek ya da taksi çağırarak  gidip gelebilirim. Kimse laf atmaz, rahatsız etmez. 

 
 

Buradaki sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?

           

Kızımı buraya dört aylıkken getirdim. Bir rahatsızlığı  olduğunda ilaç ihtiyacından tutun süt ve mamasına kadar  tüm ihtiyacını devlet karşılıyordu. Şimdi de sağlık masraflarını karşılayamayan vatandaşa devlet zorluk çıkarmıyor. İhtiyacını veriyor. Hastaysan hastaneye yatman gerekiyorsa hiçbir ücret ödemeden tedavi olabiliyorsun.
 

Yılda iki defa okullarda çocukları sağlık taramasından geçiriyorlar. Çürük diş vb sorunları varsa tedavi ediliyor. Okullarına haftada iki kere diş hekimi geliyor. Sürekli hemşire bulunuyor.
 

Ailemizde hepimizin sağlık sorunları oldu. Doktorların, hemşirelerin hastalarla ilişkisi çok insanca.
 

Annem buraya gelmişti. Kalpten rahatsızdır annem. Doktora götürdüm . ”Yatıralım tedavi olsun “dediler,  istemedi. Annemi ikna etmek için doktor,  “sana tek oda vereyim, yanında Adigece bilen hemşire bulunsun, onu da istemiyorsan sabah gel akşam git  yeter ki tedavi ol” diye çok ısrar etti. Annem ilgiden  çok etkilenmişti.
 

Böbreğim için hastaneye yattığımda bana yapılan Rusca açıklamaları  anlayamıyordum. Rusca  bilmiyorum diye Adige hemşire verdiler. Hiç tanımadığım Adige hemşire kızlar bile mesaileri bittiğinde “Bir ihtiyacın var mı“ demeden işten çıkmadılar.
 

Burada hayvandan insana, canlı hayatına ilgi ve şefkat var. Pazarda bile sağlık görevlileri görev yapıyor. Tansiyonu yükselen, ağrı kesici isteyen onlara gidiyor.

 

 

Rus halkına karşı ne hissediyorsunuz?

 

İlk geldiğim zamanlar Ruslara karşı daha çok tepkim vardı. Sonuçta bize zararları dokunmuştu. Bu istesek de istemesek de içimizden atabileceğimiz bir şey değil. Bir yakın arkadaşım sırf bu tepkisinden yıllardır burada yaşamasına rağmen Rusca öğrenemiyor. 
 

Kızımla bu konularda fazla  konuşmamamıza rağmen şimdi kızımda var o tepki. Okulda Adige tarihini okuyorlar.
 

“Neden benim anneannem, babaannem Türkiye’de?”, “Madem Adige'yiz neden annemle babam orada doğdu?” gibi soruların cevaplarını istiyor. Okulda Rus arkadaşları da olmasına rağmen yakın arkadaşlarını Adigelerden seçiyor. .

 

Benim annem buraya gezmeye geldiğinde o kadar endişeliydi ki  yolda hastalandı. Uçaktan Krasnodar’da indik Maykop’a gelene kadar annem yolu görmedi çünkü  anneannesi buradan gittiğinde gençmiş ve o dönemde “İnsanları çitlere oturttular, çocukları öldürdüler” gibi yapılan zulümlerle ilgili çok şey anlatmış. Burada kalan kız kardeşiyle “Dolunay olduğunda ikimiz de gökyüzüne bakalım, böylece birbirimizi görmüş gibi oluruz” diye anlaşmışlar ayrılırken. Bu tür şeyleri dinleyerek büyümüş annem.  Maykop’a ulaştığımızda Hekuj Adam ve eşi Zara ile tanıştığında ancak rahatladı. Onu görmeye gelen komşular, arkadaşlar ya Adigece ya da Türkçe konuştu. Ertesi gün “Sanki köydeyim. Kendimi Yeleme’de gibi hissediyorum” diyordu.

 

Ruslarla bu konularda öyle uzun uzun sohbet etmedim ama Türkiye’den gelen bir Adige olduğumu öğrendiklerinde “Burası sizin toprağınız, yurdunuza döndünüz ” diyorlar.
 

Eğer bir Adige ve Rus herhangi bir konuda tartışıyorlarsa Adige haksızsa da haklıdır. Evvelden otobüslerde rahatça Adigece konuşamazlarmış, atılırlarmış. Şimdi durum tersine döndü, Adige kimliği daha ön plana çıktı. Ruslar daha sessiz. Yeri geldiğinde alttan alıyorlar.

 

Sohbet için teşekkür ederim Makbule hanım. 

.

.

.