MENÜ





 

.

.

DÇB’NİN, DÇB ÜYELERİNCE DE SAKLANAN ÇALIŞMALARI
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

Evdeyim... Arada yaptığımı gibi eski bülten, dergi, yazıları karıştırıyorum. Kaf-Der bültende iki haber beni sarsıyor. Bir bilim adamının sözünü aktarmıştım daha önceki yazılarımın birinde: Halklar kurguladıkları geleceklerine göre tarihlerini yazarlar. Çok yerinde bulduğum bir yaklaşım. Konuşmalarımda da sık sık kullanırım. ...

.

Yaşamın bir gerçeği olarak görürüm. Kaf-Der/Bülten’deki iki haber bir başka gerçeğin de kanıtı sanki. Gelecekteki tarih yazıcılarının yanıltacak taşların daha olayın geçtiği günlerde döşenebileceği gerçeği bu.

DÇB etkinliklerinin kendi üyesi Kaf-Der tarafından gözlerden saklandığının kanıtı haberlerden biri on dördüncü sayıdan:

“Maykop ve Çankaya kardeş şehir oldu.

Maykop ve Çankaya geçtiğimiz ay kardeş şehir oldular. Maykop Belediyesi’nin kardeş şehir olmam kararını iletmek üzere Kaf-Der Genel Merkezi’nden bir heyet Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen’i ziyaret etti.  Sn. Taşdelen Maykop ile kardeş şehir olmalarından duyduğu memnuniyeti dile gewtirdi. Sn Taşdelen, Anakara’nın da bir kültür mozaiği olduğunu vurguladıktan sonra, her türlü kültürel etkinliği belediye olarak desteklediklerini belirtti. Maykop ve Çankaya’nın kardeş şehir olmalarıyla, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleşmesi ve ortaklaşa kültürel etkinliklerin düzenlenmesi bekleniyor.”

Görüldüğü gibi kardeş kent oluşumundan, öncesi herkesçe bilinen bir doğum olayı gibi söz ediliyor. “Müjde bir oğlunuz oldu” gibi. Gerçekte teklifi Maykop Belediyesi yetkililerine götürenler de işbirliğini sağlayanlar da, başarılı sonucun alınmasında etkili olanlar da hep dönemin DÇB yetkilileri. DÇB’nin bu güzel gelişmedeki katkılarını görmezden gelenler de DÇB üyesi Kaf-Der’in yayın organı.

Oysa başarı ile sonuçlanan böyle güzel bir girişimdeki payı saklanmasa DÇB’yi duyanların nelerle uğraştığını bilenlerin sayısı artmaz mıydı?

Ancak bilirsiniz Türkiyeli Çerkes çemberi...  Her şeyi bilen de yapan da onlardır... Şimdilerde de öyle değil mi? Yattığı yerde uzatılan vatandaşlığı almamış olmanın, bulunduğu ülkeden kendisine tanınan geçici oturma izni  başvuru hakkından yararlanmamanın doğal sonucu suçlululuk duygusundan anavatanı suçlayarak, yalan yanlış dönüş teorileri önererek kurtulmaya çalışır. Ne yaparsınız kolay değildir “sürgünümsü” olduğunun bilincinde olup kendini, anavatanına girişi engellenen gerçek sürgünler gibi gösterebilmek...

Diğer haberin  adı geçen bültenin dokuzuncu sayısından, sunuluşu da daha vahim.

SÜRGÜNDE 130 YIL  

“Kafkas halklarının Çarlık Rusya’sının baskıları ile anayurtlarından sürgün edilişi 130. yılını doldurdu. Bir başka örneğine rastlanılması mümkün olmayan bu insanlık dışı sürgün ve soykırım 130. yılında Kafkas Derneği’nin düzenlediği bir dizi etkinlikle anıldı.

Anma programı 23 Mayıs Pazartesi günü Kafkasya’dan gelen misafirlerin de katılımı ile Düzce ve Bursa’da düzenlenen etkinliklerle başladı.

Düzce’deki derneklerimizin düzenlediği etkinlikler 23 Mayıs Pazartesi günü Bataklıçiftlik köyündeki anma programı ile başladı. Yapılan konuşmalarda sügünün önemi vurgulandı. Kafkasyalı sanatçılar ağıtlar okudu. Aynı günün akşamı Bayramcı köyünde Kafkasya’dan gelen konukların onuruna çok sayıda hemşehrilerimizin katılımıyla görkemli bir toplantı düzenlendi.

23 ve 24 Mayıs günlerinde Bursa'nın Armutlu, Hacıkara ve Karaorman köylerinde hemşerilerimizin yoğun katılımı ile anma toplantıları düzenlendi. Bu etkinliklerin en anlamlılarından biri Muhammed Emin’in mezarının ziyaret edilmesi idi. Bursa Kaf-Der’in düzenlediği program çerçevesinde Kafkas-Rus savaşlarının ünlü komutanlarından, halk kahramanı Muhammed Emin’in Armutlu köyündeki mezarı ziyaret edildi. Muhammed Emin yıllar süren mücadelesinden sonra 1861'de yenilmiş, Osmanlı topraklarına göç ettikten sonra Bursa’nın Kemalpaşa ilçesine bağlı Armutlu köyüne yerleşmişti.

Ankara’daki etkinlikler 27 Mayıs günü akşamı Açılış Galası ile başladı. Gerek Türkiye’den gerekse Kafkasya’dan pek çok insanın katıldığı etkinlik Yıstanbılakue’nin dinlenmesi ve saygı duruşu ile başladı.

Kaf-Der Genel Başkanı sayın Aslan Arı yaptığı konuşmada, 1,5 asır süren Kafkas-Rus savaşlarından sonra 1864’de yoğun ivme kazanan Kafkas Sürgünü’nün üzerinden 130 yıl geçmiş olmasına rağmen verilen varolma mücadelesi ve gereklilikleri konusuna değindi. Sn Arı, “Bugün anmak için toplandığımız 21 mayıs 1864 Kafkas-Rus savaşlarının sona erdiği tarih olarak kabul edilmektedir. Bugün Kafkas kurtuluş savaşlarının kurbanları olan şehitlerimizi ve zorla toraklarından sürülen, tarihin en büyük soykırımına uğrayan soydaşlarımızı “Anma Günü” olarak tüm Çerkeslerce kabul edilmiştir.” Dedi. Genel Başkan Aslan Arı, genel bir dünya ve Kafkasya analizinden sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Bütün bunları gözönüne alarak muhaceretteki Kafkas insanı Abhazya başta olmak üzere anavatana dönmeyi hedeflemeli ve kendi cumhuriyetlerinde azınlık durumundaki nüfuslarını hızla arttırmalıdır. Anavatana dönmeyenler bulundukları yerlerden imkan ve desteklerini Anavatan’a yöneltmelidir.”

Toplantıya Anayurt Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinden pekçok yetkili ve misafir katıldı. Dünya Çerkes Birliği başkanı ŞHALAKO Abu da kısa bir konuşma yaptı. Sayın ŞHALAKO Abu, muhacerette yaşamak zorunda bırakılan bütün Kafkasyalıların yapmak zorunda olduğu iki şeyin, muhacerette Çerkes kimliği ile yaşamak, dil ve özgün kültürü korumak ve en önemlisi, anayurda dönmek olduğunu belirtti.

Programa Karaçay Çerkes bölgesinden katılan (sözü edilen kiş Bakan Qerden Oleg’dir.) Xhuaḱue Nalbi  yaptığı konuşmada Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin yapmaları gereken en önemli işin birlik ve beraberlik içinde olmak, dil ve kültürü korumak, adet ve gelenekleri diriltmek olduğunu söyledi.

Daha sonra, Abhazya direniş mücadelesinde dolaylı veya dolaysız katkıda bulunan milletvekillerine kurum ve kuruluşlara şükran plaketleri sunuldu.

Programın ikinci gününde Ankara KKKD Kadın Komisyonu’nun çalışmaları ve pek çok derneğimizin Kadın Komisyonlarının da desteğiyle hazırlanan bir kermes düzenlendi. Ayrıca aynı gün  Kafkas Sürgünü ve 130.yıl konulu bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Yaşar Bağ, Atay Ceyişakar, Yalçın Karadaş, Aytek Kurmel, Özdemir Özbay, Batıray Özbek, Meretıque Şığuetıj ve Musa Uysal katıldı. Panelde Kafkasyalıların Anadolu’daki diğer kültürlerle etkileşimi, toplumsal yaşamlarını korumaları, Çerkes siyasi tarihi ve örgütlenme süreci gibi önemli konular işlendi tartışıldı.

29 Mayıs Pazar günü “Kurtuluş Savaşında Çerkesler ve Çerkes Ethem adlı panel düzenlendi. Panelei bu konuyla ilgili araştırmaları ile tanınan Mevlüt Atalay, Yaşar Bağ, Yusuf Büyükbaşaran, Zeki Saruhan ve Muhittin Ünal katıldı. Konuşmacılar, Kurtuluş Savaşı’nın gerek fikirsel olgunlaşma döneminde ve gerekse savaş döneminde pekçok Çerkesin en ön planlarda olduğunu, ancak bu gerçeklerin şimdiye kadar tarihin tozlu sayfalarında gömüldüğünü vurguladılar. Panel sonrasında dinleyicilerin soruları genellikle Sn. Zeki Saruhan’a yöneldi. Sayın Saruhan Çerkes Ethem’in İhaneti adlı kitabıyla tanınan bir araştırmacı.

Anma programı 29 Mayıs akşamı Ankara KKKD Gençlik Topluluğu’nun hazırladığı Teatral Dans  Gösteri’si Ankara KKKD Tiyatro Topluluğu’nun hazırladığı Şiir dinletisi ve Kafkasyalı Sanatçıların katılımı ile görkemli ve sevgi dolu bir gece ile noktalandı.

130. yıl anma etkinlikleri Açılış Galası’nda:

1-Abhazya’nın işgali sırasında en önce dünyanın dikkatini çeken ve savaşın durdurulması için çağrıda bulunan Dünya Çerkes Birliği örgütüne....

Evet bu haberin sunuluşunda da DÇB rolü görmezden gelinmiş, önemi çok sınırlandırılmıştır. Bir kez 130. yılda çok geniş katılımlı anma etkinlikleri için yardımı istenen kurum DÇB yönetimi. DÇB de  bu girişimi önemser ve Cumhuriyet yetkililerine yazar. Kabardey’den grup oluşturulamaz ancak Abhazya, Adigey ve Karaçay Çerkes’den bakanların da yer aldığı cumhuriyetlerin görevlendirdiği kişilerle birlikte dernek yetkililerinden oluşmuş kalabalık bir grup oluşturulur. Etkinliğin bizce ilk vurgulanması gereken yönü diaspora, DÇB ve yerel yönetimlerin birlikte çalışmanın en güzel örneklerinden birisi olması idi.

Bültenimiz, Rus (ya da Rusya)-Kafkas Savaşları yerine hiçbir DÇB belgesinde geçmediği halde ilk saldıranın Kafkaslılar olduğunu ima eden, üzücüdür ki, sıklıkla da kullanılan Kafkas-Rus Savaşları terimini tercih etmiştir.

1861 de Muhammed Emin yenilmemiş teslim olmuştur. Rusya’nın yardımları ile Osmanlı’ya gelmiş ve Rusya’nın bağladığı maaşla yaşamını sürdürmüştür. Dolayısı ile Halk Kahramanı sayılması yanlıştır. DÇB Başkanı sayın ŞHALAKO Abu törende konuşma yapmasaydı, Muhammed Emin’i özellikle Adigelerin halka kahramanı saymadığını halk ağıtları örnekleri ile  açıklamasaydı, diasporada yeterince bilinmediği ya da geniş halk yığınlarınca içselleştirilmemiş olmadığı için bültenin bu tutumu dam hoş görülebilirdi. Ancak törene katılan ve diasporadaki inanışı temelden sarsacak konuşma yapan DÇB Başkanı'ndan hiç söz edilmemesine “ben merkezci olmak” dışında bir gerekçe bulamıyorum ben.

Kadınlar komisyonunun paneline konuşmacı olarak katılan  MERTIQUE Şığuetıj diğerleri gibi Türkiye’de tanınan bilinen bir isim değildi. DÇB Yönetim Kurulu üyesi idi.

Haberde  dikkati çeken de DÇB’ye plaket verilme gerekçesi: Abhazya’nın işgali sırasında en önce dünyanın dikkatini çeken ve savaşın durdurulması için çağrıda bulunan Dünya Çerkes Birliği örgütüne....

Sanki DÇB’nin Abhazya Direnişindeki çabalarının üstü özellikle örtülmek istenmiş gibi. Evet DÇB dönemin DÇB Başkanı rahmetli KALMIK Yura sadece ilk çağrıyı yapmakla kalmamıştı. Moskova Radyosu’ndan tüm dünyaya duyurabildiği ilk çağrıda gönüllülere de seslenmişti. Savaş boyunca da Abhazya’ya politik ve maddi yardım çalışmalarının hemen hepsinde başrolü oynamıştı.

Aralarında dört DÇB yönetim Kurulu üyesinin de bulunan ve savaşın ikinci günü Abhazya’ya ulaşan ilk yardım grubunu gönderenler de DÇB üyesi derneklerdi. Gönüllülere, esir düşen bir gönüllünün üstünde bulunan ve Televizyonlarda defalarca gönderilen “gönüllüdür” resmi belgesini veren de yine DÇB üyesi Adigey Adigey Xase’nin başkanı, etkinlikler sırasında da DÇB Başkanı ŞHALAKO Abu idi.

Daha sonra da DÇB taraflarca hep önemsenen belgelere imza attı sonuç alıcı girişimlerde bulunmuştu. Özetle DÇB ilk çağrıyı yapıp sessizliğe gömülmemişti.

Kaf-Der/BÜLTEN’de haberlerin verliş şeklini yeniden değerlendirdiğimde, “DÇB çalışmalarının halkımızca gerektiği gibi bilinmemesinin bir nedeni de DÇB’yi görmezden gelen DÇB üyesi derneklerin ben merkezli kimi  yöneticileri imiş demek ki...” diye düşünmezlik edemedim. Benzeri sayısız örneğin bulunabileceğinden de hiç kuşku duymuyorum... 

.

.

.