MENÜ





 

.

.

KOL YENİ İÇİNDE KALANLAR
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

Evet “kol kırılır yen içinde kalır” deyimini çok sık duymuşsunuzdur. Ben de son altı yıla girinceye kadar çok sıkı sıkıya bağlı kaldığımı sanıyorum bu deyimle anlatılmak istenene. ...

.

Amaç birliği yaptığımız arkadaşların hatalı gördüğüm davranışlarına ilişkin görüşlerimi daha çok kendilerine yazdım. Kimileyin de bu eleştiriler küçük bir grup içinde kaldı. Kol ve yeni bilmeyenlerin hiç haberi olamadı. Haberi olmayanlar da bir elmanın iki yarısı gibi bilinenlerin birbirlerini uluorta eleştirmelerine şaşıp kaldı.

Halbuki son yıllarda CC’da ya da başka platformlarda okuduğunuz, duyduğunuz eleştiriler sadece kol yenine sığmayanlar, kol yeninden artık taşanlardır. Ancak bilgisayarımı her açtığımda, yada dosyalarımı karıştırdığımda arkadaşların özellerine yazdıklarım da çıkıyor karşıma. Hepsini silmek mi? Kesinlikle yapamayacağım bir şey. Çünkü salt emek değil benim için yazılarım. Her birini, her okuyuşumda yeniden duygulanıyor, yeniden acı çekiyor, yeniden öfkeleniyor kimileyin de yeniden mutlu oluyorum. Yeniden yaşıyorum olayı hemen tüm ayrıntıları ile. Beni yazmak zorunda bırakan olayları sizlere benim yaşadığım yoğunlukta yansıtamadığımı, yansıtamayacağımı bilmiyor değilim ama yine de....

Yazdıklarımı kendi elimle çöpe atamayacağıma göre bunları günün birinde “yen içini” bilmeyenlerin okuması da olası değil mi? Peki bu olasılık yanılgılarımı düzeltme şansımın artık kalmadığı bir zaman diliminde, benim için yaşamın durmuş olduğu bir zaman diliminde gerçekleşirse... Eleştirdiklerimin olabilecek karşı eleştirilerini de göremeyecek, düzeltilmesi gerekeli yanlış anlamaları da düzeltemeyeceğim. Kuşkusuz bu durumda konuyla ilgilenenlerin olayların gerçek yönlerini anlamaları, algılamaları daha güç olacaktır.

Özetle; bugüne kadar yen içinde bıraktığım kırık kolları da ilgilenenlerin görüşlerine sunma CC’da yayınlama kararı aldım. Kırık kollar sergisi, doğal olarak izleyicilere mutluluk veremeyebilecek. Kesin olanı ise kırık kolu yen içinde bırakana kırık anının acılarını yeniden yaşatacak olması. Yine de birbirinin kopyası sanılan biz dönüşçülerin olaylara yaklaşım, gelişim değişimler karşısındaki duruş farklılığımızın bilinmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Mücadelemizin anlaşılmasına katkı olacağını duyumsuyorum.

Hep söylediğim gibi sürgünden bu yana en şanslı tarih dilimini yaşıyoruz. Çarlık Rusya'sı- Kafkasya savaşlarında Osmanlı ve İngiltere'nin olası yardımlarını engellemek için Çerkesya’nın kıyılarını ablukaya alan Rus savaş gemileri, bugün aynı kıyıları yine ablukaya almış bulunuyor. Ancak bu kez halkımızı olası saldırılardan korumak için. Bu büyük tarihsel değişimi bizlerin gerçekleştirdiği gibi bir düşünce aklımın köşesinden geçmedi, geçmez. Böyle bir gücü kendimizde görmemiz de çok aptalca olur kuşkusuz. Ancak, dönüşçüler olarak tarihin bizlere sunduğu bu şansı iyi okuyabildiğimiz ve halkımızın tarihini yeniden yazdığımızın bilincinde olunmamasının da aynı derecede bir aptallık olduğuna inanırım. Dolayısı ile yakın tarihimizi yaşayan tüm arkadaşları ellerindeki belgeleri yayımlamaya, anılarını yazmaya bir kez daha çağırıyor bunun görevimiz olduğu düşüncemi yineliyorum. Hem daha önce de dile getirdiğim gibi, Rusya-Kafkasya savaşlarına ilişkin bugün tarih diye okuduklarımızın büyük bölümü, Batılı askeri ateşelerin, Çarlık Rusya'sı görevlilerinin anıları değil mi?

“Giriş”in bu bölümüne gelince, sadece daha önce yayımlamadıklarımı değil, yayımladıklarımı da yeniden bu sayfalara yansıtmanın daha doğru olacağını düşündüm. Amaç; gençlerimizin, kendi yaşlarında olduğumuz dönemde neler düşünüp, neleri gerçekleştirme çabası içinde olduğumuzu anlamalarına, günümüz gerçekleri ile karşılaştırmalarına katkı... Yazılarla birlikte belki bir iki anı kırıntısı...

En büyük beklentim ise, benim dışında kaldığım olayları yaşayanların, olayları farklı görenlerin, olayların benim bilmediğim yönlerini bilenlerin, olayları kendi bakış açıları ile anlatmaları, yanlışlarımı düzeltmeleri...

Beklentilerimin gerçekleştiğini görmenin mutluluğunu yaşayabilmek umuduyla...

.

.

.