...................
...................
‘’OĞLUMU ANAVATANA GÖNDERMEKLE İYİ YAPMIŞIM’’

ÇETAO Nadir Yağan
Maykop, 07 Mart 2009

                         
 
...................
 

Mehmet Bey sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Mehmet Yıldız. Samsun’un Vezirköprü ilçesi Şınakhohable (Köprübaşı) köyünde doğdum, büyüdüm. Abzehim. Sülale adım Şınakho’dur. 58 yaşındayım. Evliyim. Bir kızım ve bir oğlum var.

Bir yılı aşkın  süredir Adıgey’de yaşıyorum.

Türkiye’de nerede  yaşıyordunuz? Ne işle meşguldünüz?

Emekli öğretmenim. Öğretmenlik yaptığım dönemlerde Antalya’da,  kendi köyümüze yakın bir köyde, Samsun’un Havza ilçesinde kaldım.1994’de öğretmenlikten emekli olduktan sonra yedi yıl kadar İstanbul’da bir dersanede çalıştım.Daha sonra inşaat işlerine girdim.

Biraz yorulmuştum,artık dinleneyim diye Maykop’a geldim.

Kafkas Kültür Dernekleri’yle bir ilişkiniz var mıydı?

İstanbul’da Bağlarbaşı,Güngören ,Bahçelievler Dernekleri,Uzunyayla Derneği başta olmak üzere otuz  yılı aşkın süredir kurumlarımızla ilişkim vardır.Yönetici olarak da bulundum. İstanbul’da Kafkas Dernekleri Federasyonu kurulmadan önce iki yıl İstanbul dernekleri koordinasyon kurulu başkanlığı yaptım.

Kafkasya’ya ilk ne zaman geldiniz? İzlenimleriniz nasıldı?

Kafkasya’ya ilk defa 1992’de  gezmeye gelmiş, Nalçik’te de  Maykop’ta da biraz kalmıştım. Ekonomi oldukça  bozuktu.Eski sistem yıkılmış, yeni sistemde de henüz kim ne yapacağını bilmiyor durumdaydı.

O günlerin kaosunda tatsız bir iki olay da yaşadım.Bu tür şeyleri çok insan  duyduğu için  anlatmakta sakınca görmüyorum;

Nalçik’teki  wunekoşlarım  bir akşam beni misafir etmek üzere bir otelin eğlence yerine davet ettiler.Bir ara lavaboya gittim.Dönerken koridorda iki genç  durdurdu ve bıçak çektiler. Üzerimde de eski bir kot pantolon vardı.Öyle çok güzel bir şey de değildi.Gazeteye sarılı eski bir pantolonu verip bıçak zoruyla kot pantolonu  almaya kalktılar.Biraz boğuştuk.İçerdekiler gürültümüzü duyup geldiler.

Yine Nalçik’te sokakta yalniz gezerken 400-500 $  kadar  paramı  çarptırdım.Para bozdurmak istemiştim.Birisi yardımcı olmak istedi “ Şimdi bozdurup getiririm”deyip parayı aldı gitti.Böyle tatsız iki olay yaşamıştım o zaman.

Benden önce bu tarafa gelip gidenler, iş yapanlar vardı ama şehirlerde görüntü çok kırık döküktü. Doğa güzel, insanların çoğu sıcak olsa da  ekonomik olarak çok zor durumdaydılar.

Beni misafir edenlerin durumları iyi görünüyordu. Anzurey’e davet edip koyunlar kestiler , çok iyi ağırladılar. Sonradan öğrendiğime göre aralarında para toplayarak gerçekleştirmişler.Bana çok değer verdiklerini inkar edemem.Sadece o dönemdeki ekonominin  bozukluğunu anlatabilmek için örnek verdim.

Böyle tatsız olaylar da yaşamışken Adıgey’e yerleşmeye ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Türkiye’ye döndükten sonra uzunca bir süre bu tarafa gelmeyi hiç düşünmedim. Doğruyu söylemek gerekirse o zamanlar korktum.Bir iki sene sonra emekli olacaktım,istesem kalmak üzere gelebilirdim ama cesaret edemedim .

İstanbul’da derneklere gelip gidenler sayesinde   ilişkilerim  devam etti. Derneklere gelen giden hiç eksik olmuyordu.

Adığeliğimin çok erken farkına varmıştım.Aslında ta gençlik yıllarımdan beri hayalim hep bu tarafa gelmekti.

İlkokul birinci sınıfa başladığımda yanımda Ömer isminde bir arkadaşım oturuyordu.Okulda ilk günlerimizdi.Ömer tam öğretmenin sınıfa geleceği sırada tuvalete gitti. Öğretmen sınıfa girdi yoklamaya başladı.Ömer’in ismini okuyunca  “Ömer psıwunem koağa.” dedim. Öğretmen kızgınlıkla sınıfa dönüp  “Ne diyor bu? “ diye sordu.Beni de  “ Bir daha Çerkesce konuşmayacaksın!” diye  azarladı.Teneffüse çıkınca eve gittim ve bir daha okula geri dönmedim.Öğretmen beni ikna etmek için  babam ve dedemle konuştu .İçimde yer etmiş bu olayı daha sonraki yıllarda da unutmadım.

İlerleyen yıllarda Tokat Öğretmen Okulu’na gittiğimde hep Adığeleri bulmaya,Adığelerle beraber olmaya  çalışırdım.Meslek hayatım boyunca da görev yaptığım yerlerde bir Adıge varsa mutlaka bulurdum. Adıgelerle daha iyi anlaşırdım. Biraz mızıka çalabiliyordum.Adığe düğünlerini pek kaçırmazdım.Düğünlerde pşıne çalabildiğim için evlendikten sonra da bu durum devam etti.Zaten bir Adığe için çok genç yaşta evlenmiştim(23) ve arkadaşlarım henüz bekardı.

Özetle anavatana dönüş düşüncesi  o zamanlar  içimde filizleniyordu.Çocukların eğitimi,emeklilik derken bugünlere kaldı.

Emekli olup inşaat işleriyle uğraşmaya başladığımda oğlum Cankat da Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirerek bir ihracat-ithalat firmasında çalışmaya başlamıştı.Rusya’dan da müşterileri vardı. İyi müşteri geliyordu  ama gelenlerin İngilizceleri yetersizdi.Firma yöneticileri de Rusça bilmiyorlardı.İşyeri sahibinin birinin Rusça öğrenmesinin iyi olacağını söylemesi üzerine oğlum bu işe gönüllü oldu.Konuyu bana açarak Kafkasya’ya Rusça öğrenmek amaçlı gitmek istediğini söyledi.Ben de seve seve destekledim.

Böylelikle Adıgey Devlet Üniversitesi’nde Rusça öğrenmek üzere Cankat Maykop’a geldi ve bir yıl kaldı. Buraya geldiğinde Adıgeceyi anlıyordu ama konuşamıyor,telaffuz bozukluğundan dolayı biraz çekiniyordu . Adıgecede de  ilerleme kaydetti.İş ortamında,resmi dairelerde Rusça daha çok kullanıldığı için onu daha çabuk öğrendi.

 Oğlum Rusça öğrenmiş olarak İstanbul’a geri döndüğünde aynen şöyle söyledi

 “ Oraya gidelim” Maykop’un  sakinliği sanırım hoşuna giymişti. Servisle saatlerce işe git gel.Sabah evden erken çık, akşam eve geç gel. İstanbul’un stresli  hayatını zaten sevmiyordu.

” Oğlum peki ne iş yapacağız?” dedim.

“Yapılacak birşeyler bulunur ama önce git kendi gözünle Maykop’u yeniden bir daha gör.Sadece benim söylememle olmaz” dedi.

Cankat’ın sözleri üzerine 2007 yazında bir kez daha Kafkasya’ya geldim.İki hafta kadar kaldım,eskiden gördüğüm yerleri bir kez  daha gezdim.Daha önceki yerleşme niyetimi tekrar gözden geçirdim.Nasıl olsa bir emekli maaşım vardı.Hiçbir iş yapamasam bile bu maaşla orada geçinebilirdim.Bir iş yaparsak da artısı olurdu bize.İnşaat işleriyle uğraştığım için TR ‘de evim de vardı.

İlk geldiğiniz yıllara göre  anavatanda ne gibi farklılıklar görmüştünüz  ?

Doksanların başında  burada ticari hayat hemen hemen yok gibiydi.Olanı da çok sönüktü. 2007 ‘de geldiğimde hızlı bir ticari değişimle karşılaştım. İstanbul’da hangi mallar varsa Maykop’ta da vardı Özellikle tarım ve inşaat kesimi canlanmıştı.İnşaat tam da ilgi alanıma giriyordu.

Sosyal hayat da ilk geldiğimdeki gibi değildi.Daha iyi görmüştüm.O zamanlar sokaklarda korku hissederek gezmiştim.Oysa şimdi en ufak bir korku hissetmiyordum.İnsanların başına gelen kötü olaylardan kimse bahsetmiyordu.Anlatanlar da hep eskileri on – onbeşyıl önce olanları anlatıyordu.Yeni yaşanmış tatsız bir olay yoktu.

Bu değişikliklerden etkilendim.” Gidebiliriz” dedim.

2008 yılbaşında artık eşim,oğlum ve ben buradaydık.

Düşündüğümde oğlumu bizden bir yıl önce göndermekle iyi yapmışım diyorum.

Bir yıldır Adığey’de yaşıyorsunuz? Bu süre içinde nelerle uğraştınız?

İlk üç-dört ay hiçbir şey yapmadık.Oturma izniyle ilgili evrak işlemleriyle uğraştık.Abhazya ve Karaçay –Çerkessk ‘e gidip oralardaki köyleri gezip dolaştık.İlk geldiğim zaman fırsat olmadığı için göremediğim Lağanak gibi turistik yerleri ziyaret etme imkanım oldu.

Buradaki inşaat fiyatları Türkiye’yi geçmişti. Sektördeki hızlı fiyat artışından dolayı inşaat işine girmeye cesaret edemedim.Kredili satışlar başlamış ve maliyetin dört beş katı fiyatına daireler satılıyordu.Biz Türkiye ‘de böyle durumları çok yaşamıştık.İçimde bu gidişin bir yere çarparak duracağına dair bir his vardı.Nitekim sonunda kriz patladı.

İnşaat işine girmedim ama birşeylerle oyalanmak, biraz piyasayı tanımak  için  manav dükkanı açtım ama düşündüğümüz gibi gitmedi.Kriz patladı ve müşteri potansiyeli azaldı.Krizden önce  ciromuz  günde beş-sekiz bin  ruble (doların o zamanki fiyatıyla 200-400 dolar ) arasındayken krizin duyulduğu kasım ve aralık aylarında  bin rubleye kadar düştü. İşyerimizi kapatmak zorunda kaldık.

Oturma izni alabildiniz mi? Resmi işlemlerde size zorluk çıkardılar mı? Size  yardımcı olanlar oldu mu?

Geçici oturum iznini aldık.Başvuruda bulunduğumuzda sırasıyla hangi işlemlerden geçerek oturma izni alabileceğimiz yetkililer tarafından bize anlatıldı. Hangi tarihte hangi belgeleri vermemiz gerektiği,ne kadar bekleyeceğimiz hepsi izah edildi. Bu plan doğrultusunda da işler aksamadan yürüdü. En ufak bir sorun da yaşamadık.Formaliteler düzgün çalışıyor.Herhangi bir aracı kişiye de gerek kalmadı.Evet zaman alıyor ama dedikleri zamanda da vadettikleri şeyler oluyor.

Evrak takibi konusunda sağolsunlar Mehmet Bereko(Taksici Mehmet)  ve İbrahim Çetao yardımcı oldular.

Rusça bilen birisi yanınızda olmadan  resmi dairelerde sadece Adıgece konuşarak işinizi halledebiliyor musunuz?

Hallediyorum. Türkiye’den geldiğimi, Rusça bilmediğimi Adıgece bildiğimi söylediğimde  Adıge bir görevli getiriyorlar.Derdimizi Adıgece anlatıyoruz.Bir sorun olmuyor.

Ruscayı öğrenmemiz zaman alacak gibi görünüyor.Adıgeceyi biliyor olmak Ruscaya çok da ihtiyaç hissettirmiyor ama bazen bir şey sorman gerektiğinde çevrende Adıge olmayabiliyor. Rusça bilmeyince de soramıyorsun.Sıkıntı yaratabiliyor.

Oturduğunuz mahallede yerli Adıgelerle komşuluk ilişkileriniz nasıl?Size yakınlık gösteriyorlar mı?

Herhangi bir şeye ihitiyacımız olduğunda Adıge komşular çok yardımcı oluyorlar. Eşim biraz rahatsızlanmıştı .Oturduğumuz katta iki Adıge aile var.O kadar ilgilendiler ki anlatamam. Özellikle sağlık sözkonusu olunca kimse para pul derdinde olmuyor.Herkes oldukça yardımsever.

Ama burada komşuluk ilişkileri Türkiye’deki kadar sıcak değil. Belki de bizim alıştığımız gibi değil demek daha doğru olur.Akşam çay içmeye size geleceğiz deyip birbirlerine  gitmiyorlar.O tip davranışlar  alışkanlık olmamış.Daha çok doğum günleri,yıldönümleri, düğünler ,cenazeler vb zamanlarda görüşülüyor.Onların bu alışkanlıklarını biraz yadırgamakla beraber değiştirmeye çalışmıyoruz.

Bahar ve yaz aylarında mahalledekiler kapı önlerinde oturup sohbet ediyorlar.Bu sohbetlere çoğunlukla ben de katılıyorum. Bizim atalarımızın gittiği dönemlere dair çok sağlıklı olmasa da bilgi kırıntıları yaşlılarda olmasına ragmen insanların çoğu  “ Biz eskiden TR’de Adıge olduğunu bilmiyorduk.Kapılar açılıp gelen giden olmaya başladıktan sonra orada da Adıgelerin olduğunu ögrendik.” diyorlar. “Sizin dedeleriniz ya çok zengindi ya da korkaktı.O yuzden çekip gittiler” türünden söylemlerine rastlıyorum.

”Zaoşkho” yani büyük savaş diye hatırladıkları daha çok ikinci dünya savaşı.Sıradan halk Rus-Kafkas savaşlarına dair derinliğine bir bilgiye sahip değil.Kendi bildiklerimden bahsettiğimde bazı bağlantılar kuruyorlar.

Adıgelerın eskiden dağlık yerlerde yaşadıklarını,şimdi yaşadıkları köylerinin 1864’den sonra kurulduğunu felan anlatıyorum. Osmanlı İmparatorluğu’na gitmeyip burada kalan  Adıgelerı ovalara ,düzlüklere toplayıp büyük büyük köyler kurduklarını söylüyorum.Kendi dedelerinin köylerinin kuruluşuyla ilgili anlattıklarıyla birleştirip bana hak veriyorlar ama dönüp dolaşıp yine “ Sizin dedeleriniz ya çok zengindi ya da korkaktı.Toprağımızı bir koruduk.Ülkemizi biz koruduk.Bizim dedelerimiz kahraman ,sizinkiler değil.”manasına  getiriyorlar:-) Açıkça da söylüyorlar.Buna rağmen “ Bütün dünyadaki Adıgeler geri gelsin  ,dönsünler.Hepimize yetecek yerimiz var ” da diyorlar.

Tüm Kafkasya’yı gezmedim ama gerçekten de şimdiki nufusun on hatta yirmi katına yetecek çok geniş,verimli araziler var burada.Kuban Ovası tarım için dört dörtlüktür .Turizm için de mükemmel bir coğrafya var dersem hiç de abartmış olmam.

Komşularınızın düğün, cenaze ,doğum günü gibi özel günlerine hiç katıldınız mı? 

Talihsiz bir trafik kazasında daha yeni tanıştığımız wunekoşlarımdan birini   kaybetmiştik.Eşimle birlikte  cenazeye  katıldık.Gerekli ritüelleri bildiğimiz kadarıyla yerine getirmeye çalıştık. Yakınları çok memnun oldular.

Düğünlere  davet edildiğimizde de gittik.Bizim oyun stilimiz onlara değişik geliyor,hoşlarına da gidiyor.Biz de onları davet edersek memnuniyetle geleceklerini  söylüyorlar

Dini inançlarınıza uygun yaşamada Adigey’de bir sıkıntıyla karşılaşıyor musunuz?

Hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım.Birçokları gibi ben de cumaları camiye gidiyorum.Diğer zamanlarda da gitmeye çalışıyorum.Kimse bir şey sormuyor.Bir ara camide namaz kılarken kameraların varlığını farkettim.Tamam bizi tespit ediyorlar herhalde diye ürktüm. Meğer dini vecibelerin neler olduğunu anlatmak, Müslüman halkı bilgilendirmek amacıyla çekim yapılıyormuş ve Adıge televizyonunda yayınlanıyormuş.

Maykop’ta çok güzel bir cami yapılmış.Köyleri de ziyaret ettim.İnsanların dine ilgisi az olmasına rağmen  oralarda da çok  güzel camiler var.Türkiye’deki Adıge köylerinin hiçbirinde bu kadar güzel camiler olmadığını söyleyebilirim. Dörtyüz,beşyüz haneli büyük bir köyde ramazan ayında teravih namazına gitmiştik.Cemaat on beş, yirmi kişiden oluşuyordu.Kendileri “Eskiden hiç yoktu buna da şükür “ diyorlar.

Maykop’taki cami orta boy bir camidir.Cumalarda, ramazanda  tamamen doluyor.Camiye gelenlerin çoğunluğu buranın insanları. Sırf benim gibi dışardan gelen Adıgeler değil.Dışardan gelenler cemaatin beşte birini ancak oluşturuyorlar.

Hutbenin Adıgece okunması çok hoşuma gidiyor.Hutbelerde dinin gerektirdiği gibi gününe göre iyilik,güzellik,doğruluk vb şeyler anlatılıyor.

Yerli Adıgelere “Hocanın dedikleri hoşunuza gidiyor mu?” diye soruyorum.

“Bunları dinlemek çok güzel .Biz Müslümanız ama Müslümanlığın ne olduğu bize öğretilmedi  “ diyorlar.

Komünist dönemde bütün dinler rafa kaldırıldığı için bilmemeleri normal.

Eşiniz, başı kapalı olduğu için mahallede ,sokakta herhangi bir olumsuz ,dışlayıcı davranışla karşılaşıyor mu?

Maykop merkez pazarında Adıge,Rus birçok milletten insan çalışır.Sebze,meyve alışverişi için gittiğimizde bazı Adıge kadınların “Sen Müslüman kadınsın!” deyip dokunarak el sürerek eşime sevgi gösterilerinde bulunmaları  ilgimi çekmişti.

Başı kapalı olduğu için sokaklarda da bir sıkıntı duymuyor.Kendi başına yürüyerek , dolmuşla ya da otobüsle istediği yere gidip geliyor.

Mecburen mi başınızı örtüyorsunuz? Türkiye’de sizi başınızı örtmeye  zorladıkları için mi ?” diye soranlar oluyor.

Wunekoşlarımızla yeni tanıştığımız sıralardaydı.Ziyaretlerine gittik. Namaz vakti geldiğinde eşim namaz kılarken hepsi seyretmişler.

Kadınlar “Namaz kılarken ne diyorsun? ” diye sormuşlar.

Eşim ”Allahım bize sağlık,iyilik,güzellik ver diye yalvarıyorum.Ailem,akrabalarım,komşularım için dua ediyorum” demiş.Abdestin ve namazın sağlık açısından yararlarını anlatmış.

Merak ve ilgiyle dinlemişler.Bizden etkilendiklerini düşünüyorum.

Daha önce gelenler beş altı yıl öncesine göre camiye gelenin arttığını,gelecekte yetersiz kalabileceğini söylüyorlar, bilmiyorum.

Yaşlılar “Bu yaştan sonra biz öğrenemeyiz “ eğilimindeler.Genç ve orta yaş kesiminden ilgi duyan daha çok.Zaten camiye gelenlere baktığınızda yaşlıları pek göremezsiniz.

Henüz buraları görme imkanı bulamamış diasporadaki Adıgelere aktarmak  istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye’deki Adığelerin ekonomik durumları çok da parlak değil.Çok iyi olan da var ama ortalamasını alırsak yüzde yetmişinin durumu iyi değildir.Adıgeler orada çalıştıkları kadar burada çalışsalar daha rahat yaşarlar.

Türkiye’de inşaat sektörunde çalışan Adıgelerin burada iş potansiyeli çok daha yüksektir.Binalar eski olduğu için yeni projelere çok ihtiyaç var.

Bizde bireysel tarım yaygındır buradaysa toplu tarım.Adığelerin içinde tarımdan anlayan insanların dönmesinde yarar görüyorum.

Hiçbir meziyeti hiçbir birikimi,eğitimi  olmayan kişi dünyanın neresine giderse gitsin sıkıntı çeker.Öyle insanların gelmesi kendileri açısından sıkıntılı olur.

Sadece inşaat ve tarım sektöründen olması gerekmez.Bir birikimi,eğitimi,mesleği,deneyimi,sermayesi olan da o ölçüde burada Türkiye ‘den çok daha fazla fırsatlar yakalar.

Adığe nesli diasporada dilini ve kültürünü unutmaya başladı.Unutulan bir dilin tekrar öğrenilmesi gibi bir şans da yok.

Ben emekli öğretmenim.Buradaki okullara,köylere de gidiyorum.Köylerde dil dört dörtlük kullanılıyor.Matematikten fiziğe her dersi Adıgece işlediklerini gördüm.Bir ulusun yaşaması için en önemli özelliklerinden biri dilidir.Burada kullanmasını bilen için her tür olanak var.Adıge toplumu dilini,kültürünü kaç yıl,kaç yüzyıl yaşatmak istiyorsa burada bu ortam hazırlanmıştır.Herşey toplumun bilinçli davranıp davranmamasına bağlıdır.”Yüz, iki yüz yıl sonra bu dil kaybolur” diyenlere ben katılmıyorum.Adıgey Cumhurıyeti’nden çıkar da Moskova’da yaşarsanız çocuklarınız torunlarınız bu dili unutabilir.Adıgey Cumhurıyeti’ndeki insanların çoğunluğu bundan sonra ülkelerini terkedip başka yerlere gitmeyeceğine  göre bu dil,bu kültür yaşayacaktır. Tabii akıllıca önlemler alınmalıdır.

Okullara yaptığınız ziyaretlerde neler tespit ettiniz?

Türkiye’deki gibi atmış yetmiş kişilik sınıflar görmedim.Türkiye’deki özel okullardaki  gibi on beş-yirmi kişilik sınıflarda birebir eğitim var.Okul belki lüks değil ama öğretmen ve öğrencinin  birebir ilişki kurabilmesi çok güzel.Türkiye’de otuz yıl öğretmenlik yaptım kırk-elli öğrenciden aşağı sınıflarım olmadı.Genellikle yetmiş-seksen kişilik sınıflarımız olurdu.

Üstelik çocuk burada anadilde eğitim alma şansına da sahip oluyor.

Anadilde eğitim sizce yeterli mi?

Şehirlerde çok yeterli değil.Adıgece dil dersleri artırılmalı,Adıgeceyi iyi biliyor olmanın  kişiye  gelecekte avantajlar saglayacağı vurgulanarak Adıgece öğrenimi özendirilmelidir.Şehirlerde yaşayan insanlarda Adıgece biliyor olmanın kişiye bir artısı yok gibi bir kanı oluşmuş.Rusların yoğun olduğu mahallelerde çocuklar Adıgeceyi iyi konuşamıyorlar.Okuldaki haftada birkaç saatlik dersle de çocuk o eksiğini tam gideremiyor benim gördüğüm kadarıyla.

Adıgecesi iyi olmayan Adığe çocuklarının  diğer dersleri çok iyi olsa da sınıf geçmeleri zorlaştırılmalıdır.Örnegin Türkiye’de Türkçe dersi zorunludur ve Türkçeden iyi not alamayan öğrenci sınıf geçemez. Üniversite sınavlarında  adaylar Türkçe sorularını mutlaka doğru yapmak zorundadır.Türkçenin tercih edilecek her bölüme etkisi vardır.Burada da öyle olmalıdır.

Üniversiteden  mezun olduktan sonra avukat olsun ,doktor olsun Adıgece bilme zorunluluğu olmalıdır.Adıge dilinde yeterliliği olmamak iş bulmada bir dezavantaj olmalı,kişi dili biliyorsa da avantaj sağlanmalıdır.Böyle özel önlemler,kriterler getirilmeli ki dil ve kültür geleceğe aktarılabilsin.

Önce şehirdeki ailelerde “ Adıgece çocuğumun ne işine yarayacak” mantığını kırmak lazım.Aile dünyanın her yerinde işin kolayına kaçar.Sonra yasaların verdiği hakları iyi kullanmasını bilmek lazım. Bu durum Rus yöneticilere doğru izah edilirse konuya  ilgi göstereceklerine inanıyorum.Burası Adıgey Cumhurıyeti ve dünyada başka bir Adıgey daha yok.Mevcut hakları kullanacak,koruyacak olan da biziz ama  malesef yeterince farkında değiliz.

Mehmet Bey sohbet için çok teşekkür ederim. Anavatana dönüş fikrinizi gözden geçirmenizi sağlayan sevgili Cankat başta olmak üzere  tüm ailenize mutluluklar dilerim.