MENÜ





 

.

.

YEN İÇİNDE…   -3
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

Daha önce de değinmiştim. Genç arkadaşların önerisi ile ve sevinerek “Dönüş Platformu’na katılmıştım. Platformun ömrünün çok kısa olmasına karşın yol gösterici olabilecek önemli belgeler bıraktığını düşünüyorum. En azından araştıracak, yakın tarihimizi ortaya koyacak genç arkadaşlara araştırdıkları dönemde kimlerin nelerle uğraştığının, neler düşünüp neler yapmaya çalıştığının ipuçlarını verecektir. ...

.

İşte sözünü ettiğim “Dönüş Platformu” üyesi genç arkadaşlarımızdan birinin bana getirdiği eleştiri ve yanıtını paylaşıyorum bu kez sizlerle. Eleştirdiğim konu daha iyi anlaşılsın diye Kaf-Fed Bülten’in yayınlamış olduğu sayın ŞENIBE Yure haberini ekliyorum. Sizleri de haberde söylenenler ve eleştirilerimizle günümüz gerçeklerini karşılaştırmaya çağırıyorum. Özellikle KHK konusundaki uyarılarımızı “Sen Türkiye ortamını bilmiyorsun. Böyle davranmazsak gençleri kaybederiz” vb yanıtları verenlerin kazandıkları gençlerin şimdilerde ne yaptıkları ve KHK’nun şimdilerde neden sesinin kesildiği konusunda düşünmelerini diliyorum.

Günümüzde ahkam kesenlerin de bir halkın kaderi üzerinde ulu orta yaptıkları konuşmaların, yazdıkları yazıların günün birinde gerçeklerle sınanacağını hiç unutmamaları gerektiği uyarısında bulunuyorum.

Saygıyla..



Genç arkadaşımızın Dönüş Platformu’ndaki eleştirisi:

“Sevgili Necdet Ağabey,
11 Mart 2005

Halen muhacerette olan insanları dışlamanın ne size ne de anavatana faydası olacağına inanmıyorum... Siz de kabul etmelisiniz ki, vatanın geleceği sizlerden daha çok halen sürgünde olanların ellerinde... Siz zaten doğru bildiğinizi yapmışsınız. (Belki biraz abartı olacak ama - ve tabii ki halen yapabileceğiniz /yapmanız gereken pek çok şey var.) Herkesin kendi tercihleri olabileceğini, bu tercihler için farklı sebepleri olabileceğini ve hatta farklı zorunlulukları olabileceğini ya da farklı planları olabileceğini de göz ününde bulundurmalı, herkese önyargıyla yaklaşmamalısınız... İnandıklarınıza başkalarını da inandırmanın ve yaptıklarınızı başkalarının yapmasını sağlamanın yolu onları dışlamak, yok saymak ya da izole etmek değildir... Onlarla iletişimi korumalı, her konuda fikirlerinizi paylaşmalı, gerektiğinde fikir sormalı, gerektiğinde akıl vermelisiniz.... Kafkasya’nın geleceği sizin onlardan beklediklerinizi yapmalarına bağlı...

Kaldı ki, halen muhacerette olan pek çok insanın orada oy kullanma hakkına sahip olmasalar bile vatana sizden daha fazla yarar sağlamış olma ihtimalini de göz ardı edemezsiniz...

Anavatana dönen pek çok insanımızın da maalesef, hem oraya hem de buraya zarar verdiğini hepimiz biliyoruz... Anavatana faydalı olma arzusunun tek göstergesi oraya gitmek midir? Dönüşçü olmanın tek kriteri pılını pırtını toplayıp Kafkasya’nın yolunu tutmak mıdır? Amaca ulaşmak için pek çok araç vardır ve bu araçları kullanan herkesin aynı amacı paylaştığı ön kabulü ne kadar geçerlidir?

Keşke anavatandan sizler de bizim Türkiye’de yapmamız gerekenler konusunda bize önerilerde bulunsanız... Keşke Türkiye’deki gelişmelere ve bu gelişmelerden nasıl faydalanabileceğimiz, taleplerimiz ya da taleplerimizi dile getirme tarzlarımız hakkındaki görüşlerinizi bizimle paylaşsanız... Keşke öngördüğünüz tehlikeleri ve bu tehlikelerden sakınma yollarını, alınabilecek önlemleri paylaşsanız bizimle... Keşke bize yol gösterseniz... Keşke siz de orda bir dernek kurabilseniz bizim buradaki haklarımızı savunabilmek için... Vermeniz olası bizim kendi dertlerimizle uğraşmaktan size ayıracak zamanımız kalmıyor cevabını kabul etmek mantık kurallarına aykırı... Hem bütün siyasetinizi muhacerettekilerin vatana dönmeleri üzerine kuracaksınız hem de onları buna teşvik etmek, yönlendirmek, ikna etmek hatta zorlamak için hiçbir şey yapmayacaksınız... Bu kabul edilemez... Halbuki bence yapmanız gereken şey orada yaşanan bütün problemler hakkında (tabii ki herkesi değil) buradakileri bilgilendirmek, hiçbir işe yaramayacak olduğunu bilseniz bile onlardan destek istemek, oranın sorunlarını kendi sorunları kabul etmelerini sağlamak ve hatta bu sorunlara bulunması gereken çözümleri ararken uykusuz geceler geçirmelerini sağlamaktır... Sizin uykunuzu kaçıran her sorunun benim de uykumu kaçırmasını sağlamazsanız, en azından bunun için elinizden geleni yapmazsanız o zaman yıllardır savunduklarınızla ters düşüyorsunuz demektir...

Selam ve saygılarımla

C'UPE Murat Canlı



Benim yanıtım:

Sevgili Murat,

Söylenmemişlerden söylenmiş çıkartma ustalığı ağabeylerden sana da bulaşmış gibi. Örneğin muhaceretteki insanları dışladığımı hangi yazımdan çıkardın merak ediyorum. Aksine, söylediğim yıllardır vurguladığım bugün derneklerde, sitelerde aktivite gösterenlerin toplam ancak bin kişiyi bulduğu, bunun da bu tutumunu sürdürdüğünde görmezden gelinebileceği. Yoksa siz yanlış politikada ısrar edenleri tüm muhaceretin yerine mi koyuyorsunuz?

Ben senin yerinde olsaydım konuya benden daha çok emek veren “Sevgili Necdet Ağabey”e ne yapması gerekeni sıralamaz önce neler yaptığını sorardım. Daha önce de platformun kuruluşuna neden olan soruları, yanıtlanması çok basit olan soruların kendimce yanıtlarını verirdim.

Soru bir. Kim olursa olsun bir kişinin, izni olmadan bir sanatçının yapıtı üzerinde oynama hakkı var mı? Hele bu yapıt, yapıt sahibinin izni ile DÇB tarafından ‘’Sürgün’’ amblemi olarak seçilmişse, yapıt sahibinin bile artık yapıt üzerinde oynama hakkı yoksa… Çok basit olan bu sorunun cevabını vereceğinize nasihatlerde bulunuyorsunuz. Bu nasihatleri hemen yanı başınızdaki neler yaptığını gördüğünüz ağabeylerinize değil de neler yaptığını bilmediğiniz bana yöneltmeniz de işin başka ilginç bir yönü.

Biraz da bekledim, ağabeylerinden “Murat bizler sizlere aktarmadık ama Necdet dönüş yaptığı ilk günlerden beri resmi özel yazılarla sürekli bizi uyardı” diye seni uyaran biri çıkar mı diye? Ancak gördüğün gibi çıkmadı. Şimdi bu konuda sana sunabileceğim klasör dolusu yazıdan birini gönderiyorum. Senin yanıtladığın kapak itiraza benzer, yine yayın politikasını eleştiren bir yazı bu. İlgilenirsen diğerleri de gönderirim. Kısmet olur bir gün kitaplaşırsa herkesler de görür. Kimlerin zamanını neyle uğraşmakla geçirdiğini.



KAF-DER Yönetim Kurulu’na
09 Mart 1994
ANKARA

Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri,

Hepinizin bildiği gibi ulusal mücadele veren her insanımızın, soruna çözüm arayan insanlarımızdan oluşmuş her örgütümüzün, sorunun çözümüne yönelik bir politikası olmuştur. Elbette ki bu politika, kişilerin, örgütlerin çalışmalarına, kültürel gecelerinde işlenen konulara, konuların sunuluş biçemine, etkili olabildikleri yayın organlarının politikalarına yansımıştır. Yakın bir geçmişte de, hepinizin hatırlayacağı gibi, hem insanlarımız hem de örgütlerimiz kabaca “dönüşçü” ve “kalışçı” olarak nitelenir olmuştu. Son dönemde dünyamızın bu arada, belki de belirleyici olarak Sovyetler Birliği’nin yaşadığı değişim, bunlara paralel olarak Türkiye’deki değişim ulusal sorunumuzun çözümünün anavatana dönmekle yani “dönüş” ile ancak mümkün olacağını, kimselerin itiraz edemeyeceği şekilde ortaya koymuş bulunuyor. Hal böyle iken, yıllardır anavatana dönüşü benimsemiş Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği geleneğinin sürdüğü KAF-KUR’un devamı olan KAF-DER’in bülteninde KHK başkanı ŞENIBE Yure’nin söyleşisi bu şekli ile nasıl yer alabilir, şaşmamak mümkün değil. (Zamanımız Kafkas Halklarının Ulusal Bilince ve Bağımsızlığa Sarılma Zamanıdır Kaf-Der Bülten Sayı 5 Ocak 1994)

Yazıyı okuduğumda, yazıda “ŞENIBE Yure’nin görüşlerini olduğu gibi paylaşıyoruz” cümlesi yer almasa da görüşlerin paylaşıldığı desteklendiği izlenimine kapıldım. Öyle ya, görüşler eğer paylaşılmıyor ise, söyleşiye neden bu kadar geniş yer ayrılıyor ya da katılınmayan noktalar neden vurgulanmıyor. Yazıyı okuyan herkesin de benzer izlenim edineceği, dahası bu tutarsız ve günümüz gerçeklerine uymadığı inancında olduğum görüşlere kapılabilecekleri korkusu bu yazıyı yazmama neden oldu. Halbuki bugünlerde ben sizlere, “Yedi Yıldız” adlı dergi ve onu çıkartan derneğe karşı net tavır almanız konusundaki görüşlerimi yazmayı düşünüyordum…

Şimdi daha somuta gelelim.

17-18 Eylül 1993 tarihlerinde, Maykop’ta KHK Yönetim Kurulu toplantısı vardı. Sayın Yure hem özel görüşmemizde, hem de toplantı salonunda dinleyicilere yaptığı konuşmada, KHK’nun cumhuriyetlerin bağımsızlığı gibi, Rusya Federasyonu’ndan ayrılmalarını sağlamak gibi bir amacı bulunmadığını açık, açık belirtmiştir. Araştırılabilir. Konfederasyonun bugüne kadarki tüm resmi kararları elde edilip incelenebilir ama aşağıda açıklayacağım nokta sanırım benim söylediklerimin doğru kanıtı olarak alınabilir. Adı geçen toplantının en önemli gündem maddelerinden biri, Güney Rusya Kazakları’nı örgüte alma çalışmalarının sonuçlandırılacağı bir sonraki toplantının tarih ve yerini belirlemek idi. Son üç ay boyunca, özellikle Abhaz üyeler tarafından yürütülen çalışmalar olumlu sonuç vermiş ve Kazaklar örgüte katılmayı kabul etmişlerdi. Şimdi sorarım sizlere, Kazaklar sayın ŞENIBE Yure’nin Ankara söyleşisinde dile getirdiği görüşler çerçevesinde mi örgüte katılmayı kabul etmişlerdi yoksa burada, Maykop’ta söylenen görüşler çerçevesinde mi? Dahası Çeçen delegelerin ertesi toplantının Grozni’de yapılması ısrarlı önerileri, diğer tüm delegelerce “Kazakların, Rusya Federasyonu’ndan bağımsızlığını ilan eden bir ülke başkentine gelmeyecekleri gerekçesi ile ret edilmiş ve Nalçik önerilmiş, ancak taraflar birbirlerini ikna edemedikleri için toplantının yeri belirlenememişti.

Sayın ŞENIBE Yure’nin kendisi ile çelişen görüşlerine daha birçok eleştiri getirilebilir. Ancak aşağıda vereceğim tek örnek, Ankara’da ileri sürdüğü görüşlerin gerçekler ne kadar uzak olduğunu yeterince ortaya koyacaktır sanırım. Örnek pek yerinde bir deyim olmadı, soru diyelim: Cumhuriyetlerimiz yöneticileri, sayın Yure ile aynı görüşteler mi? Aynı görüşte olduklarını var sayalım. Bu kararı hangi parlamento aritmetiğine göre alabilecekler, hangi nüfus oranına göre koruyabileceklerdir? Ki, son seçimde Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti’nde ne Abazinler ne de Adigeler temsilci gönderememiştir. Parlamento aritmetiği yetmediğine göre hangi silahlı güçle bağımsızlık alınabilecek, hangi nüfus oranı ile korunabilecektir? Dahası sayın Yure’nin Abhazya’nın Rusya Federasyonu’na girme başvurusundan ve Çeçenistan’da yeniden federasyona girme çalışması yapan küçümsenmeyecek güçlerin varlığından haberdar olmaması mümkün mü?

Peki ne yapmalı? Yıllardan beri yaptığımızı yapmalıyız. Her fikrin her davranışın, her yazının akla gelebilecek her çalışmanın mihenk taşı anavatana dönüş olmalı. Anavatana dönüşü kolaylaştıranlar doğru, bunu zorlaştıranlar yanlış kabul edilmeli. Bizler tüm çabamızı, insanımızı, her halktan insanı, bulunduğumuz ülke yöneticilerini, uluslararası örgütleri, ulusal sorunumuza duyarlı hale getirmek ve mümkün olan en kısa sürede, mümkün olan en çok sayıda insanı anavatana sağlıklı bir şekilde dönüşünü sağlamak üzerine yoğunlaştırmalıyız. Bunun programını hazırlamalıyız.

Bunu dışındaki görüşlerin gerçekçi olmadığı bir yana, görüşleri ileri sürenlerin samimiyetlerinden bile kuşku duymak gerektiğine inanıyorum. Hele “Neodönüş’ü” ileri süren safsatacılarla aramızdaki çizginin mutlaka belirlenmesinin, öyle ki uzaktan bakanların bile bizim onlardan, onların bizden olmadıklarını hemen anlayacakları şekilde belirlenmesinin gerektiğine inanıyorum.

Özgür Birleşik Kuzey Kafkasya söyleminin, vatanımızı, dilimizi, bayrağımızı elden geldiğince koruyan, bugünlere getiren, anavatandaki kardeşlerimizin hayatı ile kendi arzuları hilafına kumar oynamak olarak değerlendiriyorum. Hiç kimsenin buna hakkı olmadığını, oturduğu sıcak köşede kendisinde bu hakkı görmemesi gerektiğini haykırıyorum.

En yakın bir gelecekte anavatanda buluşmak dileği ile kalın sağlıcakla…

MEŞFEŞ’U Necdet Hatam



Sevgili Murat ve yazıdan yeni haberdar olacak genç arkadaşlar,

Yazının aklınıza ne gibi soru işaretleri getirdiğini yazarsanız, olayı sorgularsanız sürdürürüz.

23 Mart 2005 Maykop
MEŞFEŞ’U Necdet Hatam



Ek: Kaf-Der Bülten Kafkas Derneği Genel Merkezi Aylık Bülteni Sayı: 5 Ocak 1994

“ZAMANIMIZ KAFKAS HALKLARININ ULUSAL BİLİNCE VE BAĞIMSIZLIĞA SARILMASI ZAMANIDIR”

Geçtiğimiz ocak ayında Türkiye’ye gelip resmi temaslarda bulunan ve çeşitli toplantılara katılan KKHK (Kafkas Halkları Konfederasyonu) Başkanı ŞENIBE Yura ve Kabardey Milisleri Komutanı YAĞAN İbrahim 15 Ocak 1994 tarihinde derneğimizi ziyaret etti. Kalabalık bir hemşeri kitlesi ile sohbet eden ŞENIBE önemli bilgiler ve açıklamalarda bulundu. KHK’nun kuruluşu ve amaçlarından bahseden ŞENIBE zevkle ve ilgi ile dinlenen bir konuşma yaptı. Yaşadığımız dönemde tarihi sürecin tamamlandığını ve bağımsızlık ortamının hazır olduğunu belirten ŞENIBE şöyle devam etti: “Kafkas Halklarının geçmişte çektiği çok büyük acılar var. Ancak 21.yy bizim için bir dönüm noktası olacaktır. Rusya’da imparatorluk dönemi kapanmıştır. İnsanları köle eden, zalimlikle yönetmeye çalışan, sömüren, sadece ben yaşayacağım diyen imparatorluk çöktü. Yıkılışının ve gürültülü dağılışının sebebi istemelerinin yanlış atılmış olmasından dolayıdır. Şimdi zaman Kafkas Halklarının ulusal benliğe ve bilince sahiplenmesinin zamanıdır. Rusya Federasyonu’ndaki halkların bağımsızlık ve egemenlik zamanı gelmiştir. Ancak Rusya’da bu süreci engelleme yönünde bir fikir uyanmıştır. Şu unutulmamalıdır; kaba kuvvet ile bir yere gelinmek istenilirse buna karşı çıkacak en önemli unsur ise Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri olacaktır.”

Tarihi bilgilerden ders alınması gerektiğini belirten ŞENIBE, 153 yıl süren Kafkas Savaşlarından galibiyet alamayan Rusların bugün halklar arasında sorun çıkarmayı ve bazı ufak sorunları körüklemeyi politika edindiklerini söyledi. Bu konuda Rusya’nın birçok programı olduğunu, bu senaryolardan birinin şu anda Azerbaycan-Ermenistan savaşında uygulanan senaryo olduğu, benzeri bir şekilde Kafkas Halklarını da birbirine kırdırmaya çalıştığını belirtti. Güney Osetya’da da aynı senaryonun uygulandığını ve bunun 130 köyün yakılıp yıkılması ile sonuçlandığını belirten ŞENIBE 1989 yılında Abhazya’ya saldıran Gamsahurdiya’nın da bu durumdan güç aldığını, bunun sonucunda KHK’nun kurulduğunu söyledi.

ŞENIBE şöyle devam etti: “Geçmişten aldığımız derslerle bugünlere geldik. Bağımsızlık savaşlarında 10 milyon Kuzey Kafkasyalının yenilişinin sebebi birlik ve beraberlik içinde olmayışları olmuştur. İşte KKHK bu tarihi bilgilerin ışığında kurulmuştur. Birlik ve Dayanışma içindedir. Rusya’nın Osetya’ya, Çeçenistan’a saldırma isteğini engelleyen bu birlik olmuştur. Zira biz o dönemde Rusya’ya şu mesajı vermiştik: “Böyle bir girişim topyekün Kafkasya savaşını başlatır” Yine Dağıstan’daki çatışmaları önlemek de bu anlayışın ve inancın eseridir..

Kafkasya’nın birliği ve diaspora Çerkeslerine yönelik çalışma ve programlarından bahseden ŞENIBE, bütün Kafkasya’nın Abhazya ve Çeçenistan’ı örnek alması gerektiğini belirtti.

Abhazya savaşı döneminden de söz eden ŞENIBE. “Abhazya ve Abhaz Halkına teşekkür etmeliyiz, zira Kafkasyalının kahramanlığını tekrar gösterdiler ve bu ruhu ortaya çıkardılar. Abhazya ilk saldırıda çekilmiş ve boyun eğmiş olsaydı o günlerde yardım edeceğimiz bir gücü bulamayabilirdik. Bu dönemde yaptığımız toplantı ve görüşmelerde bir şeyi anladık. Pek çok Kafkasyalı genç, İbrahim Yağan gibi, NAVURJAN Nurali gibi gençlerimiz ailesine, çocuğuna, işine, rahat yaşamına vatan ve millet sevgisini tercih etmişlerdi. Bunun ötesinde Kahraman Kafkasyalı anne, şehit çocuğu için ağlayıp dövünmüyor, hesap sormaya tevessül etmiyor, her şeyin bilinci içinde metanetle karşılıyordu.”

KKHK’nın devletle anlaşmazlıklarının olduğunu, bunun Abhazya savaşı sırasında bir kez daha ortaya çıktığını söyleyen ŞENIBE Yura, o dönemde Abhazya savaşına katılan gençleri asi ve kanunsuz ilan eden yapay yönetimin Abhazya savaşından dönen kahraman gençlerimizi kilometrelerce yürüyerek karşıladığını ve onlardan “Kahraman Çocuklarımız” diye bahsettiklerini belirtti.

Gerek Kafkasya’da gerekse diasporada KKHK’ya yapılan bazı eleştirilere cevap teşkil edebilecek bir dizi açıklamada da bulunan ŞENIBE şöyle konuştu: “Bir halkın içinde menfaatini halkın menfaatine tercih edenler çoksa bu durum o halkın talihsizliğidir. Eğer halkının menfaatini tercih edenler çoğunlukta ise bu o halkın gücünü ve zenginliğini ifade eder. Bu dava ile uğraşırken bize hayalperest diyenler oldu, hatta deli diyenler oldu. Ancak biz inanıyoruz ki, bizim yolumuz ve anlayışımız doğrudur ve bu davanın içindeki herkesin bu hastalıktan etkilenmemesi mümkün değildir. Tabii ki bu mecazi bir durumdur ve cansiperane bir anlayışı ifade eder.”

KKHK ile ilgili bazı bilgiler de veren ŞENIBE “Bu yapı 6 halkın katılımı ile Dağlı Halklar Konfederasyonu olarak kurulmuştu. O zaman pek çok handikabımız mevcuttu. Daha sonra biz Kafkasya’ya bakışımızı ve ilişkilerimizi sağlıklı zemine oturttukça gerek halk desteği arttı gerekse özgücümüz. Pek çok kurum hatta devletle ilişkimiz oldu. Şu anda 13 halk bizi desteklemektedir. Merkezimiz şu anda Abhazya’ya taşınmış olup, her türlü haberleşme imkanı sağlanmış olan bir binada işlerini yürütmektedir. Biz Kafkasya’yı Karadeniz’den Mahaçkale’ye kadar uzanan bir yapı olarak değerlendiriyoruz. Zira ismini de Dağlı Halklar Konfederasyonu iken Kafkas Halkları Konfederasyonu olarak değiştirdik.”

Kafkasya’ya dönüş konusunda da düşüncelerini açıklayan KKHK Başkanı, mutlaka güçlüklerin çıkacağını, ancak bunun aşılamayacak bir sorun olamayacağını. Buna verilecek cevabın da “biz nasıl yaşıyorsak siz de öyle yaşayacaksınız” şeklinde olacağını belirtti. Abhazya’nın bugün kapılarını açtığını ve en çok ihtiyaç duyduğu şeyin insan olduğunu, en azından ilk dönemde on bin kişiyi hedeflemesi gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan görüşmelerde ise Dışişleri Bakanlığı’nın Kafkasya politikasını netleştirmesi gerektiğini belirten ŞENIBE, “Yaptığımız görüşmeler sırasında şunu söyledim: Burada yaşayan Kafkasyalılar Türkiye’nin Kurtuluş Savaşında herkes kadar can verdiler, bu ülkenin kalkınması için her türlü yardımı yapıyorlar. Herkes üzerine düşen vazifeyi eksiksiz yapıyor. Bunun karşılığında Kafkasyalılara haklarını vermeniz gerekmez mi? diye sordum. Tercüman bunu yetkililere aktarmaktan çekindi.”

ŞENIBE Yura’nın konuşmasının ardından YAĞAN İbrahim oldukça açık ve kararlı mesajlar içeren bir konuşma yaptı. Abhazya’da savaşan Kabardey birliğine başarıyla komuta eden Yağan İbrahim ağırlıklı olarak Kafkasya’ya dönüş konusunda düşüncelerini ve bu konuda yapılabileceklerden bahsetti. Yağan şöyle konuştu: “Birkaç gündür aranızdayım. Gördüğüm şey şudur: Sizinle bizim aramızda sosyal düzen, hayat standardı açısından pek büyük fark yok. Sahip olduğunuz pek çok şeye biz de sahibiz. Bütün bunlar bir yana sizin içinde bulunduğunuz pek çok sorun bizim için de geçerlidir. Ulusal mücadele anlamında bizim de sorunlarımız mevcuttur. Ancak bunlar yılgınlığa sebebiyet vermemelidir. Zira bir halkı niteleyen en önemli şeylerden biri bu sorunları aşabilme kudretidir. Biz Çerkes halkının refahı ve mutluluğu için pek çok yöntem denedik, pek çok şeyleri pratikte gördük. Bu durumda sizin yapmanız gereken şey bu açılmış denenmiş yolun ışığında yürümektir.”

Kaberdey’de büyük bir çiftliğin sahibi olan YAĞAN, “Ben her yıl iki aileyi yanımda götürüp, işimde benimle çalışmasını, gerekirse işime ortak olmasını sağlayacağım. Ta ki, kendi ayakları üstünde durabilene kadar. Şimdi hepinize yalvarıyorum; annenizi, babanızı çevrenizi ikna edin. Gerekirse köy, köy kasaba, kasaba dolaşın, insanlarımızı bilinçlendirin. Bu konuda biz üstümüze düşen her türlü yardımı yapmaya hazırız. Ben bundan sonraki hayatımı bu iki ülke arasında geçireceğim, bu davaya hizmet edeceğim.”

Bir hemşerimizin geçtiğimiz seçimlerde, daha önce “Kafkasya’da Rus silahının gücünü göstereceğiz” diyen Sergey Şahray’ın neden desteklendiği yolundaki soruya şöyle cevap verdi: “Evet, doğrudur. Şahray daha önce böyle bir demeç vermişti. Ancak bunun iki sebebi vardır. Birincisi Sergey Şahray daha sonra yanlış bir yolda olduğunu anladı. KKHK’yı tanıdı. Yanlış söylemlerden vazgeçti. İkincisi, seçime katılan diğer partilerin Kafkas halklarına bakış açıları oldukça dar ve belirsizdi. Jirinovski’nin, Gaydar’ın ve Komünist Parti’nin bakışları ve daha önce bizim için yaptıkları ortada idi. Bu durumda ehven-i şer olarak Sergey Şahray’ı destekledik. Aynı zamanda Şahray anayasada küçük halkların haklarının yeterince korunmadığını ve bunun değişmesi gerektiğini söylemesi bu konuda etkili olmuştur.”

Sayın ŞENIBE Yura’ya toplantı ertesinde BBC dinleme servisinden alınan bazı haberleri sorduk:

1- Sayın Yura KKHK başkanlığından ayrıldığınız doğru mu?
- Doğru değil. Kısa bir süre önce çalışma arkadaşlarımızla bazı anlaşmazlıklarımız dolayısıyla kısa bir süre görevden ayrıldım. Ancak sonra problemleri çözümledik.
2- Seçimlerde aday oldunuz mu?
- Seçimlerden önce böyle bir temayülümüz vardı. Ancak daha sonra hem bu işe daha uygun insanlarımız çıktı hem de bize daha ihtiyaç olduğunu anladığımız için bu düşünceden vazgeçtik.
3- KKHK’nın askeri kanadının kurulması istendiği ve bu fikrin tarafınızdan ret edildiği şeklinde haberler var.
- Hayır, bunu biz değil, yaşadığımız ortamın kanunları ret ediyor. Ancak zamanla bu yönde bir oluşumun kendiliğinden gelişeceğini görmek çok zor değildir.

Notlar:
- Genç arkadaşımız başka birçok şey yanında 1993'te kuruluşu gerçekleştirilen derneğimizi 2005 yılında kurmayı önerdi
- Bu genç arkadaşımız da platforma yazmayı sürdürmedi
- Derneğe yaptığımız eleştiri yanıtlanmadı.
- Yüz-yüze görüştüğümüzde böyle bir hatayı nasıl yaptığını sorduğumuz Sayın Fahri Huvaj “Biz gazeteciyiz, o söyledi biz de yazdık” dedi.
- Söyleşinin yapıldığı günlerde çifte vatandaşlık yasası yürürlükte idi. Ancak Dönüşü çok önemser görünen konuklar da ev sahipleri de yürürlükteki yasaların bizlere ne gibi fırsatlar verdiğinin bilincinde değillerdi ya da bilincinde olmamak tercih edildi.

Ve bir çağrı: Halkımıza yararlı olmak isteyen Genç arkadaşlara…

Değerli Arkadaşlar,

Yakın tarihimizdeki dernekler ve yayınlar tarihinin en önemli ve en yararlı araştırı konusu olduğunu düşünüyorum.
Kimler hangi yıllarda hangi örgütlerde bulundu.
Yönetimde oldukları dönemlerde hangi konulara öncelik verildi
Hangi gazete ve dergilerde kimler neler yazdı.
Kimler yazdıklarının arkasında durabildi.
Gerçek yazdıkları gibi çıkmayınca kimler yanlışını kabullenebildi.
Döneminde çok güzel yazıları kaleme alanlardan kimler bugün nelerle uğraşıyorlar..
Ve sizlerin daha ekleyebileceğiniz soruların yanıtları çok ilginç ve çok yararlı olmaz mı sizce de?
Ne dersiniz düşünmeye değmez mi?

.

.

.