|
Örneğin özellikle
diaspora anavatan ilişkileri konusunda en önemli kuşak olan
Çerkes Teavün cemiyeti kuşağının, “Altın Kuşak”ın üretiminin
çok azını biliyoruz. Eski Türkçe, Arap alfabesi temelli
Adigece ile yapılmış üretimlerine kolay ulaşamamak,
ulaşabildiklerimizi anlayamamak Altın Kuşak ile aramızda bir
kopukluğa neden olmuş, bu da yıllar önce anlaşılmış, kavranmış
konuları yeniden keşfetmemizi gerekli kılmıştır. Elbette ki bu
da zaman kaybı, enerji kaybıdır, uzun ve ince yolumuzdan daha
az eksiltebilmektir.
Şimdilerde de nerdeyse benzer bir durum ile karşı karşıya
bulunuyoruz. Konuya ilgi duymaya başlayan arkadaşların
çoğunluğu daha önce bu konuda hiçbir şey söylenmemiş,
yazılmamış, tartışılmamış gibi atıyorlar ilk adımlarını. Bizim
kuşağımız, çok istememize karşın inanın hem üretimlerine kolay
ulaşamadığımız, hem de dili anlayamadığımız için bu kuşağın
yapıtlarından yeterince yararlanamadık. Ancak ulaşabildiğimiz
kadarı bile bu kuşağın yakın tarihimizin gerçekten “Altın
Kuşak”ı olarak adlandırmanın ne denli isabetli olduğunun
kanıtıdır.
Günümüz gençleri için Cumhuriyet dönemi çalışmalarının
anlatıldığı yayın organlarına ulaşmak daha kolay söylenenleri
kavramak da güç değil. Ancak bir de yazılamayanlar,
yayımlanmayalar, yetişilemeyenler var. Ulusal kültürel
mücadelede ben de varım diyenlerin önce yakın geçmişte neler
düşünüldüğünü, nelerin gerçekleştirilebildiğini bilmeleri daha
hızlı yol almalarını, halkımıza daha kısa süre içerisinde daha
çok katkıda bulunmalarını sağlayacaktır. Bu sağlıklı sonuca
ancak, yakın tarihimizin kilometre taşı olaylarında yer almış
olanların yaşadıklarını anlatmaları, yazmaları, yayımlamaları,
halkına yararlı olmak düşüncesinde olanlarımızın da bunları
öğrenmeleri, içselleştirmeleri ile ulaşılabilecektir.
En küçük ayrıntının bile gelecekte tarihimizi yazacaklar için
yararlı birer belge olacağına inanıyorum. Dolayısı ile en
önemsiz gibi görünen çalışmalarda bulunmuş her arkadaşımızın,
tanık olduğu olayları kendi yönlerinden de olsa mutlaka, ama
mutlaka yazmalarının sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha
anımsatıyorum.
Aslan Arı emektar dernek başkanlarımızdan. Hiç azımsanmayacak
katkıları oldu. Bir dönme sorgulandı, tutuklandı. Fransa’daki
bir toplantıda Kürtçe konuştukları için T.C.
milletvekillerinin sorgulandığı günlerde başkentin göbeğinde
anadille konuşulan 125. yıl toplantılarının sorumluluğunu göze
alabilen bir yürekli başkan.
Ekte sunacağımız belge de hakkında daha çok şey söylenebilecek
sayın Aslan Arı’nın, önce Kaf-Kur daha sonra da Kad-Der ve
Kaf-Fed’in kuruluşuna temel olan, 26 Mayıs 1990’da Ankara’da
gerçekleştirilen, seksen sonrası ilk dernekler arası
toplantıdaki konuşması.

“DERNEKLERİMİZİN SAYGIDEĞER TEMSİLCİLERİ,
KIYMETLİ ÜYELERİMİZ!
Dernekler arası kültür politikalarımızın tespiti gibi, son
derece önemli bir konuda, görüşmelerde bulunmak üzere, sizleri
buraya davet ettik.
Kültürel ve toplumsal çalışmalarımızın birliktelik göstermesi
için, bütün derneklerimizin iştiraki ile faaliyetlerimizin
amacı ve şekli üzerinde tartışalım istedik. Bir nevi 1980
öncelerinin, dernekler arası toplantılarını canlandırmayı
amaçlayan ve gündemi önceden sizlere bildirilen bu toplantıya
gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyor, Ankara kuzey Kafkasya
Kültür Derneği adına “hoşgeldiniz” diyorum.
Sizlerin buraya gelmezden önce derneklerinizde, bugünkü
gündemle ilgili toplantılar yaparak, dernek tabanının
düşüncelerini de alıp getirdiğinizi umuyorum. Daha yakın
zamana kadar, ancak kendi şehirlerindeki hemşehrileriyle bir
araya gelip görüşebilen ve derneklerinde folklor
faaliyetlerinin ötesine geçmeyen çalışmalarınız, 1976 ardan
itibaren dernekler arası toplantılar şeklinde bir gelişme
göstermiştir.
Değerli Hemşehrilerim,
Ben konuşmamın bu bölümünde toplumumuzun köklerine doğru
gidecek ve muhaceretteki bizlerin, Kuzey Kafkasya ile bugünkü
ilişkilere ve ilişkilerin geleceğine ve beklentilerimize
değinip, oradan ayrı düşünülemeyeceğimizi anlatmaya
çalışacağım.
Bu oradan ayrı düşünülememek ve geçmişin derinliklerinde gelen
bağ nedeniyle, anavatan ve oradaki gelişmelerle ilgili
düşüncelerimizi, siz Türkiye’deki dernek temsilcilerimize
anlatmak gereğini duyuyorum.
Geçirdiğimiz bir yıl, özellikle 1989 yılı, dünyadaki Çerkesler
için içe kapanık bir dönemin bitip uluslararası düzeyde
temaslar kurmaya başladığımız bir dönemin başlangıcı oldu.
1989, Dünyadaki Çerkeslerin en çok yaşadığı Türkiye’deki
Çerkesler için, anavatanlarına gidip görme, tanışma, fikir
alışverişinde bulunma olanağının yoğunlaştığı bir yıl oldu.
Ayrıca 1989 yılı, muhaceretin başlangıcından itibaren 125
yıldan beri ilk kez, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen
Çerkeslerin bir araya geldiği, görüş alışverişinde bulunup,
“gelecekle ilgili hedefin net bir şekilde belirlendiği” bir
yıl oldu.
125. yıl toplantı deklarasyonunda belirtildiği gibi, dünyaya
dağılan Çerkeslerin tüm kültürel özelliklerinin, dillerinin
yaşatıldığı, yaşatılabileceği tek yerin anayurtları olduğu
özellikle vurgulanmıştır.
Bu toplantıya iştirak eden, Türkiye, Ürdün, Suriye, Amerika,
Avrupa ve Kafkasya’dan gelen ve toplantıya katılan
misafirlerin, o güne kadar hiç bir iletişim ve haberleşmeleri
ile birlikte çalışmaları olmamasına rağmen vardıkları ve
birleştikleri en önemli ortak nokta, “Anavatanda toplanıp
birleşmek” şeklinde oldu.
Zira biz Çerkeslerin kültürel özelliklerine dinamizm katacak,
besleyip güçlendirecek ulusal yapı ve düşünceler, ancak orada
ayakta kalabilir ve gelişebilir.
O halde Kuzey Kafkasya muhacerettekiler için nedir? Sorusuna
dernekler olarak vereceğimiz birinci ortak cevap şu olabilir:
Kuzey Kafkasya, Çerkeslerin varoluşundan beri tarihlerini
yaşadıkları yerdir. Geçmişlerine ait zenginlikleri toprak
altında saklayan ve toprağının üzerinde de dilleriyle
kültürleriyle halen yaşamakta olan insanlarının bulunduğu
yerdir. Biz muhacerettekilerin de “aynı dil ve kültürle
yoğrulduğumuzu ve o kültürün mirasçıları olduğumuzu” ve onu
yaşatmanın görevimiz olduğunu unutmamız olanaksızdır.
Öyleyse kendimizi, Kuzey Kafkasya’nın dışında bir yabancı gibi
göremeyeceğimizden, oradaki gelişmelerin bizi, etkileyip
ilgilendirdiğini kabul etmemiz gerekir.
O halde önereceğim ikinci ortak tavır şu olabilir:
Anavatanda kalanların yapacakları iyi şeylerin, bizim de
geleceğimizi daha çabuk etkileyeceğini görüp, yapılan olumlu
işlerin yakından izlenip desteklenmesi gerekir kanaatindeyim.
Değerli Hemşehrilerim,
Bütün derneklerimizin geçmişte yaptıkları çalışmalardan daha
ziyade, Gorbaçov’un Glasnost; Perestroyka ve demokratikleşme
hareketlerinin bizim Türkiye’deki hemşehrilerimiz üzerinde,
iyi yönde etkili olduğunu gözlemledik. Artık en ücra
köylerdeki insanlarımız dahi, dedelerinin çıkarıldıkları
yerleri görmek ve tanımak istiyorlar. O halde üçüncü ortak
tavrımız görmek isteyenlere yardımcı olmak ve insanımızı
teşvik etmek olmalıdır.
Ancak oraya; görmeye, okumaya, çalışmaya veya yerleşmeye
nostaljik duygular taşıyarak gidecek insanlarımızı, mümkün
olduğunca gerçekçi yaklaşımlarla aydınlatmalıyız.
Muhaceretteki tüm Çerkeslerin, yurtlarına geri dönmeleri en
ideal olanıdır. Coğrafi bütünlüğü olmayan hiçbir ulusun
kültürü ayakta kalamayacağından, bu bütünlüğü gerçekleştirmek
için dernekler olarak bu yolda yapılacak çalışmaları
desteklemeliyiz.
Yine de herkesin dönme olanağını bulamayacağı gerçeğini
görerek yaşadığımız ülkelerde, kültürel hakları savunan ve
durumumuzla ilgili bulunan kurumları desteklememiz gerekir.
Değerli Hemşehrilerim,
Yeni duyduğumuz güzel bir haberle konuşmama devam edeceğim.
Kuzey Kafkasya’daki “Adiğe Xase” adı verilen dernek
toplantılarında gençlerin, büyüklerine şu soruyu yönelttiğini
duyuyoruz: “Vatan için anne diyorsunuz. Anne çocuklarıyla
beraber yaşamak istemez mi? Annenin bağrından koparılanları
geri getirmek için ne tür faaliyetleriniz var? Bu soruların
kafalarda gelişmeye başladığını memnuniyetle öğreniyoruz.
Sürgünün &95 oranında boşalttığı Kuzey-Batı Kafkasya’nın
insanları, halen anayurtları dışında yaşamaktadırlar. Bunları
geri dönüşleri oradakilerin birlik içinde beraber ve aktif
çalışmalarına bağlıdır. Maalesef bu yolda halen ciddi
adımların atıldığını göremiyoruz.
Halihazırda anavatanın bize ihtiyacı da var. Dışarıdakiler,
sürgün yıllarındaki cahil, yoksul durumlarını çoktan geride
bıraktılar. Pek çoğu tahsilli ve çağdaş kültüre uyum
gösterebilen ve iş yapmasını bilen insanlar oldular.
Artık Çerkes insanı duragan, çaresiz dönemlerini geride
bırakmıştır. Halkıyla ilgili düzenlenen toplantılara katılmak
için, başka ülkelere gidebilmektedir… Dünyada bizimle ilgili
süregelen bu tür aşamalar, derneklerce yakından izlenmeli ve
üyeler yeniliklerden haberdar edilmelidir.
1989 Ekim’inde Ankara’da gerçekleştirilen 125. yıl ve 1990
Mayıs’ında Hollanda’daki toplantı ve 1991’de Nalçik’te
yapılacak toplantı bu türden çalışmaların en güzel
örneklerindedir.
Bilmeniz halinde sevineceğiniz, yeni gerçekleşen bir haberi
size aktarmadan geçemeyeceğim. Ayrı, ayrı bölgelerde yaşayan
bütün Adigelerin pasaportlarına “Adige” yazılması kararı bizi
çok duygulandırdı.
Yine bütün bu beş ayrı bölgede yaşayan Adigelerin kurdukları
derneklere “Adige Xase” adının verildiğini ve resmiyet
kazandığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Bu birliğe doğru giden
adımlar bizi ziyadesiyle mutlu kılmaktadır.
Biz burada çeşitli dil ve kabilelere mensup Kafkas kökenli
insanlar olarak, birlik içinde aynı amaca omuz veriyor, aynı
çatı altında sorunlarımıza çözüm arıyoruz. Çevremizden
Kafkasya’ya gitme şansına sahip olanlara bu birlik
duygularını, oraya taşıyarak, aynı dayanışmayı orada da
yaşatmaları konusunda aktif çalışmalarını istemeliyiz.
Ayrıca bütün Adigelerin, herkesin okuyabileceği ve
anlayabileceği tek alfabe ve tek dil üzerinde anlaşmalarını ve
bu konuda yapılacak çalışmaların, yayın organlarınca, radyo ve
televizyon ile eğitim kurumlarınca desteklenmesini bekliyoruz.
Değerli Hemşehrilerim,
Konuşmama sosyal, töresel, psikolojik ve eğitsel yapımızla
ilgili düşüncelerimi anlatarak devam edeceğim.
Artık bundan sonra Kafkasya’ya, okumaya, iş yapmaya veya
yerleşmeye gidenlerimiz az da olsa çıkacaktır. Bu kişilerin
gittikleri yerlerde, aralarından çıktıkları bizi en iyi bir
şekilde temsil etmelerini bekliyoruz. Gerek kendi aralarında,
gerek Ürdün ve Suriye’den göç edenlerle ve gerekse yerli
halkla sorun çıkartmadan kaynaşmalarını istiyoruz.
Ayrıca, toplumsal çalışmalara katılanlarımızın aleyhinde laf,
söz çıkartmalarını da istemiyoruz. Bilhassa ülkeler arasında,
insanı yıpratan çalışma zevkini kaybettiren aleyhte söz
üretilmesi ve dedikodu yapılmasını tasvip etmeyeceğimizi en
baştan belirtmeliyim.
Halkımız için çalışan insanlarımızın olumlu yönlerini ön plana
çıkartıp, faaliyetleri ile ilgili birkaç güzel sözle gönlünü
almak ve moral vermek daha yarayışlı olur sanırım.
Ayrıca gerek günlük yaşamda, gerekse derneksel
faaliyetlerimizde toplumumuzun zafiyetlerini, eksik
taraflarını, espri gibi sık, sık tekrarlayıp moral bozanlara
hoşgörüde bulunmayalım. Kişisel örneklerin Çerkeslerin
karakterlerinde var olan onur ve gururu zedeleyemeyeceğini
vurgulayalım. Kendine güvenini yitiren toplumlardan hiçbir
çıkış ve faaliyet beklenemez. Toplumların moralini yüksek
tutmanın, onuru yüceltmenin onlara güç kazandırdığını
unutmayalım.
Değerli Hemşehrilerim,
İnsan yetiştirmek sanatların en güç olanıdır. Baş döndüren bir
hızla gelişen, her konuda adeta koşan bir çağ yaşıyoruz. Biz
eğer böyle bir çağda yerimizi almak, bir noktada çağı
yakalamak istiyorsak, çağdaş insan yetiştirmeyi de bilmek
zorundayız. Ancak her düşünen düşüncelerini, adap ve
kurallarına uygun şekilde savunan, kendine güvenli gençler
yetiştirmek zorundayız.
Gelinin konuşmadığı, oturmadığı, toplulukla yemek yemediği,
çekingen davrandığı, eşlerin yaşlıların yanına girmediği ve
yaşlılardan kaçınma şeklindeki eski gelenekleri, bugünkü yaşam
biçimine uygulayabilmek ve böylece gençliğimize empoze etmek
konusunu tartışmanıza sunuyorum. Gençliği, çelişkili bir
düşünce ve yaşam biçimine itecek kınamaların yerine,
adetlerimizle çağın yolunu birleştirecek psikolojik ve sosyal
araştırmalara ağırlık verelim.
Her gün biraz daha azalan insan sayımız nedeniyle kadınların
gücünü ikinci planda tutmak en büyük yanlışımız olacaktır.
Çalışma hayatına artık girmesi zorunlu sayılan genç kız ve
kadınlarımızın, düşünce üretme konusunda da faal olmalarını
teşvik etmek, gelişmelerini sağlamak ve özellikle kırsal kesim
için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Erkek kız ayrımı gözetmeksizin evlatlarımıza, kendine güvenli,
sağduyulu sağlam kişilik vermek istiyorsak, töreleri bahane
etmeden onlarla yakından ilgilenerek bir şahsiyet olarak
haklar tanımak gerekmektedir. Onlara verilecek köklü bir saygı
ve ahlak kuralı ile iyi bir aile örneği, en büyük rehber
olacaktır.
Yine gençlerimize, en büyük asimilasyonun geç evliliklerden
kaynaklandığını, çoğalmayan bir toplumun bir gün yok olacağını
derneklerimizde öğretmeliyiz.
Ayrıca karışık evliliklerin, evlerde anlaşılabilir dil sorunu
yarattığını, o bakımdan hakim ulusun dilini konuşmak
mecburiyetinde kalındığı hatırlatılarak, evliliklerde aynı
dili konuşanların tercih edilmesi istenmelidir.
Sayın Hemşehrilerim, Sorularımıza parmak basmada çekingen
olmayın. Deşilmeyen yara iyileşmez. Sizleri halkın ve
gençliğin sesi olarak yorumluyoruz. O bakımdan getireceğiniz
önerilere büyük önem veriyoruz.
Toplantının başarılı olmasını diliyor, hepinize sağlık ve
sevgiler sunuyorum.
Aslan Arı
Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Başkanı” |