...................
...................
ÖZENDİRME, BİR EĞİTSEL OLANAKTIR (К1ЭГЪЭГУШ1УНЫР П1УНЫГЪЭ АМАЛ)
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.
                         
...................
...................

İyilik yoluyla elde edilemeyen şey, kötülük yoluyla hiç elde edilemez. İnsanın kendi kendisini koruyacak ve kötülüklerden uzak duracak bir biçimde eğitilmesi gerekir. Genç ya da çocuk, ikiyüzlü/sinsi olmazsa, toplumca benimsenmiş kurallara uyan biri olursa, amaca ulaşılmış olur. Davranışlar, gelenek ve görenekler, tıpkı bir giysi gibidir. Giysi giyilir çıkarılır ya da değiştirilir. Gelenek ise, değiştirilen, satılan ve satın alınan bir şey değildir. İnsanlar arasında güvercin gölgesi ya da koyun postuna bürünmüş bir kurt gibi dolaşıp duruyor, kimsecikler de senin farkına varmıyorsa, ortada bir tehlike vardır ve geleneğin bir anlamı kalmaz.

 

* Burada her bir bireyin dikkat etmesi gereken şey, kişinin kalbini ve aklını kullanarak, kendisine yapılmasını istemeyeceği şeylerin, başkalarına yapılmasına karşı çıkacak biçimde bir kişilik kazanması için çalışılması olabilir. O zaman gelenek ile anlayış ya da akıl çatışmaz, her ikisi birlikte bir dayanışma içine girer. Çocuk, geleneğin uygulandığını ve saygı ile karşılandığını görürse, gördüklerinden etkilenmeye başlar, üstelik o geleneği bir de içselleştirirse/kendi yaşamının bir parçası haline getirirse, ortaya harika bir birey çıkar! Öyle bir çocuğun temiz kalpli, özgür düşünceli, sözü ve özüyle bir, örnek bir kişi olacağı bilinir.

 

Çocuklar, aile içindeki büyüklerini, zor durumlarında bir dayanak ve danışmanları olarak görmelidirler, bundan çekinilmemelidir, bunun sakıncalı bir yanı olamaz. Çünkü ”Güzelin karşılığı yine güzeldir” (дахэм дахэ ипэгъок1). Kişinin tutkalı, yine kişidir (Ц1ыфым ищэпсыр ц1ыфы). Büyük olsun, küçük olsun, tüm insanların, her bir bireyin, tartışmasız, hiçbir bireyin bir başkasının kopyası olamayacağı, her bir kişinin ayrı bir dünya olduğu gerçeği bilinmelidir.

 

Geleneğe uygun olarak hareket edersen, senin davranışların, bu davranışlarının kaynaklandığı duygu ve düşünceler, seninle aynı değerleri paylaşan başkaları tarafından algılanır. Geleneğin işlevi/amacı, iki kişinin birbirini dostça karşılamasını sağlamak, kişilerin hareketleri, oturup kalkmaları ve benzeri davranışları yönünden uzlaşmalarını ve dayanışmalarını gerçekleştirmektir.

 

Binlerce yıldan beri insanlar, her bir değişik ulus, geleneği, sırf gelenek olsun diye benimsemiş, yaşatmış ve geliştirmiş değildir. Bir ulusun, aynı dili konuşan bir ulusun ya da aynı giysileri giyen yüz kişinin darılmadan ve birbirini kırmadan bir arada yaşaması, kendilerini çevreleyen doğaya ve başka topluluklara aydınlık bir gözle, dibi görünen berrak bir ırmağa bakar gibi bakmaları, gördükleri şeyleri içlerine sindirmeleri için, bu insanların hep birlikte yaratmış, benimsemiş ve bir dayanak olarak kullanmakta oldukları değerler bütününe gelenek denir. Ulus, karşılaşmış olduğu her bir olaydan bir ders çıkarmış, bunların her bir bireyi için de bir ders olması, bu dersin o bireyi akıllı ve uyanık biri yapması için, geleneği oluşturmuştur.

 

Birey, üyesi bulunduğu toplumun düşünce dünyasını ve ortak aklını kavrayabilirse,  sadece ulusunu ve ondan kalan ulusal mirası korumakla kalmaz, ulusunu ve ulusunun olan ulusal mirası da daha ilerilere taşıyabilir. Başka uluslara dostça yaklaşma gücünü de kendinde bulur.

 

Bütün bunları kavrayan ve içselleştirmeye başlayan, bunları bir yük değil, aksine soluduğu hava gibi gerekli bulan ve bu havaya yeni bir ruh/canlılık katan bir çocuk, her şeyden öte övgüye değerdir ve ona yaraşacak olanı da, ona insanca bir saygı duymak olabilir.

 

Çocuğun yarınları, kendisi, anne ve babası, okulu ve ulusu (чылэ) tarafından akılcı ve bilgece bir biçimde düzenleniyor. Gelenek, bu yaşam yolculuğumuz boyunca, yolu şaşırmamızı önleyen bir pusuladır. Sevgili öğrenciler, uyanık olmalı, gördüğünüz ve duyduğunuz her şeyi akıl süzgecinizden geçirerek daha da güzelleştirmelisiniz (*).  

 

*Utanılacak şeylerle karşılaşabileceğini düşünmeyen kişi, dostu olmayan kişidir (Губгъэн емынэгуерэр гъусэнчъ).

 

*Seni ağlatan seni sevendir, güldüren de sevmeyendir (Узгъэгъырэм  урик1ас, узгъэщхырэм уриджагъу).

 

*Kendine yakıştıramadığın şeyi başkasına yapma (О къыомык1ущтыр нэмык1рэ ц1ыфым емыш1). (Adige atasözleri).

 
 

BİLGİ NOTU:

1) Birçok yardımcı sözcükler eklenerek Türkçe’ye aktarmaya çalıştığımız bu felsefi metin, Çerkesce/Adigece özgün biçimde, çok daha kısa, az sözcükle yazılabilen ve herkes tarafından kolay anlaşılabilecek olan bir metindir. Çerkesce’nin/Adigece’nin, kısa, öz ve kolay yoldan çabuk kavratma gibi kendine özgü bir özelliği var. Marifet, Adigece’yi o ustalıkta yazabilmek ve kullanabilmektedir. Yukarıda iki dilde yazılmış atasözü ve deyişlerden de bu özellik anlaşılabilir. -HCY.

 


 

CEZALANDIRMA (ГЪЭПЩЫНЭНЫР)

 

Adige ulusal pedagojisinde/çocuk ve insan eğitiminde, ulusal eğitimde, diğer uluslarda bulunmayan farklı özellikler bulunur.

 

Diğer uluslar gibi, Adigelerde de,  çocuğu hoş (едэхаш1эу) ve el üstünde tutmanın, bebeğe/çocuğa önem vermenin ve onu elden geldiğince iyiye doğru yöneltmenin, çocuğun kendisi, ailesi ve ulusu için yararlı olacağını bilinir. İyinin ve kötünün, kuşkusuz belirlenmiş sınırları vardır. Bu iki özelliğin, yani iyi ve kötü özelliklerinin birbirlerinden uzak tutulmaları gereği, kötünün kişiyi iyi olandan uzaklaştırdığı da bilinir.  

 

Böyle durumlarla karşılaşan Adige ana ve babaların, eğitim (п1ук1э) konusunda bulmuş oldukları çözüm yolu da ilginçtir.

 

Çocuk yersiz ve zamansız davranışlarda bulunmaya başlarsa, geleneğe ve Adige ulusal eğitim anlayışına göre, ana ve babalar durumun farkında değilmişler gibi davranırlardı. Ancak bundan, çocuk karşılaştığı bir kişiyle uygunsuz konuşacak olursa, büyüklerin bundan hoşlandıkları ve sustukları gibi bir anlam da çıkmaz. Ana babaların susma nedeni, başkalarının gözü önünde çocuğunu terbiye etmeye kalkışmanın ayıp ve geleneğe ters düşmekte olduğunu bilmeleri idi. Evde ana ve babanın çözemediği sorunu, köylünün öğütle (гъэсэпэтхыдэк1э) çözemeyeceği bellidir. Adigeler hep derler: ”Evinde terbiye al, toplum içine öyle gir! ” (Уиунэ зыщыгъаси хасэ к1о! ). (1).

 

Çocuk ana ve baba korkusu duyacak, toplum içinde ana babayı utandırmaktan kaçınacak biçimde, küçüklüğünden başlanarak eğitilir. ”Baban duyarsa uygun düşmez, baban görürse ayıp olur” gibi sözlerden daha büyük bir cezalandırma olamayacağı, küçükken çocuğa kavratılır. Bu, Adige çocuk eğitiminde izlenen bir yöntemdir.

 

Çocuğun öğrenmesi gereken şey, toplum içinde ya da insan önünde uygunsuz davranırsa, bunun kendi ailesi mensuplarına utanç getireceğini, leke süreceğini kavramasıdır. Toplum uygunsuz davranmanın ceremesini/cezasını çocuğa değil, çocuğun yanındaki büyüğüne keser. Çocuğun cezası ise daha sonra gündeme gelir. Çocuğu yüzünden utanacak hallere düşen baba ya da aileden büyüğü, eve dönüldüğünde ve baş başa kalındığında, çocuktan yaptığının hesabını sorar. Adige geleneği, bir başkasının önünde, insanların içinde, büyüğün kendi çocuğuna terbiye vermesini uygun bulmaz.

 

Çocuk yanlış yapacak ya da hatalı davranacak olursa, sert bir göz işareti ile (нэплъэгъук1э) uyarılır, bu da geleneksel bir uyarı biçimidir.

 

Adige ulusal eğitiminin temel özelliği, azarlamadan, güzellikle, tatlı dille ve sevecen yaklaşımlarla çocuğu eğitmek, sözle uyarmadan çocuğun yanlışını anlamasını ve düzeltmesini kavratma biçiminde olmasıdır.

 

Çocuğun büyütülmesi ve eğitilmesi, kuşkusuz kolay bir şey değildir. Yanlış yaptığında, bilerek gelenek dışı davrandığında/suç işlediğinde, Adigeler çocuğa sert yaptırımlar uygulamaktan da kaçınmazlardı. Adige çocuk eğitiminin, diğerlerinden farklı olan yönü, çocuğu küçük düşürecek ve aşağılayacak söz ve konuşmalara yer vermemesi, bu tür cezalandırmalara da izin tanımamış olmasıdır. Kaynana (гуащэ), kayınbirader/çocuğu amcası (пщыкъу) ve komşu biri yanında annenin çocuğunu terbiye etmeye kalkışması ise, çok ayıp karşılanırdı. Anne ya da baba, geleneği bu biçimde bozmaya kalkıştıklarında, çocuğa uygulanan ayıba tanık olmamak için, o ailenin ya da kişinin yanında olanlar, uzaklaşırlardı, evde iseler kalkıp giderlerdi.

 

Anne sabredemeyip gelenek dışına çıkar ve çocuğa kızacak olursa, kaynana, kayın ya da  olaya tanık olan aileden olmayan birinin, gelenek gereği susması ve bir şey duymamış gibi davranması da gerekirdi. Bunun nedeni, anne gelenek dışına çıkmış ve huysuzca davranmış olsa bile, anneyi çocuğunun önünde kınamaya, küçük düşürmeye kalkışmanın geleneğe aykırı olmasıydı. Böylesine bir durumla karşılaşan kişi, kendi kendisini eleştirmekle yetinirdi: ”Acaba bu gelin bana mı kızdı ki böyle yaptı? Bana kızdığı için, suçsuz yere o küçük çocuğu azarlamış olmasın sakın?  (Сэры ш1у1а мы нысэр зыфэетагъэр? Сэ ыгу къысфыхэк1ыгъэу лажьэ зимы1э к1алэм ар тефагъ шъу1уа? )” diyerek kusuru kendinde aradığı durumlar olurdu (2).

 

Çocuğu yanlış yapacak olursa, bunu yalnız iken ve bir başkasına duyurmadan,  ona kavratmak gerekirdi. Bu da eski Adigelerin en üst düzeyde bir eğitim anlayışına ulaşmış olduklarını gösteriyor. Adige geleneksel eğitimi, insanın insan, özgür ve serbest olmasını amaçlıyordu. Bunu toplumun kavraması, benimsemesi, Adigeler bağlamında en doğru bir eğitsel yol olarak görülüyordu.

 


DİPNOTLAR:
1)
Çocukluğumda birçok çocuğun, kimsenin görmediği yerlerde bir başına, karşısına  bir sopa dikerek onunla dans ettiğini, dans etmeyi  öğrenmeye çalıştığını, daha sonra kendileri gibi küçük çocuk ve  kızlarla kapalı yerlerde/ev odalarında dans ettiklerini, büyüklerin bunları görmezlikten geldiklerini, daha sonraları daha büyüyen bu çocukların köy içi küçük danslara katıldıklarını, ağabey ya da ablalardan destek ve teşvik gördüklerini,  işi ilerlettiklerini, bazılarının çalgı çalmasını öğrendiklerini, bu gençlerin zamanla  köyler arası danslara da katıldıklarını  görmüşlüğüm çoktur. -HCY

2) Kusuru kendi üstüne alarak, dolaylı yoldan, davranışını düzeltmesinin gerektiği geline bildirilmiş de olabilirdi. -HCY