MENÜ





 

.

.

BAŞLANGIÇ
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

1975 Haziran sayı 10
Nartların Sesi
Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Gençlik Kolları Bülteni


20 Eylül 1948'de doğmuşum. 21 Eylül 1978'de Çukurova Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümü'nde asistan olarak işe başladım.
...

.

Tayininde kolaylık sağlaması amacıyla resmi nikahımızı daha önce kıyılmış, 23 Eylül 1978 tarihinde de düğünümüz yapılmıştı. İşe başladıktan hemen sonrası düğün için hocamız hoş karşılamaz korkusu ile izin isteyememiştim. Pazartesi bir günlük izin için hocamıza, biz arkadaşları olarak izninizle Necdet’i göndermiyoruz diye kısa bir telgraf çekmiştim. İlk çalışma günümde de hocam hem beni kutlamış hem de “arkadaşlarımın” telgrafından ne denli hoşnut kaldığını eklemişti. 19 Eylül 1979'da oğlumuz Psefit doğdu.

22 Eylül 2008 tarihinde de Adigey Cumhuriyeti Ççeraşe Témbot Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü Bilim bölümünde “bilim çalışanı” sanı ile çalışmaya başladım.

Son yıllarda genelde dilbilim, özelde Adige dili ile yakından ilgileniyorum. Kimi yazılarım bilimsel dergilerde yayımlandı. DÇB Dil Komisyonu Başkanlığını sürdürüyorum. Kolay okunup yazılan bir alfabe için küçük değişiklikleri öneren bir çalışmam var. 14-17 Ekim 2008 tarihleri arasında Ürdün’de gerçekleştirilecek uluslararası dil konferansı için hazırladığım iki sunumdan biri bu alfabe taslağı.

“Uzmanlık alanınız tıp, dile bu ilgi neden” ve benzeri sorularla da çok sık karşılaşıyorum. Dün akşam dergileri karıştırırken “Kafkasya Kültürel Dergi”nin 37. sayısında yayımlansın önerisinde bulunduğum ve İzzet ağabeyin de olur verdiği, anadili sevgisini anlatan ekteki yazı gözüme ilişince de “dile olan ilgim pek yeni değilmiş” diye geçti içimden:

“Aşağıda sizlere Agah Sırrı Levent’in Türk Dili Dergisi 252. sayısında yayımlanan “Anadili Sevgisi” başlıklı yazısının bir bölümünü sunuyoruz. Yazıda geçen “anadili” sözcüğünün yalnız Türkdili’ni değil, yeryüzündeki tüm anadilleri içerdiği inancındayız.

ANA DİLİ SEVGİSİ
Agah Sırrı Levent

Anadili sevgisi yaradılıştandır.; küçük yaşlarda belirmeye başlar. Çocuk, anadilini önce anasından ve ailedeki büyüklerinden öğrenir. Daha sonra, sokakta arkadaşları ile oynayarak, okulda kitapları okuyarak, derslerde öğretmenlerini dinleyerek bu bilgiyi genişletir. Dilbilgisi dersleriyle, anadilinin kurallarını öğrenmiş, edebiyat dersleriyle de anadiline sevgisini ve bağlılığını arttırmış olur. Anadili sevgisi işte bu yollardan geçerek bu evreleri izleyerek gelişir.

Anadilini herkes sever. Ancak bu sevgi, okuyup yazması kıt ve kültür dağarcığı yufka olanlarda içgüdü halindedir. Edebiyat kültürü edinmiş aydınlarda ise, bilgi ve zevk de karışarak olgunlaşmıştır. Asıl yüksek aşama, başlıca sermayesi anadili olan yazarlarla sanatçılarda görülür. Anadilini ancak onlar değerlendirir. Sonradan öğrenilen yabancı diller, hiçbir zaman anadilinin yerini tutamaz.

Anadilini hor görenler de vardır. Bu hal, çok kez ulusal kültürün gelişip yerleşmemiş olmasından doğan yabancı dil hayranlığından ve bunun sonucu olan aşağılık duygusundan gelir.

Anadili sevgisi insanlarda doğaldır, ama bilince dayanırsa bir değer taşır. Bilince dayanmayan sevgi, ne denli güçlü olursa olsun, içgüdü olmaktan kurtulamaz. (...)”

.

.

.