...................
...................
BEBEK VE AİLE İÇİ SOFRA

Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.

                         
...................
...................

Aile içi sofra geleneğinde bebeğin ve onun beslenmesinin önemli bir yeri vardı.

1) En eski dönemlerden günümüze Adigelerin bebeğe ilişkin ana görüşü, "çocuk bebekken iç yapmalı.
Büyüdükten sonra yediğinin fazla bir yararı olmaz" (
сабыим ц1ык1узэ куц1 ыш1ын фае. Ет1анэ ыышхыжьырэм к1ыфиш1эжьын щы1эп) biçimindeydi. Bu nedenle, her bir yiyeceğin bebeğe yarayacağına inanılır, beden gelişimi açısından değişik yiyecekler bebeğe yedirilirdi. İlginç olan durumlardan biri de, bebek büyüten ana baba, çocuğun yediği yemeklere,  doğrudan acı biber katmazlardı. Ana yediği için, acı biber ana sütüne karışır, bebek de acı biberle öyle tanışır ve alışırdı.

Bu son dönemde tıp bilimi bu tür bir beslenme biçiminin yararını saptadı: Kansere karşı mücadelede acı biberin insan bedenine bir güç/bağışıklık kazandırdığı saptandı. 19. yüzyılda Adige ülkesi toprakları Rusya'ya ilhak edildiğinde, hayretle karşılanan durum, Adigelerle Abhazların her gün acı biber yemeleri nedeniyle bazı salgın hastalıklara karşı  bağışıklık kazanmış  olmalarıydı. Sovyetler döneminde, değişik uluslar içinde en uzun yaşayan insanların Adigeler ile Abhazlar arasından çıktığı genetik uzmanlarınca saptanmıştı. Uzmanlar bu saptamalarında  acı biberin  işlevine de yer verdiler.

Bütün bu olgular, Adigeler arasında  bilimsel bir temele dayanılarak bulunmuş şeylerden değildiler. Ulus kendi deneyim, sezgi ve buluşlarıyla bu sonuca ulaşmıştı.

2) Bilinmesi gerekli olan bir  ikinci  özellik de bebeği emziren ananın rahat bırakılması. Ona dinlenme fırsatları verilmesi ve yemeğini zamanında yemesinin sağlanması gibi durumlara özen gösterilmesi idi. İstemese bile, gereken yiyecekler ananın sofrasına konurdu: "Bunu yemezsen bebeği besleyemezsin, bebeğin besini/gıdası, ananın yediğidir" der, yeni gelinin üzerinde titrerlerdi (
О умышхырэр сабыим 1ук1эщтэп, ным ышхырэр сабыим и1ус).  


Süt kaybına yol açacak üzüntü ve kaygılı durumlardan genç gelini uzak tutmaya çalışırlardı. Cenaze tören ve ağıtlarından, üzücü durumlardan gelinleri uzak tutarlardı.


Bebek yavaş yavaş aile içi geleneksel yemeklere alıştırılırdı. Sütlü ürünlerle yetinilmez, pişirilmiş etler ve et suları (lepsı) kullanılarak yapılmış yiyecekler, yavaş yavaş bebeğin ağzına verilmeye başlanır, dövülmüş biberlerden de (щыбжьый щыгъу) uzak tutulmazdı.


Bebek kendi kendine yemek yeme yaşına gelinceye değin sütten kesilmezdi. “Bir yüksük dolusu olsa bile, ana sütü bebeğe güç katar” derlerdi (Хьак1устэл из нахь мыхъуми быдзыщэ 1улъмэ сабыимк1э куач1э).


Aile içi sofra geleneğinde, bebeğin ayrı bir yeri ve belirli saatleri olurdu. Ana ev/büyük ev (унэшхо), konuk evi, kızlar odası (пшъэшъэ унэ) ve gelin odası (лэгъунэ) sofraları sunulduktan sonra, eltilerin (зэнысугъухэр) çocukları, yanlarındaki komşu çocukları ile birlikte doyurulur, ardından dışarı salınırlardı. Sofralar geri taşındıktan sonra eltiler, rahatlamış olarak oturup hep birlikte yemek yerlerdi.

 
 

ÖLÜ/CENAZE YEMEĞİ SOFRASI (ХЬАДЭ1УС 1АНЭР)

 

Ölü yemeği listesine alınması gereken yiyecekler vardı: Örneğin  günlük hazırlanmış Fabe yemeği  sunulurdu. Fabe, dövülmüş akdarı (фыгу гъэчэрэзыгъ) sütle pişirilerek elde edilirdi. Fabe’yi usta kişilere/aşçılara pişirtirlerdi. Sofralara servis edileceği sırada, tereyağı ile kızartılmış biber sosu da Fabe’nin üzerine dökülürdü. Fabe, sabah kahvaltısı ile ölü yemeği arasındaki bir zamanda herkese sunulurdu. Hazır sofralar bulunur, her gelen, sofraya buyur edilirdi. Fabe’den tattıktan sonra kadınlar büyük eve giderler, erkekler ise bahçedeki topluluğa katılırlardı. Genç gelinler, ellerinde kepçeler ve kovalarla Fabe’yi köy ya da mahalle (hable) evlerine dağıtırlardı. Günümüz Adigeleri Fabe’yi ölü yemeği sofrasına (hadeus ane) konmak üzere hala pişirirler, bunun dışında da pek pişirmezler .


Ölü yemeği sofrasına mutlaka yulaf böreği (зэф жъамэ) ile halıjo (хьалыжъо; peynirli börek) konurdu. Hadeus (ölü) yemeği ve börekleri farklı bir teknikle ve özel olarak hazırlanırdı. Pişirilen börek sayısı için hesaplamalar yapılırdı: 5-7 p’oble dendiğinde, 5-7 örtüyü/hasırı kaplayacak kadar börek anlaşılırdı. Bundan böreklerin hala hasırlara serilmekte olduğu gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Ölçek,  bir hamur teknesini kaplayan bez örtü olur, buna p’oble (п1облэ) denirdi. Böreği pişirmenin de belli bir kuralı vardı: Vefat eden kişinin böreği pişireni gördüğüne inanılırdı (1), bu nedenle ölünün kız kardeşleri, kızları ve sevdikleri dönüşümlü olarak/sırayla börekleri pişirirlerdi. Pişirilen börekler yatay yatırılmaz, yan yana dik olarak sıralanırlardı. Dik konmuş börekler (halıjolar) gelenlere götürüldüğünde, gelenler alırlardı ama bir böreği tabakta bırakırlardı. Tabaktaki bu börek mutfağa geri götürülür, öbür pişirilen börekler bunun yanına sıralanırdı. Ölü yemeği tabağı boş olarak geri getirilmezdi.

 
Şimdiki Adigeler, ölü sofrasına özel bir yiyecek koyarlar:
thamç’eğunıb (тхьамч1эгъуныб). Bu, en iyi etten pişirilmiş olan sucuktur. Bu yiyecek 30-50 yıl öncesine değin ölü yemeği sofralarına konurdu. Üşenmeyenler, bunu, kuru sucuk gibi hazırlarlardı. Bu son yıllarda bu geleneksel sucuk, hadeus (ölü yemeği) sofralarına ana yiyeceklerden biri olarak yeniden konmaya başlandı. Hadeus sofrası, yiyecek çeşitliliği ve sunuluş biçimi yönünden en donanımlı sofralar arasında yer alır. Sofraya daha çok eski Adige yemekleri konur. Yemeğe, kaçınılmaz olarak şıps-p’aste (2) ile başlanır. K’emguy, Abzegh ve Kabardeyler ölü sofrası için hindi şıpsı (hindi eti suyu) yemeğini yeğlerler, Bjedughlar dana etinden şıpsı  yaparlar. Şıpsının eşliğinde pişirilmiş ya da kızartılmış et sunarlar. Dana, koyun, tavuk ve hindi etini sofradan eksik etmezler. Keçi eti, hadeus (cenaze) yemekleri arasında yer almaz. Keçi etini daha çok Shapsughlar tüketirler, ama onlar da keçi etini, insanı sarhoş eder (ц1ыфыр егъэуташъошъ) diyerek  ölü sofrasına koymazlar. Cenaze sofrasında kaz ve ördek gibi kuş etleri de yer almaz.


Lezzetli yiyeceklerden olarak cenaze sofrasına kabartılmış undan fırında pişirilmiş haku halıjo (en çok Bjedughlar  pişirirler), thurbayır (тхъурбаир), ç’enç’e halıv (к1энк1э хьалыу), halıv (bunu hazırlamakta Kaberdeyler ustadırlar) (3), hatık ve guvıvbat (4) konur. Bu yemeklerin yer aldığı cenaze sofrası donanımlı olurdu.


Günümüz cenaze sofraları yoğurtlu pilav, içinde üzüm taneleri bulunan tatlılar ve boza (бахъсымэ) ile tamamlanır, en son olarak da çeşitli meyveler ikram edilir.

 

Hadeus sofrasında fazla oturulmaz. Bütün yemeklerden tatmak gerekir. Cenazeye gelenler gruplara taksim edilir. Adigey’in bir iki köyünde, hava elverişli ise, gelenlere kadın erkek aynı bahçede kurulan sofralarla karışık halde yemek yedirildiği de oluyor. Şimdilerde, yaz kış ölü yemeği ev içinde verilir. Kadınlara ayrı, erklere de ayrı olarak yemek yedirilir. Cenazeye gelenlerin hepsinin ölü yemeğinden yemeleri gerekiyor. Hiç kimsenin acelemiz var, yola çıkmamız gerekiyor diyerek cenaze evini zora soktuğu/üzdüğü durumlarla karşılaşılmaz. Uzak yerlerden gelip de erken ayrılmaları gerekenlere hocalardan/imamlardan sonra yemek yedirilir. Yemeğini yiyen, geleneğe uygun olarak, işi uzatmadan cenaze evinden ayrılır.


Sofradan ayrılan herkese ailesine götürmesi için ölü yemeğinden yemek, iskattan bir pay et ve kaçamak unu verilir. Ölü ağıtı (хьадагъэ) sırasında yapıldığı gibi, ölü yemeği sofrasından kalkanlar aileden birileri tarafından yolcu edilmezler. Ölü yemeği ile karın doymaz derler (Хьадэ1усыр ныбэрылъ хъурэп):  “Yiyene yarasın, ölüye de rahmet olsun “ (Зы1уфэрэм фимыш1эу, зыфаш1ырэм фэбагъоу) derlerdi yemeğin ardından. Sofradan kalkıldığında “Tanrı ona Cennet nimetlerini ihsan etsin. Tanrı sevabını ona ulaştırsın” (Тхьэм джэнэт шхын феш1. Ипсэпагъэ Тхьэм 1уегъак1) derlerdi.


Hadeus ve Adige hadağe’sinde (ölüye ağıt yakma geleneğinde) çeşitli dinlerden izlere rastlanır.
Jame (жъамэ; yulaf böreği) politeizm (тхьабэ дин) inancından kalma bir gelenek, jame’nin Cuma akşamı  kokutulması Hıristiyan ve Müslüman inancı izlerini  de yansıtmaktadır. Bu kokunun ölüye ulaştığına, kokunun Cehennem ateşine karşı, ölü için koruyucu bir gölge oluşturduğuna inanırlar. Kırkıncı gün ölü yemeği/hadeus’u da Hıristiyanlık döneminden kalma bir gelenektir.


Bir yıl,  üç yıl süresince yas tutmak (шъыгъон), hadağe’ye (ağıt törenine) kalpaklı/şapka (па1о) giymiş olarak katılmak, ölünün kaldırılış biçimi (хьадэр зэрагъэерэ ш1ык1), bütün bunların hepsi eski Adige geleneklerine uygun olarak yerine getirilir.


DİPNOTLAR:
1)
Türkiye’de helva pişirilir. Ölünün helva kokusunu aldığına inanılır. -HCY
2)
Şıps-p’aste (щыпс-п1астэ)- Soslu etsuyu ve kaçamak. -HCY
3)
Halıv (хьaлыу)- Adige helvası. Akdarı unu tereyağı ile kavrulur, bal ya da şeker ile karıştırılarak elde edilir. -HCY
4) Hatık ve guvıvbat için Bkz. ”Adige Geleneği” 1, 2, 3, CC,  Xabze bölümü. -HCY