|
|

MENÜ
|
|
|
. |
|
. |
|
MURAT CANLI ve GENÇLERE MEKTUP
Dr.
MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam |
 |
|
. |
|
. |
|
Bir dönem gençler iyi niyetle
dönüş Platformu kuralım dediler. Katılıp katılmayacağımı
sordular. Niyetleri eskiden beri dönüşçü bilinenleri bir
platformda tartıştırmak ve dönüşe yeniden ivme kazandırmaktı.
Ancak eski tüfeklerin de yeni başlayanların da meydanı
bırakması çok uzun sürmedi. |
... |
|
|
|
. |
Çok keskinlerden bir Murat Canlı
idi. Şimdi nerdedir, ne yapar, ne kadar dönüşçüdür bilmiyorum
ama işte o günlerde sayın Murat Canlı'ya yazdığım bir yanıtı
paylaşmak istiyorum sizlerle...
Siz çok düzenli olmayınca ya da çok şeyle uğraştığınızda, süre
yetmediğinde arşiviniz de çok düzenli olamayabiliyor. Dolayısı
ile zaman zaman daha önce okunmuş metinlerle
karşılaşabilirsiniz. Daha önce okuyanlar "sanırım yeni
arkadaşlar için yazıldı" diye düşünsün lütfen... Kırk yılı
aşkın amaç doğrultusunda sağlam sağlam olduğuna inandığınız
adımlarla yürüyorsanız eğer arada kendinizi tekrar ettiğiniz
de olur kuşkusuz...
Kusurumuz affola...
Sevgili Murat, Sevgili gençler,
Ben anavatana dönüş yapma şansını 1992 Mayıs’ında yakaladım.
Çoğunuzla yüz yüze tanışmıyoruz. Yazılar olarak da sanırım son
zamanlarda yazdıklarımı okumuşsunuzdur. Ancak durgunluk ve
dönüşçülerin muhacerette kalan kesiminin anavatana dönüş
yapanları desteklememe olgusu yeni başladı sanmayın. Kendim,
dönüşün ilk günlerinden itibaren başladığını söyleyebilirim.
Eleştirilerim, dertleşmelerim de ilk günlerden itibaren
başladı. İşte size bunun kanıtlarından biri: Bu süreç
içerisinde -halen de öyle- en büyük dert ortağım ağlama
duvarım Özdemir Özbay'a, sevgili Pit'o'ya yazdığım
mektuplardan biri.
Sevgili Murat, sevgili gençler görüş paylaşmaktan kaçınan
gördüğünüz gibi ben değilim. Savunduğum ilkelerin hiçbiri de
yeni değil, dahası hiçbirini salt kendim belirlemedim.
Dönüşçülerin (Yusuf'a göre gurup olmayan, Şamil'e göre gurup
olan dönüşçülerin) belirlediği ilkeler. Mücadelem de ortak
ilkelerimizi, birlikte belirlemiş olduğumuz bu ilkeleri
yeniden geçerli kılma mücadelesi.
Beni "kendimi dev aynasında görmek, birilerinin omuzlarına
basarak yükselmek, kendilerinin akıllı ve zeki olmadıklarını
düşünmek…" benzeri karı dedikodusu düzeyinde eleştiren
yanılamazlar, bir türlü "gerçekten şurada da yanıldık, şunu
eksik yaptık, şunu yanlış yaptık" diyemeyecekler. Halbuki
birlikte güzel şeyler üretebilmenin tek yolu, yanlışı yapanın
"yanıldım" diyebilmesi, kendi kendine bunu diyemiyorsa
arkadaşların birlikte bunu dedirtebilmesi değil mi?
Evet, yanıtsız da kalmayan dertleşmelerimden ve biri. Yanıtsız
kalan yazılar arşivimden örnekleri ise daha sonra yine
paylaşacağım.
Sevgiler…
Necdet Hatam
31 Mart 2005
Sevgili Pito
20 Nisan 1995
Mektubuna, ailevi üzücü haberler dışında çok sevindim. Buraya
geldiğimden beri ilk kez gerçekçi bir yaklaşım kırıntıları
gördüm onda. İlk kez bir haykırış, iyi olsun isteyen, daha
etkili olunsun isteyen birinin haykırışını duydum.
Önümde daha önce sana yazdığım mektup da duruyor. Genelde
söyleyeceklerim hiç değişmedi ama özelde çok, pek çok şey
değişti.
"Dönüş" Türkiye'de belki bütün muhacerette gündemden
düşürüldü. Gündemde artık yok. Bunun da sorumlusu maalesef
bizim arkadaşlar. Kader birliği etmiş olduğumuz
arkadaşlarımız. Evet, bu kadar yıldan sonra her şeye yeniden
başlamak gerekiyor. Bu yazdıklarımı karamsarlık sanma. Zaten
göndereceğim yazı kopyaları, yanlış taktiklere sapılmasın diye
ne kadar çırpındığımı, benim neler önerip -hiç de yeni
olmadığı halde- neler yapıldığını sana gösterecek ve umuyorum
sen de hak vereceksin. Fahri ile Süleyman'a ait özel yazı yok
ekte göndereceklerim arasında. Bu onları, onların yaptıklarını
onayladığım anlamına gelmesin sakın. Onlarla telefon ya da yüz
yüze daha sık görüştüğüm ve her defasında bundan sonra
düzelirler umudunu beslediğim için yazıları gecikmiş oldu.
Ancak artık sığmadığı gibi, son umut olarak gördüğüm için
artık onlara da yazacağım.
Bütün bu olup bitenlerin üzerine, vakıf için yaptığınız
toplantıyı "kara mizah" olarak değerlendiriyorum.
Evet Pito'cuğum. Vakıf da kurulabilir, akademi de. Üniversite
bile… Ancak hiçbiri muhacerette yok olmayı engellemeyecek.
Daha önce de yazmıştım sana. Yemekte sen söyleyip ben
onaylamıştım. Buradaki kalbiniz, gözünüz olmak amacı ile yola
çıkmıştım. Öyle de olmaya çalıştım. Benim şartlarım uygundu,
bana kısmet oldu, kendimi şanslı addediyorum. Gene şanslı
sayıyorum kendimi, bu şansı, Anavatan'a dönebilme şansını
yakalayabildiğim için. Bunda da yeni bir şey yoktu.
Herkeslerin "kaçıyorsunuz" suçlamalarına karşın, yetmiş
dokuzda dönüş başvurusu yaparken, muhaceret gözü ile anavatanı
değerlendirmek, iyi değerlendirmek ve insanımıza, özellikle
muhaceret insanımıza daha yararlı olmak kaygısını taşıyorduk.
Doğru bir karardı ve bu kararı yıllar sonra da olsa
gerçekleştirmek bana kısmet oluyordu.
Sevgili Pito, Mevlüt'e yazdığımda var. Dünyadaki büyük düzen
değişikliklerinden sonra stratejisi ayakta kalan tek grup
biziz diyebilirim. Hatta neredeyse taktikleri bile.
Karşılaştığımız, karşılaşacağımız her olayda, nasıl
davranacağımızı daha önce hep birlikte saptamışız zaten.
Bunlar hep doğru şeylerdi. Onları değiştirmemize gerek yok.
Aksayan uygulama Pito'cuğum, uygulama. Onu da aksatan yanlış
şeyler yaptıran acaba inanç eksikliğimi diyorum.
Öyle stratejik, taktik konularda tartışmayalım istersen. Ben
diyorum ki, nerdeyse yalvarmaya varan ısrarlı isteklerimize
rağmen, eski dergi, gazete göndermeyi bile örgütleyemeyen ya
da daha kötüsü örgütlemeyen, Abhazya için toplanan elbiseleri
dernek köşelerinde çürüten kişilerin, muhaceret insanının
anavatandaki kardeşlerini öyle uluorta eleştirme hakları
yoktur. Olamaz. Israr edilirse "hariçten gazel okumayın"
denir. Belki biraz ağır kaçar gibi olur ama denir. Peki,
Pito'cuğum bu söylediğim yeni bir şey mi? Hangi yazımızda,
konuşmamızda yöneticilerimize akıl verir tavırlara girdik?
Hangisinde, anavatanımızın içinde bulunduğu ülke
yöneticilerini hem de Türkçe olarak suçladık, eleştirdik?
Yazılmadı söylenmedi ise yazılacak söylenecek olmadığından mı
idi? Ancak hep "anavatana dönüş’’ü nasıl etkileyeceğini
düşünmedik mi ve doğru yapmadık mı? Onun için "Kuzey Kafkas
Halk Derneği Tüzüğü'ne Türkiye ile Sovyetler Birliği
ilişkilerini bozabilecek görüşte olanlar derneğe üye kabul
edilmezler" yollu bir ibare yazılmamış mıydı? Doğru değil
miydi? Elbette ki doğru idi. Ancak aynı doğrular bugün daha
yakıcı olarak gündemdeyken, sözü edilen tüzüğü yazan
arkadaşımız, Şenıbe Yure'nin bültende yayımlanan söyleşisi
için "tarafsız gazetecilik yaptığını" söyleyerek kendisini
savunuyor. Hayır, Pito'cuğum kaygı kayboldu artık. Anavatan
kaygısı kayboldu. Arkadaşlarımız için dönüş çalışmaları tatlı
bir hatıradır belki artık ama bilsinler ki anavatandaki
insanın bile hayatını tehlikeye atabilecek davranışlarının her
zaman karşısında olacağız. Bayrağı açmak zorunda kaldığımız
zaman yalnız olmadığımı da görecekler.
Çok net olarak hatırlaman gerekir. Kaf-Kur dönüşü ön plana
alan derneklerin kurumu idi. En önemlisi de dönüşü ön plana
aldığı için Diaspora sorunu olan halklarımızın yani Adigeler
ile Abazaların kurumu idi. Fahri, Süleyman, Aslan arı
sayesinde ne hale geldiğini gördün. Yok efendim illa ki
herkese şemsiye olacakmış. Olmaz, olamaz dedik. Tarihin
sırasında yapamadığını bizim yıllar sonra kafalarda
yapabilmemiz çok zor. Pito'cuğum biz istesek de istemesek de
anavatandaki bölünmüşlük etkileyecek bütün taktiklerimizi.
Unutmadan, en ileri birlikteliğin -anavatan ve insanları
hakkında bu kadar bile bilgimiz yok iken- ancak Adige-Abaza
birlikteliği olabileceğini yıllarca önce saptamamış mıydık?
Sanıyorum sizin evdeydik. Peki, şimdi ne değişti yeniden.
İzninizle daha ötesini söyleyeyim. Eğer anavatandaki
yapılarımızda nüfus arttırma gibi bir gayemiz var ise -eskiden
olduğu gibi- genel stratejiyi saptayan politik örgütlenme
dışında, pratik çalışmalara yönelik olanları belki de her
cumhuriyet için ayrı ayrı örgütlenecektir. Bunun izlerini
sezebildiğimiz için değil miydi, yıllarca önce İstanbul Abhaz
Derneği kurulduğunda telaşlanmayışımız, onay verişimiz. Bunu
ayrılıkçılık olarak -başka birçok gruba karşın- görmeyişimiz.
Bütün bunlar bir tek şey ile açıklanabilir. Eski hedefi artık
hedef olarak görmemek. Hedef değişince elbette ona bağımlı
olarak strateji de taktikler de değişecek, değişti. Lafta
olmasa bile uygulamada bu açık. Bu yeni taktiklerimiz de belki
de RF tarafından dönüş'e büyük engeller konulması ile
sonuçlanacak ve arkadaşlarımız yeniden sıkı dönüşçü
kesilecekler. "Engeller olmasa bak nasıl hemen döneriz"
diyecekler her halde.
Biliyorum Pito'cuğum hemen, çok sertleştiğim, burada
yorulduğum bu yorgunluğumun sonucunda bu yazdıklarımı yazdığım
suçlamalarını getirecekler. Sizler hemen dönmediğiniz için
böyle suçladığımı ileri sürecekler. Hayır Pito'cuğum yıllardan
beri hiç dönmeyecek olduğu halde kişinin dönüşçü olabileceğini
hep savuna gelmişimdir. İhsan örneğidir. Yakın zamanda hiç
görünmüyor diyor. Ama kim onun için bu konuda kaygı duymuyor,
çaba göstermiyor diyebilir. Senin özeline gelince bugün
gelmeye kalk inan ki ilk ben engel olmaya çalışırım. Seni
tanıyorsam eğer, burada da yaşıyorsam, ortamın senin için
uydun olmadığını ilk ben söylemezsem nerede kalır sana olan
sevgim. Ben bunun sorumluluğunu duyarken, Birleşik
Kafkasyacılara tepki koymak bir yana aynı söyleme girmek neyin
nesi. Bu süre içerisinde hiç "dönüşü hızlandırmak için ne
yapmak gerekir, nasıl bir program yapabiliriz" sorusu ile
karşılaşmadım. En gülüncü de bir gelişinde bombardımana
tutulan Fahri'nin cevabı idi. "Niye gelmiyorsunuz, bizi sizler
gönderdiniz, sizlerden etkilenerek geldik" diyenlere Fahri'nin
savunması aynen şöyle oldu: Ben hiç kimseye git demedim. Şimdi
Pito'cuğum böyle saçmalık olur mu? Acaba düzelme olur mu diye
sabrettim, katlandım hep. Ben de diyorum ki, dönüş fikri
elbette bizimle başlamadı. Ama dünya ve Türkiye'nin o günkü
ortamı, bu görüşün yaygınlaşması herkeslere ulaşmasını bizim
kuşağa kısmet etti. Onun için sevabı varsa sevabının aslan
payı, günahı varsa günahının en iri parçası bizimdir. Herhalde
sayılacak on kişinindir. Fahri de herhalde onların içindedir.
Şimdi böyle biri kalkar ve "ben kimseye git demedim" derse ne
duruma düşer, neyle açıklayabiliriz bunu.
Sevgili Pito,
Mektuba neredeyse bir ay önce başlamıştım. Ancak uğraşılar
birdenbire çok yoğunlaştı. Anayasa çalışmaları girdi araya,
oylandı, kabul edildi çok şükür. Bizimkiler epeyce eksik
bulacaklardır mutlaka. Ancak bizler memnunuz. Çünkü ideali
değil var olan şartlara göre ele geçirilebilecek olanın
şarkısını söylüyoruz.
Araya dil toplantısı girdi. Ona ilişkin radyo programı.
Bugünlerde hazırlamakta olduğumuz, ekstra bir şey çıkmaz ise
başkanın da katılacağını umduğumuz bir gecenin hazırlıkları. "Фэсыжьапщи".
Neyse daha fazlasını saymayayım. Her iki daktilomun da
arızalandığını ekleyeyim ama.
Daha önce söylediğim konularda dişe dokunur bir yardım
alamadım Türkiye’den. "Bu yazıyı okursa iyi olur, şu kitabı
mutlaka okumalı vb." Dahası kendi arkadaşlarımızın yazdığı
çevirdiği kitapları bile ancak Türkiye'ye geldiğimizde alıp
okuyacağız, ısmarlayacağız, getirteceğiz. Daha neler, neler
anlatılabilir. O kadar doluyum ki…
Ancak bu kez burada bırakalım. Yoksa mektup İbrahim'e
yetişmeyecek, yine kalacak bir başka bahara. Pito'cuğum senden
İbrahim'e yetiştirmeni istediğim birkaç şey var.
Bugünlerde çok önemli bir yasa taslağı hazırlığı içindeyiz.
Dönüş için özel yasa. Şimdilik hazırlığı gizli tutuyoruz.
Arkasından vatandaşlık, çifte vatandaşlık yasası gelecek. Onun
için TC'nin çifte vatandaşlığa ilişkin yasa yönetmelik, dönen
Türklere ilişkin uygulama, yasa yönetmelik ne bulursan gönder
lütfen.
İkinci olarak, TDK yayınları. Özellikle eski yayınlarından.
Genel dilbilim. Dil mücadelelerini örnekleyen yazıları içeren
kitaplar. Özellikle de yeni sözcük türetme, yabancı kaynaklı
(Batı kaynaklı olabilir) sözcüklere karşılık bulma denemeleri.
Son kitapları daha önce Fahri'den istemiştim bulamamıştı.
Mevcudu kalmamış olabilir. Kütüphanelerinden elde edilebilir.
Fotokopi aldırılabilir. Sanıyorum. Masrafı da az tutmaz.
Lütfen Süleyman'dan al.
Buralara geleceğinize sevindim. Zor da olsa başaracağımıza
inanıyorum. Başarıdan hiçbir zaman kuşku duymadım. Tek üzüntüm
ipi eski takım arkadaşlarımızla birlikte göğüsleyememek.
Ancak inşallah bu durgunluk, bu antilik geçicidir. Yeniden
toparlanırız. İpi de hep birlikte göğüsleriz.
Mutluluğum daha bir dolu olacak o zaman.
Hepimizden hepinize selamlar, sevgiler. Gözlerinden öperim
Kalın sağlıcakla…
MEŞFEŞŞÜ Necdet |
|
. |
|
. |
|
.
|
|
 |