|
2005 yılı Mayıs
ayında DÇB Olağan Yönetim Kurulu İstanbul’da
gerçekleştirilmişti. Gündem maddelerinden biri “dönüş”
olacaktı ama genelde olduğu gibi Kaf-Fed dönüşü önemsememiş
belki de dönüşü önemsemediği için toplantıyı da önemsememişti.
1993 genel sekreterlik yaptığım çalışma döneminden beri kimi
yönetim kurulu, başkanlar kurulu toplantılarını üye
derneklerin ev sahipliğinde yapma geleneğimiz olmuştu.
Üye derneklerin, aktif üyelerinin merkezdeki toplantılarına
katılamayanları ile DÇB yönetiminin aktif üyelerini bir araya
getirmenin, yüz-yüze görüştürmenin derneğin amaçlarını
gerçekleştirmede olumlu katkıları olacağından kuşku
duymuyorduk. Ancak ilginçtir Kaf-Fed üyesi derneklerin
yöneticilerinin de katılmasını beklediğimiz toplantıya, Genel
Sekreter Cumhur Bey de, Nart dergisi sorumlusu Behice Yeşilbağ
da gelmemişlerdi. Çeviriye gerek kalmadan daha çok kişi
anlasın diye Türkçe hazırladığım konuşmamı da Türkçe metne
bakarak Adigece yapmak zorunda kalmıştım.
DÇB’nin 2003’te Nalçik’te yapılan genel kurulunda kabul edilen
ve katılan her delegeye verilen DÇB genel ilkeleri broşürünü
Kaf-Fed yetkililerinden hiçbirinin okumamış olması, gereksiz
tartışmalara da neden olmuş, Kaf-Fed dönüşü yine
savsaklamıştı...
Toplantıdan sonra toplantıya katılmayan arkadaşlara ekteki
iletileri göndermiştim...

Sayın Behice Yeşilbağ
(...)
Değerli kardeşim, Aslında tüm sorunların kaynağının aranızdaki
iletişimsizlik, ilgili olması gerekenlerin ilgisizliği
olduğunu sanırım söylemiştim. Doğrusu DÇB üyesi bir
federasyonun ev sahipliğinde yapılacak bir toplantıyı,
federasyon yayın organının genel yayın yönetmenine benim haber
vermem gerekebileceğini hiç düşünmedim. Daha önce yazdığım
gibi Genel Sekreterin, Dönüş Komisyonu üyelerinin
gelemeyebileceği aklımın köşesinden bile geçmezdi. Beş martta
Maykop’ta gerçekleştirdiğimiz genişletilmiş yönetim kurulu
toplantısına, yüze yakın olayla ilgilenen insan çağırmıştık.
Shapsugh’daki toplantı da bezer şekilde gerçekleştirilmişti.
Toplantılarımızı farklı bölgelerde gerçekleştirme amaçlarından
biri yönetim kurulu üyelerimizin daha çok kişi ile
tanışmasını, görüşmesini sağlamak idi. Bu amaç bilindiğine
göre ben en azından federasyona üye derneklerin yönetim kurulu
başkanları, etkin bir iki üyeleri, ve sizleri bekledim. Dönüşe
ilişkin konuşmamı da çeviriye gerek kalmasın, doğrudan
anlaşılsın diye Türkçe olarak hazırlamıştım. Türkçe’yi daha
iyi bilir dinleyici azlığı karşısında şaşırdım, hazırladığımın
tamamını da söyleyemedim.
Cumhur Bey son anda vazgeçmiş olmalı. Çünkü daha önce
yazışmıştık, geleceğini söylemişti. “III. Gençlik Toplantısı”
kitapçığını da birlikte getirecekti. Dediğim gibi kendisinin
neden gelemediğini bilmiyorum Onu da sorarım söyler herhalde.
Ancak sağ olsun kitapçığı gönderdi. Güzel olmuş. Emeği geçen
herkeslere teşekkür ederim.
Yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile, toplantıya katılmanız
gerekliliği konusunda anlaşıyoruz. Yine yazdıklarınızı,
toplantı daveti almadığınız ya da toplantıyı karıştıracağınız
korkusu ile katılmanızı istemediklerini hissettiğiniz için
İstanbul’a gelmediniz gibi yorumladım. Eğer öyle ise bunu
sizin için bir zayıflık olarak değerlendiriyorum ya da bu
davranışı yapıma uygun bulmuyorum. Ben sizin yerinizde
olsaydım, Genel başkanımı benim toplantıda bulunmam konusunda
ikna ederdim ya da birlikteliğimiz orada biterdi.
Aynı eleştiriyi Genel Başkan’a da getiriyorum. Üyesi
bulunduğum, genel ilkelerini kabul ettiğim genel merkezin
yönetim kurulu toplantısına katılmasından koktuğum bir genel
yayın yönetmeni ile kesinlikle çalışmazdım. Onun işine son
veremiyorsam kendi kendime yol verebilmesini bilirdim. STK lar
dahil kurum yayın organlarının kurum görüşlerini yansıtması,
kurum başkanı ile yayın genel yönetimi arasında uyum olması
gerekmez mi sizce de?
Gelelim ilan metnine.
Behice hanım kusura bakmayı ama bu konuda o kadar yenisiniz
ki... Bu yenilikten kaynaklı o denli büyük hatalar
yapıyorsunuz ki…
Bir kez yeni olmasaydınız, temelde, ilana karşı olduğum için
katkıda bulunmadığımı bilirdiniz. Çükü gazete ilanları sizinle
başlamadı. İlk başlatan arkadaşlarla bu konuyu daha önce
tartıştık. Kendi paradigmama göre yararsız bulduğum, yanlış
bulduğum için katılmıyorum. Ama katkıda bulunmamayı genel
olarak parasal katkıda bulunmuyorum anlamına kullandıysanız
böyle yargılara varmak için acele etmeyin derim. Kimlerin
nerelere ne gibi katkılarda bulunduklarını sizin nereden
bileceksiniz? Yoksa kendi gördüğünüz katkı dışındaki katkıları
katkıdan saymadığınız sanılır ki, gülünç duruma düşersiniz.
Şimdi gelelim metnin içeriğine. Türkiye diasporasının
temsilciliğine soyunmuş olduğunu her fırsatta dile getiren 42
derneğin üye olduğu bir federasyon, böylesi önemli bir günde
yayınlayacağı metni internet ortamında oluşturmaz. Çünkü kurum
öncüdür, politika belirleyicidir. Yıllarca önce bile
yapılmamış hataları günümüzde yapma hakkı yoktur. Hiç
eleştirilemeyecek, yada çok az eleştirilebilecek bir metni
oluşturabilecek bilgiden de deneyimden de yoksun olduğu
düşünülemez Kaf-Fed’in. Yine de metni gördüğümde neler
yaptığımı merak ediyorsanız yazayım.
Bu metni görür görmez Muhittin Ünal Bey’e ilettiğim e-mail:

KAF-FED GENEL BAŞKANINA
17 Mayıs 2005
Sayın Başkan,
Anma günü nedeni ile hazırladığınız gazete ilanı metni, bizce
objektif değil, politik değil, içerdiği bilgilerin bir bölümü
doğru değil,
Sürgün konusunda değerlendirmeleri üyesi bulunduğu DÇB'
değerlendirmelerine koşut değil.
Özetle gelişmeleri uzaktan bile izlemeyen birilerinin
hazırladığı iğreti bir metin.
Halkın parası ile halkı gülünç duruma düşürmeye hakkınız
yoktur.
Metnin derhal internet ortamından çekilmesi ve yeniden
değerlendirilmesini diliyorum.
Saygılarımla...
Necdet Hatam

Bu da aynı gün Cumhur Bey’e yazdığım ileti:
Sevgili Cumhur,
Maykop, 17 Mayıs 2005
Kusura Bakmayın ama Kaf-Fed başkanlığının herkesin önünde
yaptığı yanlışlıkları ben kendi aramızda eleştirmekten
usandım. Konuya ilişkin sorumluluğumdan dolayı yazmak zorunda
kalıyorum. Yazmasam gerçekten çok gülünç durumlara düşülüyor.
Daha geçenlerde Adigey'in ilhakı haberleri, yapılacak şeyler
konusunda yazıştığımız Şamil Jane, -ki, yönetim kurulu üyesi,
güya da yılların dönüşçüsü- "sen beğenmesen de yönetimde zeki
ve akıllı insanlar var" diye yazınca eleştirdiğim yanlışlıklar
21 Mayıs gazete ilanı metninde yine yer aldı.
Cumhurcuğum Şamil'e yazdığım gibi Yönetim Kurulu’ndaki
arkadaşların ne zeka düzeyi yetersizliğinden kuşkum var, ne
akıllı olmadıkları konusunda bir değerlendirmem oldu şimdiye
kadar. Ancak belgelerle ortaya koyuyorum ki, bu kişiler kendi
işlerinde yapmayacakları, bugüne kadar yapmadıkları
yanlışlıkları ulusal meselelerimizde sıkça yapıyorlar. Bu
olayı önemsememekten kaynaklanır, ihmalden kaynaklanır, ben
yazdım sonu ne olursa olsun sorumsuzluğundan kaynaklanır.
Bunlar bu kadar açık bir şekilde arkadaşımıza bir grubun
okuyabileceği ortamda yazdım.
Peki yanlışlıklar mı ne?
Önce Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Yeltsin'in bildirisi
1997 yılında değil 1994 yılında sürgünün 130. yılı nedeni ile
yayınlandı. Evet, DÇB girişimleri ile oldu. Ancak UNPO kanalı
ile değil. DÇB böyle bir girişimi bizim yerel
yöneticilerimizden istemişti. Carım, K'uek'ue ve dönemin
Karaçay-Çerkes cumhuriyeti başkanı Xuibiyev'in ortak imzası
ile yapılan başvuru ve ikna çalışmaları sonucu sağlanabildi.
Yeltsin'in bildirisi çok muğlak idi. Soykırım anlamına
gelebilecek sözcük kullanılmadı. Kafkas haklarının savaşının
haklı bir savaş olduğu, topraklarını gelenek göreneklerini
korumaya yönelik haklı bir savaş anlamlarına gelebilecek,
böyle bir metinde yer alacak ise eğer, yeniden bakılıp
çevirisi yapılması gerekli bir metin.
Şimdi bu kadar üyesi olan KAF-FED’in bir gazete ilanında bu
kadar yanlışı bir araya getirme hakkı var mı? Bu yanlışlıkları
belgelersek gülünç duruma düşülmüş olmaz mı?
Gelelim politik olmayışına. Ülkelerin hiç sevmediği şey dış
baskıdır. Sözü edilen bildirinin imzalanma nedeni gerçekten
dış baskı ile olmuş olsa bile, sorunlarını kendisi ile çözmek
durumunda olduğun büyük bir ülkeye bunu hep hatırlatmanın
anlamı var mı? Tarihten hiç ders alınmıyor mu?
Objektif olmayışına gelince. Evet, Çarlık Rusya'sına ilişkin
söylenenler elbette ki doğru. Ancak bizim olayımızda doğrular
yalnız onlar mı? Halkımıza bu kadar acıyı çektiren Çarlık
Rusya’sı ile daha birinci günden anlaşan, hiç sahip olmadığı
Kafkasya’yı antlaşmalarla Rusya’ya bırakan Osmanlı'nın, Ruslar
istediği için yardım dileğiyle gelen Muhammed Emin’i
tutuklayıp Şam’a gönderen, 1838 yılında Longworth’ı Trabzon’a
getirdiği için Rus konsolosluğu istedi diye kendi gemisini
yaktıran Osmanlı’nın sürgünümüzde hiç mi payı yok? Yardım eder
gibi yapıp yardım etmeyen İngiltere'nin hiç mi payı yok?
DÇB’nin olaya yaklaşımı bu iken DÇB’nin adının kullanıldığı
bir ilanda örgütün yaklaşımına bu denli uzak bir metin DÇB
üyesi ciddi olması gereken bir federasyona yakışır mı?
Niyet gerçekten sorun çözmek ise eğer olayın her yönü ile
irdelenmesi gerekmez mi? Daha bugünkü Zaman Gazetesi’nde
Şamil'in yardım talebine Osmanlı'nın nasıl kayıtsız kaldığı,
yardım edip etmeme konusunu İngilizlere sorduğu yazılı değil
mi?
Yakın geçmişimizdeki çok önemsendiği söylenen dönüş, dönüş
politikaları konularında bu kadar yanlışı bir araya
getirilmişken, -ateşi bulduğumuz gibi, atı ilk bizim
ehlileştirdiğimiz gibi- sadece bizlerin bile yeterince
bilmediği görüşleri, böylesi bir günün gazete ilanında
kullanıp okuyanları gülümsetmenin anlamı var mı?
Korumacılığın, hep deplasmanda oynamayı sevmenin bu kadarı da
olur mu?
Sonuç Cumhurcuğum, bu kurumun Genel Sekreterliği görevindesin.
Bence, onlar sana danışmıyorlarsa bile mutlaka danışmaya
zorlaman, eğer başarılı olamıyorsan bunu deklere etmen
gerekiyor...
Gelecekte çok şeyler yapacağına güveniyorum. İlerde bu
saçmalıklardan sorumlu tutulacaklar arasında olmana gönlüm el
vermiyor...
Lütfen anla beni...
Niyetim üzüm yemek, bağcı dövmek değil...
Kal Sağlıcakla...
Necdet Hatam

Ek: Bu da gazete ilanı metninde yinelenen yanlışlıkları
belirttiğim, Kaf-Fed’in en etkili yönetim kurulu üyelerinden
olan Şamil Jane’ye Mart ayında gönderdiğim ileti:
Şamil Kardeşim,
12 Mart 2005
Yazılarınızı, eleştirilerinizi, söylenmemiş şeyleri söylenmiş
kabul edip onların üzerine kurmayın lütfen. Hiçbir yazımızda,
konuşmamızda Kaf-Fed Yönetim Kurulu üyelerinin akıllı
olmadıkları, zeki olmadıkları iddiamız olmadı. Aksine benim
iddiam çok akıllı ve zeki olduğunuz halde bu aklı bizim
konumuzda yeterince çalıştırmadığınız, bizim konuyu yeterince
önemsemediğiniz için hatalar yapıldığı yolunda. Arşivlerden
yazı çıkarmayı sevmediğinize göre daha yakın bir örnek
vereyim:
Üyesi bulunduğunuz federasyonun, Putin’e verilmek üzere
elçiliğe sunulan yazısını ele alalım. Ben üslubun, dilekte
bulunulan devlete sıcak gelmeyecek bir üslup olduğunu
düşünüyorum, diplomatik olmadığını düşünüyorum. Konuya yakın
olunsaydı değiştirilen yasalar için, “doksanlı yılların
başında kabul edilen yasalar” denmez bir zahmet eldeki
belgelere bakılır, sizde yoksa sorulur ve yasaların tarih
sayıları yazılırdı.
Ancak sürgünün 130. yılında Carım, K’uek’ue, Xubiyev imzası
ile yapılan girişim sonucu sağlanan Yeltsin Bildirisi’nin,
UNPO girişimi ile sağlanmış olduğunu yazmanız, 1994’de
gerçekleşen bir olayı 1997’ye taşımanız konumuzun (artık) ne
kadar cahili olduğunuzu kanıtlamaya yeter sanırım. Ayrıca bana
göre bildiri yayımlanma nedeni UNPO girişimi olsa bile dilekte
bulunduğunuz birilerine "bunu da size zorla kabul ettirdik"
anlamına gelebileceği için es geçilmesi gerekirdi.
En üst makam konusuna gelince; en üst makamlara bizlerin
gördüğü yüzünüzü göstermiyorsunuz. Aksini düşünüyorsanız
Kaf-Der oluşumundan beri bültenlerinizde, dergilerinizde çıkan
yazılardan, manşetlerden, kapaklardan bir seçki ile
bildirilerinizin Rusça ya da Adigece çevirileri ile birlikte
sizleri en üst makamların önünde tartışmaya çağırıyorum.
Bizler mi kimiz? Anavatan kesimini muhaceretten daha iyi
tanıma, muhacereti de anavatan kesimimizden daha iyi tanıma
şansını yakalamış birileriz. Sayımızı merak ediyorsanız oran
olarak, Türkiye’deki genel Çerkes sayısına oranlandığında
sizlerden pek az olacağını da sanmıyorum.
Yoksa sizin amacınız, "dönecek yer kalmadı ki dönelim"
diyebilmek için Adigey'in cumhuriyet statüsünü kaldırmak
isteyenlere yardımcı olmak mı?
Necdet Hatam

12 Haziran 2005
Bilmem bu kadarı niyetimin bağcı dövmek olmadığını ortaya
koydu mu ya da bildiklerimi, deneyimlerimi paylaşmak için
tekerleğin kırılmasını beklemediğim?
Dile getirilmesi şeyleri dile getirme konusuna gelince.
Sanırım bu konuda da daha önce yazmıştım. Dediğiniz gibi dönüş
konusunda gerçekten bir şeyler yazmak istiyorsanız
duygusallıktan kurtulmanız gerekir. Duygusallıkla politika
yapılmaz. Bu gerektiğinde duygulara seslenilmeyeceği anlamında
değil elbette ki ama daha önce yazdığımı sanıyorum.
Önceliğimiz anavatana dönüşü sağlamak ise, bunun da kolay
yolları varsa bu kolay yürünecek yolar varken yolları
tıkayacak girişimler neden?
Çok uzun oldu gerisi gelecek sayıda diyelim ama şu iki gün
içinde bitirmeyi umuyorum.
Gelecek sayıyı beklemeden de yazabilirsiniz
Saygıyla

13 Haziran 2005
“Eski”den “Yeni”ye
Sayın Behice Yeşilbağ,
Son iletimde temel eksikliğin ilgilenmek, zaman ayırmak
sorumluluğu olanların bu sorumluluğu göstermemesi,
sorumluların aralarında sağlıklı bir iletişimin olmaması
anlamına gelen bir şeyler yazdığımı anımsıyorum. Sizin
yazdıklarınız bu tanımı doğruladı. Sanırım iki ay önce yönetim
kurulu üyesine, hem de en aktiflerden birine ilettiğiniz bir
eleştiriden, başkanın, genel sekreterin, yayın organı
çalışanlarının habersiz olabileceklerini siz de
düşünemezdiniz. Bu şekilde niyetimin bağcı dövmek olmadığını
da kanıtlamış oldum. Bu yazışmalardan bir çıkarımınız daha
olmuştur. Eksiklerin, yanlışların sorumlusu olarak siz
görmediğim. Asıl sorumlu tuttuklarımın eskiler olduğu…
Ayrılıp ayrılmama konusunda söylediklerinize, anlaşmazlık
konusu temelde değilse katılabilirim. Ancak paradigma
farlılığı varsa tek bir şekilde birliktelik götürülebilir:
Profesyonel yayıcısınızdır. Size verilen sınırlar içerisinde
en iyisini yapmaya çalışıyorsunuzdur. Ama kendinizi politika
belirlemekle de yükümlü sayıyorsanız, önce politikada anlaşmak
gerekliliği zorunlu olmaz mı?
Dolayısı ile daha sağlıklı bir sonuca varmamız için baştan
başlayalım dilerseniz. Eğer sadece örgüt politikasını kitleye
en iyi şekilde ulaştırmakla yükümlüyseniz, sadece bu ise
sorumluluğunuz, Federasyon’un sizlerden ne istediğini Dönüş
karşısında nasıl bir tavır sergilediğini bilmek isterim.
Yok eğer Dönüş’e ilişkin özgün bir yaklaşımınız varsa onu da
bilmek isterim. Çünkü antidemokratik olabilir, yanlış olabilir
ama benim için birlikte üretebilmenin temel koşulu Dönüş
paradigmasını paylaşmaktır.
Anavatan ve Dönüşten söz edenler kabaca iki gruba ayrılabilir.
- Ancak Bağımsız bir Kafkasya’ya dönülebileceğini söyleyenler.
- Federe cumhuriyetlere, yani Rusya Federasyonu’na, Rusya
Federasyonu’nun yardımları katkıları ile dönülebileceğini
savunanlar.
Düne kadar Çerkes Teavün cemiyeti geleneğini sürdüren Ankara
Derneği, kitapçıkta (Biz Çerkesler)
http://circassiancanada.com/tr/tarih/051_
biz_cerkeslere_elestirel_bir_bakis.htm nedense sözü
edilmeyen Kaf-Kur, sonra Kaf-Der ve şimdi onların devamı Kaf-Fed.’in
yaklaşımı ikinci grup gibi idi.
Ancak kitapçıkta ele alınış biçimi ile Kaf-Fed bu
paradigmasını temelden değiştirdi ve Dönüş’e birinci grup gibi
yaklaşmaya başladı. Aslında kendilerine sorarsanız Bağımsız
Kafkasyacılardan farklı olduklarını söyleyeceklerdir.
Kitapçıkta bu konuda yazılanlar, yazılması gerekip
yazılmayanlar ise bizim teşhisimizi doğrulayacaktır.
Eleştirisini hala bitiremediğim, beni gerçekten yoran
kitapçıkta Dönüş konusunda: “Kafkasya’dan zorla çıkartılan
Çerkesler geri dönüş için fırsat kollamaya başladılar. O da
gecikmedi.1877 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı önemli bir
imkandı. Seksen yaşındaki ak saçlı ihtiyarlar ve henüz sakalı
bıyığı çıkmamış genç çocuklar, Türk ordularıyla Balkan ve Doğu
cephelerinde Ruslarla çarpıştılar. Bu sefer de kader yardım
etmedi” denmektedir. Aynı savaş için tarafsız araştırıcılar
ise şöyle demektedir: “1856 Paris antlaşması müzakerelerinde
Ali Paşa Osmanlı Devleti’nin Kafkasya diye bir meselesinin
olmadığını söylemesine rağmen 1864’den itibaren Kafkaslardan
Anadolu’ya doğru yapılan göçler Osmanlı Devleti’ni fazlasıyla
uğraştırmıştır. Bundan başka 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı
sırasında Ruslara karşı Kafkasya Müslümanlarından Osmanlı
Devleti yararlanmayı düşünmüştür.Nitekim Rusya’nın savaş ilan
etmesinden hemen ardından Kafkasya Müslümanları üzerinde büyük
bir üne sahip olan Şeyh Şamil’in büyük oğlu Muhammed Şamil’e
paşalık rütbesi verilerek Erzurum’a gönderilmiş, onun ve bazı
Dağıstanlı beylerin yardımları ile Dağıstan kabileleri Ruslara
karşı ayaklandırılmaya çalışılmıştır. Bu arda Dağıstan
ümerasından Şefi bey Dağıstan ve Çerkezistan taraflarındaki
İslam kabilelerini Ruslar aleyhine isyana teşvik amacıyla bir
layiha dahi hazırlamıştır. Bu ve buna benzer faaliyetler
(Abaza Hasan Bey’in Çerkes ve Abaza kabilelerini isyana teşvik
çabaları gibi) Kafkasya’da yaşayan Müslüman kabilelere acıdan
başka bir şey vermemiştir. (Dr. Mustafa Budak-alıntı)
Görüldüğü gibi Kitapçık Dönüş’ü Kafkasya’nın bağımsız olması
koşuluna bağlamıştır. Yada topraklarımıza Rusya ile ancak
savaşılarak dönülebileceği ima edilmektedir. Halbuki sürgün’ün
ilk günlerinden beri nereye yerleştirilirse yerleştirilsin
dönmek isteyenler olmuştur. Dahası kimi gruplar din
değiştirmeyi bile göze almışlardır. Bunlardan hiç
bahsedilmemektedir. Bize göre anavatan günlüğünde yazdığım
gibi Dönüş’ün destanını yazanlardan Çerkes Teavün cemiyetinden
bu bölümde hiç söz edilmemiştir.
Hele Çerkesleri süren Çarlık Rusya’sının yeniden, bayrağını
bayrak, devlet armasını arma edinmiş Rusya Federasyonu’nun
hükümet kararı politik ve ekonomik yardımları ile dönüşleri
sağlanan Kosova Adigelerinin dönüşüne yeterli önem
verilmemiştir.
Günümüzde Kabardey ve Adigey’e dönüş yapmış bin 500 kişi yok
sayılmıştır. Özetle bölümü yazan kişi, kitabı yayımlayan örgüt
değilse bile elde kılıç dönüşü savunur duruma düşmüştür.
Ben şimdi bu ileti ile birlikte olaylara yaklaşımımı açıklayan
ve Marje’de platformunda yayınlanan
http://circassiancanada.com/tr/arastirma/0100_marje_ve_bir_cagri.htm
bir yazım ile Muhittin Ünal Bey’in açıklamalarına verdiğim
yanıtı gönderiyorum. Siz de DÇB’yi nasıl bir dernek olarak
düşündüğünüzü, Dönüş paradigmanızın yukarıdakilerden hangisine
daha yakın olduğunu, başka eklemek istediklerinizi yazarsanız
daha kolay yol alacağımızı düşünüyorum.
Saygıyla…
Ankara Şubesi seçimleri konusundaki görüşlerinizi de
ekleyebilirsiniz |