MENÜ





 

.

.

SEKSEN SONRASI İLK DERNEKLER ARASI TOPLANTI
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam
26 Mayıs 1990

.

.

Öyle sanıyorum ki toplum olarak en büyük eksikliklerimizden biri, yakın tarihimizi, uzak olanı kadar iyi bilmiyor olmamızdır. Bu da bizlere çok şey kaybettirmekte, konuyla yeni ilgilenmeye başlayanlarımız, daha önce yürünmüş yolu kafamızı gözümüzü yararak yeniden yürümek zorunda bırakmaktadır. ...

.

Örneğin özellikle diaspora anavatan ilişkileri konusunda en önemli kuşak olan Çerkes Teavün cemiyeti kuşağının, “Altın Kuşak”ın üretiminin çok azını biliyoruz. Eski Türkçe, Arap alfabesi temelli Adigece ile yapılmış üretimlerine kolay ulaşamamak, ulaşabildiklerimizi anlayamamak Altın Kuşak ile aramızda bir kopukluğa neden olmuş, bu da yıllar önce anlaşılmış, kavranmış konuları yeniden keşfetmemizi gerekli kılmıştır. Elbette ki bu da zaman kaybı, enerji kaybıdır, uzun ve ince yolumuzdan daha az eksiltebilmektir.

Şimdilerde de nerdeyse benzer bir durum ile karşı karşıya bulunuyoruz. Konuya ilgi duymaya başlayan arkadaşların çoğunluğu daha önce bu konuda hiçbir şey söylenmemiş, yazılmamış, tartışılmamış gibi atıyorlar ilk adımlarını. Bizim kuşağımız, çok istememize karşın inanın hem üretimlerine kolay ulaşamadığımız, hem de dili anlayamadığımız için bu kuşağın yapıtlarından yeterince yararlanamadık. Ancak ulaşabildiğimiz kadarı bile bu kuşağın yakın tarihimizin gerçekten “Altın Kuşak”ı olarak adlandırmanın ne denli isabetli olduğunun kanıtıdır.

Günümüz gençleri için Cumhuriyet dönemi çalışmalarının anlatıldığı yayın organlarına ulaşmak daha kolay söylenenleri kavramak da güç değil. Ancak bir de yazılamayanlar, yayımlanmayalar, yetişilemeyenler var. Ulusal kültürel mücadelede ben de varım diyenlerin önce yakın geçmişte neler düşünüldüğünü, nelerin gerçekleştirilebildiğini bilmeleri daha hızlı yol almalarını, halkımıza daha kısa süre içerisinde daha çok katkıda bulunmalarını sağlayacaktır. Bu sağlıklı sonuca ancak, yakın tarihimizin kilometre taşı olaylarında yer almış olanların yaşadıklarını anlatmaları, yazmaları, yayımlamaları, halkına yararlı olmak düşüncesinde olanlarımızın da bunları öğrenmeleri, içselleştirmeleri ile ulaşılabilecektir.

En küçük ayrıntının bile gelecekte tarihimizi yazacaklar için yararlı birer belge olacağına inanıyorum. Dolayısı ile en önemsiz gibi görünen çalışmalarda bulunmuş her arkadaşımızın, tanık olduğu olayları kendi yönlerinden de olsa mutlaka, ama mutlaka yazmalarının sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha anımsatıyorum.

Aslan Arı emektar dernek başkanlarımızdan. Hiç azımsanmayacak katkıları oldu. Bir dönme sorgulandı, tutuklandı. Fransa’daki bir toplantıda Kürtçe konuştukları için T.C. milletvekillerinin sorgulandığı günlerde başkentin göbeğinde anadille konuşulan 125. yıl toplantılarının sorumluluğunu göze alabilen bir yürekli başkan.

Ekte sunacağımız belge de hakkında daha çok şey söylenebilecek sayın Aslan Arı’nın, önce Kaf-Kur daha sonra da Kad-Der ve Kaf-Fed’in kuruluşuna temel olan, 26 Mayıs 1990’da Ankara’da gerçekleştirilen, seksen sonrası ilk dernekler arası toplantıdaki konuşması.



“DERNEKLERİMİZİN SAYGIDEĞER TEMSİLCİLERİ,
KIYMETLİ ÜYELERİMİZ!

Dernekler arası kültür politikalarımızın tespiti gibi, son derece önemli bir konuda, görüşmelerde bulunmak üzere, sizleri buraya davet ettik.

Kültürel ve toplumsal çalışmalarımızın birliktelik göstermesi için, bütün derneklerimizin iştiraki ile faaliyetlerimizin amacı ve şekli üzerinde tartışalım istedik. Bir nevi 1980 öncelerinin, dernekler arası toplantılarını canlandırmayı amaçlayan ve gündemi önceden sizlere bildirilen bu toplantıya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyor, Ankara kuzey Kafkasya Kültür Derneği adına “hoşgeldiniz” diyorum.

Sizlerin buraya gelmezden önce derneklerinizde, bugünkü gündemle ilgili toplantılar yaparak, dernek tabanının düşüncelerini de alıp getirdiğinizi umuyorum. Daha yakın zamana kadar, ancak kendi şehirlerindeki hemşehrileriyle bir araya gelip görüşebilen ve derneklerinde folklor faaliyetlerinin ötesine geçmeyen çalışmalarınız, 1976 ardan itibaren dernekler arası toplantılar şeklinde bir gelişme göstermiştir.

Değerli Hemşehrilerim,

Ben konuşmamın bu bölümünde toplumumuzun köklerine doğru gidecek ve muhaceretteki bizlerin, Kuzey Kafkasya ile bugünkü ilişkilere ve ilişkilerin geleceğine ve beklentilerimize değinip, oradan ayrı düşünülemeyeceğimizi anlatmaya çalışacağım.

Bu oradan ayrı düşünülememek ve geçmişin derinliklerinde gelen bağ nedeniyle, anavatan ve oradaki gelişmelerle ilgili düşüncelerimizi, siz Türkiye’deki dernek temsilcilerimize anlatmak gereğini duyuyorum.

Geçirdiğimiz bir yıl, özellikle 1989 yılı, dünyadaki Çerkesler için içe kapanık bir dönemin bitip uluslararası düzeyde temaslar kurmaya başladığımız bir dönemin başlangıcı oldu.

1989, Dünyadaki Çerkeslerin en çok yaşadığı Türkiye’deki Çerkesler için, anavatanlarına gidip görme, tanışma, fikir alışverişinde bulunma olanağının yoğunlaştığı bir yıl oldu.

Ayrıca 1989 yılı, muhaceretin başlangıcından itibaren 125 yıldan beri ilk kez, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Çerkeslerin bir araya geldiği, görüş alışverişinde bulunup, “gelecekle ilgili hedefin net bir şekilde belirlendiği” bir yıl oldu.

125. yıl toplantı deklarasyonunda belirtildiği gibi, dünyaya dağılan Çerkeslerin tüm kültürel özelliklerinin, dillerinin yaşatıldığı, yaşatılabileceği tek yerin anayurtları olduğu özellikle vurgulanmıştır.

Bu toplantıya iştirak eden, Türkiye, Ürdün, Suriye, Amerika, Avrupa ve Kafkasya’dan gelen ve toplantıya katılan misafirlerin, o güne kadar hiç bir iletişim ve haberleşmeleri ile birlikte çalışmaları olmamasına rağmen vardıkları ve birleştikleri en önemli ortak nokta, “Anavatanda toplanıp birleşmek” şeklinde oldu.

Zira biz Çerkeslerin kültürel özelliklerine dinamizm katacak, besleyip güçlendirecek ulusal yapı ve düşünceler, ancak orada ayakta kalabilir ve gelişebilir.

O halde Kuzey Kafkasya muhacerettekiler için nedir? Sorusuna dernekler olarak vereceğimiz birinci ortak cevap şu olabilir:

Kuzey Kafkasya, Çerkeslerin varoluşundan beri tarihlerini yaşadıkları yerdir. Geçmişlerine ait zenginlikleri toprak altında saklayan ve toprağının üzerinde de dilleriyle kültürleriyle halen yaşamakta olan insanlarının bulunduğu yerdir. Biz muhacerettekilerin de “aynı dil ve kültürle yoğrulduğumuzu ve o kültürün mirasçıları olduğumuzu” ve onu yaşatmanın görevimiz olduğunu unutmamız olanaksızdır.

Öyleyse kendimizi, Kuzey Kafkasya’nın dışında bir yabancı gibi göremeyeceğimizden, oradaki gelişmelerin bizi, etkileyip ilgilendirdiğini kabul etmemiz gerekir.

O halde önereceğim ikinci ortak tavır şu olabilir:

Anavatanda kalanların yapacakları iyi şeylerin, bizim de geleceğimizi daha çabuk etkileyeceğini görüp, yapılan olumlu işlerin yakından izlenip desteklenmesi gerekir kanaatindeyim.

Değerli Hemşehrilerim,

Bütün derneklerimizin geçmişte yaptıkları çalışmalardan daha ziyade, Gorbaçov’un Glasnost; Perestroyka ve demokratikleşme hareketlerinin bizim Türkiye’deki hemşehrilerimiz üzerinde, iyi yönde etkili olduğunu gözlemledik. Artık en ücra köylerdeki insanlarımız dahi, dedelerinin çıkarıldıkları yerleri görmek ve tanımak istiyorlar. O halde üçüncü ortak tavrımız görmek isteyenlere yardımcı olmak ve insanımızı teşvik etmek olmalıdır.

Ancak oraya; görmeye, okumaya, çalışmaya veya yerleşmeye nostaljik duygular taşıyarak gidecek insanlarımızı, mümkün olduğunca gerçekçi yaklaşımlarla aydınlatmalıyız.

Muhaceretteki tüm Çerkeslerin, yurtlarına geri dönmeleri en ideal olanıdır. Coğrafi bütünlüğü olmayan hiçbir ulusun kültürü ayakta kalamayacağından, bu bütünlüğü gerçekleştirmek için dernekler olarak bu yolda yapılacak çalışmaları desteklemeliyiz.

Yine de herkesin dönme olanağını bulamayacağı gerçeğini görerek yaşadığımız ülkelerde, kültürel hakları savunan ve durumumuzla ilgili bulunan kurumları desteklememiz gerekir.

Değerli Hemşehrilerim,

Yeni duyduğumuz güzel bir haberle konuşmama devam edeceğim. Kuzey Kafkasya’daki “Adiğe Xase” adı verilen dernek toplantılarında gençlerin, büyüklerine şu soruyu yönelttiğini duyuyoruz: “Vatan için anne diyorsunuz. Anne çocuklarıyla beraber yaşamak istemez mi? Annenin bağrından koparılanları geri getirmek için ne tür faaliyetleriniz var? Bu soruların kafalarda gelişmeye başladığını memnuniyetle öğreniyoruz.

Sürgünün &95 oranında boşalttığı Kuzey-Batı Kafkasya’nın insanları, halen anayurtları dışında yaşamaktadırlar. Bunları geri dönüşleri oradakilerin birlik içinde beraber ve aktif çalışmalarına bağlıdır. Maalesef bu yolda halen ciddi adımların atıldığını göremiyoruz.

Halihazırda anavatanın bize ihtiyacı da var. Dışarıdakiler, sürgün yıllarındaki cahil, yoksul durumlarını çoktan geride bıraktılar. Pek çoğu tahsilli ve çağdaş kültüre uyum gösterebilen ve iş yapmasını bilen insanlar oldular.

Artık Çerkes insanı duragan, çaresiz dönemlerini geride bırakmıştır. Halkıyla ilgili düzenlenen toplantılara katılmak için, başka ülkelere gidebilmektedir… Dünyada bizimle ilgili süregelen bu tür aşamalar, derneklerce yakından izlenmeli ve üyeler yeniliklerden haberdar edilmelidir.

1989 Ekim’inde Ankara’da gerçekleştirilen 125. yıl ve 1990 Mayıs’ında Hollanda’daki toplantı ve 1991’de Nalçik’te yapılacak toplantı bu türden çalışmaların en güzel örneklerindedir.

Bilmeniz halinde sevineceğiniz, yeni gerçekleşen bir haberi size aktarmadan geçemeyeceğim. Ayrı, ayrı bölgelerde yaşayan bütün Adigelerin pasaportlarına “Adige” yazılması kararı bizi çok duygulandırdı.

Yine bütün bu beş ayrı bölgede yaşayan Adigelerin kurdukları derneklere “Adige Xase” adının verildiğini ve resmiyet kazandığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Bu birliğe doğru giden adımlar bizi ziyadesiyle mutlu kılmaktadır.

Biz burada çeşitli dil ve kabilelere mensup Kafkas kökenli insanlar olarak, birlik içinde aynı amaca omuz veriyor, aynı çatı altında sorunlarımıza çözüm arıyoruz. Çevremizden Kafkasya’ya gitme şansına sahip olanlara bu birlik duygularını, oraya taşıyarak, aynı dayanışmayı orada da yaşatmaları konusunda aktif çalışmalarını istemeliyiz.

Ayrıca bütün Adigelerin, herkesin okuyabileceği ve anlayabileceği tek alfabe ve tek dil üzerinde anlaşmalarını ve bu konuda yapılacak çalışmaların, yayın organlarınca, radyo ve televizyon ile eğitim kurumlarınca desteklenmesini bekliyoruz.

Değerli Hemşehrilerim,

Konuşmama sosyal, töresel, psikolojik ve eğitsel yapımızla ilgili düşüncelerimi anlatarak devam edeceğim.

Artık bundan sonra Kafkasya’ya, okumaya, iş yapmaya veya yerleşmeye gidenlerimiz az da olsa çıkacaktır. Bu kişilerin gittikleri yerlerde, aralarından çıktıkları bizi en iyi bir şekilde temsil etmelerini bekliyoruz. Gerek kendi aralarında, gerek Ürdün ve Suriye’den göç edenlerle ve gerekse yerli halkla sorun çıkartmadan kaynaşmalarını istiyoruz.

Ayrıca, toplumsal çalışmalara katılanlarımızın aleyhinde laf, söz çıkartmalarını da istemiyoruz. Bilhassa ülkeler arasında, insanı yıpratan çalışma zevkini kaybettiren aleyhte söz üretilmesi ve dedikodu yapılmasını tasvip etmeyeceğimizi en baştan belirtmeliyim.

Halkımız için çalışan insanlarımızın olumlu yönlerini ön plana çıkartıp, faaliyetleri ile ilgili birkaç güzel sözle gönlünü almak ve moral vermek daha yarayışlı olur sanırım.

Ayrıca gerek günlük yaşamda, gerekse derneksel faaliyetlerimizde toplumumuzun zafiyetlerini, eksik taraflarını, espri gibi sık, sık tekrarlayıp moral bozanlara hoşgörüde bulunmayalım. Kişisel örneklerin Çerkeslerin karakterlerinde var olan onur ve gururu zedeleyemeyeceğini vurgulayalım. Kendine güvenini yitiren toplumlardan hiçbir çıkış ve faaliyet beklenemez. Toplumların moralini yüksek tutmanın, onuru yüceltmenin onlara güç kazandırdığını unutmayalım.

Değerli Hemşehrilerim,

İnsan yetiştirmek sanatların en güç olanıdır. Baş döndüren bir hızla gelişen, her konuda adeta koşan bir çağ yaşıyoruz. Biz eğer böyle bir çağda yerimizi almak, bir noktada çağı yakalamak istiyorsak, çağdaş insan yetiştirmeyi de bilmek zorundayız. Ancak her düşünen düşüncelerini, adap ve kurallarına uygun şekilde savunan, kendine güvenli gençler yetiştirmek zorundayız.

Gelinin konuşmadığı, oturmadığı, toplulukla yemek yemediği, çekingen davrandığı, eşlerin yaşlıların yanına girmediği ve yaşlılardan kaçınma şeklindeki eski gelenekleri, bugünkü yaşam biçimine uygulayabilmek ve böylece gençliğimize empoze etmek konusunu tartışmanıza sunuyorum. Gençliği, çelişkili bir düşünce ve yaşam biçimine itecek kınamaların yerine, adetlerimizle çağın yolunu birleştirecek psikolojik ve sosyal araştırmalara ağırlık verelim.

Her gün biraz daha azalan insan sayımız nedeniyle kadınların gücünü ikinci planda tutmak en büyük yanlışımız olacaktır. Çalışma hayatına artık girmesi zorunlu sayılan genç kız ve kadınlarımızın, düşünce üretme konusunda da faal olmalarını teşvik etmek, gelişmelerini sağlamak ve özellikle kırsal kesim için elimizden geleni yapmak zorundayız.

Erkek kız ayrımı gözetmeksizin evlatlarımıza, kendine güvenli, sağduyulu sağlam kişilik vermek istiyorsak, töreleri bahane etmeden onlarla yakından ilgilenerek bir şahsiyet olarak haklar tanımak gerekmektedir. Onlara verilecek köklü bir saygı ve ahlak kuralı ile iyi bir aile örneği, en büyük rehber olacaktır.

Yine gençlerimize, en büyük asimilasyonun geç evliliklerden kaynaklandığını, çoğalmayan bir toplumun bir gün yok olacağını derneklerimizde öğretmeliyiz.

Ayrıca karışık evliliklerin, evlerde anlaşılabilir dil sorunu yarattığını, o bakımdan hakim ulusun dilini konuşmak mecburiyetinde kalındığı hatırlatılarak, evliliklerde aynı dili konuşanların tercih edilmesi istenmelidir.

Sayın Hemşehrilerim, Sorularımıza parmak basmada çekingen olmayın. Deşilmeyen yara iyileşmez. Sizleri halkın ve gençliğin sesi olarak yorumluyoruz. O bakımdan getireceğiniz önerilere büyük önem veriyoruz.

Toplantının başarılı olmasını diliyor, hepinize sağlık ve sevgiler sunuyorum.

Aslan Arı
Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Başkanı”

.

.

.