|
Yaşamın bir gerçeği olarak görürüm. Kaf-Der/Bülten’deki iki
haber bir başka gerçeğin de kanıtı sanki. Gelecekteki tarih
yazıcılarının yanıltacak taşların daha olayın geçtiği günlerde
döşenebileceği gerçeği bu.
DÇB etkinliklerinin kendi üyesi Kaf-Der tarafından gözlerden
saklandığının kanıtı haberlerden biri on dördüncü sayıdan:
“Maykop ve Çankaya kardeş şehir oldu.
Maykop ve Çankaya geçtiğimiz ay kardeş şehir oldular. Maykop
Belediyesi’nin kardeş şehir olmam kararını iletmek üzere Kaf-Der
Genel Merkezi’nden bir heyet Çankaya Belediye Başkanı Doğan
Taşdelen’i ziyaret etti. Sn. Taşdelen Maykop ile kardeş şehir
olmalarından duyduğu memnuniyeti dile gewtirdi. Sn Taşdelen,
Anakara’nın da bir kültür mozaiği olduğunu vurguladıktan
sonra, her türlü kültürel etkinliği belediye olarak
desteklediklerini belirtti. Maykop ve Çankaya’nın kardeş şehir
olmalarıyla, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleşmesi ve
ortaklaşa kültürel etkinliklerin düzenlenmesi bekleniyor.”
Görüldüğü gibi kardeş kent oluşumundan, öncesi herkesçe
bilinen bir doğum olayı gibi söz ediliyor. “Müjde bir oğlunuz
oldu” gibi. Gerçekte teklifi Maykop Belediyesi yetkililerine
götürenler de işbirliğini sağlayanlar da, başarılı sonucun
alınmasında etkili olanlar da hep dönemin DÇB yetkilileri.
DÇB’nin bu güzel gelişmedeki katkılarını görmezden gelenler de
DÇB üyesi Kaf-Der’in yayın organı.
Oysa başarı ile sonuçlanan böyle güzel bir girişimdeki payı
saklanmasa DÇB’yi duyanların nelerle uğraştığını bilenlerin
sayısı artmaz mıydı?
Ancak bilirsiniz Türkiyeli Çerkes çemberi... Her şeyi bilen
de yapan da onlardır... Şimdilerde de öyle değil mi? Yattığı
yerde uzatılan vatandaşlığı almamış olmanın, bulunduğu ülkeden
kendisine tanınan geçici oturma izni başvuru hakkından
yararlanmamanın doğal sonucu suçlululuk duygusundan anavatanı
suçlayarak, yalan yanlış dönüş teorileri önererek kurtulmaya
çalışır. Ne yaparsınız kolay değildir “sürgünümsü” olduğunun
bilincinde olup kendini, anavatanına girişi engellenen gerçek
sürgünler gibi gösterebilmek...
Diğer haberin adı geçen bültenin dokuzuncu sayısından,
sunuluşu da daha vahim.
SÜRGÜNDE 130 YIL
“Kafkas halklarının Çarlık Rusya’sının baskıları ile
anayurtlarından sürgün edilişi 130. yılını doldurdu. Bir başka
örneğine rastlanılması mümkün olmayan bu insanlık dışı sürgün
ve soykırım 130. yılında Kafkas Derneği’nin düzenlediği bir
dizi etkinlikle anıldı.
Anma programı 23 Mayıs Pazartesi günü Kafkasya’dan gelen
misafirlerin de katılımı ile Düzce ve Bursa’da düzenlenen
etkinliklerle başladı.
Düzce’deki derneklerimizin düzenlediği etkinlikler 23 Mayıs
Pazartesi günü Bataklıçiftlik köyündeki anma programı ile
başladı. Yapılan konuşmalarda sügünün önemi vurgulandı.
Kafkasyalı sanatçılar ağıtlar okudu. Aynı günün akşamı
Bayramcı köyünde Kafkasya’dan gelen konukların onuruna çok
sayıda hemşehrilerimizin katılımıyla görkemli bir toplantı
düzenlendi.
23 ve 24 Mayıs günlerinde Bursa'nın Armutlu, Hacıkara ve
Karaorman köylerinde hemşerilerimizin yoğun katılımı ile anma
toplantıları düzenlendi. Bu etkinliklerin en anlamlılarından
biri Muhammed Emin’in mezarının ziyaret edilmesi idi. Bursa
Kaf-Der’in düzenlediği program çerçevesinde Kafkas-Rus
savaşlarının ünlü komutanlarından, halk kahramanı
Muhammed Emin’in Armutlu köyündeki mezarı ziyaret edildi.
Muhammed Emin yıllar süren mücadelesinden sonra 1861'de
yenilmiş, Osmanlı topraklarına göç ettikten sonra
Bursa’nın Kemalpaşa ilçesine bağlı Armutlu köyüne yerleşmişti.
Ankara’daki etkinlikler 27 Mayıs günü akşamı Açılış Galası ile
başladı. Gerek Türkiye’den gerekse Kafkasya’dan pek çok
insanın katıldığı etkinlik Yıstanbılakue’nin dinlenmesi ve
saygı duruşu ile başladı.
Kaf-Der Genel Başkanı sayın Aslan Arı yaptığı konuşmada, 1,5
asır süren Kafkas-Rus savaşlarından sonra 1864’de yoğun ivme
kazanan Kafkas Sürgünü’nün üzerinden 130 yıl geçmiş olmasına
rağmen verilen varolma mücadelesi ve gereklilikleri konusuna
değindi. Sn Arı, “Bugün anmak için toplandığımız 21 mayıs 1864
Kafkas-Rus savaşlarının sona erdiği tarih olarak kabul
edilmektedir. Bugün Kafkas kurtuluş savaşlarının kurbanları
olan şehitlerimizi ve zorla toraklarından sürülen, tarihin en
büyük soykırımına uğrayan soydaşlarımızı “Anma Günü” olarak
tüm Çerkeslerce kabul edilmiştir.” Dedi. Genel Başkan Aslan
Arı, genel bir dünya ve Kafkasya analizinden sonra sözlerine
şöyle devam etti:
“Bütün bunları gözönüne alarak muhaceretteki Kafkas insanı
Abhazya başta olmak üzere anavatana dönmeyi hedeflemeli ve
kendi cumhuriyetlerinde azınlık durumundaki nüfuslarını hızla
arttırmalıdır. Anavatana dönmeyenler bulundukları yerlerden
imkan ve desteklerini Anavatan’a yöneltmelidir.”
Toplantıya Anayurt Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinden pekçok
yetkili ve misafir katıldı. Dünya Çerkes Birliği başkanı
ŞHALAKO Abu da kısa bir konuşma yaptı. Sayın
ŞHALAKO
Abu, muhacerette yaşamak zorunda bırakılan bütün
Kafkasyalıların yapmak zorunda olduğu iki şeyin, muhacerette
Çerkes kimliği ile yaşamak, dil ve özgün kültürü korumak ve en
önemlisi, anayurda dönmek olduğunu belirtti.
Programa Karaçay Çerkes bölgesinden katılan (sözü edilen kiş
Bakan Qerden Oleg’dir.) Xhuaḱue Nalbi yaptığı konuşmada
Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin yapmaları gereken en önemli
işin birlik ve beraberlik içinde olmak, dil ve kültürü
korumak, adet ve gelenekleri diriltmek olduğunu söyledi.
Daha sonra, Abhazya direniş mücadelesinde dolaylı veya
dolaysız katkıda bulunan milletvekillerine kurum ve
kuruluşlara şükran plaketleri sunuldu.
Programın ikinci gününde Ankara KKKD Kadın Komisyonu’nun
çalışmaları ve pek çok derneğimizin Kadın Komisyonlarının da
desteğiyle hazırlanan bir kermes düzenlendi. Ayrıca aynı gün
Kafkas Sürgünü ve 130.yıl konulu bir panel düzenlendi. Panele
konuşmacı olarak Yaşar Bağ, Atay Ceyişakar, Yalçın Karadaş,
Aytek Kurmel, Özdemir Özbay, Batıray Özbek, Meretıque Şığuetıj
ve Musa Uysal katıldı. Panelde Kafkasyalıların Anadolu’daki
diğer kültürlerle etkileşimi, toplumsal yaşamlarını
korumaları, Çerkes siyasi tarihi ve örgütlenme süreci gibi
önemli konular işlendi tartışıldı.
29 Mayıs Pazar günü “Kurtuluş Savaşında Çerkesler ve Çerkes
Ethem adlı panel düzenlendi. Panelei bu konuyla ilgili
araştırmaları ile tanınan Mevlüt Atalay, Yaşar Bağ, Yusuf
Büyükbaşaran, Zeki Saruhan ve Muhittin Ünal katıldı.
Konuşmacılar, Kurtuluş Savaşı’nın gerek fikirsel olgunlaşma
döneminde ve gerekse savaş döneminde pekçok Çerkesin en ön
planlarda olduğunu, ancak bu gerçeklerin şimdiye kadar tarihin
tozlu sayfalarında gömüldüğünü vurguladılar. Panel sonrasında
dinleyicilerin soruları genellikle Sn. Zeki Saruhan’a yöneldi.
Sayın Saruhan Çerkes Ethem’in İhaneti adlı kitabıyla tanınan
bir araştırmacı.
Anma programı 29 Mayıs akşamı Ankara KKKD Gençlik
Topluluğu’nun hazırladığı Teatral Dans Gösteri’si Ankara KKKD
Tiyatro Topluluğu’nun hazırladığı Şiir dinletisi ve Kafkasyalı
Sanatçıların katılımı ile görkemli ve sevgi dolu bir gece ile
noktalandı.
130. yıl anma etkinlikleri Açılış Galası’nda:
1-Abhazya’nın işgali sırasında en önce dünyanın dikkatini
çeken ve savaşın durdurulması için çağrıda bulunan Dünya
Çerkes Birliği örgütüne....
Evet bu haberin sunuluşunda da DÇB rolü görmezden gelinmiş,
önemi çok sınırlandırılmıştır. Bir kez 130. yılda çok geniş
katılımlı anma etkinlikleri için yardımı istenen kurum DÇB
yönetimi. DÇB de bu girişimi önemser ve Cumhuriyet
yetkililerine yazar. Kabardey’den grup oluşturulamaz ancak
Abhazya, Adigey ve Karaçay Çerkes’den bakanların da yer aldığı
cumhuriyetlerin görevlendirdiği kişilerle birlikte dernek
yetkililerinden oluşmuş kalabalık bir grup oluşturulur.
Etkinliğin bizce ilk vurgulanması gereken yönü diaspora, DÇB
ve yerel yönetimlerin birlikte çalışmanın en güzel
örneklerinden birisi olması idi.
Bültenimiz, Rus (ya da Rusya)-Kafkas Savaşları yerine hiçbir
DÇB belgesinde geçmediği halde ilk saldıranın Kafkaslılar
olduğunu ima eden, üzücüdür ki, sıklıkla da kullanılan
Kafkas-Rus Savaşları terimini tercih etmiştir.
1861 de Muhammed Emin yenilmemiş teslim olmuştur. Rusya’nın
yardımları ile Osmanlı’ya gelmiş ve Rusya’nın bağladığı maaşla
yaşamını sürdürmüştür. Dolayısı ile Halk Kahramanı sayılması
yanlıştır. DÇB Başkanı sayın
ŞHALAKO
Abu törende konuşma yapmasaydı, Muhammed Emin’i özellikle
Adigelerin halka kahramanı saymadığını halk ağıtları örnekleri
ile açıklamasaydı, diasporada yeterince bilinmediği ya da
geniş halk yığınlarınca içselleştirilmemiş olmadığı için
bültenin bu tutumu dam hoş görülebilirdi. Ancak törene katılan
ve diasporadaki inanışı temelden sarsacak konuşma yapan DÇB
Başkanı'ndan hiç söz edilmemesine “ben merkezci olmak” dışında
bir gerekçe bulamıyorum ben.
Kadınlar komisyonunun paneline konuşmacı olarak katılan
MERTIQUE Şığuetıj diğerleri gibi Türkiye’de tanınan bilinen
bir isim değildi. DÇB Yönetim Kurulu üyesi idi.
Haberde dikkati çeken de DÇB’ye plaket verilme
gerekçesi: Abhazya’nın işgali sırasında en önce dünyanın
dikkatini çeken ve savaşın durdurulması için çağrıda bulunan
Dünya Çerkes Birliği örgütüne....
Sanki DÇB’nin Abhazya Direnişindeki çabalarının üstü özellikle
örtülmek istenmiş gibi. Evet DÇB dönemin DÇB Başkanı rahmetli
KALMIK Yura sadece ilk çağrıyı yapmakla kalmamıştı. Moskova
Radyosu’ndan tüm dünyaya duyurabildiği ilk çağrıda gönüllülere
de seslenmişti. Savaş boyunca da Abhazya’ya politik ve maddi
yardım çalışmalarının hemen hepsinde başrolü oynamıştı.
Aralarında dört DÇB yönetim Kurulu üyesinin de bulunan ve
savaşın ikinci günü Abhazya’ya ulaşan ilk yardım grubunu
gönderenler de DÇB üyesi derneklerdi. Gönüllülere, esir düşen
bir gönüllünün üstünde bulunan ve Televizyonlarda defalarca
gönderilen “gönüllüdür” resmi belgesini veren de yine DÇB
üyesi Adigey
Adigey
Xase’nin başkanı, etkinlikler sırasında da DÇB Başkanı ŞHALAKO
Abu idi.
Daha sonra da DÇB taraflarca hep önemsenen belgelere imza attı
sonuç alıcı girişimlerde bulunmuştu. Özetle DÇB ilk çağrıyı
yapıp sessizliğe gömülmemişti.
Kaf-Der/BÜLTEN’de haberlerin verliş şeklini yeniden
değerlendirdiğimde, “DÇB çalışmalarının halkımızca gerektiği
gibi bilinmemesinin bir nedeni de DÇB’yi görmezden gelen DÇB
üyesi derneklerin ben merkezli kimi yöneticileri imiş demek
ki...” diye düşünmezlik edemedim. Benzeri sayısız örneğin
bulunabileceğinden de hiç kuşku duymuyorum... |