|
Kızım Gufab şimdi on yedi yaşında ve bu yıl
üniversiteye başladı. On üç yaşında Bislan adında
bir oğlum var. Eşimden ayrıldım. Çocuklarımla
birlikte yaşıyorum.
Burada ne işle meşgulsünüz, hayatınızı nasıl
kazanıyorsunuz?
Geldiğimde “Rusca öğrenince biyoloji öğretmenliği
yapabilirsin” demişlerdi ama biyoloji öğretecek
kadar Rusça öğrenmek imkansız göründü gözüme.
Ben her işte çalışabilirim. Şu işi yapmam bu işi
yapmam demedim hiçbir zaman.
Maykop’ta merkez pazarın içinde büfe işletiyorum.
Sandviç, çay, kahve vb yiyecek içecek satıyoruz. Ev
kirası , çocukların ihtiyaçları vb olmak üzere
ailemin geçimini bu büfeden sağladığım gelirle
karşılıyorum.
İnsan hiç bir yerde aç kalmaz. Çalışmak istedikten
sonra burada da aç kalınmıyor. İnsan Kafkasya’da
yaşamakta samimi ise her işi yapar. Bir yerde
yaşamaya karar verdiğinizde oranın koşullarına da
uyum sağlıyorsunuz.
İş
yaparken zorlandığınız şeyler oluyor mu?
Çalışırken ya kanuni kurallara harfiyen uyacaksın
ya da tanıdığın olacak . Böyle yaparsan zorlanmadan
çalışırsın.
Onun dışında yanımda çalışan elemanlarla bazen
sorunlar oluyor. Çalışma disiplini çoğu insanda yok. İşe geç geliyorlar ya da hiç gelmeyebiliyorlar. Çalışırken birden “ben gidiyorum
“deyip çıkıp gidebiliyorlar. Hiçbir şey
yapamıyorsun. Bu durumla özellikle Ruslarda daha
yaygın olarak karşılaşıyorum. İçki içmişse işe
gelmiyor vs. Bunların dışında herhangi bir
problemle karşılaşmıyorum.
Geldiğinizde Adigece biliyor muydunuz? Burada mı
öğrendiniz?
Her şeyi anlıyordum ama konuşamıyordum, telaffuz
bozukluğum vardı. Buraya geldikten sonra bir
sıkıntım kalmadı artık rahatlıkla konuşabiliyorum. Gündelik hayatta
Adigelerle Adigece, Ruslarla Rusca konuşuyorum.
Adigece'm Rusca'mdan daha iyi.
Çocuklarınız Gufab ve Bislan Adigece biliyorlar mı?
Biliyorlar. Konuşmakta biraz çekingenler ama
anlayabiliyor, konuşabiliyor, okuyabiliyor ve
yazabiliyorlar. Gündelik konuşmaları rahatlıkla
sürdürebilirler. Adige arkadaşlarıyla Adigece
iletişim kurabiliyorlar. Buradaki Adige çocukları
nasılsa onlar da öyleler. Onlarla aynı derecede
Adigece aynı derecede Rusca konuşabilirler. Artı
Türkçe de biliyorlar.
Kızımla ilk beş yıl boyunca sürekli Adigece
konuştum. Türkiye’de büyütmüş olsaydım annem,
babam kardeşlerim hepsi Adigebze konuşuyor
olmalarına rağmen herhalde bunu başaramazdım. En
iyi ihtimalle anlıyor ama konuşamıyor olurlardı.
Biz
Türkiye ‘deyken de dilimizle, kültürümüzle her şeyimizle
Adige'ydik. Zaman değişti. Oradaki yeni nesiller
artık dilimizi konuşamıyor. Biz çocuklarımızı
burada büyüterek dillerini, kültürlerini
öğrenmelerini sağlayabildik.
Buradaki Adigelerle arkadaşlık, komşuluk
ilişkileriniz nasıl? Yerli arkadaşlarınız var mı?
Uzun zaman bahçeli bir evde oturduk. Adige
komşularımla her gün birbirimiz görmezsek eksiklik
hissederdik. Özellikle seksen yaşında bir teyze ve
ben yaşlardaki kızıyla çok iyi ilişkilerimiz vardı.
Şimdi oturduğum ev bir apartman dairesi ve komşuluk ilişkilerim burada da gayet iyi.
Birbirimize gidip geliyoruz. Çocuklarımız
arkadaşlık ediyor.
Türkiye’den dönenlerle görüştüğüm kadar buradaki
Adigelerle de görüşüyorum. İyi bir Adige çevrem
var. Düğün, cenaze vb toplumsal sosyal
olaylara katılırım. Mutlaka gitmemiz gerektiğini
düşünürüm.
Buradaki adetlere uygun davranıp acı,
tatlı günlerinde yanlarında olmalıyız ki
kaynaşabilelim. Gündelik hayatta başımı örtmüyorum
ama Adigey’de cenazelerde kadın erkek herkes başını
örter. Ben de gerektiğinde buna uygun davranırım.
On yedi yılda onlarda da bizlerde de hızlı sosyal
değişiklikler oldu. Birbirimize daha çok
yaklaştık. Yakın ilişkide olduğumuz insanlar için
söylüyorum, onlar bizden aldı biz onlardan
aldık.
Buradaki Adigeler biraz kapalı bir toplum olarak
yaşadılar. İyi ki de öyle yapmışlar eğer öyle
yapmamış olsalardı Adigey de Adigelik de kalmazdı.
Koca Rusya’nın içinde 120 bin kişiyi eritmek çok
kolay olurdu. Bugüne kadar kalabilmelerini
biraz da yabancılara kapalı bir toplum olarak
yaşamalarına bağlıyorum. Kendilerini, yabancı
ilişkilere kapatarak korundular.
Biz
dışarıda olanlar gelenekleri, dansları dile göre
daha çok koruduk. Müslüman Türk kültürünü de aldık
tabii.
İlk
geldiğim zamanlarda tanıştığım insanlarla ilişkim
hala devam ediyor. Evlerine her gittiğimizde sofra
hazırlamaya kalkarlar, zahmetli işlere
girişirlerdi. Adige kültüründe gelen misafire yemek yedirmek elbette var ama biz, çok sık
görüştüğümüz insanlara her seferinde çok zahmetli
ve uzun sürecek sofralar kurmuyoruz. Sadece çay, kahve içilerek de iyi sohbet edilip güzel vakit geçirilebileceğini bizden öğrendiler. Tabii bu
durum bizim yakın çevremizdeki arkadaşlarımız için
geçerli.
Akrabalarınızla da görüşüyor musunuz?
Görüşüyorum ama kaynaşmak için akraba olmak
gerekmiyor. Türkiye'den gelmiş olmak bizi burada
herkesle akraba yaptı zaten. Arkadaş daha yakın
oluyor. Buralı bazı arkadaşlarımın aileleri benim
kendi ailem gibi oldu. Tanıştığım bütün insanlar
akrabalarıymışım gibi yaklaştılar.
Türkiye’ye gittiğiniz zaman neler hissediyorsunuz?
Gidene kadar annemi, babamı, üç kardeşimi,
arkadaşlarımı, akrabalarımı elbette özlüyorum. Ailemizin bir parçası orda olduğu sürece bütünüyle
kopma şansımız yok. Önceleri her yıl gidiyorduk
ama şimdi birkaç yılda bir gidiyoruz.
Gittikten bir süre sonra yani onları gördükten,
biraz vakit geçirdikten sonra Maykop’a gelmek
istiyorum. Türkiye’ye yabancılaştım. Gezmeye,
ziyarete giderim ama artık evim Maykop’tur. Burada
yaşamak isterim. Kendimi ait hissettiğim, mutlu
olduğum yer burası.
Maykop, güzel, yaşanılabilir, sakin bir
şehir. Burada kaybolmazsınız. Yollar birbirine
paralel. Oksijen sıkıntısı çekmezsiniz. Her taraf
ağaç, yeşil .
Bir
de Antalya’dan geldiğim için denizi özlediğimi
söyleyebilirim. İçinde olup yüzmekten çok kenarında
oturmayı, denizin kokusunu duymayı özlüyorum.
Çocuklarınız Türkiye'ye gittikleri zaman nasıl
davranıyorlar?
Oğlum bir hafta sonra geri gelmek istiyor. Kızımın
orada akraba çevresinde yaşıtları daha fazla ve
buradan da iletişim halinde oldukları için biraz
daha fazla kalmak istiyor ama sonuçta buraya gelmek
istiyor o da. İkisi de Türkiye’de yaşamayı
istemiyorlar. Bir süre kaldıktan sonra “Anne artık
geri gidelim” diyorlar. Kendilerini buraya ait
hissediyorlar. Oğlum özellikle çok fazla buraya ait
hissediyor kendini.
Türkiye’ye gittiğinizde çocuklarınızın yaşıtlarına
baktığınızda neler düşünüyorsunuz? Maykop’ta
yetiştikleri için Türkiye’deki yaşıtlarından
eğitim, öğretim başta olmak üzere eksik kaldıkları
bir taraf görüyor musunuz?
Hiçbir eksiklik görmüyorum. Burada çocuklarımıza
yeterli eğitim veriliyor. Gençlik her yerde
gençlik. Orada da burada da gençler yaşları gereği
bazen ana babalarını üzecek şeyler yapabiliyorlar
ama tam tersine davranış olarak Türkiye’deki
yaşıtlarına göre burada yetişenlerin daha iyi
olduklarını gördüm.
Burada eğitim daha sıkı gibi geliyor bana. Sınıflar
20-30 kişilik. İlkokuldan başlayıp liseyi bitirene
kadar aynı okulda okuyorlar.
Adige öğretmenler Adige çocuklarıyla özel olarak
ilgileniyorlar. Sadece okulda değil dışarıda
bir yanlışlarını gördüklerinde müdahale ediyorlar.
Gufab ilkokul boyunca Adige sınıfında okudu. Otuz
öğrenci hepsi Adige'ydi. Okulu bitirdiler şimdi
üniversiteye gidiyorlar. Arkadaşlarıyla iletişimi
devam ediyor. Onun sınıfındaki otuz Adige çocuğun
ailesiyle ben de tanışmış oldum. Okulun düzenlediği
pikniklere gidildi, tanışıldı . Çocuğun on bir yıl
aynı öğrencilerle birlikte okuyorsa mutlaka diğer
çocukların aileleriyle bir ilişkin oluyor.
Bizim dönüşümüzün bilmeyenlerimizin dil öğrenmesi, az bilenlerimizin geliştirmeleri gibi
Adige
toplumunun geleceğine katkısı olduğu bir gerçek
ama dönüşümüzün çocuklarımıza daha fazla katkısı
oldu. Asıl önemli olan bu. Bizden farklı olarak
onlar Adigebze'yi hem okuyor hem yazabiliyorlar.
Haftada iki defa Adigebze dersleri var.
Öğretmenleri çok mükemmel sadece dil öğretmekle
kalmıyor. ”Adige kızı böyle davranır, Adige çocuğu
öyle yapmaz vb “ögütlerle çocukları xabzeye göre
eğitiyor da.
Burada yaşayarak çocuklarımın bu ülkenin geleceğine, bu halkın varlığına büyük
katkıları olduğunu düşünüyorum.
İki
çocuğuyla yıllardır yalnız yaşayan bir anne olarak
kendinizi burada güvende hissediyor musunuz?
Kendimi burada her zaman güvende hissettim. İlk
yıllarımızda bahçeli bir evde oturmuştuk. Kapımız
açık uyuduğumuzu çok hatırlarım. Bir dönem arabalar
çalınıyor, dışarı araba konulamıyor diye Türkiye ‘ye
lanse edildi. Hep şunu söyledim. Antalya’da araba çalınıyor. Şehir büyük olduğu için herkes
duymuyor ama Maykop küçük bir şehir. Bir hırsızlık
olduğunda hemen herkesin haberi oluyor, duyuluyor, fark ediliyor. O zamanlarda Antalya’da,
İstanbul’da veya Türkiye’nin başka şehirlerinde de
arabalar çalınıyor, hırsızlık yapılıyordu. Orada
olduğu gibi burada da böyle şeyler yaşandı.
Üstelik son yıllarda Türkiye’de evine hırsız
girmemiş insan neredeyse kalmamışken burada böyle
sorunlar yok denecek kadar azaldı.
Ben
son sekiz yıldır iki çocuğumla bir evde yalnız
yaşıyorum ve kendimi her zaman güvende
hissediyorum. Burada yalnız bir bayan hic bir
tacizle karşılaşmadan Türkiye’dekinden çok daha fazla
rahat eder. Gece 12 ‘de bile yalnız başıma bir
yerden bir yere yürüyerek ya da taksi çağırarak
gidip gelebilirim. Kimse laf atmaz, rahatsız
etmez.
Buradaki sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?
Kızımı buraya dört aylıkken getirdim. Bir
rahatsızlığı olduğunda ilaç ihtiyacından tutun
süt ve mamasına kadar tüm ihtiyacını devlet
karşılıyordu. Şimdi de sağlık masraflarını
karşılayamayan vatandaşa devlet zorluk çıkarmıyor.
İhtiyacını veriyor. Hastaysan hastaneye yatman
gerekiyorsa hiçbir ücret ödemeden tedavi
olabiliyorsun.
Yılda iki defa okullarda çocukları sağlık
taramasından geçiriyorlar. Çürük diş vb sorunları
varsa tedavi ediliyor. Okullarına haftada iki kere diş
hekimi geliyor. Sürekli hemşire bulunuyor.
Ailemizde hepimizin sağlık sorunları oldu.
Doktorların, hemşirelerin hastalarla ilişkisi çok
insanca.
Annem buraya gelmişti. Kalpten rahatsızdır annem. Doktora götürdüm . ”Yatıralım tedavi olsun
“dediler, istemedi. Annemi ikna etmek için
doktor, “sana tek oda vereyim, yanında Adigece bilen hemşire bulunsun, onu da istemiyorsan
sabah gel akşam git yeter ki tedavi ol” diye çok
ısrar etti. Annem ilgiden çok etkilenmişti.
Böbreğim için hastaneye yattığımda bana yapılan
Rusca açıklamaları anlayamıyordum. Rusca
bilmiyorum diye Adige hemşire verdiler. Hiç
tanımadığım Adige hemşire kızlar bile mesaileri
bittiğinde “Bir ihtiyacın var mı“ demeden işten
çıkmadılar.
Burada hayvandan insana, canlı hayatına ilgi
ve şefkat var. Pazarda bile sağlık görevlileri
görev yapıyor. Tansiyonu yükselen, ağrı kesici
isteyen onlara gidiyor.
Rus
halkına karşı ne hissediyorsunuz?
İlk
geldiğim zamanlar Ruslara karşı daha çok tepkim
vardı. Sonuçta bize zararları dokunmuştu. Bu
istesek de istemesek de içimizden atabileceğimiz
bir şey değil. Bir yakın arkadaşım sırf bu
tepkisinden yıllardır burada yaşamasına rağmen
Rusca öğrenemiyor.
Kızımla bu konularda fazla konuşmamamıza
rağmen
şimdi kızımda var o tepki. Okulda Adige tarihini
okuyorlar.
“Neden benim anneannem, babaannem Türkiye’de?”,
“Madem Adige'yiz neden annemle babam orada
doğdu?” gibi soruların cevaplarını istiyor. Okulda
Rus arkadaşları da olmasına rağmen yakın
arkadaşlarını Adigelerden seçiyor. .
Benim annem buraya gezmeye geldiğinde o kadar
endişeliydi ki yolda hastalandı. Uçaktan
Krasnodar’da indik Maykop’a gelene kadar annem yolu
görmedi çünkü anneannesi buradan gittiğinde gençmiş
ve o dönemde “İnsanları çitlere oturttular,
çocukları öldürdüler” gibi
yapılan zulümlerle ilgili çok şey anlatmış. Burada
kalan kız kardeşiyle “Dolunay olduğunda ikimiz de
gökyüzüne bakalım, böylece birbirimizi görmüş gibi
oluruz” diye anlaşmışlar ayrılırken. Bu tür
şeyleri dinleyerek büyümüş annem. Maykop’a
ulaştığımızda Hekuj Adam ve eşi Zara ile
tanıştığında ancak rahatladı. Onu görmeye gelen
komşular, arkadaşlar ya Adigece ya da Türkçe
konuştu. Ertesi gün “Sanki köydeyim. Kendimi
Yeleme’de gibi hissediyorum” diyordu.
Ruslarla bu konularda öyle uzun uzun sohbet
etmedim ama Türkiye’den gelen bir Adige olduğumu
öğrendiklerinde
“Burası sizin toprağınız, yurdunuza döndünüz ”
diyorlar.
Eğer bir Adige ve Rus herhangi bir konuda
tartışıyorlarsa Adige haksızsa da haklıdır.
Evvelden otobüslerde rahatça Adigece
konuşamazlarmış, atılırlarmış. Şimdi durum tersine
döndü, Adige kimliği daha ön plana çıktı. Ruslar
daha sessiz. Yeri geldiğinde alttan alıyorlar.
Sohbet için teşekkür ederim Makbule hanım.
|