|
Tayininde kolaylık sağlaması amacıyla resmi nikahımızı daha
önce kıyılmış, 23 Eylül 1978 tarihinde de düğünümüz
yapılmıştı. İşe başladıktan hemen sonrası düğün için hocamız
hoş karşılamaz korkusu ile izin isteyememiştim. Pazartesi bir
günlük izin için hocamıza, biz arkadaşları olarak izninizle
Necdet’i göndermiyoruz diye kısa bir telgraf çekmiştim. İlk
çalışma günümde de hocam hem beni kutlamış hem de
“arkadaşlarımın” telgrafından ne denli hoşnut kaldığını
eklemişti. 19 Eylül 1979'da oğlumuz Psefit doğdu.
22 Eylül 2008 tarihinde de Adigey Cumhuriyeti Ççeraşe Témbot
Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü Bilim bölümünde “bilim
çalışanı” sanı ile çalışmaya başladım.
Son yıllarda genelde dilbilim, özelde Adige dili ile yakından
ilgileniyorum. Kimi yazılarım bilimsel dergilerde yayımlandı.
DÇB Dil Komisyonu Başkanlığını sürdürüyorum. Kolay okunup
yazılan bir alfabe için küçük değişiklikleri öneren bir
çalışmam var. 14-17 Ekim 2008 tarihleri arasında Ürdün’de
gerçekleştirilecek uluslararası dil konferansı için
hazırladığım iki sunumdan biri bu alfabe taslağı.
“Uzmanlık alanınız tıp, dile bu ilgi neden” ve benzeri
sorularla da çok sık karşılaşıyorum. Dün akşam dergileri
karıştırırken “Kafkasya Kültürel Dergi”nin 37. sayısında
yayımlansın önerisinde bulunduğum ve İzzet ağabeyin de olur
verdiği, anadili sevgisini anlatan ekteki yazı gözüme ilişince
de “dile olan ilgim pek yeni değilmiş” diye geçti içimden:
“Aşağıda sizlere Agah Sırrı Levent’in Türk Dili Dergisi 252.
sayısında yayımlanan “Anadili Sevgisi” başlıklı yazısının bir
bölümünü sunuyoruz. Yazıda geçen “anadili” sözcüğünün yalnız
Türkdili’ni değil, yeryüzündeki tüm anadilleri içerdiği
inancındayız.
ANA DİLİ SEVGİSİ
Agah Sırrı Levent
Anadili sevgisi yaradılıştandır.; küçük yaşlarda belirmeye
başlar. Çocuk, anadilini önce anasından ve ailedeki
büyüklerinden öğrenir. Daha sonra, sokakta arkadaşları ile
oynayarak, okulda kitapları okuyarak, derslerde öğretmenlerini
dinleyerek bu bilgiyi genişletir. Dilbilgisi dersleriyle,
anadilinin kurallarını öğrenmiş, edebiyat dersleriyle de
anadiline sevgisini ve bağlılığını arttırmış olur. Anadili
sevgisi işte bu yollardan geçerek bu evreleri izleyerek
gelişir.
Anadilini herkes sever. Ancak bu sevgi, okuyup yazması kıt ve
kültür dağarcığı yufka olanlarda içgüdü halindedir. Edebiyat
kültürü edinmiş aydınlarda ise, bilgi ve zevk de karışarak
olgunlaşmıştır. Asıl yüksek aşama, başlıca sermayesi anadili
olan yazarlarla sanatçılarda görülür. Anadilini ancak onlar
değerlendirir. Sonradan öğrenilen yabancı diller, hiçbir zaman
anadilinin yerini tutamaz.
Anadilini hor görenler de vardır. Bu hal, çok kez ulusal
kültürün gelişip yerleşmemiş olmasından doğan yabancı dil
hayranlığından ve bunun sonucu olan aşağılık duygusundan
gelir.
Anadili sevgisi insanlarda doğaldır, ama bilince dayanırsa bir
değer taşır. Bilince dayanmayan sevgi, ne denli güçlü olursa
olsun, içgüdü olmaktan kurtulamaz. (...)” |